0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: LailaheillAllah ın şartları  (Okunma Sayısı 497 defa)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« : 02 Eylül 2009, 17:20:01 »

"Lâ ilâhe illâllah"ın söyleyen kimseye fayda verebilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlar gerçekleşmeden günde bin sefer "Lâ ilâhe illAllah" söylense bile, söyleyen kimseye fayda vermez.

Şunun iyi bilinmesi gerekir ki; bu şartlardan kasıt, lafızları saymak veya ezberlemek değildir.

Zira bu şartları gerçekleştirmiş ve ona göre hareket eden nice kimseler vardır ki, kendilerine "şartları say" denildiğinde şartları sayamaz.

Fakat yine nice kimseler de vardır ki bu şartları güzel bir şekilde ezberlemelerine rağmen, amel ve sözleriyle bu şartları bozmuştur.

Oysa bu şartlardan kasıt; bu şartları yerine getirmek ve onu bozan amelleri işlememektir.

İmam Vehb b. Münebbih'e soruldu:

"Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

"Lâ ilahe illAllah cennetin anahtarıdır" buyurmamış mıdır?

İmam şöyle cevap verdi:

"Evet. Fakat dişsiz anahtar olmaz. Dişsiz anahtar getirirsen kapıyı açamazsın. Kapıyı ancak dişli anahtar getirdiğin takdirde açarsın." (Buhari muallak olarak rivayet etti c: 3 s: 109)

(Vehb b. Münebbih b. Kamil'dir. Yemen'in San'a şehrindendir. Ebu Hureyre'den, Ebu Said El hudri'den, İbn Abbas'tan, İbn Ömer'den ve başka sahabelerden hadis rivayet etmiştir. Acli onun hakkında şöyle dedi: "Güvenilir bir tabiidir." San'a kadısı idi. Ebu Zer-a, Nesei ve İbn Hibban da onun hakkında "güvenilir" dediler. H.34 senesinde doğmuştur H.110'da vefat etmiştir. (Tehzib Et-Tehzib, C. 11, S. 167)

Anahtarın dişleri ise aşağıda zikredeceğimiz "Lâ ilâhe illâllah"ın şartlarıdır.

1 - Lâ İlâhe İllAllah'ın Manasını Bilmek

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Bil ki! Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur." (Muhammed: 19)

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Ancak Kelime-i Şehadetin manasını bilerek Kelime-i Şehadet getirenler bundan müstesnadır." (Zuhruf: 86)

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Allah, kendisinden başka ibadete layık ilah olmadığına, adaleti ayakta tutarak şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de buna şehadet ettiler. Ondan başka ibadete layık ilah yoktur. O, Aziz'dir, Hakim'dir." (Al-i İmran: 18)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim; Lâ ilâhe illâllah'ın manasını bilerek ölürse cennete girer." (Müslim)
2 - Şüphesiz ve Şeksiz -Lâ İlâhe İllAllah'ın- Manasını Kabul Etmek

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Allah'a ve Rasulüne iman eden sonra imanında asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad eden kimseler ancak hakkıyla iman edenlerdir. Samimi olanlar da işte bunlardır." (Hucurat: 15)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Lâ ilâhe illAllah Muhammedun Rasulullah'a şehadet ederim. Şüphe etmeyerek Allah'a bu iki şehadetle kavuşan kul asla cennetten men olunmaz" (Müslim)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ey Eba Hureyre! Bu bostanın arkasında kalbi yakinen şeksiz inanarak Lâ ilâhe illAllah'a şehadet eden her kime rastlarsan onu cennet ile müjdele!" (Müslim)

3 - Bu Kelimenin -Lâ İlâhe İllAllah'ın- Gerektirdiği Manayı Kalbiyle ve Diliyle Kabul Etmek

Allah-u teala geçmiş ümmetlerin kıssalarını anlatırken bu kelimeyi kabul edenleri nasıl kurtardığını, bu kelimeyi kabul etmeyenlerden nasıl intikam aldığını ve nasıl onları yok ettiğini haber vermiştir.

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"İşte böyle, senden önce hiçbir kasabaya, hiçbir uyarıcı göndermiş olmayalım ki oranın önde gelen azgınları: "Muhakkak ki biz babalarımızı bir ümmet üzere bulduk ve muhakkak biz onların izlerine uymaktayız" demiş olmasınlar. (Gönderilen uyarıcı onlara) dedi ki: "Ben size, sizin atalarınızı üzerinde bulduğunuzdan daha doğrusunu getirmiş olsam bile mi (atalarınızın dinini terketmiyorsunuz.)?" (Müşrikler) dediler ki: "Muhakkak ki biz, sizin kendisiyle gönderildiğinizi inkar edenleriz." Bu yüzden biz de onlardan intikam almıştık. Yalanlayanların akibetinin nasıl olduğuna bir bak!" (Zuhruf: 23-25)

"Sonra rasullerimizi ve iman eden kimseleri kurtarırız. Böylece üzerimize bir hak olarak mü'minleri kurtarırız." (Yunus: 103)

"Onlara "Lâ ilâhe illAllah" denildiği zaman kibirlenirlerdi. Deli olan bir şair için ilahlarımızı mı terkedeceğiz derlerdi." (Saffat: 35-36)


4 - Hareketlerini, Davranışlarını ve Yaşantısını Lâ İlâhe İllAllah'ın Manasına Uygun Düşecek Şekilde Düzenlemek

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Azab size gelmeden önce Rabbinize yönelin ve O'na teslim olun. Sonra yardım da görmezsiniz." (Zümer: 54)

"İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in hanif dinine tabi olandan din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim'i bir dost edinmişti." (Nisa: 125)

"İyilik yaparak yüzünü Allah'a çeviren kimse muhakkak sapasağlam bir kulpa sarılmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a döner." (Lokman: 22)

Not: Ayet-i kerimede geçen "sapasağlam bir kulp" tan kasıt; "Lâ ilâhe illAllah" tır.

