0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Küçüklere Şefkat Göstermeyen Bizden Değildir..  (Okunma Sayısı 221 defa)
Le_Nasbirenne
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 167


Hayya-alel İman--Hayya-alel Cİhad


« : 21 Nisan 2010, 14:53:21 »

Öncelikli olarak şefkat ve merhametimizi çocuklar görmelidir. Başkalarının görmesinde de bir sıkıntı hissedilmemelidir.

Bir defasında şefkat Peygamberi (s.a.v.) torunları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i kucağına almış, onları sevip okşuyordu. Bir bedevi Arap, ziyaretine geldi. Şefkat Peygamberini, torunlarını sever görünce şaşırdı. Kendi halini düşündü ve şöyle dedi:

— Benim on tane çocuğum var. Hiçbirini kucağıma alıp okşamadım. Şefkat Peygamberi (s.a.v.) adama acıyarak baktı ve şöyle dedi:

— Allah, senin kalbinden şefkat ve merhameti almışsa ben ne yapayım? (Buhari, Edeb 18, Müslim, Fedâil 65, (2318)

Bir gün fakir bir kadın iki kızı ile Hz. Âişe'yi ziyarete gelmişti. Hz. Âişe de evde onlara ikram için bir tek hurmadan başka verecek bir şey bulamamıştı. O hurmayı anneye verdi. Anne de hurmayı ikiye bölerek çocuklarına yedirdi. Hz. Âişe bu durumu Peygamberimiz (s.a.v.)’e anlatınca, Peygamberimiz o kadın için şu müjdeyi verdi: “Çocukları hakkıyla sevmek ve onları korumak, Cehennemden kurtuluşa vesiledir.”

Şefkat ve merhamet göstergesi olarak sözel ifadelerin yanında beden dilini de kullanmak gerekir. Mesela onlara yakın olmak, elimizle omuzuna dokunmak ya da başını okşamak gibi…

Resulullah (s.a.v.) çocuklara olan sevgisini gösterirken sıkça onların başlarını okşardı ve ayrıca onlara hayır dualarda bulunurdu. Bu cümleden olarak Amr b. Hureys (r.a.) annesinin kendisini Hz. Peygamber (s.a.v.)'in huzuruna götürdüğünü, Resulullah (s.a.v.)'in başını okşayıp bol rızka kavuşması için dua ettiğini, bir diğer sahabe Abdullah İbnu Utbe (r.a.) ise beş-altı yaşlarındayken Peygamberimiz Efendimizin başını okşayarak, zürriyeti ve bereketi için dua ettiğini anlatır. (Müstedrek, 3, 258-259)

Şefkat ve merhametin göstergelerinden biri de çocukların en çok sevdiği insan olmakla alakalıdır. Onların kalbini doyurmak, sevgi ve saygısını kazanmak karnını doyurmaktan daha önemlidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i yakından tanıyanlar onun ibadetlere özellikle namaza ne kadar önem verdiğini bilirler. Bununla ilgili sahih rivayetler değişik kaynaklarda nakledilmektedir.

Bir gün Peygamberimiz (s.a.v.) namaz kılarken torunları yanına gelir. Onun secdeye gittiği anda üzerine ata biner gibi binip oynarlar. Bu sırada Hz. Fatıma (r.ah.) gelir ve çocukları dedelerinin üzerinden alıp bir güzel paylar.

Namazdan sonra Şefkat Peygamberi (s.a.v.) Hz. Fatıma’yı tebrik etmez ve iyi ki çocukları üzerimden aldın demez. Ne yapar biliyor musunuz?

— Çocukların oyununa neden engel oldun, diye kızı Hz. Fatıma’ya sitem eder. Namazdan dolayı onların incinmesine ve zarar görmesine tahammül edemez ve kızını uyarır.

