0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: KUR’AN’DA MÜ’MİN  (Okunma Sayısı 237 defa)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« : 03 Eylül 2009, 22:32:00 »

Yalnız Allah-u Teâlâ’dan Korkmak
 
 
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
 
"Yeminlerini bozan, Rasulü çıkarmaya azmeden ve üstelik önce kendileri başlamış olan bir toplumla savaşmıyor musunuz? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mü’minseniz (bilin ki) asıl kokmanız gereken Allah’tır." (Tevbe: 13)

"Eğer mü’min iseniz, onlardan korkmayın, benden korkun!" (Al-i İmran: 175)
 
 
Allah-u Teâlâ birinci ayette, mü’minlerde bir korku hali gördüğü için onlara:

"Yoksa onlardan kokuyor musunuz?" diye cevabı istenmeyen fakat hayret ve taaccup bildiren bir soru sormakta ve hemen ardından:

"Eğer mü’minseniz (bilin ki), asıl kokmanız gereken Allah’tır" buyurmaktadır.

Ayetlerden anlaşıldığına göre; mü’min, yalnız Allah-u Teâlâ’dan korkar, O’ndan başka hiçbir varlıktan korkmaz. Allah-u Teâlâ’dan başka varlıklardan korkan kimse, mü’min değildir.

Yalnız Allah-u Teâlâ'nın elinde olan, yani yalnız Allah-u Teâlâ'nın zarar veya menfaat sağlamaya muktedir olduğu, insanlara hiç bir yetki vermediği konularda Allah-u Teâlâ’dan başkasından korkmak, küfürdür.

Örneğin; herkesin eceli Allah-u Teâlâ'nın elindedir. Bu konuda hiç kimsenin bir tasarrufu veya yetkisi yoktur. Hiç kimse eceli uzatamaz veya kısaltamaz. Bu sebeple başka varlıklardan, öldürebileceğine veya ölümden koruyabileceğine inanarak korkmak küfürdür.

Rızık da Allah-u Teâlâ'nın elindedir. Hiç kimse rızkı arttıramaz ve eksiltemez. Allah-u Teâlâ, herkesin rızkını ezelde tayin etmiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Allah, dilediğine hesapsız rızık verir." (Bakara: 212)

"Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır." (Nur: 38)

"Gökte de rızkınız ve size vadolulan şeyler vardır." (Zariyat: 22)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:

"Rızkın gelmesi konusunda  acele etmeyin. Zira kul, rızkını en son damlasına kadar almadan ölmeyecektir. Öyleyse Allah’dan korkun ve rızkı güzel bir şekilde helal yoldan arayın, haramdan uzak durun." (Hakim, Beyhaki sünende)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:

"Ey insanlar! Sizden herbiriniz rızkı tamamlanmadıkça ölmeyecektir. O halde rızkı istemede acele etmeyin, rızkın gecikmesinden de endişelenmeyin. Allah’dan korkun ve Allah’dan güzel bir şekilde rızık isteyin. Size helal olandan alın, haram olanlardan ise uzak durun." (Buhari, Müslim, Hakim)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:

"Kulun rızkı onu, ecelinden daha çok arar." (Taberani Kebir’de, İbni Adiyy Kamil’de)

Allah-u Teâlâ dışında başka varlıklardan, tayin edilmiş olan rızkı arttırıp eksiltebileceğine inanarak korkmak şirktir.

İnsanı şirke düşüren bir başka korku çeşidi de; Allah-u Teâlâ'nın farz kıldığı amelleri insanlardan veya başka varlıklardan korkulduğu için terketmektir. Farz olan cihadı insanlardan korkmak sebebiyle terk etmek gibi... Böyle yapan kimseler şüphesiz kafir olurlar. Zira kafirlere karşı cihad yapmamak, müslümanların kafirlere karşı cihad yapmasını engellemek, onları bu konuda sakındırmak gibi sıfatlar ancak İslam’ın ve müslümanların şerrini isteyen bir münafıkta bulunur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Yeryüzünde (herhangi bir şey için) savaşa katılan (ve bu sebeble ölen) kardeşleri hakkında şöyle diyen kafirler gibi olmayın: "Eğer (onlar) yanımızda olsalardı ölmez ve öldürülmezlerdi." Allah, işte bunu onların kalplerine bir sıkıntı olarak bıraktı. Şüphesiz ki Allah yaşatan ve öldürendir. Ve Allah yaptıklarınızı görendir." (Al-i İmran: 156)

İşte bu ayette farzı ayn olan savaşa katılan kardeşleri hakkında; "Eğer (onlar) yanımızda olsalardı ölmez ve öldürülmezlerdi" sözünü söyleyen münafık kimseler, bu sözleriyle kalblerinin bozuk olduğunu ve kalblerinde iman olmadığını ortaya koymuşlardır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler.Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur. Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı." (Tevbe: 56-57)

Allah-u Teâlâ bu ayette düşmandan korkarak cihadı terkeden ve kaçan kimselerin, mü’minlerden olduklarını iddia etseler bile mü’minlerden olmadığını haber vermiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, malları ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir. Senden ancak, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri kuşkuya kapılıp kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister." (Tevbe: 44-45)

Bu ayet, gerçekten iman etmiş bir kimsenin cihadı terk konusunda Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’den izin istemeyeceğini göstermektedir. Bu, ancak münafıklara has bir özelliktir. Zira Allah-u Teâlâ ayette bu kimseleri:

"Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri kuşkuya kapılıp kuşkularında kararsızlığa düşenler" olarak zikretmiştir. Böyle kimseler bu şekilde zikredilmeyi hakediyorlarsa cihadı tamamen terkeden kimseler hakkında ne demeli acaba?

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"İnsanlardan öylesi vardır ki, "Allah’a iman ettik" der. Fakat, Allah uğurunda eziyet gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah’ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden bir yardım ve zafer gelirse andolsun: "Biz gerçekten sizlerle birlikteydik" derler. Oysa Allah, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir?" (Ankebut: 10)

Bu ayet; Allah-u Teâlâ yolunda cihadı mazeretsiz terketmenin, insanları cihaddan alıkoymanın, cihad edenlere yardım etmek isteyenleri engellemenin ancak münafıkların alameti olduğunu göstermektedir.

Mü’min, farzı ayn olan cihadı terketmediği gibi aynı zamanda sadece Allah-u Teâlâ'nın elinde olan meselelerden dolayı Allah-u Teâlâ’dan başkasından da kesinlikle korkmaz.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"İnsanlar onlara: "(Düşmanınız olan) insanlar size karşı ordu topladı. Onlardan korkun!" dedikleri zaman, bu onların imanını artırdı. "Allah bize yeter, O ne güzel Vekildir" dediler." (Ali İmran: 173)

Bu konuyla ilgili şöyle bir rivayet vardır:

Bir kişi, Ahmed b. Hanbel’den çekindiği için bazı şeyleri ona tam olarak anlatmadı. Ahmed b. Hanbel bunu hissedince ona şöyle dedi:

"Şayet gerçek mü’min olsaydın, sadece Allah’tan korkardın." (Menakıb Ahmed-İbn Cevzi s: 195)

İbni Teymiyye bu rivayeti şöyle açıklamıştır:

"Senin mahluktan korkuyor olman, sendeki bir hastalıktır ve bu, tıpkı şirk ve günah hastalığı gibidir." (Emradul Kulub ve Şifaiha s: 7-8)

İman ehli sadece Allah-u Teâlâ’dan korkar.

Fadl İbn İyad şöyle dedi:

"Her kim sadece Allah-u Teâlâ’dan korkarsa, hiç kimse ona zarar veremez. Her kim de Allah-u Teâlâ’dan başkasından korkarsa, hiç kimse ona fayda veremez."  (Ebu Naim-Hılye c: 8 s: 88)

Mü’min, korkak olmaz. Zira mü’min, insanların en cesaretlisidir. İnsan ya öldürülmekten ya da malının elinden gitmesinden korkar. Fakat mü’min, ancak Allah-u Teâlâ dilemişse ve yazmışsa bunların kesin olacağına, yazmamış ve dilememişse asla olmayacağına inanır ve bu sebeble hiç kimseden korkmaz. Bu konuda şöyle güzel bir örnek vardır.

Rumlarla yapılan bir savaşta rumlar, kendi sayılarının çok müslümanların sayısının ise az olması sebebiyle müslümanları yenebileceklerini söylediler. İçlerinden birisi onlara şöyle dedi:

"Siz yaşamayı ne kadar seviyorsanız onlar da ölümü o kadar seviyorlar." (Siyer Kitabları)

Fakat mü’min bile olsa, insanların korktuğu bazı durumlar vardır. Böyle durumlarda korkmak, küfür ve şirk olmaz. İşte bu korku, "fıtri korku" olarak isimlendirilir.

Fıtri korku; Allah-u Teâlâ'nın bazı konularda zarar verebilecek yetenekte yarattığı varlıklardan, Allah-u Teâlâ'nın izniyle bir zarar gelebileceğine inanarak korkmaktır. Düşmandan, yırtıcı hayvanlardan, karanlıktan ve bunlara benzer varlıklardan korkmak gibi... Fakat bu korku, asla şirk ve küfür olan korku seviyesine ulaşmamalıdır.

Allah-u Teâlâ, bu tür korkulardan kurtulmak için korkulan şeylere karşı tedbir almayı kullarına emretmiştir. Bu tür konularda korkulan varlıklara karşı tedbir almak, korkmak manasına gelmez.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler! (Düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın.ünlem"(Nisa: 71)

Tüm tedbirler alınmasına rağmen, yapılacak iş ve görevlerde yine de korkakça davranmak, kişiyi şirk olan korkuya sevkedebilir. Zira bu; silahı, bineği ve bunun gibi techizatı olmasına rağmen ölüm korkusuyla farz olan cihadı terketmek gibidir. Bu ise caiz olmadığı gibi mü’minlerin sıfatı da değildir.

Fıtri korku kapsamına giren meselelerde, "nasılsa öleceğim" veya "nasılsa bu iş olacaktır" diyerek hiçbir tedbir almamak caiz değildir, haramdır. Bu aynı; "Zaten öleceğim" diyerek cihada silahsız çıkmak gibidir. Böyle yapmak ise Allah-u Teâlâ'nın; "tedbirinizi alın" emrine itaat etmemektir.
 
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: