0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: `Kıyamımızı Anlayın ve Sonrakilere de Anlatın`  (Okunma Sayısı 208 defa)
mustafa21
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 210


« : 29 Haziran 2011, 21:05:17 »

Kıyamımızı Anlayın ve Sonrakilere de Anlatın`Şeyh Muhammed Said Palevi El-Amedi`nin şahadetinin 86. Yıldönümünde yazılı basın açıklaması yapan Hür Der, Şeyh Said`in kendilerine adil olmayan rejim ve yönetimlere karşı adı, ırkı ne olursa olsun direnişi öğrettiğini belirtti.
 
DİYARBAKIR - Hür Der (İnsani Hak ve Hürriyetleri Derneği) Şeyh Muhammed Said Palevi El- Amedi`nin şahadetinin 86. Yıldönümünde yazılı basın açıklaması yaptı. Cumhuriyetin ilanından sonraki yıllarda, emperyalist batılı güçler ve onların yerli işbirlikçilerinin halka ve İslam`a ihanetlerinden ötürü Şeyh Said`in kıyam başlattığı ifade edilen açıklamada, Laik Kemalist rejimin bu kıyamı 200 bin asker kullanarak kanlı bir şekilde bastırdığı ve birçok kişiyi idama mahkûm ettiği belirtildi.

"Benim yegâne maksadım İslam`ın hâkim olmasıdır"
Mahkeme sırasında kendisine sorulan ``Neden Ayaklandınız?`` sorusuna Şeyh Said`in "Dini hükümleri zayıflatılmış, birçoğu kaldırılmıştır. Gereğini yapmak istedim.``Şeyh Said`in Kürt milliyetçisi olduğu ve kıyamın Kürt isyanı olduğunu zihinlere kazımaya çalışan resmi ideolojiye verdiği en güzel cevap ise ``Kürdistan diye bir devlet hiç düşünmedim. Benim yegâne maksadım İslam`ın hâkim olması ve hükümlerinin tatbik edilmesiydi" dediği ifade edildi.
Şeyh Said`in İslam`ın hükümlerinin kaldırılmasına karşı sessiz kalmamayı, zulme ve zalime karşı mücadeleyi ve direnişi ceddinden bir miras olarak aldığı ifade edilen açıklamada, "Tıpkı ceddi Hz. Hüseyin gibi, yenilgi ve şahadetin de en az kazanmak kadar başarılı olduğunu bize bu asırda yeniden öğretmiş yiğit bir Müslüman`dı. Çünkü O`nun inancı ve karakteri zillet altında yaşamaya tahammül edecek bir inanç ve karakter değildi. O, böylesi bir hayattansa ölümü kucaklamayı tercih ediyordu" denildi.

Zulüm karşısında kıyam etmeseydim, Allah nezdinde sorumlu olurdum
Açıklamanın devamında şöyle denildi; "Bir Cuma hutbesinde sarf ettiği; `Allah için, halkımızı zulümden kurtarmak üzere ayağa kalktık. Niyetimizin sonunu getiremedik, iyi sonuç alamadık. Ama Allah nezdinde müsterihim. Eğer kıyamet günü Allah`u Teâlâ bana; Niye kıyam ettin? Diye sorarsa, Ona; `sorumluluğum vardı, halkıma karşı sorumluluğumu yerine getirmek için kıyam ettim` diyeceğim. Eğer zulüm karşısında kıyam etmeseydim, Allah nezdinde bu halkın hakkı nedeniyle sorumlu olurdum` sözleri, mazeret ardına sığınmayan kişiliğinin açık bir beyanıdır. Şeyh Said, bize; Hz. Hüseyin gibi `kutsal devlet` anlayışının İslam`da yeri olamadığı, adil olmayan rejim ve yönetimlere karşı adı, ırkı ne olursa olsun isyanı ve direnişi öğretmiştir."

Şeyh Said Diyarbakır cezaevi günlerinde kendisini görmeye giden kızına hitaben; "Arkamızdan ağlayıp da zalimleri sevindirmeyin. Kıyamımızı iyi anlayın ve bizden sonrakilere anlatın" dediği belirtilen açıklamada, "vermiş olduğu bu anlamlı mesaj bizler için önemsenmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken bir mahiyettedir" denildi.