Konunun daha iyi anlaşılması açısından şu hadisi de burada nakledelim: Bir gün Peygamber (s.a.v.) Hz. Hasan veya Hüseyin sırtında olduğu halde camiye girer. Çocuğu sağına bırakıp namaza durur. Namazda secdeyi o kadar uzatır ki, arkadan biri dayanamaz başını kaldırır ve bakar. Bir de ne görsün! Resûlullah (s.a.v.) secdede, çocuk sırtında öylece duruyor. Neticede namaz biter ve cemaat:

— Ey Allah elçisi, bu namazda secdeyi o kadar uzun yaptın ki, daha önce böylesini görmedik. Bu şekilde mi hareket etmeniz emredildi yoksa vahiy mi iniyordu? diye sorarlar. Cevaben:

— Hayır, bunların hiçbiri olmadı, der ve torunu sırtında olduğu için böyle davrandığını anlatır. (Müstedrek, 3, 165–166)

Bazen Hz. Peygamber (s.a.v.) secdeye gidince Hz. Hasan ve Hüseyin gelip sırtına binerlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v.) secdeden kalkarken onları yumuşak bir şekilde alıp yere bırakırdı. Secdeye gidince onlar yine sırtına binerlerdi, bu durum, namaz bitene kadar böyle devam ederdi. Namaz bitince ise Hz. Peygamber onları, hiç kızmaksızın alıp dizlerine oturturdu. (Müsned, II, 513)

Tabi konu ile ilgili çok değişik rivayetler mevcuttur ama asıl önemli olan namaz için “Gözümün nuru” demesine rağmen yine de çocuklara şefkat ve merhametinin namaz esnasında bile devam etmesi ve çocukların ibadet yaparken bile rahatsız olmasını istememesidir.

Şefkat ve merhametin göstergelerinden bir diğeri de çocuklar arasında herhangi bir ayırım yapmamaktır. İster kız olsun ister erkek, ister küçük olsun isterse büyük, bir ayırım gözetmeden adaletli bir şekilde onlara muamelede bulunmak gerekir. Kendi çocuklarımıza gösterdiğimiz sevgi ve merhameti başka çocuklara da göstermek bu bilincin tezahürüdür.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in hizmetçisi Üsame b. Zeyd anlatıyor:

“Resulullah (s.a.v.) bir dizine beni, bir dizine de torunu Hasan'ı oturtur; sonra ikimizi birden bağrına basar ve 'Ya Rabbi, bunlara rahmet et. Çünkü ben bunlara karşı merhametliyim' diye dua ederdi.” (Buhari, Edeb, 22)

Bazı kimseler, Peygamberimizin sahabe çocuklarını okşayıp öpmesini garip karşılıyorlardı. Kendilerinde pek olmayan bu güzel huyun, en güzel bir şekilde Peygamberimizde görülmesini tam olarak anlayamıyorlardı.

Kız ve erkek arasındaki ayırıma da karşı çıkan Aleyhisselatu Vesselam Enes b. Malik’in dilinden insanlığı uyarıyordu…

Peygamberimizin yanında bir adam oturuyordu. Bir ara adamın erkek çocuğu geldi. Adam çocuğu aldı, öptü ve dizlerine oturttu. Az sonra bir de kız çocuğu geldi. Onu da yanına (öpmeksizin) oturttu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Aralarında eşit davranmıyor musun? (diye adamı kınadı.)

Ayrıca küçük ile büyük çocuklar arasında da ayırım yapılmamalıdır. En küçük çocuğa genellikle her evde bebek gözüyle bakılır. Çocuk evin en küçüğü olmanın bütün ayrıcalıklarından, üstünlüklerinden yararlanır. İsteklerinin hepsini elde eder. Abla ve ağabeye karşı “O daha küçük!” diye korunur. Bu, hem bir ayırımdır, hem de küçük çocuk için bir felaketin habercisidir. Ne kadar sevecen olsalar da bu tutumdan vazgeçilmeli ve çocuklar arasında adalet tesis edilmelidir. Hatta öpücüğe varıncaya kadar…

Şefkat ve merhametin göstergelerinde bir diğeri de sabırdır. Anne ve babaların sabırlı olmaları gerekir. Her olay karşısında sinirlenmek ve en ufak bir davranışını bile büyüterek çocuğu dövmek onları bizden uzaklaştıracak ve bize karşı kin beslemelerine neden olacaktır. Anne ve babalarına kin besleyen, hatta onları öldüren çocuklar az değildir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) hiçbir zaman eğitim amacıyla çocukları dövmemiştir. Onları hep şefkat ve merhametle terbiye etmiştir.