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe iman etmiş olmazlar. Sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar." (Nisa: 65)

İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle diyor:

"Allah-u teala kendi şerefli mukaddes zatına yeminle ifade buyuruyor ki bütün işlerde Allah ve Rasulunü hakem tayin etmedikçe hiç kimse gerçekten iman etmiş olmaz. O'nun verdiği hüküm gizli ve açık her zaman bağlanılması farz olan hak ve gerçektir. Bunun içindir ki Allah-u teala :

"Sonra aralarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar" buyurmuştur.

Yani; seni hakem tayin ettiklerinde gönüllü olarak sana itaat ederler. İçlerinde senin verdiğin hükme karşı herhangi bir sıkıntı duymazlar. İç ve dışlarıyla bu hükme uyarlar.

Bir karşı koyma, bir müdafaa ve münakaşa olmaksızın bütünüyle bu hükme teslim olurlar.

Nitekim bir hadisi şerifte şöyle buyurulmuştur:

"Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki arzusu benim getirdiğime tabi olmadıkça hiçbiriniz gerçekten iman etmiş olmaz." (Müslim)" (İbn-i Kesir Tefsiri)
5 - Lâ İlâhe İllAllah'ı Yalanlamayıp Kalbiyle ve Diliyle Tasdik Etmek

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Bir kısım insanlar vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler. Oysa onlar mü'min değillerdir. Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir. Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylediklerinden dolayı onlar için can yakıcı bir azab vardır." (Bakara: 8-10)

"İnsanlar sadece iman ettik demekle bırakılıp imtihan edilmeyeceklerini mi sanıyorlar? Doğrusu biz onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette sözüne sadık olanları bilir. Ve elbette yalancıları da bilir." (Ankebut: 2-3)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Her kim Lâ ilâhe illAllah Muhammedun Rasulullah'a kalbiyle tasdik ederek şehadet ederse Allah-u teala ona cehennemi haram kılar." (Buhari, Müslim)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Benim şefaatim Lâ ilâhe illAllah'ı ihlaslı olarak ve kalbinde olanı lisanı tasdik ederek, lisanında olanı kalbi tasdik ederek söyleyen kimse içindir." (Hakim rivayet etti ve sahih dedi Zehebi de destekledi)

Lâ ilâhe illAllah'ı tastik etmek; İslam şeriatine boyun eğmeyi, şeriatin hükümlerini kabul etmeyi, şeriatin haber verdiği bütün haberleri doğrulamayı, emrettiklerine uymayı ve yasaklarından uzak durmayı gerektirir.
6 - İhlaslı Olmak -Yapılan Bütün Amelleri Sadece Allah Rızası İçin Yapmak ve Şirkten Temizlenip Uzak Kalmak-

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"İyi bilinmelidir ki halis din Allah'ındır. Allah'ı bırakıp O'ndan başka dostlar edinenler: "Biz onlara ancak bizi daha çok Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" derler. Muhakkak ki Allah aralarında ihtilaf ettikleri hususlarda hüküm verecektir. Şüphesiz ki Allah yalancı ve kafir olan bir kimseyi hidayete erdirmez." (Zümer: 3)

"Oysa onlar doğruya yönelip her türlü şirkten temizlenmiş olarak (yani ihlaslı olarak) Allah'ın dininde O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur." (Beyyine: 5)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kıyamet günü şefaatimle en mutlu olacak kişi Lâ ilahe illAllah'ı kalbiyle ihlaslı bir şekilde söyleyendir." (Buhari)

"Allah-u teala, O'nun rızasını isteyerek Lâ ilahe illAllah diyen kişiye cehennemi haram kıldı" (Müslim)

"Kim kalbiyle ihlaslı bir şekilde, dili de bu kalbindeki olanları tasdik ederek; "Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur, O birdir, O'nun ortağı yoktur, mülk onundur, hamd (bütün övgülere layık olmak) O'na mahsustur ve O her şeye kadirdir" diye söylerse Allah muhakkak ki bu sözü söyleyen için göğü yarar ve o kimseye bakar. Allah birisine bakarsa muhakkak, o kimse kendisinden ne isterse ona verir." (Nesei)

İmam el-Fadl İbn İyad radiyAllahu anh diyor ki:

"Allah rızası için, fakat Allah'ın istediği şekilde yapılmayan amelleri Allah-u teala kabul etmez. Aynı şekilde Allah'ın istediği şekilde fakat Allah rızası için yapılmayan amelleri de Allah-u teala kabul etmez. Allah-u teala ancak kendi rızası gözetilerek ve Rasulullah'ın sünnetine uygun olarak yapılan amelleri kabul eder."

İslam dinine bağlanmak sadece Allah-u teala'ya teslim olmayı ve O'ndan başkalarına teslim olmamayı gerektirir. Bu ise Lâ ilâhe illAllah'ın gerçeğidir. Kim hem Allah-u teala'ya, hem başkasına teslim olursa müşrik olur. Allah-u teala şirki asla affetmez. Kim Allah-u teala'ya teslim olmazsa Allah'a ibadette kibirlenmiştir.

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Rabbiniz: "Bana dua ediniz ki size karşılığını vereyim. Bana ibadet etmeyi büyüklüklerine yediremeyen kimseler aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir" buyurdu." (Mü'min (Gafir): 60)
7 - Bu Kelimeyi -Lâ İlâhe İllAllah Kelimesini- ve Bu Kelimenin Gösterdiği Yolu Sevmek, Bu Kelimeyi Sevip Gösterdiği Yolda Yürüyenleri Sevmek, Bu Kelimeyi Kötü Görüp Gösterdiği Yoldan Başka Yollara Sapanları İse Sevmemek, Onları Yakın Dostlar Edinmemek

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"İnsanlardan, Allah'dan başka edindikleri denkleri Allah gibi sevenler vardır. Oysa iman edenlerin Allah'ı sevmeleri daha şiddetlidir." (Bakara: 165)

"Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah; onların yerine, kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçakgönüllü, kafirlere karşı ise güçlü ve şerefli olan, Allah yolunda cihad eden ve kınayanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte bu Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah geniş ihsan sahibidir. Her şeyi çok iyi bilendir." (Maide: 54)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kimde şu üç şey bulunursa imanın tatlılığını tatmış olur:

- Allah ve Rasulullah kendisine her şeyden daha sevgili olmak,

- Bir kimseyi sevmek fakat yalnız Allah için sevmek,

- Allah onu küfürden kurtardıktan sonra yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak." (Buhari, Müslim)
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #1 : 18 Ekim 2009, 22:46:07 »

Cennete girmek ancak La ilahe illAllah’ın manasını bilip, bu manayı kalple tasdik, dille ikrar ve bu tasdik ve ikrarın pratiğe dökülüp bu hal üzere Allah (c.c)’a kavuşmakla söz konusu olur.
Çünkü la ilahe illAllah’a iman sadece kelimelerde kalan bir iman değildir. Bu yüce düstura iman, sadece kelimelerde kalan, manasını bilmeden şuursuzca söylemekle meydana çıkacak bir iman değildir, şüphesiz. Lailahe illAllah, kişide bir inanç, bir his ve bir hareket haline dönüşmedikçe gerçek ifadesini bulamaz. Bunun gerçekleşmesinin ilk şartı da bu kelimenin manasını Allah (c.c)’ın razı olduğu ve tarif ettiği şekilde bilmektir. Zira, bilmeden, anlamadan yapılacak iman iddiası yalandır, boştur.
O halde La ilahe illAllah inancı, Kur’an’dan ve sünnetten kaynaklanan bir anlayışla kavranmadan, gerekleri bilinip, hayat pratiğinde yaşanmadan iman gerçekleşemez. Bu kelimeyi kalben hissedip tasdik etmek için manasını bilmek gerekir. Kısacası bu kelimeye iman için manasını bilmek şarttır.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #2 : 29 Ekim 2009, 14:37:09 »

La İlahe İllAllah diyen bir kimse, genel olarak şöyle demiştir:
insanın, manasını bilmediği bir şeyi kabul etmesi imkansızdır. “La ilahe illAllah” kelimesi, arapça bir kelimedir ve şüphesiz bir manası vardır.

La ilahe illAllah kelimesi ve bu kelimeyi açıklayan ayetler incelendiğinde, La ilahe illAllah kelimesinin iki bölümden oluştuğu görülür:

a) - “La ilahe”: Reddetme bölümü.

“La ilahe” diyen bir kimse, genel olarak şöyle demiştir:

“Ey Rabbim! Ben, hiçbir ilah kabul etmiyorum. Yani, Allah’ın hükümleri dışında hükümler koyan, insanların sözünü dinlediği, kanun ve hükümlerine itaat ettiği, haram ve helallerine, emir ve yasaklarına riayet ettiği, hiçbir ilahı tanımıyorum, bütün bunları reddediyorum.

Ey Rabbim! Ben, insanları kendisine ibadet etmeye; hükümlerini dinlemeye, kendisine saygı göstermeye, yüceltmeye çağıran tüm sahte ilahları reddediyorum, bunları kabul etmiyorum.

Ey Rabbim! Ben, Senin sıfatlarını kendisinde gören; kendisini hüküm koyucu, gaybi bilici, insanları dilediği gibi yönetici, muhakeme edici olarak ileri süren her sahte ilahı reddediyor, onlara tabi olmuyor, onlardan uzak duruyorum.

Ey Rabbim! Ben, hiçbir sahte ilahı, onların hükümlerini, yasa kitaplarını, uydurdukları sistemlerini, onların peşine takılıp dediklerini yapan yandaşları müşrikleri de reddediyorum, onları kesinlikle sevmiyorum, onlardan nefret ediyorum ve onlara düşmanlık duyguları besliyorum, bütün imkanlarını bunları yok etmek için kullanacağım.”

b) - “İllAllah”: Kabul etme bölümü.

“İllAllah” diyen bir kimse, genel olarak şöyle demiştir:

“Ey Rabbim! Ben, ilah olarak sadece Seni kabul ediyorum. Yani, ben, nasıl yaratıcı ve Rab olarak seni kabul etmişsem, benim hakkımda ve tüm kullar hakkında yegane hüküm koyucu olarak yine seni kabul ediyorum.

Yaşamımı, yalnız senin sistemine göre düzenleyeceğim. Senin emirlerine itaat edip yasakladığın şeylerden uzak duracağım. Senin helal kıldıklarınla amel edip haram kıldıklarını terkedeceğim. Yalnız Senin kitabın Kur'an’ı anayasa kabul edip ona göre yaşayacağım. Yalnız Senin rasulünü örnek alıp onun sözlerini doğru kabul edeceğim. Yalnız senin değer verdiklerine değer verip düşman olduklarına düşman olacağım. Hayatımı yalnız Sana adayıp yalnız senin yolunda öleceğim. Her ihtilafta yalnız Kur'an’ı ve Rasulünün sünnetini hakem kabul edip hükümlerine itirazsız teslimiyet göstereceğim. Senin isim ve sıfatlarını kimseye vermeyeceğim, Sana asla şirk koşmayacağım.”

Davetçinin tefsiri 3 de Dinde Zorlama Yoktur  konu başlığı
Alıntı
Mesela; Ürdün ve Kuveyt gibi bazı kafir devletlerde hem medeni hem de şer'i mahkemeler vardır. Fakat şer'i mahkemeler sadece evlenme, boşanma, miras gibi aileyi ilgilendiren konularda hüküm vermekte, geri kalan diğer hukuki meselelerde ise medeni mahkemeler hüküm verme yetkisine sahiptir. Bu mahkemelerdeki kanunların bir kısmı İslama uygun, bir kısmı ise zıttır.
Bu ülkelerde, şer'i mahkemelerdeki hakimler, kafir olsa bile İslam'dan olduğunu kabul ederek Allah'ın kanunlarını uyguladıkları için bu şer'i mahkemelere başvurmak caizdir.

>yarı islami yarı tağuti kanunlar uygulayan muhakeme aslen şer-i muhakeme denilebilirmi?
bir kısmı şeri bir kısmı batıl suud devletinde kafir hakemin hakemligi kabul edilerek muhakeme icraedilerek ondan islami uygulaması istenebilirmi istenirse kişi müslüman kalabilirmi?



Alıntı
Daru'l harbte ancak aşağıdaki şartların tümü aynı anda tahakkuk ettiğinde tağutlardan hüküm istenebilir:
1 - Tağutun kendisiyle hüküm vereceği kanunlar İslam'dan olmalıdır.
2 - Tağut, bu konuda İslam'ın kanunuyla hüküm verdiğini kabul etmelidir.
3 - Allah'ın hükümleriyle hükmedecek müslüman bir hakimin bulunmaması gerekir.
4 - Müslüman hakim bulunsa bile o devlette Allah'ın hükümlerini fertlere tatbik ettirme gücüne sahip değilse, buna karşılık, İslam kanunları olduğunu itiraf ederek Allah'ın hükümleriyle hükmeden tağut, Allah'ın hükümlerini tatbik ettirme gücüne sahipse bu şartlar dahilinde tağuttan hüküm istemek küfür olmaz. 



>Yukardaki maddeler hangi delilden cıkmıştır.
Böyle bir hakem hüküm isteme öncesi kabul ediş gündeme gelmiyormu ve islami hükümleri isterken o hakem in hakemligi onaylanmış olmazmı hal böyle olunca kişi kafir bir hakemi kabul etmiş konumuna düşmezmi
bu hakemi kabul ve aynı anda ona muhakeme oluş hükmen nedir ?
Tağuttan tağutlugunu kabul ederek yada kafir hakemden onun kafir hakem oluşu tasdiklenerek nasıl hüküm istenebilir?
istendigi takdirde kişi müslüman kalabilirmi burada iki unsur gözden kacmış


Alıntı
Müslümanın İslam'a göre verilmiş bir hükmü, küfür olmayacak şekilde tağutun mahkemesine tasdik ettirmesine gelince; bu, ancak lafızların ve istenilen şeyin açıkça belirtilmesiyle olur.
Mesela; miras meselesi... Müslüman kardeşler mirası aralarında İslamın hükmüne göre paylaştırdıktan sonra: "Biz mirası bu şekilde yani, 2 erkeğe, 1 kıza olacak şekilde paylaştırdık. Bununla ilgili işlemlerin yapılmasını istiyoruz" diyerek tağutun mahkemesine başvurmaları bu hükmü tasdik ettirmeyi istemek demektir

Hanımını boşamış olan kişinin, verdiği bu hükmü taguta tasdik ettirmek için; "Ben hanımımı boşadım. Gerekli işlemlerin yapılmasını istiyorum" diyerek tağutun mahkemesine başvurması ve mahkemenin de erkeğin başvurusunu asıl kabul edip uygulamaya sokması şarttır. Ancak bu şekilde yapılan başvuru tasdik ettirme manasına gelir.
Yoksa, kişinin; "Niyetim tağutun hükmünü istemek değil tasdik ettirmektir. Çünkü ben hanımımı İslami usule göre boşayarak zaten ondan ayrıldım. Tağutun hakimi de eğer bizi boşarsa benim verdiğim bu kararı tasdik etmiş olur.[/]


>Burada tağuttan istemek ameli var bu oraya itibar ve tanıma anlamına gelmezmi?
Tağuttan hüküm isteme anlamı gibi anlaşılıyor:burada tevhide aykırı durumlar cümleler sarf edilmiş gibi duruyor istek var onayvar hükmün kabulu var bu ameller neden yapılıyor ikrahmı var zorlamı var Muhakemeye itibar anlamına gelmezmi?

Alıntı.Davetçinin tefsiri 5 nisa:60
AYETTEN ÇIKAN PRATİK HÜKÜMLER


Alıntı
1 - Bazı batı devletlerde ve kafir kanunlarını tatbik eden bazı Arap devletlerinde matbu senetler ve çekler vardır. Bunlarda bir takım şartlar yazılıdır. Bu şartlardan birisi şudur: “ihtilaf vukuunda falan mahkeme yetkilidir.” Tabii ki bu mahkemenin uyguladığı kanunlar İslami olmayan kanunlardır. Bu gibi senetlere imza atmak peşinen tağutun hükümlerini kabul etmek demek olduğundan küfürdür. Müslüman olan kişi bu gibi tuzaklara karşı dikkatli olmalıdır. Bu tür senetlere ve kağıtlara imza atmaması gerekir, imza attığı taktirde bu şartları kabul etmiş sayılır ve kafir olur.
 2 - Başkasının şikayeti üzerine tutuklanmış olan birmüslüman, eğer tağutun mahkemesine çıkartılacak ve o kanunlara göre hüküm uygulanacaksa müslümanın bu türmahkemelere karşı red tavrı takınması gerekir. Hakime saygı ifade eden ve onun hükmünü kabul ettiğini gösteren sözler söylememeli ve hareketlerde bulunmamalıdır. Kendisini savunacak bir avukat tutmaması gerekir. Çünkü bu avukatın kendisi adına yaptığı, söylediği her şey onu bağlar. Ayrıca bu durumlarda avukat tutmak mahkemeye itibar etmek sayılır. Fakat hakime nasıl cevap verebileceğini :ve bu konudaki hileleri vekalet vermeksizin bir avukattan öğrenebilir.
 3 - Seri mahkemesi olmayan devletlerde miras konusunda “erkeğe bir, kıza bir” kanunu geçerlidir. Ve devlet mirasın dağılımını mahkemeye bırakmıştır. Bir müslüman mirasçı, mirasını almak için bu mahkemeye müracaat ederse küfre girer. Çünkü o, böyle yapmakla mahkemenin hükmünü, yani tağutun hükmünü istemiştir. Fakat müslüman mirasçılar babalarının mirasını kendi aralarında kafir, kanunlarına göre değil de İslam’a göre paylaştırıp bunu kafir mahkemeye sunarak:
“Biz aramızda böyle paylaştık, mirasın aramızda bu şekilde dağılmasını istiyoruz” derler. Hakim de bunu bu şekilde kabul ederse bu yaptıkları caizdir. .Çünkü bu durumda hakimin hükmü değil mirasçının hükmü uygulanmış olur. Bu, tağuttan İslam hükümlerinin uygulanmasını istemek gibidir. Fakat hakimin istenilen bu şeyi reddedeceği, kafir kanunlarının uygulayacağı bilinirse caiz değildir.
4 - Bazı batı devletlerde boşama yetkisi mahkemeye verilmiştir. Bu durumda boşanmak için mahkemeye başvurmak küfürdür. Çünkü Allah boşama yetkisini kocaya ve kadın zor duruma düştüğünde İslam hakimine vermiştir. Halbuki bu kafir kanunlarına göre karı-koca boşanmayı isteseler bile hakim onları boşamayabilir.