Açıklamanın devamında, "29 Haziran 1925 günü 46 arkadaşıyla birlikte asılarak şehid edilirken bile son sözleri `Muhakkak ki benim ölümüm Allah`ın dini olan İslam`ın hâkim olması içindir` olmuştur. Şeyh Said ve Arkadaşlarının mücadelesinin İslami bir mücadele olduğunu ve onların sevdasının milliyetler ve uluslar üstü olduğunu, dünyadaki tüm İslam toplumları içerisinde küfür, şirk ve emperyalist tağuti rejimlere karşı İslam`ın tevhid bayraktarlığını dimdik ayakta tutan bir ilham kaynağıdır. Hür-Der olarak; Şeyh Said ve dava arkadaşlarının şahadetlerinin seksen altıncı yıldönümünde her birini ayrı ayrı rahmetle ve saygıyla anıyor, bizlere ve sonraki nesillere İslam`ın nurlu yolunu kanlarıyla aydınlattıkları için minnetle yâd ediyoruz" denildi.

M. Salih Keskin - İLKHA
Moderatöre Bildir   Logged
mustafa21
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 210


« Yanıtla #1 : 29 Haziran 2011, 21:06:30 »


Şeyh Said, herkesin şeyhidir / Abdulkadir Turan 
 
En uzun “tarihe ait görülme süreci” bile 75 yıl olarak biliniyor. Batı’da üzerinden en çok 75 yıl geçen olaylar, “tarihî” kabul ediliyor ve ilgili arşivler açılıyor.
28 Haziran 1925’te 46 halife ve beylerden müridiyle birlikte Şark İstiklal Mahkemesince hakkında idam kararı verilen Şeyh Said 28 Haziran’ı 29 Haziran’a bağlayan gece idam edilerek şehid edildi.

Aradan geçen süre tam 86 yıl… Ama elimizde hâlâ ilgili arşivler yok. Geçen Meclis döneminde Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, İstiklal Mahkemesi arşivlerinin açılabileceğine dair bir umut verdi ancak o açıklamada bile Şark İstiklal Mahkemelerinin arşivi hariç tutuldu.

Yani, bütün İstiklal Mahkemeleri süreçlerini öğrenmeye hakkımız var ama Şeyh Said Hazretleri ve arkadaşlarının yaşadıklarını öğrenmek bize yasak…

Şeyh Said Efendi’nin mezar yeri gizli değil. Hakaret olsun diye mezarının üstü örtülmüş. Şark İstiklal Mahkemeleri’nin arşivlerinin açılması en azından Şeyh Said ve arkadaşlarının mezarlarının düzenlenmesi kadar önemlidir.

Aradan geçen 86 yıla rağmen hâlâ “Neden Şeyh Said’in mezarından bile korkuluyor?” sosunun cevabı kısmen bu arşivlerde saklıdır.

Kısmen diyoruz. Çünkü gerek olayın tanıkları gerek dengbejlerimiz onun hakkında bugüne kadar bize çok şey aktardılar.

Ne var ki bu aktarılanlar da bugüne kadar yazılı basında pek yer almıyordu. Dava dergisinin konuyla ilgili özel sayısı ( 28. Sayı Temmuz 1992) bir yana bu konu hakkında doyurucu bir yazılı çalışma yapılmadı.

Konuyla ilgili değişik kesimlere ait kitaplarda Şeyh’in hep siyasi yönü ve genellikle tek taraflı anlatıldı.

Kimileri Şeyh’in İslamî yönünü inkâra kalkıştı. Kimileri de onun Cibranlı Halit Beyle ilgisini görmedi. Oğlu Şeyh Ali Rıza ve onun en önemli dostlarından Salih Bege Heni gibi şahsiyetlerin siyasi yönünü inkara kalkıştı.*

Şeyh Said, öncelikle bir İslam alimidir, bir tasavvuf şeyhidir. Şeyh Halid-i Şehrezori (El Kürdi-El Bağdadi)’nin halifelerinden Şeyh Ali Sebtî’nin torunu ve Şeyh Mahmud Fevzi’nin oğludur.

Şeyh Halid-i Şehrezorî’nin halifelerinin en önemli özelliği, toplumun sosyal yanıyla da ilgili olmalarıdır. Bu onları İslamî hassasiyetleri öne çıkaran kesimin yanında sosyal sorunları öne çıkaranların da “şeyhi” yapmıştır.

İnkar etmenin bir anlamı yok: Şeyh Said, hem belki hayatında Kürt sorunundan hiç söz etmemiş Şeyh Şerif ve Şeyh Abdullah-ı Melekan gibi büyüklerin de şeyhidir hem de Kürtlerin dil ve kültürünü tehdit altında gören ve bu noktada en üst siyasi temsil makamında olan Cibranlı Halit Bey’in de şeyhidir.

Bunlar Şeyh Halid’in halifeleri için çelişir durumlar değildir. Onların toplum üzerindeki etkisinin kaynağı bir yanıyla İslamî şahsiyetleriyse diğer yanlarıyla bu sosyal yöndür.   

Bu iki yönden birini görmemek,

1.  Şeyh Halid’in çizgisini bilmemenin

2. Herhangi bir milliyetçi etkinin

3. Çok yönlülüğü kavrayamamanın ürünü olabilir ancak.

ONUN SAATİ İSLAMA AYARLIYDI

Şeyh Said, hayatı İslam’a gören yaşayan bir şahsiyetti. Zamanını İslam’a göre ayarlamıştı:

-Güne teheccüd (gece) namazıyla başlardı.

-Sabah namazından sonra ihtisas talebelerine dersler verirdi.

-Dersi duha (kuşluk) namazı vaktinde sona erer, ondan sonra ticaretine vekalet edenlerle görüşmeler yapardı.

-Ticari görüşmeleri bitince irşad için yola çıkar, feqileriyle yolda at sırtında işlenmeye uygun edebi dersler yapardı,  her nerede olursa olsun, kimi tasavvuf ehlinin ikindi sonrası yolculuğu kerih görmelerinden dolayı, ikindi vakti bulunduğu yerde durur, ibadetinden sonra akşama kadar halka irşad yapardı.

-Akşam namazından sonra yanında bulunan hafızlardan Cîzîrî Divanı’ndan ve diğer divanlardan kaside okuturdu.

-Yatsı namazından sonra ise namaz kılınır, ardından Nakşibendi tarikatı üzerine Hatme-i Hacegân yapar, ondan sonra sıradan kişiler kalkar, yörenin eşrafıyla bir araya gelir, onlarla sosyal ve siyasi konuları konuşur, gününü öyle tamamlardı.

Bu hayatı görmeden Şeyh Said’i değerlendirmek mümkün değildir.

O, AYNI ZAMANDA HALKININ SOSYAL LİDERİYDİ

Şeyh Halid’in dağınık bir toplumu “asker bir toplum haline getiren” öğretilerini bilmeden Şeyh Said’i tanıyamayız.

Şeyh Halid, disiplinli yapısı ve ilme verdiği değerle toplumu bütünlük içinde halifeleri etrafında toplayacak bir yapı oluşturdu.Onun halifeleri, toplumun merkezinde oturur; toplum bütün unsurlarıyla o halifelerin etrafında kümelenir, herkes onları,

1. En üst güvenilir makam

2. En adil kişi

3. Toplumu birleştirmeye en uygun kişi

4. Dolayısıyla etrafında buluşmanın sağlanabileceği otorite olarak görürdü.

Cezayir’de Şeyh Abdulkadir

Çeçenistan’da Şeyh Şamil

Kürdistan’da Şeyh Ubeydullah-ı Nehri

Filistin’de Şeyh İzzedin el Kassam…

toplumlarına böyle bir nizamla önder olmuşlardır.

Hepsinin tek amacı İslam’dır. Ancak bu amaç kendiliğinden sosyal hakları beraberinde getirir. Bunu beraberinde getirmeyen bir din İslam’dan bir cüz olabilir ama İslam’ın bütünü olamaz.

