0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Kapitalizmm  (Okunma Sayısı 216 defa)
zeeyd
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 66


Tevhid İnqılabtır!


« : 18 Kasım 2010, 15:00:16 »

 Tevhidin..  bir kabul birde red bölümü vardır. La ilahe >>> illAllah.. diye ikiye ayırdıgımızda. La ilahe diyrek .. bir başlakdırı bir reddetme.. itiraz etme kabul etmeme olarak nelere itiraz  ettiğimiz ve neleri redettiğimiz konusunda Kuran bize  örnekler vermiştir. hadislerde  de bu konu ile alakalı  değinmeler bulabiliriz.yine alimlerrimiz. bu konu hakkında  kitaplar yazmıştır.. birer sistem olup.."ideoloji"biçiminde hayata akseden ve  bir çok bağlları olan  bir çok batıl dinden biri olan "kapitalizm"  hakkında  daha önce araştyırma yapmış yada  daha iyi  araştırma yapabilecek yada  bu konuyu dikkate alan her   kardeşimden kapitalizm hakkında bilgi vermesini  rica ediyorum..
Moderatöre Bildir   Logged

"Evvela, yanıbaşımızdaki Kur'an sarayını uzak gösteren sahte dürbünleri kırmak lazım..."
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Online Online

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #1 : 18 Kasım 2010, 15:47:26 »


    "Komünizm; sömürünün zulümlerini ortadan kaldırabileceğini ve dünyanın ekonomik problemlerini çözebileceğini iddia eder ve bunun da özel mülkiyet sisteminin kaldırılması ve bütün üretim araç ve kaynaklarının ortaklaşa -komün- kullanılmasıyla mümkün olacağını söyler. Komünizme göre özel mülkiyet tarihin bütün evrelerinde zulüm ve baskı  getirmiştir, bu nedenle de büyük mülkiyetlerin ilgâsı ve üretim araçlarının "burjuva" kesiminin tekelinden çıkarılıp kamusallaştırılması ve servetin adil dağılımıyla ekonomik durum tamamen düzelecek ve sınıfların ortadan kaldırılmasıyla kapitalizmin neden olduğu bütün zulümler son bulacak, sonuçta tek sınıflı toplum modeli oluşacak ve toplumda herkes birbiriyle eşit, uyum ve dayanışma içinde olacaktır...

    İşte bu noktada can alıcı bir soru çıkıyor ortaya: Tek sınıflı böyle bir toplum oluşturabilmek için sadece bir faktörün eşitlenmesi ve sadece bir dalda toplumun birbiriyle eşit hale gelmesi yeterli midir? Oysa ki bir toplumda farklı sınıfların oluşmasını sağlayan daha birçok faktör vardır; askeri, dînî, mezhebî, siyasi... vb. nedenlerle oluşan sınıflar bunun en basit örneklerini teşkil eder. Bu durumda tek sınıflı bir toplumu oluşturabilmek için bütün diğer farklı faktörlerde de eşitlik sağlanmalıdır. Halbuki bugün sosyalist ülkelerde her ne kadar kapitalist ve burjuvazi adında bir sınıf artık kalmamışsa da  işçi, çiftçi, emekçi, memur, komünist parti üyesi... vb. gibi yekdiğerinden tamamen farklı birçok sınıf vardır ve bunların yaşam ve refah düzeyleri de asla eşit olmayıp birbirinden tamamen farklıdır. Sovyetler Birliği'nde bir doktorla bir hemşirenin aldığı maaş eşit midir sahi? Basit bir işçiyle bir mühendis aynı ücreti mi almaktadır? Kaldı ki düşünce, zeka, eğilim, zevk, duygu, fiziki güç, yetenek... vb. dallarda bireyler arasında daima farklılık olacak ve bu farklılıkların genetik olarak nesilden nesile aktarılmasını kimse engelleyemeyecektir.

    Kapitalizm de ekonomi problemini ancak kendisinin çözebileceğini iddia eder ve özel mülkiyeti korur, diğer taraftan da işle emek arasında belli bir denge yaratmak ve sınıflararası mesafeleri azaltabilmek için zayıf ve fakir kesimin asgari geçim düzeyini temin eder.(Burada bunun sadece bir iddia olduğunu da hemen hatırlatalım ...ünlem)

    Sosyalist ve kapitalist rejimler insanların günlük yaşamının mihenk ve ölçüsünün maddiyat olduğu inancıyla hareket eder, ekonomik ve sosyal meseleleri insanın maneviyat ve ahlakını dikkate almadan değerlendirirler. Maddeci olan bu sistemlere göre asıl hedef ve nihai gaye zengin olmak ve mal varlığını artırmaktır, bundan öte bir hakikati görememektedirler...
    İslam dini, kendisine has dünya görüşü ve kapsamlı felsefî anlayışıyla insanı bütün boyutlarıyla ele alır ve onu bütün özellikleriyle birlikte değerlendirir; bu nedenle de birey ve toplumun maddi yaşam seviyesini temin etmekle kalmayıp onun en önemli boyutu olan ahlakî erdemlerle ruhî olgunluk ve kemallerine de önem verir ve bütün hüküm ve prensiplerinde bunu gaye edinir. İslamda servet, insanoğlunun bütün fıtrî istek ve gayelerinin gerçekleştirilmesi yolunda kullanılan bir araçtır sadece.

   Batı dünyasında kanun sermaye sahibinden yanadır; işçiler ve diğer çalışanlar karşısında işvereni ve sermaye sahibini korur. Sovyetler'de ise bizzat kendi deyişleriyle kanun, sermaye sahibini ortadan kaldırmak için vardır.

   İslamî sistemde ise kanun ve hükümlerin kaynağı ilahi vahiy'dir ki bu da beşerî kanun koyucuların fikir ve eğilimlerinin ürünü değildir asla; bu nedenle de hiçbir sınıfı diğerinden üstün tutmaz, bir grubun maslahatı için diğerinin haklarına zulümde bulunmayı reva görmez.

    islami bir  sistemde, yönetim mekanizmasında bulunanlar, kanun koyma gücünün getireceği gurur ve kibirden silkinmiş olurlar; kendilerinin, Yüce Allah'ın kanunlarını bizzat uygulamak ve başkalarının da uygulamasını sağlamakla yükümlü olduklarını anlarlar, bu hükümler karşısında kendilerinin diğer bireylerle eşit olduklarını bilirler.

   Yüce İslam dini de sosyal yaşamın gelişip kalkınması için önemli bir faktör olan bu fıtrî eğilimi dikkate alır ve hukukî sistemin de getirdiği kanunlarıyla bunu destekler, islam dini insanoğlunun fıtrat ve doğasına uygun şekilde davranır ona; kendi alın teriyle ve meşru yollarla kazandığı serveti bireyin kendi hakkı olarak görür, bunu kanunen destekler ve üretimin, üreticinin malı ve onun hakkı olduğunu kabul eder.

    İslam dini, bireysel mülkiyet anlayışının fıtrat ve insan doğası gereği zulüm ve haksızlığa neden olduğu görüşünü reddeder. Batı dünyası ve özellikle Avrupa'da özel mülkiyetin zulüm ve haksızlığa neden olmasının sebebi, bu beldelerde kanun koyuculuk yetkisinin bizzat sermaye sahipleri ve zengin sınıfın elinde bulunuyor olmasıdır; bu durumda sermayedarların, bütün kanunî düzenlemeleri kendi çıkarları doğrultusunda tanzim edecekleri apaçık ortadadır. İslam'da ise, daha önce de belirttiğimiz gibi, kanun koyma hakkı sadece Allah'a aittir, bu sebeple de İslam hukuk düzeninde belli bir sınıf kollanmaz, sermayedarların lehine ve emekçinin aleyhine kanun çıkarılmaz.

    İslam nazarında, türlü zorluk ve meşakkatlere katlanarak, bir fabrika kuran adamın elinden fabrikası zorla alınamaz, zira böyle bir tavır her şeyden önce bireyin emek güvencesini hiçe saymak olup sosyal güvence ve saygınlığa aykırıdır, çalışma ve üretim şevkini de kırar. Ancak devlet, milli ve ekonomik maslahatları dikkate alıp sosyal adaleti sağlamak amacıyla stratejik üretim merkezleri ve aynı ölçüde özel öneme haiz kritik sanayi ve üretim birimlerini kendisi kurabilir veya kontrol altında tutabilir.

    Kısacası islam hem bireye, hem topluma önem verir, birini diğerine feda etmez; sosyal ve ekonomik problemleri gidermek için de sosyal adalet çerçevesinde serbest piyasa ekonomisi, nisbi mülkiyet, bireyin bağımsızlığı ve toplumun maslahatlarına dayalı bir düzen önerir ve özel mülkiyeti de, bireyin fıtri ve doğal mülk edinme duygusundan kaynaklanan bir vaka olarak görür ve sosyal maslahatların, hududuna yani toplumun çıkarlarına serbesti hakkı tanır. Böylece insanlar, daha fazla üretebilmek ve daha rahat bir yaşam düzeyine kavuşabilmek için çaba gösterecek, bu saikle hareket edeceklerdir. Ancak, bireyin maddi gücünü kötüye kullanarak toplumun güven, huzur ve çıkarlarını tehlikeye düşürecek girişimlerde bulunmaması, zulüm ve haksızlığa sebebiyet vermemesi için de bu özel mülkiyet için belli şartlar ve çerçeveler tayin etmiştir .