5 -İhtilaf halinde İslam kanunlarını iyi bilen kafir bir hakem tayin edip İslam’a göre hüküm vermesini istemek , caizdir. Fakat müslüman hakim varsa onu seçmek gerekir.

6 - Hükmü İslam’da mevcut olan herhangi bir meselede ihtilaf olduğunda, İslam’ın dışında hükmedecek bir kişiyi hakem tayin etmek küfürdür. Fakat İslam’da hükmü olmayan, tecrübeye ve bilgiye dayanan bir meselede uzman olan birisini hakem tayin etmek caizdir. Örneğin ev sahibi ile müteahhit ev inşaatı hakkında anlaşmazlığa girdiklerinde evde kullanılması gereken demiri, çimentoyu tespit etmek için bir kafir uzman mühendis tayin etmek caizdir veya trafik kazası anında hatalı olanı tayin etmek için uzman olan trafik polisini hakem tayin etmek caizdir. Fakat hiçbir zaman bu gibi durumlarda cezayı müeyyideyi uygulamak için tağutun mahkemesine başvurmak caiz değildir.
7 - Tağuti mahkemede bazı kanunlar İslam’a uygun olabilir. Fakat hiçbir zaman “Bana uygulanacak olan kanun İslam’a uygundur. Onun için tağutun mahkemesine başvurabilirim” denilemez. Tağuti mahkemenin kanunlarının yüzde yüzü İslam’a uygun olsa, fakat “bu kanunları, filan meclisin kanunları olduğu için uyguluyoruz. Allah’ın kanunları olduğu için değil, denirse bu mahkeme bir tağuttur. Bu mahkemeye başvurmak tağutun mahkemesine başvurmaktır. Bu hakimin yetkisini kabul etmemek gerekir. Çünkü hakime ancak uyguladığı kanunların Allah tarafından olduğunu söylediğinde itaat edilir ve bu mahkeme İslami bir mahkeme hükmünü alır. Kanunlarının yüzde yüzü İslam’a göre olsa bile, bunları Allah’ın kanunları olduğu için uygulamayan mahkemeye ancak şu şekilde başvurulur. “Ben Allah’ın hükmünü tatbik ettiğiniz için size başvuruyorum” der ve hakim de bunu kabul ederse başvurabilir. Fakat hakim “burada Allah’ın kanunları uygulanmaz, meclisin kanunları uygulanır” derse o zaman başvurmak caiz değildir. Tağutun mahkemesine İslam’da hükmü olmayan herhangi bir meselede başvurmak küfürdür. Çünkü bu, tağutun mahkemesini yetkili olarak kabul etmektir.
8 - Darul harpte bir kafirin eziyetinden kurtulmak için mahkemeye intikal ettirmeden polisten yardım istemek caizdir. Bu, Rasulullah’ın yaptığı talebi nusra hükmündedir.
9 - Kafir hakime para vererek İslam’ın kanunlarını uygulamasını istemek caizdir. Verilen para rüşvet hükmünde değil, zulmü kaldırmak içindir!!!



Degerlendirme ve Reddiye
 
Reisler, liderler ve şeyhlere ibadet etmek. Bu, Allah’ın haram kıldığı şeyi helal, helal kıldığı şeyi haram kıldıklarında onlara itaat etmekle olur

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini (yani din adamlarını) ve Meryem oğlu Mesihi rab edindiler. Oysa tek olan Allah’ tan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Allah koştukları eşlerden münezzehtir." (Tevbe: 31)   
     
Bir gün Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem bu ayeti kerimeyi okuduğu sırada daha önce hristiyan iken sonradan İslam’la şereflenen Adiyy İbn Hatem radiyAllahu anh (boynunda haç olduğu halde) Rasulullah’ın yanına girdiğinde bu ayeti kerimeyi duyunca Rasulullah’a:
"Onlara ibadet etmiyorlar ki" dedi.
Bunun üzerine Rasulullah:
"Onlar Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram, haram kıldığı bir şeyi helal kıldıkları zaman onlara itaat etmiyorlar mı?" diye sorunca;
Adiyy İbn Hatem: "Evet" dedi. 
Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:
"İşte böylece onlara ibadet ediyorlar" buyurdu. (Cem'ul-Fevaid: Tefsir bah.) (Tirmizi)

Tağutun mahkemesine başvurulduğunda sadece Allah-u Teâlâ'ya ait olan hüküm verme yetkisinin Allah’tan başkasına verilmesi söz konusudur. Çünkü hüküm vermek yalnızca Allah-u Teâlâ'ya aittir. Allah-u Teâlâ sadece kendi hükmüne itaat edilmesini emretmiştir. Kendi hükmünden başkasına itaat edenlerin kimin hükmüne itaat ediyorlarsa ona ibadet ettiklerini apaçık bir şekilde: "Hüküm vermek yalnız Allah'a aittir. Kendisinden başkasına değil yalnız O’na kulluk etmenizi emretti." (Yusuf: 40) ayetinde apaçık bir şekilde bildirmiştir.             

Öyleyse her ne kadar kalben tağutu sevmediğinizi ona düşman olduğunuzu iddia etseniz bile hareketiniz bunu yalanlamaktadır. Zira gerçekten tağuta düşman olmuş ve onu kalbinizle inkar etmiş olsaydınız ister hakkınız gitsin ister gitmesin tağutun mahkemesine başvurmazdınız. Mesele hak-hukuk meselesi değil, mesele yalnız Allah-u Teâlâ'ya ait olan hüküm verme yetkisinin Allah’tan başkasına verilmesidir. Bu ise şirkin ta kendisidir. Allah-u Teâlâ Nisa suresinin 60. ayetinde tağuta muhakeme olmayı isteyenlerin iman iddialarının geçersiz  olduğunu ve şeytanın bunları: "Tağuta muhakeme olmayı istediğiniz halde müslüman, mü’min kalabilirsiniz" diye vesvese vermek suretiyle derin bir sapıklığa saptırdığını bildiriyor.

>Hakimde bulunması gereken şartlardan birisi ve en önemlisi müslüman olmasıdır.Çünkü yargı(kaza) velayetin bir çeşididir.Kafirin ise müslüman üzerinde velayet yetkisi yoktur“Allah kafirlere asla müminler üzerine bir yol(yetki) vermeyecektir”
(Nisa:141)

>Müslümanın taraf olduğu bir ihtilafta,müslümanın leh veya aleyhine müslümandan başkasının hükmetmesi caiz olmadığından,davanın gayri müslim mahkemeye götürülmesi mümkün değildir.Kaza velayete dayanır,kafirin ise müslüman üzerinde velayeti yoktur
(Şafii,el-Umm,V 11,38;Şirazi,el-Muhezzeb,c 11 s 257;İbni kudame,el-Mukni,1/532;el-Muğni,X,623;Zadul mead 3/201)

>Hakem tayin edilen kişinin müslüman olması şarttır.İslamda “müslümanın problemini müslüman çözer”düsturu esastır.Kafirin tahkimi caiz değildir.(el-Binaye fi şerhil hidaye
(Bedreddin el-Ayni)8/67,Beyrut/1990;Fetavayı Hindiyye(Şeyh Nizamuddin ve bir heyet)3/397,Bulak/1310)

Sonuç:

>Yarı şer-i yarı beşeri bir muhakeme aslan küfür tağut muhakemesidir.böyle bir muhakemeye her türlü muracaatlarda küfürdür.
>böyle bir muhakemede kafir bir hakem islami kanunları cok iyi bilse o hakemin hakemligi düşmez sakıt olmaz.
>Kafir bir Hakimin Hakemligini kabul ederek ondan islami hüküm istemek önce küfür bir amel işlemk akabinde islami hüküm istemek kişiyi kurtarmaz.
>Kafir hakemin hakemliginin sakıt olması islami çok iyi bilmesiyle degil o tağuti muhakemeden tevbe edip iman etmesiyle görevi terkiyle mümkündür.
>Yukardaki maddeler ,fikir ve görüşler olup küfür içermektedir. 
>Şu şekilde iddia edenlerin görüşlerinede ne kadar benziyor.eger şeri muhakeme yoksa (yani müslüman hakem yoksadan bu anlaşılıyor) islamin kanunlarını bilipte tağutun muhakmesinde hükümler veren kafir hakemin hakemligini kabul edebilir ona muhakeme olabilrsin bu senin akidene zarar vermez sen hala müslüman kalabilirsin...bu işte şeytanın altatmasıdır. kandırmasıdır ve batılı süslü göstermesidir. yazar Kafir hakemden islami hükmü bazı sebeblere baglamıştır. müslüman hakim olmazsa eger demiş birde islamın kanunlarını bilecek ve bazı maddeleride eklemiştir.  getirilen bu şartlar tahakkuk etse dahi o kafir hakemin hakemligi düşmez.düşmedigi gibi ondan islami hüküm istenmez

burada yazar kafir hakemin hakemligini kabulun bir müslüman akidesine zarar veremeyecegi inancını ve bu esnada o kafir hakeme muhakemeye oluşu atlamıştır. her iki halinde nisa.60 aeytine göre küfür oldugunu kendileride bilirler.Tağuta muhakeme olmak la ilahe illAllah’ı ilgilendiren bir meseledir. Tağutu reddetmek müslüman olmanın ilk şartıdır. Her türlü tağutu (yani Allah’ın şeriatı dışındaki sistemleri, hükümleri ve sahte ilahları) reddetmedikçe gerçek manada islam’a girmek, Allah’a iman etmek ve muvahhid sıfatı almak mümkün değildir. inşaAllah hatalarını anlarlarda tevbe ederler. başka konulardada aynı teviller yapmışlar şimdilik bir konu anlayanlar için yeterli görüyoruz.küfrü görüpte küfürde kalmak bilebile küfrü kabul etmektir.ki buda küfürdür.Artık bundan böyle inananlar bilerek inansınlar inkar edenler de bilerek inkar etsinler.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini (yani din adamlarını) ve Meryem oğlu Mesihi rab edindiler. Oysa tek olan Allah’ tan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Allah koştukları eşlerden münezzehtir." (Tevbe: 31)   

 Müslüman olan kişi bu gibi tuzaklara karşı dikkatli olmalıdır
Hidayete tabi olanlara selam olsun.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #3 : 18 Mayıs 2010, 20:08:43 »

Tevhid mücadelemiz
***************
Yaşadığımız dönemde çağdaş toplum adı altında kurulan beşeri ideolojiler
İnsanları pratikte üstün düzeydeki şeytani kodamanlarıyla kendi etkisi
Altına almıştır.

Hal öyle vahim bir şekil almıştır ki artık ilahi dava ve kanunları bir
Kenara bırakılmış, Kendi hazırlayıp düzenledikleri düşünce, gelenek ve değer ölçülerine, ekol, hareket ve yönetimlere "İslâmî birer etiket" yapıştırmayı ihmal etmemektedirler.

Evet durum böyle iken muvahhidler bundan sarsılmayıp daha çok
çaba sarfetmiş olarak dava sağlamlaştırma çalışmaları yürütmektedir.

Bu anti İslamcı didaktörler ve onların yardımcı dostları haykırılan
Tevhid çağrısına uymadıkları taktirde onlara karşı üstün düzeyde mucadele edilecektir. Bu mücadelemiz tüm rasullerin ortak davası Tevhid mücadelesidir.

Ancak çağımız zalim ideolojileri bu çağrıya anti yaklaşım sağladıkları
İçin onlarda firavunlar vb tağutlar gibi alaşağı edilip yerlerini gerçek
İslam devleti alacaktır.

Bu davanın hâkim olması için Allah'ın va'di muhakkak ki vaki, buyruğu da şüphesiz ki kaimdir:

"Yemin olsun ki peygamber kullarımıza verdiğimiz yardım va'dimiz hükme bağlanmıştır. Onlar, kesinlikle yardım olunacaklardır. Ve muhakkak galip olacak kimseler de bizim askerlerimizdir." (es-Saffat:171-173)

Belki bu zaferin zahiri eserleri gecikebilir. Beşerin mahdut ömrüne göre değişebilir. Ama asla şaşmaz ve bozulmaz bir va'ddir bu. Sonra bu, beşerin kavrayamayacağı bir biçimde de gerçekleşmiş olabilir. Çünkü insan (nedense) alışagelen yardım ve zafer biçimlerinden başkasını aramaz ve -aradan bir zaman geçmedikçe- daha başka bir biçimde de gerçekleşen kanunu kavrayamaz. İnsanlar, Allah'ın orduları ve peygamberlerin tabileri için zafer ve yardım biçimlerinden sadece birini isterler. Allah İse daha başka bir biçimi irade buyurur. Daha mükemmel ve daha kalıcı olanını..
(Seyyid kutup)

Bu kesin vaade karşılık bize düşen tüm beşeriye şu cümleyi
Haykırmaktır.

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #4 : 28 Mayıs 2010, 21:58:20 »

LÂ İLÂHE İLLAllah'A İMAN ANCAK MANASINI BİLMEKLE GERÇEKLEŞİR
**************************************************
   Osman radıyAllahu anh'dan Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şöyle gediği rivayet edilmiştir:
     "Kim  Lâ ilâhe illAllah'ın manasını bilerek ölürse cennete girer."  (Müslim)
----------------------------------------------------------------------

Abdullah b. Abbas radıyAllahu anh, Ebu Süfyan'dan bizzat haber verdiğine göre, Ebu Süfyan şöyle demiştir:
     "Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ile aramda kararlaştırılan müddet içinde (Hudeybiye anlaşması zamanında) Şam'da bulunduğum sırada Hrakl'e Rasulullah'tan bir mektup getirildi...
     (Mektup şöyledir):
     "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
      Allah'ın Rasulü Muhammed'den, Rum'un büyüğü Hrakl'e...
      Hidayete uyanlara selam olsun.
      Ben, seni İslam davetiyle davet ediyorum. Müslüman ol ki kurtuluşa eresin. Müslüman ol ki, Allah senin ecrini iki kat versin. Eğer bu davetimi kabul etmezsen, hristiyan çiftçilerin işleyecekleri haramlar senin boynunadır.
     "Ey kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmemiz, O'na hiçbir şeyi eş koşmamamız, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin. Eğer yüz çevirirlerse: "Bizim müslüman olduğumuza şahid olun" deyin." (Al-i İmran: 64)
     Ebu Süfyan devamla şöyle dedi:
    "Hrakl, Rasulullah'ın mektubunu okuyup bitirince yanında sesler yükseldi ve gürültü çoğaldı. Bizim çıkarılmamızı emretti. Biz de çıkarıldık."  (Buhari - Müslim)
----------------------------------------------------------------------------------------------
        ****hadisten ne istifade ederiz****
       
- İşte, insan hayatının gayesini belirleyen Lâ ilâhe illAllah'a imanın keyfiyeti...
     Bu yüce düstura iman, sadece kelimelerde kalan, manasını bilmeden şuursuzca söylemekle meydana çıkacak bir iman değildir, şüphesiz. Lâ ilâhe illAllah, kişide bir inanç, bir his ve bir hareket haline dönüşmedikçe gerçek ifadesini bulamaz.
     Bunun gerçekleşmesinin ilk şartı da bu kelimenin manasını Allah'ın razı olduğu ve tarif ettiği şekilde bilmektir. Zira, bilmeden, anlamadan yapılacak iman iddiası yalandır, boştur.
     Hangi sağlam akıl, bilinmeyen, anlanmayan bir şeye inancın geçerli olduğunu kabul eder ki?
     Anlanmayan şeylerin insanda inanç haline dönüşebileceği; gerekleri bilinmeyen bir ifadenin insan hayatında pratik olarak yaşanabileceği hangi mantığa sığar ki?
     Elbette hiçbir sağlam akıl bunu kabul edemez.
     Evet, Lâ ilâhe illAllah inancı, Kur'an'dan ve sünnetten kaynaklanan bir anlayışla kavranmadan, gerekleri bilinip, hayat pratiğinde yaşanmadan iman gerçekleşemez. Bu kelimeyi kalben hissedip tasdik etmek için manasını bilmek gerekir. Kısacası bu kelimeye iman için manasını bilmek şarttır.
     Maalesef günümüzde alim kisvesindeki nice cahiller ve bunlara uyan zır cahiller bu gerçeği göremediler. Allah ve Rasulü, anlamadan ve bilmeden Lâ ilâhe illAllah'a iman ettiğini iddia edenleri yalanlayıp iman iddialarını yüzlerine vururcasına reddederken bu cahiller, ister manasını bilmesin ister şartlarından habersiz olsun hatta tevhidin şartlarına ters düşen amellerde bulunsun, Lâ ilâhe illAllah'ı diliyle söyleyen herkesi müslüman görerek korkunç bir hataya düştüler.
     Bu cahiller, batıl olduğu kadar mantıksız olan iddialarını desteklemek için Kur'an ve sünnetten delil getirmekten ve dolayısıyla Allah'a ve Rasulüne iftira etmekten de geri kalmadılar. Allah Rasulü'nün bazı hadislerinde geçen "Kim  Lâ ilâhe illAllah derse...", "Kim  Lâ ilâhe illAllah'ı söylerse..." müslüman olur, cennete girer gibi ifadelerini delil alıp buradaki hükmü, Lâ ilâhe illAllah'ı anlayarak ya da anlamayarak söyleyen herkes için genelleştirdiler.
     Anlayış ve muhakeme hususunda nasibleri çok az olan bu kimseler, bu gibi ifadelerin genele değil de Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem zamanında ve ondan sonra yaşayan ve bu kelime söylendiğinde manasını ve şartlarını apaçık anlayan arablara ait bir hüküm olduğunu göremediler.
     Evet, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in Lâ ilâhe illAllah dediğinde manasını anlayan arablara seslenişi ve daveti onların tevhidi söylemelerini istemek şeklinde oluyordu. Zaten böyle olması da gerekmez miydi?
     Manasını bilip anladıktan sonra bir kişinin Lâ ilâhe illAllah'ı dil ile ikrar etmesinin, iman etmesi için yeterli olacağı hiçbir sağlam aklın karşı çıkmayacağı apaçık bir gerçektir.
     Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in Lâ ilâhe illAllah dediğinde anlamayacak olanları -ki o zaman için bu kimseler arab olmayan ya da Arapçayı bilmeyen kimselerdi- bu kimseleri İslam'a daveti şüphesiz böyle olmuyordu. Onun arab olmayan halkların krallarına gönderdiği davet mektubları bu gerçeği teyid etmektedir. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem bu mektupların tümünde tevhidi, muhatab olan kimselerin anlayabileceği şekilde açıklaması ya da tevhidi ifade eden ayetleri mektuba eklemesi, tevhidin anlaşılmasının gerekliliğini net bir şekilde vurgular.
     Yukarıdaki hadiste de Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem Bizans imparatoru Hrakl'e gönderdiği davet mektubunuda tevhidi, Allah'ın bir ayetiyle açıklamıştır. Bu ayeti incelememiz konunun anlaşılması açısından faydalı olacaktır.
     "Ey kitab ehli!"
     Bu hitap yahudi ve hristiyanlan olduğu kadar onların durumunda olan herkesi içermektedir.
     "Bizimle sizin aranızdaki müşterek bir söze gelin..."
     Evet bu  Lâ ilâhe illAllah sözü, dil ile söylemek açısından sizinle bizim aramızda müşterektir. Ama söyleyişin keyfiyeti itibariyle böyle değildir. Zira siz bunu, gerçek manasını bilmeden şuursuzca tekrarlayıp duruyorsunuz.  Öyleyse, bu kelimenin manasını kabul etmeye gelin. Bu kelimenin manası da şudur:
     "Ancak Allah'a kulluk etmemiz, O'na hiçbir şeyi eş koşmamamız..."
     Ne putları, ne haçı, ne ateşi, ne tağutları, ne de başka bir şeyi O'na ortak koşmayın. İbadeti sadece tek olan ve ortağı bulunmayan Allah'a has kılın.
     "Allah'ı bırakıp birbirimizi Rab olarak benimsememek üzere..."
     Allah'ın haram kıldığı şeyi helal, helal kıldığı şeyi haram kılan kimselere itaat etmeyelim. Hayatımızı ancak Allah'ın emir ve yasaklan şekillendirsin. Eğer Allah'ın değil de başkasının helal (serbest) ve haram (yasak) sınırlarına tabi olursanız onu Rab edinmiş olursunuz.
     "Eğer yüz çevirirlerse..."
     Eğer bütün bunları kabule yanaşmayıp reddederseniz....
     "Bizim müslüman olduğumuza şahid olun" deyin."
     Biz "Lâ ilâhe illAllah"ı bu manayla kabul ettiğimiz için müslümanlarız. Fakat siz bu manayla kabul etmediğiniz için kafirsiniz.
     İşte Rasulullah'ın Lâ ilâhe illAllah'a davet metodunun özü bu idi. Lâ ilâhe illAllah'ı insanlara apaçık şekilde, apaçık ifadelerle anlatmak ve manasının anlaşılmasını sağlamak. Günümüzde de bu davayı yüklenen mü'minlerin, insanları daveti böyle olmak zorundadır. Hem çağımız öyle korkunç ve karanlık bir dönem ki, La ilahe ilAllah'ın anlaşılması sadece arab olmayanların sorunu, olmaktan çıkmış, arab olanlar dahi dillerinin yozlaştırılmasıyla bu ilahi gerçeği anlamaz, hissetmez olmuşlar.
     Bu nedenle davetçinin Lâ ilâhe illAllah'ı manasını anlamayanlara, Allah'ın emrettiği şekilde açıklaması, insanların bilerek iman ya da reddetmeleri ve davet görevinin hakkıyla yerine getirilmesi açısından izlenmesi gereken yegane yoldur.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
bilal ''LailaheillAllah''islami bir düğün-VİDEO- Düğün-Konferans-Konser-Miting... « 1 2 » yusha 16 2705 Son Mesaj 16 Ocak 2008, 17:23:27
Gönderen: kurdislam1876
almanyada bir konser ''lailaheillAllah'' Film ve Belgeseller vuslat 0 254 Son Mesaj 20 Eylül 2008, 20:00:29
Gönderen: vuslat
Duanın Şartları Dua penceresi MERXAS 2 456 Son Mesaj 07 Nisan 2009, 12:29:10
Gönderen: têkoşîn
Filistinli Çocuklar La La LailaheillAllah Çocuk İlahileri vuslat 0 354 Son Mesaj 28 Ağustos 2009, 21:32:43
Gönderen: vuslat
İmanın Şartları Hadis-i Şerifler hamza01 0 139 Son Mesaj 31 Ağustos 2009, 19:57:28
Gönderen: hamza01
Alper-Yemin-LailaheillAllah- mp3 Türkçe Eserler MUHACİR 0 198 Son Mesaj 23 Ağustos 2011, 10:00:37
Gönderen: MUHACİR
Cuma Namazının Şartları??? Serbest Bölüm hamza01 3 217 Son Mesaj 10 Şubat 2012, 16:32:42
Gönderen: hamza01