Selamun Aleyküm
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Sürekli Bağlı Kal:
Ana Sayfa
Yardım
Ara
Takvim
Giriş Yap
Kayıt
Sükûtumuz'dan anlamayan, sohbetimizden bir şey anlamaz..!
>
>
Tevhid Ve Akaid
(Moderatör:
Âl-i İmran
) >
"Kufrun Dune Kufur" Yanılgısı
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
[
1
]
Gönderen
Konu: "Kufrun Dune Kufur" Yanılgısı (Okunma Sayısı 397 defa)
EBU_HUZEYFA
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 132
"Kufrun Dune Kufur" Yanılgısı
«
:
11 Eylül 2009, 00:08:04 »
"Kufrun Dune Kufur" Yanılgısı
Murat Gezenler
Bugün üzerinde yaşadığımız şu zamanda, gerek Arap dünyasında, gerekse üzerinde yaşadığımız coğrafyada, ilim ehli, alim kimseler olarak bilinen belirli bir kesim, tıpkı bundan 1400 yıl önce Rasulullah’ın Medine’sinde yaşayan yahudiler gibi dillerini Allah’ın kitabına uzatarak şer’i esasları, Allah’ın apaçık kitabını, Rasulullah’ın hadislerini ve özellikle de 14 asırlık süreçte Allah’ın dinini en güzel şekilde bizlere ulaştırmaya çalışan selef alimlerinin sözlerini, üzerinde bulundukları küfür ve şirk dini olan demokratik dini, onun mezheplerini (partilerini), demokratik din havarileri olan parlamenterleri, demokrasinin mabedleri olan parlamentolarda çıkarılmış kanunlarla hükmeden hakimleri savunabilme adına devamlı surette tahrif etmeye çalışmaktadırlar.
Malum olduğu üzere bugün gerek Arap dünyasında, gerekse de T.C’de, Allah’ın indirmiş olduğu şer’i esaslar bir kenara itilmiş, beşeri hukukla hükmeden mahkemeler kurulmuştur. Arap dünyasında bazı ülkelerde Allah’ın indirdiği şeraitle hükmeden mahkemeler olsa bile, yine aynı ülkelerde beşeri hukukla idare eden mahkemeler de mevcuttur. Bir çok Arap devletinde ise aynen günümüz T.C’sinde olduğu gibi, Kur’an ve Sünnet tamamen dışlanmış, mahkemelerde beşeri hukuk uygulanır olmuştur.
Bu gerçekle beraber hakim otoriter sistemden korkan, ilimlerini tağutların saltanatlarına satan günümüzün mürciesi, beşeri hukukla hüküm veren hakimlerin kafir olmadıklarını ispatlayabilme adına bir çok hileli yollara başvurmuşlardır. Ve üzülerek söylemek gerekirse bunda da başarılı olmuşlardır.
Maide Suresi’nin 44. ayetine dair sahabeden ve alimlerden gelen nakiller tamamen bu tağutların nefislerine hoş gelecek bir şekilde anlaşılmaya çalışılmış, konuldukları yerlerinden kaydırılmıştır.
Beşeri hukukla hükmeden bir hakimin kafir olması ancak bütünüyle Allah’ın indirdiklerini inkar etmesine, beşeri hukuku şer’i esaslardan üstün görmesine, beşeri hukukla hükmetmeyi mübah kabul etmesine bağlanmıştır. Sonuçta gerek Arap yarımadasında, gerekse Türkiye’de beşeri hukukla hükmeden hakimlerin hemen hemen hepsinin “ben kafirim ve Allah’ın indirdiklerini inkar ediyorum. Bizim hukukumuz Allah’ın şeriatından daha üstündür” demeyecek kadar uyanık olmaları, bu tağutları müslüman yapmaya kafi gelmiştir.