     Özel mülkiyet konusunda islam, sorumsuzluk ve kayıtsızlığı önlemiş, sadece meşru yollardan kazanılan serveti sahibinin hakkı olarak görmüş, meşru ve kanuni olmayan yollarla edinilen serveti bir "hak" olarak tanımamıştır. Zulüm, haksızlık, stok, kara para,rüşvet,faiz,suistimal,adam kayırma,spekülasyon, sahtekarlık, yağmacılık, beleşçilik, rüşvet, gasp ve hırsızlık, başkalarının hakkını çiğneme vb. bâtıl yollarla kazanç sağlanmasına İslam dini izin vermemektedir; çıkarcı insanların adalet ve kanuna aykırı şekilde kazanç sağlamasının İslam şeriatında yeri yoktur.

   Kapitalizm sistemi, ekonomik tahavvüller gereği bugünkü halini almış olması gereken özel mülkiyet sistemiyle aynı şey değildir. Zira kapitalizmin güçlenip genişlemesi ancak iki şeyle mümkündür: Spekülasyon ve faiz! Nitekim bizzat ekonomi tarihçileri kapitalist ekonomi sisteminin ortaya  çıktığı ilk günlerde basit, hatta faydalı bir sistem olduğunu, ama ekonominin geçirdiği kaçınılmaz  evreler sonucu faize dayalı iç borçlanmalarla bugünkü zararlı haline geldiğini yazmaktadırlar. Keza, küçük şirketler ve küçük üreticilerin iflasına yolaçıp, ayakta kalabilmek için büyük bir şirket halinde birleştikleri veya küçük sermayelerin yaşayabilmek için büyük sermayelere katılmak zorunda kaldığı "kapitalizmin amansız rekabetleri" vurgun, stokçuluk ve spekülasyonu beraberinde getirmektedir. Kapitalist düzenin en önemli faktörü ve servet yığmanın en iğrenç etkenleri olan faizle spekülasyon İslam'da haram edilmiş ve yasaklanmıştır. Çünkü faiz hadsiz hesapsız servetleri dört bir yandan kapitalistin kasasına akıtmakta ve halkı günbegün perişan ve daha fakir hale getirmektedir.

    Farklı sınıflar arasında ekonomik denge sağlayabilmek amacıyla servetin belli ellerde birikmesini engellemek için İslam'ın getirdiği mükemmel kurallardan biri de zekat ve hums sistemidir; bu sistem bütün toplum bireylerine uygulanmakta ve her yıl servet ve mülk sahiplerinin varlığının belli bir kısmını azaltmaktadır.Diğer taraftan özel mülkiyetin islami düzendeki dokunulmazlık sınırı, toplumun maslahatıdır, toplumun maslahatı tehlikeye düşecek olursa özel mülkiyetin dokunulmazlığı kalkar ve böylesine olağanüstü bir durum baş gösterdiğinde âdil olan İslam devleti, belirlenmiş olan özel kurallar çerçevesinden taşmamak kaydıyla, baş gösteren tehlikeyi gidermek ve islam ümmetinin geleceğini koruyabilmek için gerektiğinde özel mülkiyete müdahale edip, belli bir denge kurabilir.Bugün batı dünyasında kökleşmiş bulunan çirkin kapitalist düzene İslam'da yer yoktur; yüce İslam dini, bir avuç ultra zengin sınıfın keyfi ve  çıkarları için kölelik, savaş ve sömürücülüğün yayılmasına izin vermez.

   Kur'an-ı Kerim'de  Haşr Suresi'nin 7. ayetinde mealen "mal ve servetin dağıtımı ve bölüştürülmesine belli kurallar koymamızın sebebi, aranızdan belli bir zengin sınıfın, bütün varlık ve servetleri ele geçirmesini önlemektir" buyrulur.

    Toplumun zararı bireyin de zararı olduğundan, böyle bir düzende toplumla bireyin hukuku arasında hiçbir zaman çatışma ve sürtüşme olmaz. Binaenaleyh islam dini özel mülkiyete saygı göstermekte ve insanların bu doğal eğilimlerine olumlu yaklaşarak helal sınırlar çerçevesinde olması kaydıyla sermaye sahibinin taraftar olduğu bütün kolaylıkları özel sermayeye tanımaktadır ve aynı şekilde olağanüstü bir durum baş gösterdiğinde özel mülkiyeti, kamu lehine olacak şekilde kullanabilmekte ve gerekli müdahalede bulunabilmektedir.