Biz, Şeyh Abdulkadir’i Cezayirlilikten; Şeyh Şamil’i Çeçen davasından, Şeyh Ubeydullah’ı Kürdistan coğrafyasından, İzzedin el Kassam’ı Filistin davasından ayrı düşünebilir miyiz?

(Belki tasavvufi makam olarak onların da önünde olan) Şeyh Said’i de kendi toplumunun sosyal yanından ayrı düşünmemiz mümkün değildir. Böyle bir ayrıma gitmek, İslam’a, onun davasının ruhuna aykırıdır, kasıtlı yapılıyorsa iftiradır.

Şeyhi tek yanlı düşünmek, onun diğer yanını öldürmek anlamına gelir. Bu, büyük bir vebaldir. Allah’tan korkup bundan sakınmak gerekir.

İki tür laik vardır:

1. Dini dünyadan ayırıp dünyaya sarılanlar

2. Dini dünyadan ayırıp dinin sadece uhrevi yanına sarılanlar

Şeyh Said, bu ikisinden de değildir; bu iki dünyadan birine ait olanlar onu anlayamazlar ve o, onların hakiki rehberi asla olamaz.

Onun yolunda İslam bir şemsiyedir. O şemsiyenin altında Ehl-i Kıble olan herkesin yeri vardır. Hatta o şemsiyeye sığınan, ondan himaye dileyen Ehl-i Kitabın da yeri vardır.

Şeyh, bir toplumun liderliğine böyle yükselmiştir. İslam şemsiyesini bütün toplumu kuşatacak şekilde yükseltmek isteyenlerin yolu da ancak onun yolu olmak durumundadır.

 ***Cibranlı Halit Bey, İslam’a hakkıyla inanmış ve toplumunun sosyal ve siyasi haklarını bütünleştirmiş bir siyasi şahsiyettir.

Salih Bege Henî, Kürt edebiyatının o dönemde Diyarbakır’daki en önde gelen isimlerindendir. Diyarbakır’da Ziya Gökalp’le birlikte bir Kürtçe dergi çıkarmışlardır.

Şeyh Said’in büyük oğlu Şeyh Ali Rıza, Şeyh Said Efendi adına Kürt Teali Cemiyeti lideri  Seyyid Abdulkadir-i Nehri (II. Seyyid Abdulkadir, Şark İstiklal Mahkemesi tarafından İstanbul’dan getirtilerek  Şeyh Said Efendi’den önce 27 Mayıs’ta idam edilmiştir) ile İstanbul’da görüşmeler yapmış. Kıyamdan sonra da sonradan pişmanlık duysa da Xoybun gibi bir Kürt cemiyetini destekleyecek kadar Kürt meselesiyle fazla ilgilidir.

Abdulkadir Turan /Doğruhaber
Moderatöre Bildir   Logged
mustafa21
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 210


« Yanıtla #2 : 29 Haziran 2011, 21:12:21 »

ÖCALAN; "ŞEYH SAİD KULLANILDI"

Dursun Ali Küçük/ Abdullah Öcalan’dan Mustafa Kemal Açıklamaları... İsmail Beşikçi 1920'lerden bahsediyor. Ben 1920'leri yılları inceledim. İngilizler Türkleri Anadolu'ya sıkıştırarak küçük bir Türk devletçiği yarattılar. Hatta o zamanki milletvekilleri Meclis'te buna itiraz ettiler, karşı çıktılar. Misak-ı Milli bu değil dediler. Misak-ı Milliyle Türklerin ve Kürtlerin oturduğu yerleri kastediyorlardı. Mustafa Kemal, Musulve Kerkük'ü vermek istemiyordu ama İngilizler'in oyunları nedeniyle Mustafa Kemal vermek zorunda kaldı. Şeyh Sait İsyanı-Dicle İsyanı bir provokasyondu.