Kendilerinin selef alimlerine tabii olduklarını iddia eden ve buna nispetle kendilerini selefi olarak isimlendiren, ancak itikaden kelimenin tam anlamıyla selef alimlerinin tekfir ettiği Cehmiye ve Mürcie’nin itikadına sahip olan muasır Mürci’nin, hakimiyet mefhumunu bu son bölümünde günümüzün tağutlarının müslüman olduklarını ispat edebilme adına tutundukları deliller iki noktada toplanmaktadır. Bu delillerden ilki, Maide Suresi’nin 44. ayetinde geçen küfür ibaresine dair İbn-i Abbas, Ata ve Tavus’tan nakledilen rivayetlerdir:
Hakim, Sufyan b. Uyeyne, Hişam b. Huceyr El’Mekki, Tavus kanalıyla İbn-i Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Bu sizin bildiğiniz kişiyi İslam milletinden çıkaran bir küfür değildir.”
“Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.” (Maide Suresi: 5/44)
“Bu küfrün dışında bir küfürdür.”
Hakim, bu rivayetin Buhari ve Müslim’in sıhhat şartlarına göre sahih olduğunu, ancak İmam Buhari ve Müslim’in bu rivayeti tahriç etmediklerini söylemektedir. İbn-i Kesir’de tefsirinde ayete dair görüşleri zikrederken bunu aktarmıştır.
Bu görüş, İbn-i Abbas’a isnad edilmekle birlikte tabiinden de nakledilmiştir:
Abdurrezzak der ki: Bize Tavus’tan nakledildi: O şöyle demiştir:
“İbn-i Abbas’a bu ayet sorulduğunda bu küfürdür demiştir.”
İbn-i Tavus babasından naklen der ki: “Ancak bu Allah’ı, melekleri, kitapları, peygamberleri inkar anlamındaki küfür değildir.”
Tavus ve başkaları der ki: “Bu kişiyi dinden çıkartan bir küfür değildir. Fakat, küfrün altında kalan bir küfür çeşididir.”
Bu ifadenin bir benzerini Taberi, tefsirinde, Ata b. Ebi Rebah'dan tahriç etmiştir: Cenabı Hakk'ın bu kavli hakkında Ata b. Ebi Rebah şöyle demektedir:
“Bu küfürden başka bir küfürdür, fasıklıktan başka bir fasıklıktır, zulümden başka bir zulümdür.”
Aynı görüşleri Razi’de, tefsirinde Ata ve Tavus’tan nakletmiştir.
Günümüzün Mürciesi bu görüşleri sıraladıktan sonra şöyle demektedir:
“Görüleceği üzere ayette bahsedilen küfür, sahibini İslam’dan çıkaran itikadi bir küfür olmayıp, ameli bir küfürdür.
Bugün Allah’a iman ettiğini söyleyen, Kur’an’ın hükümlerini tasdik eden ancak bununla beraber beşeri hukukla hükmeden hakimler bu yaptıkları ile küfre girmemektedirler. Zira buradaki küfrün, küfrün dışında bir küfür olduğu İbn-i Abbas’ın sözü ile sabittir.
Bilindiği üzere sahabe görüşü de dinde bir hüccettir. Özellikle Kur’an’ın tefsiri hususunda ‘Tercuma’ul Kur’an’ olarak isimlendirilen İbn-i Abbas’ın kavli, bu konuda çok açık bir delildir. Bununla beraber tabiinden olan alimlerde buradaki küfrün büyük küfür olmadığını, bilakis küfrün dışında bir küfür olduğunu söylemişler, yine müfessirlerin çoğu bu görüşleri dile getirmişlerdir.
İşte tüm bu nakiller, günümüzde müslüman olduğunu söyleyen ve Allah’ın indirdiği esaslara iman eden ancak bununla beraber mahkemelerde beşeri kanunlarla hükmeden hakimlerin kafir olmadıklarını ortaya koymaktadır.”
Gelişi güzel bakıldığı zaman çok masumane ve ilmi bir açıklama olduğu zannedilen bu sözler, aslında tamamen günümüzün kafir ve müşrik idare sahiplerini savunma gayreti adına ortaya atılmış iddialardan başka bir şey değillerdir.