     İslam; ahlaki açıdan da bireyleri Allah yolunda infak ve bağışta bulunmaya teşvik etmiş, bu ahlaki ve kültürel çağrıyla kanuni düzenlemeler arasında paralellikler oluşturmuştur. Bu konuda İslam'ın getirdiği fevkalade öğretici ve eğitici ahlakî prensipler insanî duyguları harekete geçirmekte ve Müslüman'ın, din kardeşlerinin ihtiyaçları karşısında kayıtsız kalmasına engel olmaktadır.

   İslam; servetin belli bir grubun elinde birikmesiyle ortaya çıkan savurganlık, israf, ayyaşlık ve keyifçiliğe karşıdır ve bununla mücadele eder, zenginlerin cimrilikte bulunup fakirlere yardımcı olmamasını alenen kınar ve Allah yolunda infakta bulunulmamasını eleştirir; genel fakirliğe neden olan "işverenin, çalışanın emeğini tam ödememesi ve ona zulümde bulunması"nı haram ilan edip yasaklar ki bu güzel çağrı ve bu insanî tutum insanın Rabbiyle irtibatını güçlendirip insani duyguların güçlenmesine de yardımcı olur...Nitekim kötü niyetlilikler, adaletsizlikler, haksızlık ve zulümler hep insanların Rableriyle ilişkilerini kesmeleri ve hesap gününün varlığını unutmalarından ileri gelmektedir. Hal böyle olunca insanoğlunun vicdani ölçüleri tuhaflaşmakta, bu bozulmanın ardından bireyin toplum ve yaratıcıyla, hatta kendisiyle olan ilişki ve irtibatları zikzaklar çizmekte, kesikliklere uğramaktadır.Rabbiyle yakın irtibatları olan bir insanın, diğer insanların hakkını yemesi ve hemcinslerine zulümde bulunmaktan çekinmemesi; mal ve servet uğruna Allah'ın kullarıyla çekişme ve sürtüşmeye girmesi imkansızdır.

     Binaenaleyh, kapitalist sistemin zarar ve koflaşmalarından tamamen uzak olan İslamî sistem, komünist sistemden de üstün ve çok daha ileri bir adalet düzenine sahiptir; İslam sağın da, solun da aşırılıklarından arınmış bir düzene sahiptir. Kendine has bu muazzam denge ve adalet sistemiyle yüce İslam dini; komünizm ve kapitalizm ufuklarının çok ötesinde ve fevkalade parlak bir ufku insanlığın önüne açar.

    Bu arada dikkat edilmesi gereken husus, islamın bedii ve yepyeni bir din olmasıdır; bu mükemmel din, sosyal adalet denilen şeyden kimsenin haberi bile olmadığı ve ekonomik faktörün hiçbir anlam ifade etmediği bir ortam ve zaman diliminde çıkmıştır ortaya.

    Amerikalı felsefeci William James'la İngiliz felsefeci Harold Lawshy, John Strashi ve Bertrand Russell ve bir diğer ABD'li araştırmacı yazar Walter Lipmen gibi birçok çağdaş düşünür hem kapitalist düzeni, hem komunizmi eleştirmekte ve dengeli bir çözüm aramaktadırlar. Bu düşünürler komünist sistemin ferdî hürriyet , bağımsızlık ve iradeyi dumura uğrattığını; bireysel ve sosyal sahalarda yönetim mekanizmasına mutlak yetki vermek suretiyle ferdin yapıcı ruh ve yeteneklerini bu baskı ve hafakan atmosferinin karanlığında boğduğunu, bireyin tekamül ve gelişme imkanının sıfırlandığını  hatırlatmaktadır.Diğer taraftan kapitalizmin ürünü olan batı demokrasisi de bireye aşırı serbesti tanıyarak sosyal koordineyi alt üst etmekte, para ve servet sahibi bir avuç zengin ve nüfuz sahibi ayrıcalıklı kesim, bütün imkan ve üretim sistemlerini kendi tekellerine geçirmekte, halkı kendi ekonomik iradelerine tâbi hale getirmekte ve iktidar mekanizmasına kolaylıkla sızabilmekte, iktidarı istedikleri gibi yönlendirmektedirler. Her iki sistem de koflaşmıştır bugün, bu nedenle de insanlık üçüncü bir çıkış yolu aramaktadır; her nevi aşırılıktan uzak olan  ve hem bireyin, hem toplumun hak ve çıkarlarını adil bir şekilde temin edebilen bir yol olmalıdır bu. Çağdaş sistemlerin eksiklerinin farkına varmış bulunan bu felsefeciler, 14 asır önce İslam'ın getirmiş olduğu ekonomik düzenden daha âdil bir sistem bulabilmiş midir sahi?