Kendisine on yıl hizmet eden Hz. Enes (r.a.) o cennet yuvada geçen yıllarla ilgili şunları söyler:

“Ne dövdü, ne azarladı, ne hakaret etti, ne de surat astı.”

Dayak cennetten çıkmıştır deyip çocuklarını dövenler, kimi örnek aldıklarını iyi düşünmelidir. Esasen dayak iyi bir şey olsaydı cennette çıkmaz, orada kalırdı. Peygamberimiz de eğitim metodu olarak onu uygulardı. Ama şunu biliyoruz ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dayağı çocuk eğitim metodu olarak kullandığına dair bir rivayet mevcut değildir.

Çocuğa şefkat ve merhametin göstergelerinde bir diğeri de onlarla oynamak ve eğlenmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in "Çocuğu olan onunla çocuklaşsın" hadisi anne-babalara empati kurmayı telkin etmekte ve diğer rivayetlerde ise çocukların yüzme, koşu, güreş gibi oyun ve sporlara yönlendirilmeleri tavsiye edilmektedir.

Hz. Enes (r.a.) buyuruyor ki:

"Resulullah (s.a.v.) çocuklarla şakalaşmada insanların en önde olanıydı."

Ya'la İbnu Mürre (r.a.) Peygamberimiz (s.a.v.)'in çocuklara olan sevgisine, onlarla nasıl şakalaştığına dair şunları anlatmıştır:

"Bir grup ashab, Resulullah ile birlikte aleyhissalatu vesselamın davet edildiği bir yemeğe gittiler. Yolda torunu Hüseyin'e rastladılar, çocuklarla oynuyordu.

"Resulullah (s.a.v.) çocuğu görünce ilerleyip cemaatin önüne geçip onu tutmak için ellerini açtı. Çocuk ise sağa sola kaçmaya başladı. Resulullah (s.a.v.)’de onu takliden sağa sola koşarak, tutuncaya kadar peşinden koştu. Yakalayınca ellerinden birini çenesinin altına diğerini de ensesine koyup öptü ve 'Hüseyin bendendir. Ben de Hüseyin’denim. Kim Hüseyin'i severse Allah da onu sevsin. Hüseyin sıbtlardan bir sıbttır (torun)' buyurdu." (Müstedrek, 3, 177; İbnu Mace, Mukaddime, 11)

Şefkat ve merhametin göstergelerinden bir diğeri de yetim çocuklara karşı takınılan tavırdır. Peygamberimizin yetim çocuklara apayrı bir şefkati vardı. Onlara çok müşfik davranırdı. Kendisi de yetim olarak büyüdüğü için, yetimliğin ne kadar acı ve zor olduğunu biliyordu. Yetimlere olan merhametinden dolayı, devamlı olarak onları korur, haksızlığa uğradıkları zaman haklarını arardı.

Peygamberimizin kendi evinde yetim eksik olmazdı. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Hatice validemizin ölen kocasından Hind isminde bir erkek çocuğu vardı. Peygamberimiz o yetime kendi öz çocuğu gibi bakmış, yetiştirmişti.

Yine Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Ümmü Seleme ile evlendiğinde, beraberinde beş yetimi vardı. Peygamberimiz ona, beraberinde yetim çocukların bulunmasının evlenmesine bir engel olmayacağını söyledi ve öylece kabul etti. Bu çocukların babası Ebu Seleme seçkin sahabelerdendi. Bir savaşta şehit olmuştu. Bu çocuklar Peygamberimizden, öz babalarını aratmayacak, hatta daha sıcak bir şefkat görmüşlerdi.

Hatta yapılan savaşlar sonunda şehit düşen sahabelerin çocukları yetim kalıyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) bu çocuklara ayrı bir ilgi gösteriyor, onları yalnız bırakmıyor, ihtiyaçlarını karşılıyordu. Bazılarını da bizzat kendi himayesine alıyordu.

Yetimin sadece başını okşamanın bile çok büyük bir sevap ve cennet müjdesi olduğunu vurgulayan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu sevabı şöyle ifade buyururlar:

“Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını okşarsa, elinin değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır. Yanındaki yetime iyilik yapan kimse ile ben şu iki parmak gibi cennette beraber olacağız.” Daha sonra da orta parmağı ile işaret parmağının aralarını açarak gösterdi.

Son olarak da şunu ifade etmek gerekir ki, çocuklara şefkat ve merhamette din ayırımı yapmamak gerekir. İster Yahudi olsun, ister Hıristiyan, isterse Müşrik fark etmez…

Bir Yahudi’nin çocuğu hastalanmıştı. Bunu duyan Peygamberimiz (s.a.v.) çocuğu ziyarete gitti. Ona Müslüman olması için telkinde bulundu. Çocuk, Müslüman olmak için babasından izin istedi. Babası müsaade etti ve çocuk Müslüman oldu. (Ebu Davud, Cenaiz, 6)

Peygamberimizin barış zamanındaki bu güzel davranışı savaş esnasında da devam ederdi. Savaş sırasında çocukların öldürülmemesini öğütler, onlara iyi davranılmasını tembih ederdi.

Bir savaş esnasında birkaç çocuk iki tarafın arasında kalmış ve öldürülmüşlerdi. Peygamberimiz bu hadiseye çok üzüldü. Sahabeler:

— Ya ResulAllah, onlar müşrik çocuklarıdır, niçin üzülüyorsunuz? diye açıklamada bulunduklarında, Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

— Onlar doğdukları gibi duruyorlar. Sakın çocukları öldürmeyin, aman çocukları katletmeyin. Her can ilk yaratılışta tertemizdir, buyurarak konuya dikkatlerini çekti.
•"Küçüklerimize şefkat etmeyen bizden değildir." (Müstedrek, 1, 62; Ebu Davud, Edeb, 66)

alıntı
Moderatöre Bildir   Logged

Cihadsız,Savaşsız,Kansız,Sakatsız Allahın Dininin Muzaffer Olacağını Zanneden Kimseler,Bu Dinin Tabiatını İdrak Edemeyen Kimselerdir! Onlar Vehme Kapılmışlardır.Davetçilerin Heybeti,Davetin Şevketi,Müslümanların İzzeti Savaşsız Olamaz!
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Buyrun bus herife bir papuçta bizden:) Resimler ve flashlar harras 6 272 Son Mesaj 08 Nisan 2009, 23:44:34
Gönderen: harras
Ey şefkat kahramanları ve ey Muhammedi goncaların yetiştiricileri! Düşünce yazıları/Makaleler vuslat 1 149 Son Mesaj 15 Temmuz 2009, 21:32:15
Gönderen: seriyye
şefkat tokatları Risale-i Nur'dan Damlalar _uMuT_ 0 130 Son Mesaj 11 Kasım 2009, 21:37:29
Gönderen: _uMuT_
Mevla Bizden Öncelikle Ne İstiyor? Öykü - Hikaye ve Kıssalar _uMuT_ 0 124 Son Mesaj 04 Aralık 2009, 16:11:12
Gönderen: _uMuT_
Allah bizden ne istiyor biliyor musunuz? Serbest Bölüm MERXAS 0 149 Son Mesaj 22 Aralık 2009, 09:57:41
Gönderen: MERXAS
Aşk mı şefkât mi? Resimler ve flashlar yedibeyza 3 415 Son Mesaj 21 Mayıs 2010, 00:09:44
Gönderen: yedibeyza
Tacikistan'da 18 Yaşından Küçüklere Camii Yasak Dünyadan Haberler MERXAS 3 462 Son Mesaj 19 Şubat 2011, 19:18:56
Gönderen: yas gülü