Aynı zaman da ilmi bakımdan tahkik edildiği zaman da, ortaya atılan bu tip iddiaların, içerisinde bir çok hatayı barındırdığı görülmektedir. Biz burada günümüz Mürcie’si tarafından ileri sürülen bu tip iddiaların hatalı yönlerini konu başlıkları halinde izah etmek istiyoruz.
1-İbn-i Abbas Rivayetinin İsnad Bakımından İncelenmesi:
İbn-i Abbas’tan rivayet edilen bu sözün, isnadına bakıldığı zaman hiçte öyle Hakim’in dediği gibi, Buhari ve Müslim’in şartlarına göre sahih olduğu görülmemektedir. Zira sika alimler, rivayetin ravilerinden Hişam b. Huceyr El’Mekki hakkında çok ciddi eleştiriler de bulunmuşlar, sadece kendi tarıkıyla gelen rivayetlerde O’na tabii olmamışlardır.
Ahmed b. Hanbel, Hişam’ın hadiste güçlü olmadığını ve zayıf olduğunu söylemiştir ki, bu, O’nun rivayet noktasında kusurlu olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Yahya b. Main, Ali İbn’ul Medeni gibi bir çok hadis imamı da Hişam’ı zayıf görmüşlerdir. İbn-i Adiyy’de O’nun sika olmadığını söylemiş , Ukayli ise O’nun tek başına rivayet ettiği hadislerin alınmadığını belirtmiştir.
İmam Buhari, Hişam’dan sadece Süleyman b. Davud’un bir gece de 70 karısına gideceğine dair rivayeti nakletmiştir. Bununla beraber İmam Buhari, aynı hadisi Sahihin’de toplam 6 yerde Ebu Hureyre’den, Ebu’z Zinad ve Tavus kanalıyla da rivayet etmiştir.
İmam Müslim’e gelince, O’da Hişam’dan iki hadis rivayet etmiştir ki, bu hadislerden ilki İmam Buhari’nin rivayet ettiği yukarıdaki hadistir. İmam Müslim’de bu hadisi İmam Buhari gibi dört ayrı tarıkla rivayet etmiştir. İmam Müslim’in Hişam’dan rivayet ettiği diğer hadis ise Muaviye ile İbn-i Abbas arasında geçen bir konuşmadır. Aynı şekil de İmam Müslim bu hadisi de yine başka bir tarıkla rivayet etmiştir.
İbn-i Hacer El’Askalani, Fethu’l Bari’nin mukaddimesinde, Darekutni’nin Buhari’nin sahihi üzerine yaptığı eleştirilere cevap verirken, Buhari’de şeklen munkatı, mürsel ve muallak hadislerin mutlak surette muttasıl bir senetle tekrar bir başka babda rivayet edildiğini belirtmektedir. Aynı şekilde İmam Müslim, mukaddimesinde rivayet ettiği hadislerde mana bakımından ya da senet bakımında bir illet olduğu zaman başka bir tarıkla rivayet ettiğini söylemiştir.
Sonuç olarak hadis alimleri, İbn-i Abbas’a isnad edilen “Bu sizin bildiğiniz İslam milletinden çıkaran bir küfür değildir. Küfrün dışında bir küfürdür.” şeklinde gelen rivayetin ravilerinden Hişam b. Huceyr El’Mekki’nin zayıf olduğunu belirtmişler ve tek kaldığı rivayetlerde O’na tabii olmamışlardır. Aynı şekilde İmam Buhari ve Müslim’de, sadece Hişam kanalıyla gelen bir rivayeti kitaplarına almamışlar, Hişam’dan gelen rivayetleri bir başka tarıkla desteklemişlerdir.