    Bir taraftan bireye makul ve insani bir çerçeve dahilinde hürriyet ve serbesti tanırken, diğer taraftan tehlikeli ve azgın kapitalizm düzenini dizginleyip kontrol altında tutan ve insanlığı içine düştüğü bu şaşkınlık ve zavallılıktan kurtarabilecek olan  dengeli ve ılımlı orta yoldur İslam  ve ortaya çıkışı kapitaliz veya komünizm teoriden çok önceye dayanır...ünlem

     İnsan yaşamının maddi ve ruhi bütün boyut ve ihtiyaçlarını dikkate alan ve günlük yaşamın akla gelebilecek her boyutu için en mükemmel çözüm ve organizeyi getiren bu emsalsiz nizam; tabiat ve fıtratın kurallarına uygun ve insanın doğasıyla uyumlu olduğundan asla eskimemekte, köhnememekte ve tıkanmamaktadır.

     İslam'ın getirdiği temel kural ve prensipler,insanlığın tarih boyunca görüp yaşadığı bütün kural ve prensiplerden daha ileri olup insanî, ılımlı ve dengeli yapısıyla bütün beşeri kanun ve kurallardan üstündür. İslam hüküm ve prensipleri, insanları kendisine davet eden beşerî sistemlerle karşılaştırıldığında onlardan ne kadar ileri olduğu görülecek, ilahi sistemle beşerî sistem arasındaki farklılıkların neler olduğu kolayca anlaşılacaktır.
( İslam ve Batı Medeniyeti  : Musavi Lari )
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Online Online

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #2 : 18 Kasım 2010, 16:04:59 »

Bu konuda bir çok örnekler ve sağ olsunlar değerli yazarlarımızın yazılaını bulabilriz..bu konuda Güney Uzunun
Haksöz Dergisinde yayınlanan bir yazısıda şöylrdir..

Kapitalizm Karşısında Savrulma Örnekleri

   
Kapitalist sermaye, her gün artan gücüyle insanların düşünce ve inançlarına etki ederek onları dönüştürmeyi çalışıyor. İnsanın mala ve dünyaya olan düşkünlüğü onurunun kapital karşısında değersiz bir meta olup alınıp satılmasına fırsat veriyor. Dünyaya meyledilişinin kendinden ve çevresinden gizlemek isterken kapitalizmin çarkları arasında kalışını bilinçli bir tercih yada olması gereken bir vaka olarak tanımlıyor. Geriye modern dünyanın bizler için çizdiği konuşmasından, giyimine, yemek zevklerinden düşüncelerine kadar belirlenmiş ve tek tipleştirilmiş bir kapitalist-pazarlamacı insan tipi çıkıyor Kapitalizm Karşısında Savrulma Örnekleri

Kapitalist sermaye, her gün artan gücüyle insanların düşünce ve inançlarına etki ederek onları dönüştürmeyi çalışıyor. İnsanın mala ve dünyaya olan düşkünlüğü onurunun kapital karşısında değersiz bir meta olup alınıp satılmasına fırsat veriyor. Dünyaya meyledilişinin kendinden ve çevresinden gizlemek isterken kapitalizmin çarkları arasında kalışını bilinçli bir tercih yada olması gereken bir vaka olarak tanımlıyor. Geriye modern dünyanın bizler için çizdiği konuşmasından, giyimine, yemek zevklerinden düşüncelerine kadar belirlenmiş ve tek tipleştirilmiş bir kapitalist-pazarlamacı insan tipi çıkıyor
 Din Kapitalizm İlişkisi

Biz kapitalizm ile din ilişkisi üzerinde dururken özelde İslam ve kapitalizm ilişkisini Müslüman fertlerde ki etkisi bağlamında değerlendiriyoruz. Bunu yaparken din-kapitalizm üzerine fikir beyan edenlerin düşüncelerini kısa olarak vermekte yarar olduğunu da düşünmekteyiz. Türkiye de bazı gazetecilerinde gündeme getirdiği Kalvenizm tartışmaları da bu noktada din-kapitalizm tartışmalarına İslam kapitalizm yada Müslüman Kalvenistler gibi yeni tanımları getirdi. İslamin Protestanlaşmasını dört gözle bekleyenler [1]için bu tartışmalar bulunmaz bir fırsattı. İslamcı yazarlardan bazıları ise İslam ile Kapitalizm yada Protestanlık arasında bağ kurmanın yanlışlığını söylerken ,birilerinin İslamda reform tartışmalarını görüp doğru tavır alırken[2] diğer yandan Müslümanlar arasında var olan kapitalizme ve dünyaya meyletme temayülünü ya görmemezlikten geliyor yada bu konuyu diğer mahalle çocukları ile tartışmak istemiyorlardı.
 