Bunun provokasyon olduğunu anlamadılar. Dersim isyanı sonunda da Mustafa Kemal,Seyit Rıza ile görüşecekti ama bunu yapmasına bile izin vermediler, onu beklemeden Seyit Rıza'yı idam ettiler. Mustafa Kemal gerçek bir isyancıydı. Ama Fevzi Çakmak Genelkurmay Başkanıydı. İnönü onlar başından beri İngilizlerin tarafındaydı.“

 

”Bu Amerika ve İngiltere’nin işiydi. Benim buraya getirilişim de bu derin gücün işi. Benim durumumu Türk ve Kürd’ün kavgası gibi gösteriyorlar. Bizimle, Kürtlerle Türkleri esir alıp, birbirlerine düşürüp ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar. İşte Şeyh Sait olayı var, İngilizler faydalanmaya çalıştı. Seyit Rıza’nın durumu biliniyor, Mustafa Kemal Elazığ’akadar geliyor, yeni bir anlaşma yapmanın yollarını arıyor ancak daha Musta faKemal gelmeden asıyorlar. Mustafa Kemal’in imzasını atmasını beklemeksizin idam ediyorlar. Mustafa Kemal engelleniyor. İşte Türkiye'yi derinden yöneten güç böyle bir güç, hemen önünü kesiyor.“

“Bunlar Mustafa Kemal’i de yanlış anlıyorlar. Mustafa Kemal Kürt düşmanı değildi, hatta Kürtlere muhtariyet vermeyi düşünüyordu. MustafaKemal’in kafasında bir demokrasi modeli vardı. Hatta Mustafa Kemal sadece Kürtlerle değil, Lenin’le komünistlerle, İslamcılarla, ittifak yaptı.”

“Mustafa Kemal, İngiliz oyunlarını kısmen de olsa çözmüştü. İngilizler kendi politikaları için Türkiye'de “Kürtleri devletin önüne attılar. Bunlar hep böyle yaptılar. Şeyh Said'i kullandılar. Şeyh Said'i kullanarak Musul ve Kerkük'ü aldılar, bu şekilde Mustafa Kemal'e de Kürtlere yönelme yolunu açtılar. İngiltere bu şekilde Şeyh Sait üzerinden politika geliştirdi. Benim üzerimden de politika geliştirmeye çalıştılar ama ben kendimi kullandırtmadım, kendimi kullandırmayacağım, benim üzerimden politika geliştirmelerine izin vermedim. Türkiye'de bu oyunlar 1923 ile 1944 yıllarıarasında İngiltere tarafından oynanıyordu. 1944 yılından sonra Amerika devreye girdi, bu oyunları sürdürdü. 1920 ile 23 yılları arasında Mustafa Kemal buoyunlara direnmeye çalıştı, ama başarılı olamadı, güç getiremedi, onların denetimine girdi.“

“Çok açık ve net olarak söylüyorum ben bölücü, ayrılıkçı değilim. Ben çıtayı yükseltmiyorum, ben onurlu bir yaşamı esas alıyorum. Aksini kimse bize dayatamaz bunu kabul etmeyiz. Kürtler bunu kabul etmez. Onurumuza, varlığımıza ve değerlerimize laf söyletmeyiz. Onursuz bir yaşamı asla kabuletmeyiz. Diyap ağa denilen bir şahsiyet var Dersimlidir, Dersim "mebusudur. Hatta, herkes işgalden dolayı Sivas'a kaçalım derken Diyap Ağa,Ankara'da kalalım diye ısrar ediyor ve ben Ankara'dan bir yere çıkmam diyor. Meclisteki konuşmasını Kürtçe yapmıştır. İşte biz de diyoruz ki, Diyap Ağa'nınbu tavrına saygı duyun ve gereğini yerine getirin. Seyit Rıza önemli bir şahsiyettir. Dersimlilere de söylüyorum. Biraz birbirlerine saygı göstersinler,kendi tarihlerine ve değerlerine sahip çıksınlar ona göre konuşsunlar.Kendilerine gelmelidirler. Her önüne gelen Dersim adına konuşmamalı. Kendi temsilcilerini çıkarabilmeli, kendi temsilcilerinikonuşturabilmelidirler."
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Yasir in Güzel Sesinden ( KLİP ) Anlatın Bana Umarım Beğenirsiniz Film ve Belgeseller huseyncan 1 320 Son Mesaj 08 Ağustos 2008, 10:10:00
Gönderen: huseyincan