0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: KUR'AN'DA NÂSİH-MENSÛH MESELESİ  (Okunma Sayısı 1781 defa)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« : 21 Şubat 2011, 12:58:10 »

   بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم .

   Bu ilim dalı da İslam  bilginlerinin çoğunluğu tarafından Kuranın tefsiriyle ilişkili bir disiplin olarak kabul edilmiştir. Söz konusu ilgisisebebiyledirki, islamın ilk devrelerinden beri tartışılan bir konu olma özelliğini hiç bir zaman kaybetmemiştir. İşte bu özelliğinden dolayı  nasih- mensuh konusunun ele alınması gereğinini düşünüyoruz.

1/ NESHİN TANIMI

Nesih sözlükte, ortadan kaldırmak, ilga etmek, yok etmek, yazmak ve bir şeyi bir yerden başka bir yere aktarmak anlamlarına gelmektedir.. Terim olarak ise, "şeri bir hükmü bir başka şeri delille kaldırmak yada mukaddem tarihli bir nassın hükmünü, muahhar bir nas ile değiştirmektir."

 Görüldüğü gibi  bu tanımlar sonuç itibarı ile neshin, emir ve nehy ile ilgili hükümlerden bazıların8ın herhangi bir hikmete mebni olarak yürürlükten kaldırılıp, yerine başka bir hükmün  konulması anlamını ifade etmektedir. Hükmü kaldırılmış ayet "mensuh" hükmü kaldıran ayetede "nesih" denilmektedir.

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #1 : 21 Şubat 2011, 13:30:55 »

2/ KURANDA NESHİN VARLIĞI TARTIŞMASI

 Bazı Kuran ayetlerinin neshedilmesi düşüncesinin nasıl ve ne zaman ortaya çıktığını belirlemek kolay olmasa da, bu fikrin hicri birinci yüzyılının sonlarına doğru bir çıkış yolu olarak ortaya atıldığı  söylenebilir. Öyle anlaşılıyor ki müfessirler ve fakihler anlam itibarı ile çelişkili gibi görünen ayetleri uzlaştıramayınca böyle bir teoriyi ortaya atmışlardır. -Han ahamet "nesh teorisi- Ancak şuda bir gerçektir ki, burada sözü edilen ayetler arasındaki çelişki durumu telif cihetine girerek Kuran dan  herhangi bir şekilde "lağvetme" anlamında bir neshin vuku bulmadığını söyleyenler de bulunmaktadır. Hatta neshi reddedip  onun yerine "tahsis"i ikame edenlerin  ilki olarak kabul edilen Ebu Muslim EL- isfehaninin  yaşadığı asır  dikkate alınırsa , muhalif fikrin ortaya atıldığı dönemin  de, diğeri gibi oldukca erken zamanlara kadar uzandığı söylenebilir. Gerçi Kuranda  neshin bizatihi vuku bulduğunu söyleyenler islam bilginlerinin çoğunluğunu teşkil etmektedir.  Ancak hemen hemen  her asırda savunucusu olmakla birlikte,  özellikle sonraki dönemlerde neshin varlığını ıkanıtlama amacına yönelik delilleri çürüterek anti tez oluşturma gayreti içerisine  giren ilim adamlarının olduğuda bir gerçektir. Bunlar içerisinde Ebu Müslim  el isfehaniden  başka, eş-şerhistani, Muhammed Abduh, Seyyid Ahmed han,  Muhammed el- hudari, Muhammed tevfik sıdkı,  Eslem Cayrapuni,Ömer Rıza Doğru, Süleyman Ateş, ve Sait Şimşek gibi zatların  isimlerini  saymak mümkündür. d. edeck inş..
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #2 : 08 Nisan 2011, 17:43:38 »

Kuranda  neshin olmadığını iddia eden bu zatlar,neshi kabul edenlerin söz konusu iddialarını  delillendirirken ortaya koydukları Kurani  nasları, İslamın kendinden önceki dinleri yani Yahudiliği ve Hiristiyanlığı neshettiği şeklinde gene bir çerçeveye oturtmuşlardır. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için  önce neshi kabul edenlerin, sonra da  muhaliflerin anlayışlarına bir göz atmamız yerinde olacaktır.


NESHİ KABUL EDENLERİN DELİLLERİ

KURANIN KENDİ BÜNYEWİSNDE NESHİN BULUNDUĞUNU İDDİA EDENLER BU TEORİLERİNİ ŞÖYLE DELİLLENDİRMİŞLERDİR.

1/ Kuranı da yer alan üç ayrı ayet , neshin varlığından söz etmektedir.

 
    Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?مَا نَنسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِّنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَلَىَ كلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ   


وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَّكَانَ آيَةٍ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُواْ إِنَّمَا أَنتَ مُفْتَرٍ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ   
Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.

يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ

Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır.


2/ Neshin bizzat Kuranda bulunduğu konusunda icvma mevcuttur.

3/
Bir ayetin başka vbir ayeti neshettiği hususunda sahaberden yapılan nakillerde Kuranda neshin fiilen var olduğunu göstermektedir.

4/ Nesh aklende mümkündür. Çünkü  nasih ve mensuh konumunda bulunan iki ayet arasında  herhangi bir çelişki söçz konusu ise bu çelişkide neshin dışında başka bir yolla halledilme imkanına sahip değilse, böyle durumlarda akıl neshe muracatı zaruri göstermektedir.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #3 : 08 Nisan 2011, 19:15:20 »

NESHİ REDDEDENLERİN DELİLLERİ

1/ Kuranda neshin varlığına açık bir şekilde delalet edecek herhangi bir ayet mevcut değildir.  Nesh taraftarlarınca ileri sürülen el- Bakara 2/106 ve en-nahl16/101 ve er-Rad 13/39. ayetleri Kuean kendinden önceki kitapları yürürlükten kaldırdığını ifade eder.  yani sözü edilen ilk iki nastaki "ayet" kelimesi "risalet " anlamındadır.  Buna göre her iki nasda  Hz Muhammedin a.s Peygamber olarak gönderilmesiyle Hz Musa ve Hz İsa nın Risaletlerinin son bulduğunu açıkca beyan etmiş olmaktadır.

Üçüncü ayet ise  aynı şekilde neshin varlığını ileri sürenlerin iddia ettikleri gibi Kuranın geçmiş risaletleri nesh ettiğini beyan etmektedir.  Yani söz konusu ayetin siyak ve sibakıda - ön ve sonrasındaki ayetler- Allahın her peygamber için bir süre belirlediğini , bu peygamberleri gönderenin kendisi olduğuna göre hükümlerine son verme yetkisininde  yine kendisine ait olduğunu ancak bunu yaparken  katında mevcut bir kitap/plan dahilinde hareket ettiğini  belirtmiş olmaktadır.  

2/ Kuranda  neshin söz konusu olduğunu açık bir şejkilde ortaya koyacak üzerinde ittifak edilmiş herhangi bir hadis de mevcut değildir. Nitekim Ömer Rıza Doğrul , "Tanrı Buyruğu" adlı Kuran mealinde buhari, müslim, tirmizi, nesai, ibn mace , darimi,Ahmed bin hambel,  ve imam malikinin kitapplarını ve bunlara Zeyd b.Ali ve et teyalisinin  "müsnedlerini " İbn Sad ın "et-tabakat" ını İbn Hişam "es-ssire ve el- vakidinin "el- meğazi"sini ilave ederek hepsinin mufassal bir indeksini meydana getiren ortak eserini ve bu eseri  bir takım ilavelerle Arapcaya tercüme edenMuhammed Fuad Abdulbakinin ""Mistahu  kenuzis-sünne"  adlı kitabını tetkik ettiğini ve bütün bu kitaplarda neshten söz eden tek bir hadise bile rastlamadığını ifade etmektedir. Ona göre Hz Peygamberin bahsetmediği bir konunun Asrı Sadette gündeme getilmesi, yukardada ifade edildiği gibi birbirine muhalif gibi görünen iki ayet arasındaki ihtilafı ortadan kaldırma çabasından başka bir şey değildir.

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #4 : 09 Nisan 2011, 10:11:57 »

3/ Mensuh olduğu ileri sürülen ayetlerin sayısı konusunda bile ittifak edilmemiş olması, Kuranda neshin bulunmadığını göstermektedir.  Bilindiği gibi Kuranda  neshedildiği söylenen ayetlerin sayısı konusunda çok farklı  rakamlar ileri sürmüşlerdir. Bu sayıyı 500 e çıkaranlar olduğu gibi 5 e indirenlerde vardır. Mesela "seyf ayeti"-tevbe suresi 9/5- Sabır ,bağışlama ve zorluklara tahammülü öğütleyici konumda bulunan 113. ayeti neshettiği iddiası göz önüne alınırsa-hasan ahmet nesih teorisi-  bu konuda ileri süğrülen rakamların tamamen farklı anlayışlardan kaynaklandığı söylenebilir. İşte bu anlayış sonucudurki, es-Suyuti mensuh naslarla ilgili olarak ileri sürülen söz konusu kabarık sayıyı 20 ye, Şah Veliyyüllah da5 e kadar indirmiştir.

4/   Neshin varlığını kabul edenler çok zaman mensuhun önce nasihin, ise sonra nazil olduğu konusundada kesin  delile de sahip değillerdir.  Tabiki böyle bir durumda da neshin mümkün olmadığı  açıktır.

5/ Kuranda nesih iddiası, İslam Akaidi ile ilgili bir mesele olmayıp tefsir ilminde bir sistem niteliğindedir.  bu yüzden reddi küfrü gerektirmemektedir.-cerrahoğlu ismail.

Şuda bilinen bir gerçektir ki, esasen Ebu müslim el- İsfehani gibi Kuranda neshin vuku bulmadığını ileri süren alimler,  bu hususu "tahsis"  kavramıyla açıklamaktadırlar. Çünkü onlara göre Kuranda yer alan herhangi bir hüküm hiç bir zaman tamamen ortadan kaldırılmamış,   ancak bazı durumlarda bir nassın daha sonra gelen bir nasla alanı daraltılmıştır.  Bir başka ifade ile önceki nassın içerdiği genel hüküm sonraki nassın hususi hükmü ile sınırlandırılmıştır.  Bu hususu daha iyi kavramamız  açısından nesih ile tahsisin  farklılıklarını  kısaca ortaya koymamız gerekmektedir.

tahsis/ ayırmak
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #5 : 10 Nisan 2011, 09:58:15 »

NESİH İLE TAHSİSİN FARKLARI

1/  Nesih hükmün bütün cüzlerini ilga eder, ancak tahsis hükmün bir kısmını kaldırıp bir kısmını yerinde bırakır ...

2/ Nesih, sadece emir ve nehiylerle beraber mümkün olup, haberlerde söz konusu değildir. Ancak tahsis her iki alandada yapılabilir.

3/
Nesih olayında mensubun önce nasihin ise sonra gelmiş olması lazımdır.. Fkat tahsiste, tahsis edenle edilen arasında zaman bakımından bir farklılığın bulunması şartı yoktur.

4/ Nesih, yanlız kitap ve sünnette tahsis ise, bu iki aslın dışında da söz konusudur.

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #6 : 10 Nisan 2011, 11:24:07 »

NESHİN TESBİTİ

Neshi kabul edenlere göre, kesin delil bulunmadan bir nassın diğerini neshettiğini söylemek son derece hatalı ve yanlış bir yoldur. Zira böyle bir meselede bir takım nazari kaidelere ve kıyasa dayanarak yahut heva ve hevese tabi olarak nesih tesbitine gitmek mümkün değildir.  bu hususta takip edilmesi gereken yöntem, Öncelikle Hz Peygamberin söz konusu meseleyle ilgili beyanlarına başvurmaktır.  Ancak daha öncede söylenildiği gibi Allah Rasülü Muhammed a.s "kabir ziyareti" ve "içki  taslarının kullanımı" vb  hususlarda önceden koymuş koyduğu yasağı kaldırarak sünnetteki neshe işaret etmiş omakla birlikte, Kuranı kerimde  neshin var olup olmadığı hususunda herhangi bir beyanda bulunmamıştır.d. edecek. inş..
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #7 : 10 Nisan 2011, 14:03:24 »

  B u yüzden neshin tesbiti konusunda sünnetin belirleyiciliğinden söz etmek mümk,n görünmemektedir.  Buna göre herhangi bir  ayetin neshe konu olup oolmadığı hususunda sahabenin bilgisine başvurmak gerekmektedir.. Çünkü sahabiler Hz Peygamberin yakın arkadsaşlarıdır. her zaman onun yanında bulunmuşlar, ayet ve hadisleri itinalı bir şekilde öğrenmişler, böylece İslam dininin zamanımıza ulaştırılmasına  vesile olmuşlardır. Bu munasebetle onların verdiği bilgiler,  sonrakiler için çok önemli  br kaynak niteliği taşımaktadır.

  Neshin tesbitinde belirleyici bir başka hususta icmadır. Yani hangi asırda olursa olsun İslam bilginlerinin bir Kurani nassın diğerini neshettiği konusunda fikir birliği etmiş olmaları gerekmektedir.3

NESHİN KISIMLARI

 KURANDA FİİLEN NESHİN BULUNDUĞUNU İDDİA EDENER NESHİ, MEYDANA GELİŞİ İTİBARI İLE ÜÇ KISMA AYIRMIŞLARDIR.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #8 : 10 Nisan 2011, 14:15:46 »

METNİ MENSUH HÜKMÜ BAKİ NASLAR

Eş-şeyhu veş-şeyhatu iza zeneya fer'cümûhüme'l-beyyete nekalen minAllahi vAllahu azizün-hakîm.

"evli erkek ve kadın zina yaptıkları zaman Allah'tan bir ceza olarak muhakkak onları recmedin.Allahı mutlak galip ve hikmet sahibidir"
anlamındaki metni zikretmektedirler. Bu anlayışa göre söz konusu metin daha önce âyet olarak indirilmiş, ancak Yüce Allah belli bir zaman sonra onun hükmünü yürürlükte bırakıp lafızlarını iptal etmiştir.

Nitekim el-Buhârî'nin Sahih'i başta olmak üzere bir çok kaynakta yer alan bir rivayete göre Hz. Ömer bir cuma günü minbere çıkarak hutbe irâd etmiş ve şunları söylemiştir: "...Şüphesiz ki Allah İMuhammed'i hak peygamber olarak gönderdi, ona kitap indirdi. Allah'ın indirdiği şeyler içerisinde "Recim âyeti" de vardı. Bizler o âyeti okuduk, anladık ve ezberledik. Bunun içindir ki, Resûlullah (sav) recmetti, ondan sonra biz de recmettik. Ama insanların üzerinden uzun zaman geçerse korkarım ki birisi çıkıp, 'Biz Allah'ın kitabında recmi göremiyoruz' der de, Allah'ın indirdiği farizayı terkederek sapıklığa düşerler. Gerçekten erkek ve kadınlardan zina eden kimse üzerine -muhsan olmak, beyyine veya gebelik yahut itirafta bulunmak şartıyla- recim, Allah'ın kitabında sabit bir haktır"
Yine kaynakların bildirdiğine göre Hz. Ömer: "Eğer insanların, 'Ömer Kur'ân'dan olmayan bir şeyi Kur'ân'a dercediyor' şeklindeki ithamlarından korkmasaydım, kuşkusuz recim âyetini Kur'ân'a yazdırtırdım"demiştir.

Görüldüğü gibi bu rivayetler gösteriyor ki, "Recim âyeti" denilen metin nazil olduktan sonra, hükmü Resûlullah zamanında uygulanmış ancak bir müddet sonra tilâveti neshedilmiştir. Ama Hz. Ömer onun toplum hayatı için ne derece ehemmiyet arzettiğini farkettiğinden söz konusu âyeti Kur'ân'a yazdırmayı bile düşünmüştür. Bu husus bazı yönlerden tenkide tâbi tutulabilir. Öncelikle şunu belirtelim ki, bir defa böyle bir şeyi akılla idrâk mümkün görünmemektedir. Çünkü Kur'ân'm daha önce içerdiği, fevkalâde hayati önem taşıyan, hatta toplumsal niteliği olan bir âyetin lafız olarak geri çekilip hükmünün ibkâ edilmesindeki hikmet gerçekten anlaşılır gibi değildir.

Recim hükmünü ifade ettiği ileri sürülen bu metin, özellikle hadis kaynakları incelendiğinde görülecektir ki kelime farklılıklarını içerecek şekilde, değişik versiyonlarda nakledilmiştir. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:

--Eş-şeyhu veş-şeyhatu iza zeneya fer'cümûhüme'l-beyyete nekalen minAllahi vAllahu alimün-hakîm.

--Eş-şeyhu veş-şeyhatu iza zeneya fer'cümûhüme'l-beyyete nekalen minAllahi vAllahu azizün-hakîm.

--Eş-şeyhu veş-şeyhatu iza zeneya fer'cümûhüme'l-beyyete nekalen minAllahi ve rasûlihî.

--Eş-şeyhu veş-şeyhatu iza zeneya fec'lidûhüme'l-beyyete bimâ gadayâ mine'l-lezzeti.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #9 : 10 Nisan 2011, 14:20:02 »

-Görüldüğü gibi Recim âyeti olduğu iddia edilen metin içerdiği kelimeler itibariyle farklılık arzetmektedir. Yani metinde bir birlik söz konusu değildir. Öyle anlaşılıyor ki, bu metin manen rivayet edildiği için farklı tarzlarda nakledilmiştir. Bu yüzden onun lafzen mütevâtir derecesine ulaştığını söylemek mümkün değildir. Halbuki bir metnin Kur'âniyetinin sabit olması, onun lafzen mütevâtir olmasına bağlıdır. Bu özellikten yoksun olan recim âyeti, söz konusu illetten dolayı Kur'an'dan sayılamaz.

-Ayet olduğu ileri sürülen metin, Kur'ân'm alışılan nazım türüne benzememektedir. Nitekim Mustafa Sâdık er-Râfii de: "(...) Bu söz, Kur'ân lügatinin sağlamlığına, nazmının letafetine, binasının kuvvet ve akıcılığına benzemeyen ham bir sözdür"443 diyerek, bu ifadenin Kur'ân üslubuna uymadığını dile getirmiştir.

-Şayet bu metin, âyet olarak inzal edilip sonra da tilâvet yönüyle neshedilmişse, Hz. Ömer'in onu Kur'ân'a yazdırması nasıl mümkün olabilir? Çünkü böyle bir şeyi teklif etmek açıkça Allah'ın emrine muhalefet anlamına gelir. Bu hususta bir başka ihtimali de göz önüne alıp, Hz. Ömer'in, recim âyetinin lafzen neshedildiğinden habersiz olduğunu varsaysak, o takdirde bunu da, Hz. Ömer'le ilgili olarak söylenen "O, Kur'ân karşısında son derece duyarlı idi"444 şeklindeki sözle bağdaştırmak mümkün olmaz.

İbn Atiyye'nin de haklı olarak söylediği gibi, eğer Hz. Ömer söz konusu nassın âyet olduğundan gerçekten emin olsaydı, en azından onu kendi halifeliği sırasında Kur'ân'a yazdırtırdı445. Çünkü Kur'ân, cem edildikten sonra, halifeliği müddetince onun yanında muhafaza altında bulunuyordu. Az önce de ifade edildiği gibi Kur'ân konusunda son derece duyarlı olan böyle bir şahsiyetin, Kur'ân'dan bir âyetin eksik olduğuna bile bile göz yumması nasıl mümkün olabilir?

*Bütün bunlardan sonra Hz. Ömer'e isnâd edilen rivayetle ilgili iki nokta üzerinde durmanın gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Bunlardan birisi,
söz konusu rivayeti uygun bir biçimde yorumlamaktır ki, bunu Muhammed Hamidullah yapmıştır. Onun bu konudaki yorumu şöyledir: Allah Taâlâ, peygamberlere muhtelif kitaplar göndermiştir. Tevrat, Zebur, Suhuf-i İbrahim ve İncil de Allah'ın kitaplarıdır. Öyleyse Hz. Ömer bu sözle daha önceki kitaplarda veya bunlardan birinde recim hükmü¬nün mevcut olduğunu kastetmiş olabilir. Ancak bununla beraber o, muhtemelen insanların ileride recim hükmünü reddetmelerinin önüne geçmek için söz konusu hükmün, zeyl ve not kabilinden Kur'ân'da yer almasını arzu ediyordu446.

*Üzerinde durulması gereken diğer nokta da,
İbn Muzaffer'in dediği gibi bu rivayetin Hz. Ömer'e isnad edilen uydurma bir rivayet olduğunu kabul etmektir447. Nitekim, Ömer Rıza Doğrul da bu nevi rivayetlerin bilahere zındıklar tarafından uydurulduğunu ifade etmiştir448. Ancak böyle bir rivayetin sağlam hadis kaynaklarında yer almış olması da doğrusu oldukça düşündürücüdür.

**Burada göz ardı edilmemesi gereken bir husus da,
Hz. Peygamber'in recim cesasmı bizzat tatbik etmiş olmasıdır. Hadis kaynakları bize Resûlullah (sav) zamanında vuku bulan üç ayrı recim uygulamasından söz etmektedir449. Ancak Süleyman Ateş Hz. Peygamber'in recim cezasını, Nûr sûresinde bulunan "Celde âyetleri" indirilmeden önce Tevrat'ın hükmüne-450- göre uyguladığını, söz konusu âyetler nazil olduktan sonra artık böyle bir uygulamanın görülmediğini ifade etmektedir451.

Bütün bu yaklaşımlardan anlaşılmaktadır ki, Hz. Peygamber (sav)'in, hüküm boşluğu bulunan bir zamanda Tevraftan alıp tatbik ettiği bu uygulama artık neshedilmiş yani yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak İslâm hukukuna baktığımız zaman dört mezhep imamı başta olmak üzere, Ebû Hanîfe'nin talebeleri İmam Ebû Yûsuf, Muhammed ve Züfer, ayrıca İbn Ebî Leylâ, el-Evzaî ve es-Sevri'nin de aynı cezanın varlığından söz ettiklerini onu, Kur'ânî bir ceza olarak nitelendirmeseler de, İslâmın bir hükmü olarak değerlendirdiklerini görmekteyiz452. Bu da ister istemez bizi çelişkili bir durumla karşı karşıya bırakmaktadır.

Ancak Süleyman Ateş mezhep imamlarının görüşlerinin bu şekilde biçimlenmesinde Hz. Ömer'in içtihadının büyük rol oynadığım söyleyerek, söz konusu çelişkiyi te'lif etmeye çalışmıştır. Ona göre, Hz. Ömer toplumun büyümesi, devletin bir site devletinden, geniş toprakları kuşatan, çeşitli milletleri yöneten, milyonlarca insanın yaşadığı bir imparatorluk haline gelmesi sonucunda toplumda zina suçunun arttığını görünce, bu suçun yayılmasını önlemek için Kur'ân'm getirdiği yüz değnek/celde cezasından daha ağır bir ceza getirmeyi kendi içtihadıyla gerekli görmüştür. Nitekim kaynaklar, bazen Hz. Ömer'in kendi içtihadına dayanarak Kur'ân ve sünnette olmayan birtakım cezalar koyduğunu, bazen de mevcut cazalardan bazılarını ağırlaştırdığını zikretmektedirler. Meselâ, Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekr şarap içen kimseye iki yahut bir rivayete göre kırk değnek vurmuşken, Hz. Ömer bu cezayı seksen değneğe çıkarmıştır453. İşte Hz. Ömer'in recim hakkındaki sözünü ettiğimiz bu içtihadı da, daha sonra hukuk ekollerince benimsenerek İslâm hukukundaki yerini almıştır454.

Sonuç olarak şunu belirtelim ki şayet bu iddialar doğru kabul edilirse, o takdirde "Recim âyeti" diye bilinen metnin esas itibariyle Kur'ân âyeti olarak hiç inzal edilmediği, dolayısıyla onun hükmünün yürürlükte bırakılmasına karşılık tilâvetinin neshedildiği görüşünün de doğru olmadığı ortaya çıkar. Bunun tabii bir sonucu olarak da İslâm hukukçularının yaklaşım tarzı olarak fıkıh kitaplarına girmiş olan söz konusu telakkilerin de, esas itibariyle âyet ve hadise değil, Hz. Ömer'in içtihadına dayandığı anlaşılmış olur.



[450]Bu husus Tevrat'ta şöyle ifade edilmektedir. Karısının kız çıkmadığını iddia eden
adamın sözü doğru çıkarsa o genç kadının, babasının evinin kapısı önünde taşla
vurulup öldürüleceği, başka bir adamın karısıyla yatan adamın da o kadınla birlikte
öldürülecekleri; nişanlı bir kızla yatan erkeğin ve ona karşı koyup bağırmayan kadının
taşla vurularak öldürülecekleri, fakat bu iş şehrin içinde değil de kırda olmuş ise
sadece erkeğin öldürüleceği, kadının suçsuz sayılacağı şeklinde zikredilmektedir. Bkz.
Teşriiye, 22/19-22.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: [1] 2 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
MÜCTEHİD VE İCTİHAD MESELESİ Tevhid Ve Akaid « 1 2 » Âl-i İmran 18 744 Son Mesaj 21 Ekim 2010, 15:03:27
Gönderen: Âl-i İmran
ECEL MESELESİ Tevhid Ve Akaid Âl-i İmran 7 307 Son Mesaj 01 Ocak 2011, 21:16:47
Gönderen: Âl-i İmran
AZİMET VE RUHSAT MESELESİ: Tevhid Ve Akaid Âl-i İmran 8 757 Son Mesaj 07 Ocak 2012, 16:27:19
Gönderen: Âl-i İmran