Marksizime göre üretim araçları denen alt yapı üst yapı denen dinden tutun hukuk ve sosyal ilişkilere kadar tüm formları oluşturur. Bu bağlamda din bir şekilde üretim araçlarının değişimine göre değişin bir üretilen ve edilgen bir olgu olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda Marx’in düşüncelerine eleştiri olarak dinin edilgen olmayıp özellikle kapitalizm gelişmesinde önemli bir yeri olduğunu belirten ve din-kapitalizm arasında önemli tespitlerde bulunanlardan biri Max Weber’dir. Waber annesinin dindarlığı ile babasının siyaset adamlığı birleştirip Protestan mezhebinin kapitalist sermaye ile barışıklığı noktasında özellikle Amerika da ki mezhepler ve tarikatlarla ilgili tespitlerde bulunur [3] ve kapitalizmin ilerlemesinde dinin önemli bir yerinin olduğunu söyler.Weberin düşüncelerinde özellikler tarikat olgusunun ticarette çok etkili olduğunu görüyoruz. Weberin Amerika da ki din-kapitalizm ilişkisi noktasındaki tesbitlerini iki önemli vurgu ile sınırlarsak birincisi tarikat yada herhangi bir dinsel örgütü üye olmak kapitalist kazanım acısından oldukça önemlidir. Bir tarikata yada mezhebe üye olanlar bulundukları cemaatın üyelerini hemen müşteri portföyüne alırken, cemaat mensupları da kendilerinden olan üyeye karşı güven duymakta ve cemaatın garanti altında olduklarını hissetmektedirler. İkinci önemli vurgu tarikatlara girenlerin  çokta samimi olmayıp bu yapıları sermayelerini çoğaltmak adına araç olarak görüp kullanıyor olmalıdır. Dini sırf mistik bir boyut kazandırmak sanıldığının aksine insanları özellikle ekonomik faaliyetlerden alı koymuyor. Bu yüzdendir ki hem tamamıyla mistik bir aleme kendine hapsedenler dinin sosyal boyutunu sınırlı şekilde kendi cemaat ve fertleri ile sınırlı tutup onun dışında bir  kimlik ibrazında bulunmuyorlar hem de dindarlıklarını dar bir alana hapsederek ellerindeki birikimin harcanmasını da sınırlamış oluyorlar.Müslüman cevrelerden ise Seyit Kutup ,Ali Şeraiti gibi düşünürler hem sosyal adalete vurgu yapmış hem de sermayenin din ile ilişkisini itikadi ,sosyalojik ve psikolojik bağlamlarda incelemeye çalışmışlardır.
 İbadetten İnfaka Kapitalist Zihniyet

Kurban bayramında görsel ve yazılı medyada bazı vakıflar reklamlar verdiler. Bu reklamlarda Kurbanlarını kendi vakıfları ile kesmeleri ve kesilen kurbanların yardıma muhtaçlara gönderileceğine dair ibareler vardı. Buraya kadar hiçbir sorun yok. Yanı bir vakıf yada derneğin Müslümanlar arasında İslam kardeşliğinin gereği yardımlaşmak için çağrıda bulunması önemli ve desteklenmesi gereken bir hayırda yarışma örnekliğidir. Burada üzerinde durulması gereken durum bu hayır olayının bazıları tarafından klasik pazarlama stratejileri ile ticari bir olaya indirgenmeye çalışılmasıdır. Bir kurbanlık için normalde 250-300 YTL  talep edenlere karşın sanki bir ticari ürünü ticari bir kar için pazarlar gibi fiyatlarını 190 YTL gibi alt seviyelere çekerek ücretin düşük olduğu  kanısının oluşturulması sağlanırken diğer taraftan kredi kartına taksit gibi tüketim çılgınlıklarının klasik taktikleri bu “hayır” yarışında öne geçmek için kullanılmıştır. Kurbanlıkların kendilerinde daha ucuz olduğunu belirterek insanların hayırlarında bile yardımlaşma ve dayanışmanın önüne hayırı işlemeyi nasıl ucuza kapatabiliriz düşüncesini getirmektedirler.Bu tür bir uygulama yapanları genelde İslami olmayan çevreler olsa da üzerine oyun oynanan halkın giderek farz olan bir ibadeti bile ne şekle dönüştürdüğü açısından önemlidir.
 

Yine özellikle Müslüman çevreler arasında yayılmaya başlayan diğer bir uygulama şekli ise ürün pazarlama[4] hastalığı. Bir zamanların “Titan” olayına benzeyen bir mantıkla özellikle sağlık ve kozmetik ürünlerin pazarlanmasında dindar çevrelerin çok aktif bir çaba içinde olduğuna şahit oluyoruz. Muhafazakar denen semtlerin yoğun caddelerinin kaldırımlarında yüzer metre ara ile sizlere küçük el ilanları uzatan sakallı, takım elbiseli erkekler yada “şık” tesettürlü bayanları  gördüğünüzde olayın boyutunu daha iyi anlıyoruz. Büyük ve gösterişli solan toplantıları yapan bu markaların toplantılarına gidenlerin yarısından çoğunun kapalı bayanlardan oluştuğunu ifade ediyorlar. Sattıkları ürünlerin Amerikan malı olması aslında bu insanları fazla ilgilendirmiyor. Bunu düşünecek bilinçte değiller. Bunu düşünenler ise olayın sağlık sorunu olduğunu ifade ederek kaçamak cevaplar veriyorlar. Diğer bazıları ise akraba ve işsiz tanıdıklarına iş ve para kazandırdığını söylüyorlar.
 

Belki burada benim için önemli olan dindar çevrelerin gittikçe kapitalist sermaya tarafından kolay kullanılır birer eleman halıne dönüştürülme durumudur. Malik Bin Nebinin dediği gibi Müslümanların sömürülme kapasitesi var. Sakallı ,takım elbiseli adamlar size yolun ortasında durdurup ürün pazarlıyor ,sizi kendi alt halkasına katalarak sizin üzerisinizden durduk yerde para kazanıp gösterişli toplantılarında verdikleri örneklerde olduğu gibi kısa sürede milyarder olan hanım teyze ,bey amcalardan olabileceğinizin hayalı kurduruluyor. Hayatlarında hiçbir erkeğe İslami tebliğ için bile iki kelam etmemiş kapalı bayanlar erkek kadın herkesle bir ürün için çok rahatlıkla konuşabilmekte. Otobüste ,metroda hiç tanımadıkları yan koltukta oturan adama yada kadına küçük el ilanlarını verip onlara ufak ve hızlı sunumlar yapabilmekteler.
 

Özellikle inancın sermaye tarafından sömürülmesine en güzel örnekler “inanç turizmi”[5] diye de adlandırılan ve birilerinin Allah rızası için yaptığı bir  amelinden kapitalist bir zihniyetle para kazanma hadisesi gelişmektedir. Bizlerin başkalaşımı ve dönüşümüz aslında kendi içimizde bize ait olan alanları yada kavramları kullanırken ilkeli ve tutarlı bir düşünme ve ilişki formunu oturtamadığımızdan kaynaklanmaktadır. Che nin resimlerini tşortlere ve biblolara basıp para kazananlar gibi ,kutsal olanı metalaştırıp ticari bir ürün yada hizmet gözü ile bakanlar hangi düşünce ve inanç olursa olsun önemli olanın para kazanmak olduğunu bize göstermektedirler.
 

Medyada pek çok kez gördüğümüz yardım kampanyaları parası olan mutlu bir azınlığın hem içlerindeki az da olsa mevcut ezilenlere , fakirlere karşı ezikliği gidermek  hem de sermayelerine karşı bu kesimlerin tepkilerini azaltmak şeklinde genelde kendini göstermektedir. Tabii buna yaptıkları yardımlarla hem reklam yapıp hem de vergi kaçırmalarını eklemekte gerekir. Peki bizim taraftan bu manzara nasıl görünüyor ?
 

Özellikle bilinen süreçten sonra Müslümanların sermayelerinin arttığını ve buna bağlı olarak yaşam tarzlarının epeyce değiştiğini biliyoruz. Müslüman kalvanistler diye bir aralar yazılıp çizilen Anadolu sermayesinin hem dindar hem de kapitalist sermayenin gerekleri ile iyi bir ticaret erbabı olduğu yönündeki ,bazılarının Anadolu kaplanları diye övdüğü , birilerini yeşil sermaye diye yerdiği bir vaka ile karşı karşıyayız. Yılların birikimleri ile RP zamanında belediyelerle palazlanmaya , 28 şubat ile renk tercihi yapmaya zorlanan ,AKP süresi ile birlikte eski RP ve radikallerin AKP saflarında devlet imkanları ,ihaleleri ile rengini ve saffını belli ettiği bir İslami sermayenin İslami mücadeleye ne kadar yarar ne kadar zarar verdiğini düşünmemiz lazım.
 

