suskunlar meclisi - Sükûtumuz'dan anlamayan, sohbetimizden bir şey anlamaz..!
30 Temmuz 2010, 13:14:42 *
Selamun Aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2 3 ... 7   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kuranı Kerim Nerede, Nasıl Toplandı? Nasıl Korundu?  (Okunma Sayısı 686 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****

Puan: 143
Online Online

Mesaj Sayısı: 4111


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« : 13 Aralık 2009, 21:03:10 »

Arapça tüm Arabistan'ın ortak dili olmasına rağmen, çeşitli kabile ve bölgelerde lehçe farklarına da rastlanıyordu. Bilinen nedenlerden dolayı Kur'an, Mekkeli Kureyşlilerin lehçesi ile indirildi. Bununla birlikte ilk önceleri, Arabistan'ın farklı bölgelerinde yaşayan Arapların, anlamada kolaylık olsun diye, Kur'an'ı kendi lehçeleri ile okumalarına izin verildi. Fakat bu, anlam olarak herhangi bir değişikliğe neden olmuyordu. Ama İslâm Arabistan sınırları dışına yayılıp, Araplar, Arap olmayan müslümanlarla ilişkiye geçince, Arap dili de bu yeni ortamdan etkilenmeye başladı. Bu nedenle Kur'an'ın farklı lehçelerinin, birçok yanlış anlamalara ve farklı lehçelere sahip kişiler arasında anlaşmazlıklara sebep olabileceğinden korkuldu.

Şu An Okunan Nusha, Ebu Bekir 'in Elindeki Nushadır

Hatta, herkes birbirini Kur'an'ı değiştirmekle suçlamaya da başlayabilirdi. Ayrıca Kur'an'ın saf ve berrak Arapçasının Arap olmayan müslümanlarla temasa geçen Araplar tarafından bozulma tehlikesi de vardı. Bu nedenle Hz. Osman (r.a) halifeliği döneminde, Hz.Peygamber'in (s.a) diğer sahabîleriyle de istişare ederek, bütün İslâm dünyasında Kur'an'ın tek bir kopyasının, Hz. Ebu Bekir (r.a) tarafından derlenen ve tashih edilen nüshasının kullanılması gerektiğine ve diğer tüm lehçelerin yok edilmesine karar verdi. İleride herhangi bir karışıklık ve yanlış anlama olmasını önlemek amacıyla diğer bütün kopyaları yaktırdı. Örneğin, ashabdan bazıları kendi nüshalarına açıklayıcı notlar ve yorumlar eklemişlerdi; bu da, Kur'an'ın asıl metni ile karışabilirdi. O dönemde böyle bir şeyin imkânsız olmasına rağmen, gelecekte herhangi bir karışıklığa meydan vermemek ve Kur'an'ı mümkün olan herhangi bir değişiklikten korumak için bu tür önleyici bir faaliyete başvurulmuştur.

Dünyanın Her Yerindeki Kur'an Kopyaları Birbirinin Aynıdır

Şu anda dünyanın her tarafında okunan Kur'an, Hz. Ebu Bekir'in (r.a) emri ile derlenen nüshasının, Hz. Osman (r.a) tarafından resmi bir emirle farklı bölgelere gönderilen nüshaların bir kopyasıdır. Bugün bile, dünyanın çeşitli bölgelerindeki büyük kütüphanelerde çok eski nüshalar bulunmaktadır. Eğer Kur'an'ın her tür değiştirme ve tahriften korunduğu konusunda şüphe duyan bir kimse varsa, Kur'an'ın herhangi bir kopyasını bu nüshalardan biriyle karşılaştırıp, kendi kendini ikna edebilir. Bundan başka, eğer bir kimse Batı Afrika'da, Cezayir'deki bir kitapçıdan bir Kur'an nüshası alsa ve bunu, örneğin, Doğu'da, Cava'dan aldığı diğer bir nüsha ile karşılaştırsa ikisinin birbiri ile ve Hz. Osman (r.a) döneminde çoğaltılan nüshalarla aynı olduğunu görecektir. Eğer bundan sonra da hâlâ şüphe duyan varsa, ona dünyanın herhangi bir yerinden Kur'an nüshası alıp, Kur'an'ı ezbere bilen bir kişinin hafızası ile kelimesi kelimesine karşılaştırması tavsiye edilir. Böyle bir kimse de, okunan metnin, yazılı metne kelimesi kelimesine uyduğunu görecektir. Bu, bugün okunan Kur'an'ın Hz. Muhammed'in (s.a) dünyaya sunduğu Kur'an'ın aynısı olduğunun açık ve karşı konulamaz bir ispatıdır. Yoldan çıkmış biri O'nun Allah'tan geldiği konusunda şüphe duyabilir; fakat hiç kimse O'nun her tür ekleme, eksiltme ve değiştirmeden uzak olduğu, sahihliği ve doğruluğu konusunda en ufak bir şüphe bile duyamaz. Çünkü tüm insanlık tarihinde, bu Kur'an'ın, Hz. Peygamber (s.a) tarafından insanlığa sunulan Kur'an'ın aynı olması gerçeği kadar sahih bir şey yoktur. Aksi halde bu, tarihte Roma İmparatorluğunun bir zamanlar Hindistan'da Moğol hakimiyetinin ya da Napolyon diye bir hükümdarın mevcudiyetini inkar etmek kadar cahilce bir iddiadan başka bir şey olarak anlaşılamaz.
Moderatöre Bildir   Logged

Dünya tarihinde hiç bir millet, İsrail Oğulları gibi zülüm yapmamış, fitne ve bozgunculuk çıkarmamış, hile ve desiselere baş vurmamış, hakka ve doğru yola çağıranlara işkence yapmamış ve peygamberlerini öldürmemiştir. Yeryüzünde, inkar ve isyan bakımında da İsrail Oğulları gibi hiçbir millet,yaşamış
kördüğüm
Onur Üye
***

Puan: 40
Online Online

Mesaj Sayısı: 1370


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #1 : 14 Aralık 2009, 14:20:10 »

9. Hiç kuşkusuz, o zikiri/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz.
                                               hicr suresi
Moderatöre Bildir   Logged

HabiR
"Fe eyne tezhebun"
kadim üye
*

Puan: 54
Online Online

Mesaj Sayısı: 1426


KAVGAM KARANLIĞA GÜNEŞ ADINA...


« Yanıtla #2 : 14 Aralık 2009, 14:34:10 »

Hiç kuşkusuz, o zikiri/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz. Hicr 9. ayet

ALLAH razı olsun abim.
Moderatöre Bildir   Logged

Murtazaali
Yeni Üye
*

Puan: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 149


« Yanıtla #3 : 14 Aralık 2009, 17:55:40 »

Bismillahirrahmanirrahim

Bilindiği gibi Kur’an, yirmi küsur yıllık bir dönem içerisinde parça parça, ihtiyaç gerektirdikçe bir veya birkaç âyet halinde nâzil olur. Bazı sahabiler, kendiliğinden veya Hz. Peygamber (s.a.a.)’in emriyle nâzil olan ayetleri hurma dalı, yumuşak taşlar, tabaklanmış deri parçaları, deve ve koyunların düz kemikleri ve kürek kemikleri gibi eşya üzerine yazarlar ve muhafaza ederler . Hasan İbrahim Hasan, İslam Tarihi, c.2, e. 212.

632 yılında vefat eden Hz. Peybamber’in mübarek naaşı yerde durduğu halde, Muhacir ve Ensar’dan İsmi Tarih kitaplarında nakledilen Sahabeler ve onlarca insan, Sakife’de ‘hilâfet’ üzerine mücadele verirken, Kur’an hakkındaki bilgisi diğerlerinden çok daha fazla olduğu tartışılmaz olan İmam Ali, öncelikle Hz. Peygamber (s.a.a.)’in yerde duran mübarek naaşına ve onun en büyük emaneti olan ‘Kur’an’a sahip çıkmayı İslamî ve insanî bir görev sayar. Nitekim Allâh Resûlü’nün defin işini bitirir bitirmez evine kapanır ve üç gün boyunca evinden çıkmadan nüzul sırasına göre düzenlenmiş şekliyle ‘Kur’an’ ayetlerinin tamamını bir ‘mushaf’ta toplar ki bu, İslam tarihinde düzenlenmiş ilk mushaf’tır . İbn Nedim, El-Fihrist, s. 45-46

Yönetim ise ancak Hz. Peygamber’in vefatından bir yıl sonra, Yemame savaşında (633) çok sayıda ‘hafız’ın şehit olmasından endişeye kapılarak Kuran’ın onlarla birlikte yitirileceği korkusuyla , tüm ayetlerin bir ‘mushaf’ta toplama emrini Zeyd b. Sabit’e verir ve Huzeyfe’nin mevlâsı (kölesi) Salim’i de ona yardımcı tayin eder . Yakubi, Taribu’l Yakubi c.2,s. 135.  İbnülesir, El—Kamil, c.3, s. 116.

Bu gelişmeler üzerine İmam Ali, daha önce bir mushafta topladığı Kur’an’ı alarak bir deve üzerinde halifeye gelir ve  “Bu, bir mushaf’ta topladığım Allah’ın kitabı Kur’an’dır” der . Yakubi, Tarihu’l-Yakubi, c.2,s. 135.

Ne var ki, İmam Ali’nin hazırladığı mushaf, hiçbir gerekçe gösterilmeden yönetim tarafından kabul edilmez . M.H. Tabatabaî, İslam’da Kur’an, s. 134.

Oysa İmam Ali’nin, Kur’an’ı, indiği gibi ayet sırasına göre tertip ettiği mushafta, Mekkî surelerin sadece Mekkî, Medenî surelerin sadece Medenî ayetleri ihtiva ettiği, Mekkî surelerin tümünün Medenî surelerden önce geldiği, surelerin nüzul sırasına riyaet edildiği, bunun da hem Kur’an-ı Kerim’in kavranma ve yorumlanmasını , hem de Kur’an’ın Kur’an’la tefsir edilmesini kolaylaştırdığı kabul edilir . Ayetullah Hibetuddin Muhammed Aliyy-ul Huseynî ‘nin, “Tenzih’ut—tenzil” adlı eserinden naklen, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Temel Kaynaklardan Yararlanmada Yöntem, s. 27, işaret yayınları, İst.1988.  Allame Tabatabai, İslam’da Kur’an, s. 134.

Kuşkusuz son derece zor bir iş olan binlerce ayetin nüzul sırasına göre tertip edilmesi ancak “İlmin kapısı olan Ali”nin  başarabileceği bir çalışmadır. İbnülesir, Usdûlğabe c.3, s. 288.

Esasen ashab arasında Kur’an hakkındaki bilgisi herkesten daha çok olan sadece İmam Ali’nin, kitlelere hitaben, zaman zaman şu çağrıda bulunduğu sabittir: “Bana sorunuz!... Allah’ın kitabı Kur an’ı bana sorunuz! Vallâhi bir tek ayet yoktur ki, ben o ayetin gece mi yoksa gündüz mü, dağda mı yoksa ova mı nazil olduğunu bilmeyeyim!” .   İbn Sa’d, Et-Tabakatü’l—Kübra,c.2, s. 33 İbn Hacer El-Askalani, El—İsabe, c.2, s. 509, İbn Hacer El- Tehzib et-Tehzib,c.7, s. 297, Dar el-Fıkr, Beyrut-1988.

Nitekim Abdullah b. Mes’ud da bu olaya tanıklık eder ve şöyle der: “Ben, Ali’den başka birilerinin böyle bir çağrıda bulunduğunu görmedim” . İbnülesir, Usdülğabe, c.3, s. ?88.

Ayrıca Muhammed b. Sîrîn (635- 729)’in  İmam Ali’nin tertip ettiği Mushaf’ın zorluğuna işaretle, “Şayet ins ve cin bir araya gelip Kur’an’ı bu şekilde cem’etmeye çalışsalardı, bunu başaramazlardı”   dediği rivayet edilir. İmam Celaleddin es-Suyuti, El fi Ulumi’l-Kur’an, c.l, s. 139, Madve yayınları, İstanbul, tarihsiz.

Esasen Ehl-i Beyt’in de önem verdiği husus, Kur’an’ın Kur’an’la tefsiridir . Allame Tabatabai, İslam’da Kur’an,s. 134.

Halife Ebu Bekir’in emriyle Zeyd b. Sabit tarafından bir araya getirilen mushaf ise   halifenin vefatından sonra (634), ikinci halifeye teslim edilir. Onun vefatından sonra da (644), Ömer b. Hattab’ın kızı Hafsa, bu mushafı alıp yanında muhafaza eder . İbn Kesir, el-Bidaye .7,s.349, Ebul Fida, El-Muhtasar fi Ahbari’1Beşer, c.1, s. 221.

Ancak yönetim tarafından hazırlanan mushaftan istinsah yapılmaması ve Hafsa’nın sandığında adeta bir çeyiz gibi saklanması nedeniyle, gelişen zaman içerisinde, Abdullah b. Mesud’un mushafı, Übey b. Ka’b’ın mushafı, filanın mushafı vb. değişik isimler altında, lehçeleri ve sure tertibleri farklı mushaflar halk arasında okunmaya başlanacak ve bu durum Huzeyfe b. El- Yeman’ın, Azerbaycan fetihleri esnasında farklı mushaflar okuyan Müslümanların, Kuran’ı okumakta düştükleri ihtilafların meydana getireceği tehlikeyi görünceye kadar devam edecektir. Gerçi Kur’an, Arap dili üzere nazil olmuştur, ancak kabileler arasında farklı lehçe ve kelimelerin olması nedeniyle değişik şekillerde Kur’an okunmaktaydı. Huzeyfe, değişik okuyuşların getireceği tehlikeyi önlemek amacıyla Halife Osman’dan olaya müdahale etmesini ister . İbn Kesir, El-Bidaye c.7, s. 348.
Moderatöre Bildir   Logged
Murtazaali
Yeni Üye
*

Puan: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 149


« Yanıtla #4 : 14 Aralık 2009, 17:58:42 »

Halife Osman, Huzeyfe’nin haklı uyarısı üzerine, Hafsa’dan söz konusu mushafı alır ve Zeyd b. Sabit’in başkanlığında Abdullah b. Zübeyr, Said. b. As ve Abdurrahman b. el-Haris’ten oluşan komisyona teslim eder. Verilen direktife göre eldeki tek mushaf çoğaltılacak ve eğer bir hususta ihtilâfa düşülürse, Kureyş lehçe (şive)si esas alınacaktır . İbnülesir, al—Kamil, c.3, e. 117, Ebul Fida, El-Muhtasar fi Ahbari’l—Beşer, c.l, s. 234, Celaleddin Es—Suyuti, El—itkan... , c.1,s. 141—142.

Halk arasında okunagelen diğer nüshalar ise ya yakılacak ya da sıcak suda kaynatılarak imha edilecektir . Bk. Yakubi, Tarihu’l-Yakubi, c.2, s. 170.

Komisyon tarafından çoğaltılan mushaftan birer tane Medine, Mekke, Kufe, Basra, Mısır, Cezire, Yemen, Şam ve Bahreyn’e gönderilir ve herkesin bu nüshalardan okumaları emredilir . Yakubi, aynı eser, c.2, s. 170.

Ancak Halife Osman’ın direktifiyle Ubey b. Kab (ölm.651) ve Abdullah b. Mesud (ölm.652)’un mushaflarının yakılması, halk arasında çeşitli tepkilere neden olur. Abdullah b. Mesud ise Osman b. Affan’ı sert bir üslupla eleştirir ve  “Osman, Kur’an’ı henüz bir çocuk olan Zeyd b. Sabit’e teslim etmiştir”  der. Bk. Diyarbekrî Tarihu’l-Hamis, c.2, s. 273.

Ne var ki, söz konusu direktiften dolayı, uzun süre Osman b. Affan’a yönelik eleştiriler devam edecektir. Örneğin Sıffın savaşında (657) ‘Harici’lerden bazı kimseler savaşa devam etmekten yana tavır koyacaklar ve Şamlıların mızraklara taktıkları Kur’an sayfaları için  “O mushaf, Osman’ın mushafıdır!”  diyeceklerdir. Diyarbekrî Tarihu’l-Hamis, c.2, s. 273.

Kuşkusuz mezkur komisyonlarda, yegâne muallimi Muhammed olan Muhammedî mektebi birincilikle bitirmiş olan Ali’ye yer verilmemiş olması, Kur’an’ın bir mushafta toplanması ve çoğaltılması konusunda halkın yönetime güvenmemesine neden olacaktır. Buna rağmen, İmam Ali, yaşadığı müddetçe, Müslümanların  elindeki mushafa karşı çıkmayacak, hatta kendi halifeliği döneminde bile kabul edecektir. Aynı şekilde Ehl-i Beyt İmamları, en yakınlarına bile bu mushafı kabul etmediklerine dair herhangi bir şey söylemeyeceklerdir . Allame Tabatabai, Islam’da Kur’an, s. 134.  

Nitekim bize ulaşan ‘sahih’ bir rivayete göre İbn Cueyfe (ölm.694), İmam Ali’ye  “Kur’an’da bulunmayan bir vahiy var mı?” diye sorar. İmam, “Hayır”  cevabını verir. Eş—Şevkanî, Fethu’l—Kadir, c.6, s. 78, T.ulâ, Muessetû Dünyan, Beyrut-1997.

Hatırlatmak gerekir ki, Hz. Peygamber’den hadis rivayet etmiş olan değerli sahabi Ebu Cuheyfe Vehb b. Abdullah es-Sevai , İmam Ali’nin yakın arkadaşlarındandır . İmam, ona ‘Vehbu’l-Hayr’ adını verir . İbn Sa’t, et—Tabakatü’l—Kübra, c.6, s. 63—64. İbn. Hacer el-Askalani, Tehzib et—Tahzib, c.11, s.145. İbn Hacer el-Askalani, El-İsabe, c.3, s. 642.

Ebu Cuheyfe , İmam Ali’nin muhafız kuvvetleri komutanıydı. Ayrıca İmam Ali, hutbe irat edeceği zaman o, kalkıp minberin yanında dururdu. İbn Kesir, El-Bidaye, c.9, s. 15.

Ebu Cuheyfe,  H. 74/694 yılında Kufe’de vefat eder . Halife b. Hayyat, Tarihu Halife b. Hayyat, s. 171.

Görülüyor ki, Hz. Peygamber (s.a.a.)’in vefatından (632) Kur’an nüshasının çoğaltıldığı tarih olan 651 yılına kadar  geçen yaklaşık yirmi yıllık gibi uzun bir süre boyunca Kur’an-ı Kerim’in çoğaltılmamasından ve halk arasında farklı lehçelerde okunmasından dolayı, gerekli hassasiyeti göstermeyen ilk üç halifenin de sorumlu olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. Ebul Fida, El-Muhtasar fi Ahbari’l-Beşer, c.l, s. 234.
Moderatöre Bildir   Logged
Murtazaali
Yeni Üye
*

Puan: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 149


« Yanıtla #5 : 14 Aralık 2009, 17:59:13 »

ALLAH NASİP EDERSE KALDIĞIM YERDEN DAHA SONRA BU KONUYA DEVAM EDECEĞİM.
Moderatöre Bildir   Logged
HabiR
"Fe eyne tezhebun"
kadim üye
*

Puan: 54
Online Online

Mesaj Sayısı: 1426


KAVGAM KARANLIĞA GÜNEŞ ADINA...


« Yanıtla #6 : 14 Aralık 2009, 22:14:38 »

sizin paylaşımınız ne çok Hz Ali'den bahsetmiş. Hz Ali'nin kuranı çok iyi bilmesine amenna. Konu Kur'anın değiştirilip değiştirilmediği sizin paylaşımınız sanki Zeyd bin Sabit değil de Hz Ali'nin yapması gereken bir işti gibi olmuş.Ona haksızlık yapılmış gibi olmu.  Zeyd bin Sabit Peygamberimiz (sav) 'in katibiydi. Şu elimizdeki Kur'anı Kerim Zeyd Bin Sabit'in ve yardımcılarının düzenlemiş olduğu bir bir nusha. Bence bu konuda Zeyd bin Sabit'in nushasının Güvenirliğinden  ve değiştirilmediğinden bahsedilesi daha güzel bir gidişatı olurdu.
Moderatöre Bildir   Logged

Murtazaali
Yeni Üye
*

Puan: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 149


« Yanıtla #7 : 15 Aralık 2009, 00:27:16 »

sizin paylaşımınız ne çok Hz Ali'den bahsetmiş. Hz Ali'nin kuranı çok iyi bilmesine amenna. Konu Kur'anın değiştirilip değiştirilmediği sizin paylaşımınız sanki Zeyd bin Sabit değil de Hz Ali'nin yapması gereken bir işti gibi olmuş.Ona haksızlık yapılmış gibi olmu.  Zeyd bin Sabit Peygamberimiz (sav) 'in katibiydi. Şu elimizdeki Kur'anı Kerim Zeyd Bin Sabit'in ve yardımcılarının düzenlemiş olduğu bir bir nusha. Bence bu konuda Zeyd bin Sabit'in nushasının Güvenirliğinden  ve değiştirilmediğinden bahsedilesi daha güzel bir gidişatı olurdu.
Kardeş inşaallah sabırlı olalım ve konunun devamını bekleyelim. İleride aktaracaklarımı okuduğunuzda dahada anlaşılır olacaktır. Konunun başlığı KURANI KERİM NEREDE NASIL TOPLANDI VE NASIL KORUNDU?...Bende bu isim doğrultusunda açıklama yapıyorum. Ama klasik ve yarım yamalak bir kopyalama ile bir şeyler anlatılmaz veya doğru bilgi verilmez. Dikkat edersen ben Efendimizin vefatından itibaren konuyu KAYNAKLAR IŞIĞINDA ELE ALMAYA ÇALIŞIYORUM. Bu daha faydalı değil mi? Hiç olmazsa nerde ne yazıyor onu öğrenmiş oluruz. Bu arada yazdıklarımdan sakın Kuranın tahrif edildiğini düşünmeyin. Hamdolsun öyle bir şey yok. Konuyu izah ettiğimde daha iyi anlayacağınızdan şüphem yok inş. selametle..
Moderatöre Bildir   Logged
HabiR
"Fe eyne tezhebun"
kadim üye
*

Puan: 54
Online Online

Mesaj Sayısı: 1426


KAVGAM KARANLIĞA GÜNEŞ ADINA...


« Yanıtla #8 : 15 Aralık 2009, 15:09:09 »

Zeyd bin Sabit'in kur'anı toplamada takip etmiş olduğu metodu şöyleydi;

O, öncelikle Rasullallah'ın huzurunda yazılmayan ve sahabenin ezberlememiş olduğu hiçbir şeyi teyit etmedi. Yazılı olmaksınızın sadece ezberle yetinmiyor, ezberde herhangi bir hata veya vehim olmasından korkuyordu. Yine Rasullallah'ın huzurunda yazıldığı şahitlik edecek biri getirildiği ve Kur'anın indirilmiş olduğu vecihlerden olduğu ıspat edilmediği müddetçe hiçbir kimseden bir şey kabul etmiyordu.


Mahmut Şakir - Gökteki Yıldızlar (Ravza Yayınları )
Moderatöre Bildir   Logged

Murtazaali
Yeni Üye
*

Puan: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 149


« Yanıtla #9 : 15 Aralık 2009, 15:35:52 »

Başta İmam Ali olmak üzere, Muhacir ve Ensar’dan Kur’an bilgisi ve birikimi çok iyi düzeyde olan birçok zat henüz hayatta olmasına rağmen Osman b. Affan’ın, tek nüsha halinde olan Kur’an’ı Kureyş lehçesine göre yazma ve mevcut Kur’an nüshasını çoğaltma komisyonuna Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Said b. el-.As ve Abdurrahman b. el-Haris’i seçmiş olması dikkat çekicidir. Bu nedenle konunun daha iyi anlaşılması bakımından mezkûr üyelerin biyografilerini kısaca açıklamakta yarar vardır.
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] 2 3 ... 7   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.094 Saniyede 18 Sorgu ile Oluşturuldu