Tüm bu izahlardan sonra anlaşılmaktadır ki, günümüz Mürciesi’nin kendi fasid inanışlarını doğrulayabilme adına dillerine dolayıp durdukları İbn-i Abbas’a isnad edilen bu rivayet, kendisiyle delil getirilecek kadar güçlü bir senede dahi sahip değildir. Zira bu rivayette Hişam yalnız kalmıştır. O’ndan başka hiç kimse böyle bir rivayette bulunmamıştır. Bundan dolayı daha işin başında ilimlerini tağutların saltanatlarını muhafaza etmek için satan günümüz Mürciesi’nin delilleri suya düşmektedir.
İbn-i Abbas’a isnad edilen rivayetin senet bakımından zayıf olmasıyla birlikte bu konuda İbn-i Cerir Et’Taberi sahih bir isnadla tefsirinde şu rivayeti zikretmektedir:
Abdurrezzak der ki: Bize Tavus’tan nakledildi: O şöyle demiştir:
“İbn-i Abbas’a bu ayet sorulduğunda bu küfürdür demiştir.”
İbn-i Tavus babasından naklen der ki: “Ancak bu Allah’ı, melekleri, kitapları, peygamberleri inkar anlamındaki küfür değildir.”
Bu rivayette ise, İbn-i Abbas’ın, ayetteki ifadeyi direk küfür olarak isimlendirdiği görülmektedir. Bununla beraber ayetteki küfür lafzının mutlak anlamda dinden çıkaran küfür olmadığına dair görüş Tavus’un oğlu tarafından Tavus’a isnad edilmektedir. Bir önceki Hişam b. Huceyr tarıkıyla İbn-i Abbas’a isnad edilen rivayet de Tavus’tan nakletmişti.
Görüleceği üzere burada sika bir ravi olmayan Hişam, Tavus’un sözünü hataen İbn-i Abbas’a isnad etmiştir. Nitekim yukarıda verdiğimiz nakillerde de gerek İmam Kurtubi, gerek Fahreddin Razi ayetteki ifadenin sahibini dinden çıkaran bir küfür olmayıp “kufrun dune kufr” (küfrün dışında bir küfür) olduğuna dair görüşü zikrederlerken, İbn-i Abbas’a hiçbir şekilde isnad etmeyip direk Tavus’tan nakletmişlerdir. Bu da göstermektedir ki, bu müfessirlerde İbn-i Abbas’a isnad edilen rivayeti sahih olarak telakki etmemişlerdir.
2-İbn-i Abbas Rivayetinin İsnad Bakımından İncelenmesi:
Maide Suresi 44. ayetinde geçen küfür lafzının dinden çıkarmayan küfre delalet ettiğine dair İbn-i Abbas’tan nakledilen rivayet her ne kadar zayıf da olsa, yukarıdaki satırlarda da görüleceği üzere tabiinden bazı alimler de bu yönde görüş belirtmişlerdir. Yine bununla beraber alimlerin bir kısmı da İbn-i Abbas’tan nakledilen rivayeti sahih olarak görmüşler ve bu görüşü kitaplarında belirtmişlerdir. Nitekim Şeyh Muhammed b. İbrahim’de konu hakkında yaptığı açıklamalarda İbn-i Abbas’ın görüşünü dile getirmiştir.
Maide Suresi’nin 44. ayetinde geçen küfür lafzının büyük küfür olmayıp, mecazi anlamda küçük küfre delalet ettiği yönündeki İbn-i Abbas’a isnad edilen görüşün rivayet bakımından sahih olduğunu düşünsek bile, bu görüş dirayet açısından çok zayıf bir görüştür.
Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz bölümlerde Kur’an ve Sünnette geçen küfür lafızlarının itikadi mi yoksa ameli mi olduğunu bilmek için lafzi karineden bahsetmiş ve şunları söylemiştik:
Lafzi işaret, Arapça dil kaidelerine göre lafzın ıstılahi ya da mecazi anlamının belirlenmesidir. Lafzi işaretlerden en bilineni, ismin marife ya da nekra olarak gelmesidir.
Arapça’da isimler marife ve nekra olmak üzere ikiye ayrılırlar. Marife isimler belirli, bilinen, muayyen bir varlığa işaret ederler. Başlarında Elif-Lam takısı bulunan kelimeler mutlak surette marifedirler. Nekra isimler ise belirli, bilinen, muayyen bir varlığa işaret etmeyip tamamen umum ifade ederler. Nekra isimlerin başında Elif-Lam takısı yoktur. Bundan dolayı Kur’an ve Sünnette marife olarak gelen lafızlarda kastedilen, kesinlikle kelimenin dinde bilinen ıstılahi anlamıdır. Eğer kelime nekra olarak gelmiş ise, kelimenin ıstılahi anlamı kastedilebileceği gibi mecazi anlamı da kastedilebilir.
Bu açıklamalardan da anlaşılmaktadır ki, Maide Suresi’nin 44. ayetinde geçen küfür lafzı direk olarak büyük küfre delalet etmektedir. Zira ayetteki ibare “El’Kafirun” şeklinde marife olarak gelmektedir. İlim ehli ve dilbilimciler, bu ayette olduğu gibi elif-lam takısı ile marife (belirli) olarak gelen “El’Küfür” kelimesinin büyük küfür ifade ettiği hususunda ihtilaf etmemişlerdir. Bundan dolayı bu ayette bildirilen küfür kelimesi de büyük küfre delalet etmektedir. Çünkü küfür kelimesi elif-lam ile marife olarak gelmiştir. O halde ayette geçen küfür lafzının, “kufrun dûne kufr” (küfrün dışında bir küfür) olduğunu söyleyen tüm görüşler yanlıştır. Ebu Hayyan El’Endülisî, “El’Bahru’l Muhît” isimli tefsirinde şöyle demektedir:
“Buradaki küfrün, nimeti inkar olduğu söylenilmişse de bu zayıf kalmış bir sözdür. Çünkü küfür kelimesi mutlak olarak geldiğinde, dindeki küfre delalet eder.”
Yine Fahreddin Razi, tefsirinde aynı görüşü dile getirmektedir:
“Küfür lafzı mutlak olarak zikredildiğin de dini inkar manasına hamledilir.”
Ömer Abdurrahman konuya dair şöyle demektedir:
“Burada küfrün dışında bir küfür görüşleri gündeme getirilmektedir. Fakat bu görüş zayıftır. Çünkü küfür lafzı bir şeyde veya bir yerde kullanıldığı zaman dinde bilinen küfür anlamına gelir. Bunun, lafzın zahirinin hilafına olduğunu söylemek hiç mümkün değildir. Ayette geçen küfür lafzı, cümlede her iki "Ulaike/işte onlar", "El’kafirun" kelimesinde görüldüğü üzere "El" tarif harfiyle açıkça belirtilerek zikr olunur. "Hum/onlar" zamirinin de, "ulaike" kelimesi ile "kafirun" kelimesi arasına girmesi, bu anlamı daha da güçlendirmekte ve desteklemektedir. Buna ‘kasr ve hasr’ üslûbu denir. Bu üslub, söz konusu küfrün küçük küfür değil, dinden çıkaran büyük küfür olduğunda en ufak bir şüphe bırakmayacak kesinlikte açıktır ve nettir.”
Aynı şekilde Şeyh Abdulmecid Şazeli’de, buradaki lafzın mutlak olarak zikredildiğini ve kesinlikle büyük küfre delalet ettiğini, ayetteki ifadenin Elif-Lam takısı ile marife gelmesine bağlamış ve buna dair diğer ayetlerden deliller getirerek şöyle demiştir:
“O halde burada asıl olan küfür lafzının mutlak olarak bilinen küfre delalet ettiğidir. Açık bir delil ya da karine olmadan kesinlikle buradaki küfür lafzının mecazi olduğu söylenemez.”
Burada diğer bir nokta ise, itikadi/ameli küfre dair kitabımızın geçmiş sayfalarında yaptığımız açıklamalarda görüleceği üzere Kur’an ve Sünnette geçen zulüm, masıyet, fısk, fücur, dostluk, düşmanlık, rukûn (meyletmek), şirk vb. lafızlarından kastedilenin öncelikle ıstılahi anlamı olduğudur. Lafzi yada manevi herhangi bir işaret bulunmadan kelimeye ikinci anlam yani sözlük anlamı yüklenemez. Bu ancak nebevi ifade şeklinden, yahut sünnetin açıklamasıyla anlaşılabilir. Bu ayette geçen küfür lafzının ameli küfre delalet ettiğine ve sahibini İslam dininden çıkarmadığına dair karine nedir ki, ayet küçük küfre delalet etsin?
Eğer sahabe sözü ile buradaki mutlak manada kullanılan küfür lafzının küçük küfürle tahsis edildiği iddia edilirse, sahabe kavlinin Kur’an’ın nassını tahsis ve nesh etmediği bilinen bir husustur. Bu noktada usul alimleri arasında bir görüş ayrılığı yoktur. Bundan dolayı sahabe kavliyle ayetin tahsis edilebileceğini iddia etmek batıl bir görüş olmaktan öteye geçmez.
Bu konuda Şeyh Muhammed Emin Şankıti şöyle demektedir:
“Araştırmalar merfu hadis hükmünde olması hariç, sahabe sözüyle nassın tahsis edilemeyeceğini ortaya koyar. Nasslar bir kimsenin içtihadıyla tahsis edilemez. Çünkü nass, kendisine muhalif olan her görüşe karşı hüccet niteliğindedir.”
3-Sahabe Kavlinin Hüccet Olması:
Burada diğer bir nokta, sahabe sözünün hangi durumlarda hüccet olup olmadığı meselesidir. Usulcüler ekseriyetle ictihad ve rey ile idrak edilemeyen noktalarda ve yine hakkında ittifak edilen hususlarda sahabe sözünün hüccet olduğunu söylemişlerdir. İbn-i Kayyım “sahabe sözü hüccettir” demiş ve buna dair 46 ayrı delil getirmiştir. İbn-i Teymiyye, özellikle sahabenin Kur’an’a dair tefsirlerini ön plana almıştır. Her ne kadar İmam Gazali, Amıdi gibi usulcüler, İmam Şafi’nin yeni mezhebinde sahabe kavlini delil olarak almadığı iddia etseler de, İbn-i Kayyım İmam Şafii’nin eski ve yeni mezhebinde sahabe kavlini delil olarak kabul ettiğine dair bir çok örnek vermiştir. Bununla beraber fakihlerin hemen hemen hepsi sahabe sözünü kesin bir delil olarak almışlardır.
Ancak burada diğer bir nokta, sahabe sözünün bir başka sahabenin sözü ile çelişmesi durumunda, kesin bir hüccet olmadığı, kitap ve sünnete en uygun olanın alınabileceği de yine sahabe sözünü kesin hüccet kabul eden alimler tarafından da zikredilmektedir. Bilhassa İbn-i Kayyım sahabe sözünün kesin hüccet olduğunu söyledikten sonra “ancak burada sözün mihverini sahabeden birinin veya bir kaçının görüş sunması diğerlerinin ise ona muhalefet etmemesi oluşturmaktadır” diyerek, sahabe sözünün delil olması açısından önemli bir noktaya temas etmiştir. “Karşıt bir görüşün bulunup bulunmaması açısından bakacak olursak; sahabe sözü ancak kendisiyle çatışan bir görüşün bulunmaması durumunda delil getirilebilir. Sahabe sözlerinin birbiriyle çatışması durumunda hiçbiri hüccet olmaz; aralarında tercih yapmak gerekir. İlim ehli bu konuda icma etmişlerdir.”
Maide Suresi’nin 44. ayetine dair hemen hemen tefsir kitaplarının hepsinde geçen, isnadı sahih olmasına rağmen hiç zikredilmeyen bir rivayet vardır. İbn-i Mes’ud’a rüşvet almaktan sorulmuş, O’da bunun haram olduğunu söylemiştir. Hüküm verirken rüşvetten sorulduğunda ise “Bu küfürdür” demiş ve Maide Suresi’nin 44. ayetini okumuştur.
Sonuç olarak bilinmelidir ki, İbn-i Abbas’tan rivayet edilen ayete dair “kufrun dune kufr” ifadesi, senet bakımından zayıf olup, aslen bu tabiinin görüşüdür. Bununla beraber bu rivayetin sahih olduğunu farz etsek dahi, İbn-i Abbas’ın bu görüşüne bir başka sahabeden yani İbn-i Mes’ud’dan muhalefet vardır. Yukarıda da açıkladığımız gibi sahabelerin kendi aralarında muhalefetleri olduğu zaman, hiç birisi aslen hüccet olmayıp bu durumda doğruya en yakın olan görüş alınır. Burada ise doğruya daha yakın olan görüş ifadenin küçük küfür olmayıp büyük küfre delalet ettiğidir. Zira yukarıda yapmış olduğumuz izahlar bunu açıkca göstermektedir. Bu yönüyle İbn-i Abbas’a isnad edilen söz dirayet bakımından da zayıftır. Ve burada tercih edilmesi gereken görüş Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenlerin büyük küfürle kafir olduklarıdır.
Moderatöre Bildir
Logged
Eğer Rasulullah’a (s.a.v) yardımdan geri kalırsak analarımız bizi yitirsin!
Şeyh Usame Bin Laden (Hafizahullah) - Avrupaya Mesaj
Sayfa:
[
1
]
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
-----------------------------
=> Yönetici Duyuruları
=> Üye Haber ve Duyuruları
===> Yurttan haberler
===> Dünyadan Haberler
===> Düğün-Konferans-Konser-Miting...
===> Filistin Özel
===> Haber Yorum ve Analizler
-----------------------------
-----------------------------
=> Kur'an-ı Kerim Genel
===> Tefsir Dersleri
===> Tecvid dersleri
=> Kur'an-ı Kerim video ve ses Dosyaları
-----------------------------
-----------------------------
=> Hz.Muhammed (S.a.v)
===> Peygamber Efendimizin Hayatı
===> Hadis-i Şerifler
===> Ehl-i Beyt
=> Peygamberlerin Hayatı
=> Sahabeler'in Hayatından Tablolar
=> İslam Alimleri ve öncüleri
===> Şehidlerimiz
-----------------------------
-----------------------------
=> Tevhid Ve Akaid
=> Risale-i Nur'dan Damlalar
=> Dua penceresi
=> Tassavvuf
===> Marifetullah
===> Esmâ-ül-Hüsnâ
=> Fıkıh Köşesi
=> İslami Hayat Tarzı
===> İslamda Kadın ve Tesettür
===> İslam'da Aile Hayatı
===> Mümin'in Miracı: Namaz
===> Kuran-ı kerimde mümin
-----------------------------
-----------------------------
=> Özel Gün ve Geceler
=> Ramazan-ı Şerif
-----------------------------
-----------------------------
=> Kendi kalemizinden yazılarınız
===> vuslat can
===> Kuranehli
===> Bişnev
===> ÂmâK-ı HâYâL
=> Düşünce yazıları/Makaleler
===> röportajlar
=> Öykü - Hikaye ve Kıssalar
===> Roman Kuşağı
=> Şiir Pınarı
=> Güzel ve ibretli Sözler
=> Kişisel Gelişim
===> Genel Kültür
=> Serbest Bölüm
===> Anketler
=> Tarihten Notlar
=> Kitap-kaset ve Dergi
-----------------------------
-----------------------------
=> Kelime ve Kavramlar
=> Arabic/Arapça
===> Maksud Dersleri
===> Izzi Dersleri
===> Bina Dersleri
===> Emsile Dersleri
=> Kurdi / Kürtçe
===> Zazaki (Zazaca)
=====> Zazaca Dersler
=====> Zazaca Şiirler / Zazaca Marşlar
=====> Zazaki/Zazaca
===> fêrgeha kurdî ( Kürtçe Dersler )
===> Helbest u Marşên Kurdî
=> English/İngilizce
===> Genel ingilizce
===> ingilizce Tensler (zamanlar)
===> Dini Yazılar
===> Eğitici Videolar
-----------------------------
-----------------------------
=> Sohbetler/Seslendirme
=> Ezgi ve ilahiler
===> Farsça Eserler
===> Türkçe Eserler
===> Kürtçe Eserler
===> Arapça Eserler
===> Diğer Diller
===> istek parçaları
=> sesli Şiir&Fon Müzikler
=> Film ve Belgeseller
===> Flim - Tiyatro - Etkinlik Görüntüleri
===> Belgeseller
===> ilginç Videolar
=> Resimler ve flashlar
===> karikatür/komik resimler
-----------------------------
-----------------------------
=> ARAÇLAR
===> Güvenlik-İnternet
===> Eğitim-Okul
===> Ses / Resim / Video
===> Ekran-Masaüstü
===> İslami Programlar
===> Pc Soru/Cevap ve Faydalı Bilgiler
=> Bilim Ve Teknoloji
-----------------------------
-----------------------------
=> Tıp/ Sağlık/Şifa
===> Çocuk Sağlığı
===> Acil Durum İlk Yardım Bilgisi
=> Yemek Tarifleri
-----------------------------
-----------------------------
=> Çocuk Eğitimi
===> Çocuk Hikayeleri
===> Çocuk Dersleri
===> Çocuk için Oyun ve Resimler
===> Çocuk İlahileri
===> çocuk Video ve Klipleri
=> Mizah
===> fıkralar
-----------------------------
-----------------------------
=> Tavsiye Siteler
=> İstek, Öneri ve Şikayetleriniz
=> Vuslat Sevdalılar (tanişma)
Benzer konular
Konu Başlığı
Başlatan
Yanıtlar
Görüntülenme
Son Mesaj
"EY iMAN EDENLER, İMAN EDİN... ?" ("YA EYYÜHELLEZİYNE ÂMENU, ÂMİNU BİLLAHİ...")
Tefsir Dersleri
«
1
2
»
vuslat
17
2122
02 Aralık 2010, 13:13:22
Gönderen:
vuslat
""""SELAMUN ALEYKUM"""
Vuslat Sevdalılar (tanişma)
kadirhan58
5
469
07 Kasım 2007, 22:20:25
Gönderen:
vuslat
Sordum afkanlıya,çeçenliye,felluceliye,filistinliye,"ölüm "ne ? dedi "nişanlım''
Düşünce yazıları/Makaleler
MERXAS
8
573
11 Mayıs 2012, 08:19:08
Gönderen:
MERXAS
Hamd, "Övgü" ve "Şükür" Kelimelerinden Daha Zengin Anlamlıdır
Tevhid Ve Akaid
MERXAS
0
164
03 Haziran 2009, 08:56:03
Gönderen:
MERXAS
Tevhid akidesini" tahrip eden "Bel'am'ın" etkisi korkunçtur
Tevhid Ve Akaid
hamza01
9
451
30 Mayıs 2010, 16:01:13
Gönderen:
hamza01
Dua edenin, "Rabbim" demesi, Allah'ın "efendim" demesinin ta kendisidir...
Güzel ve ibretli Sözler
nur-yolcusu
0
294
17 Eylül 2009, 12:21:25
Gönderen:
nur-yolcusu
ŞiiR "HaYaL" midir , "HaKiKaT" mi?
Anketler
Şehid Renginde
4
645
14 Aralık 2010, 00:33:29
Gönderen:
Qum_Feenzır
Yükleniyor...