Egemen zihniyetin aslında kendisine kul –köle olan dindar sermaye sahipleri ile fazla alıp veremediği yoktur. Mesela İhlas Holding sahibi 28 Şubat sürecinde paşaların arkasında onlarla bir iki kelam etmek için el bağlayıp saygıda kusur etmediğini tv ekranlarında görüyorduk. En son yine televizyon ekranlarında devleti ve askeri ile hiçbir sorunu olmayan ,hayırsever ,dindar bir işadamı olumlu bir tip olarak tasvir edilirken tersine muhalifler tarikat şeyhlerinden emir alan, eli silahlı, kötü, tutarsız tipler olarak resmedilmekte.
 

İslami cemaatler (yeni adlandırma ile dernek ve vakıflar ) yardım kampanyaları yapıyorlar. Mesela kermesler .konserler. Yardım için bunların yapılması doğru bir aktivitedir ve yapılmalıdır. Burada yardımda bulunduklarını zannedip kendi tüketim kültürlerini ve hayır –dayanışma- infak etme anlayışlarını modern tüketim kültürünün etkisi ile dönüştürmüş olanlara değinmek gerekir. Kapitalizm her şeyi bir mal (alınıp satılıp üzerinde kar edilmesi gereken bir meta) şeklinde gördüğü için karşılıksız ,bedelsiz bir olayı anlamlandıramaz. Yanı biz Müslümanların infak anlayışı ile modern kültürün yardım anlayışı bence çelişmektedir. Çelişki modern kültür yardımda olsa mutlaka verdiği paranın karşılığı bir şekilde almak istemesidir. İslam da ki infak anlayışında ise karşılık yoktur. Biz yaptığımız ecirleri başa kalkmadığımız gibi bundan dünyevi bir menfaat ve karşılık beklemeyiz.
 

Peki infaklar bu şekilde mi yapıyoruz ? İnfaklarımız yardım kampanyasına ,kermes ve fitreye  indirgediğimiz  andan itibaren zihinsel olarak ta karşılıksız bir infakta , yardıma muhtaçlarla dayanışmada bulunmayı azalttık. Bu bağlamda kermes olayı yapanlar acısından genelde zorunlu bir yardım toplama aracı olarak kullanılırken ,yardım yapmak yerine ucuza ürün almak gibi bir halın göstergesi olarak sorunlu bir durumu ifade etmektedir. Olayı tersten değerlendirirsek yardım talep eden yada buna aracı olan acısından yardımı bir dilenme olayından çıkarmak acısından yapılması gereken durumu ifade ediyor. Çünkü modern düşünme sistemetiği ile hayata bakanlar açısından her malın karşılığı olduğu gibi her ödenen para ile bir mal-meta alınmalıdır. Bu bazen bir konserde sevdiğiniz şarkıçıları dinlerken yer yer coşup  yer yer duygusal anlar yaşamak olabilir. Verdiğimiz para ile birilerine yardım ederken bizlerde ruhsal bir karşılık elde ederek yaptığımız “alış-verişten”  memnun kalırız. Tarkan dinlerken kendinden geçip örneğin losemeli çocuklara yardım ettiklerini düşününler gibi Filistin yararına bir kermesten kendine aldığı bir elbise yada eşyayı ucuza aldığını düşünen aynı kodlarla hayatı okuyorlar. Birinin dindarlığı ile diğerinin eyyamlığı arasında bu bağlamda fark yok.
 

Hem kendi gözlemlerimizden hemde yaşantımızdan çıkardığımız bir sonuç olarak aktif mücadele fertlerin ve yapıların kapitalistleşmesini önleyen etmenlerden biridir. Mücadele azmını kaybedenler ,hayatlarını ve umutlarını tehir edenler, dünya nimetlerinin güzelliği karşında metaya ilani aşk edip ,diz çökenler, mücadelelerini mevki elde etme ve kapital biriktirip güç odağı olmaya endeksleyenlerin İslam ile kapitalizm arasında orta bir yol bulup ,Rabbimizin sosyalizm ile liberalizm arasında fitrata ve imtihan olgusuna uygun bir eksenin dışına çıktıklarını görmekteyiz. Kapitalizme teoride muhalif olmanın ötesinde yaşantı olarak ve pratiklerimiz açısından da tutarlı bir form oluşturmamız gerekmektedir. Bu ise daha duyarlı  ve ilkeli olmaktan  geçmektedir.
[/b]
Güney Uzun[/b]

Haksöz Dergisi

 
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
zeeyd
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 66


Tevhid İnqılabtır!


« Yanıtla #3 : 21 Aralık 2010, 14:44:24 »

Allah razi olsunn bize faydasi oldu insaAlllah
Moderatöre Bildir   Logged

"Evvela, yanıbaşımızdaki Kur'an sarayını uzak gösteren sahte dürbünleri kırmak lazım..."
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: