0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Mahmud Ahmet Nejat'ın BM Genel Kurul Konuşması  (Okunma Sayısı 510 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 29 Eylül 2010, 19:21:28 »

Mahmud AHMEDİNEJAD'ın BM Genel Kurul Konuşması



Yaklaşık yüz yıllık egemenlikten sonra kapitalist sistem ve dünya düzeni toplumsal problemlere uygun çözümler üretemediğini ispatladı ve böylelikle sistem sona geldi.

Sayın Başkan,

Ekselanslar,

Bayanlar ve baylar,

Yüce Allah'a beni bu dünya meclisinde bir kez daha hazır bulundurduğu için müteşekkirim. Konuşmama Pakistan'daki sel felaketinde hayatlarını ve sevdiklerini kaybedenleri anarak ve onların acılı ailelerine ve yine Pakistan hükümetine samimi hislerimi sunarak başlamak isterim. Ben, insani bir görev olarak, herkesi onların geride kalanlarına yardım etmeye çağırıyorum.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun altmış dördüncü sezonunun başkanı Bay Ali Abdusselam Treki'ye görevi süresince gösterdiği gayretten dolayı teşekkür etmeme izin verin. Yine altmış beşinci dönemin başkanı Bay Joseph Deiss'e de tebriklerimi sunar, kendisi için başarılar dilerim.

Geçmiş yıllarda, aile sorunları, güvenlik, insanlığın devamı, dünya ekonomisi, iklim değişikliği gibi konularda olduğu kadar adalet ve kalıcı barış isteği hususlarında da bazı ümitler ve endişeler hakkında konuşmuştum.

Yaklaşık yüz yıllık egemenlikten sonra kapitalist sistem ve dünya düzeni toplumsal problemlere uygun çözümler üretemediğini ispatladı ve böylelikle sistem sona geldi. Ben bu hatanın iki sebebini incelemeye ve gelecek ideal düzenin bazı özelliklerini resmetmeye çalışacağım.

A – Fikirler ve İnançlar

Çok iyi bildiğiniz gibi, peygamberler herkesi tek tanrıcılığa, sevgiye, adalete davet etmekle ve insanlığı başarıya götürecek yolu göstermekle görevliydiler. Onlar insanları düşünceye ve bilime değer vermeye çağırmış, ateizmden ve egoizmden uzak durmakla uyarmışlardır. Bütün peygamberlerin mesajının tabiatı bir ve aynıdır. Her peygamber kendinden evvelkini desteklemiş ve gelecek peygamberin müjdeli haberini vermiş ve insanlara hak dinin tam bir halini onların bulundukları çağın kapasitesine uygun bir ölçüde vermiştir. Bu, dinin kamil halini getiren, Allah'ın son peygamberinin gelişine kadar böyle sürmüştür.

Karşı tarafta ise, bu açık mesaja karşı egoistçe ve aç gözlü bir karşı çıkış vardır.

Nemrud Hz.İbrahim'e, Firavun Hz. Musa'ya ve tamahkarlar Hz. İsa Mesih ile Hz Muhammed'e (Sav) karşı çıktı. Yakın yüzyıllarda beşeri ahlak kuralları ve değerler bir geri kalmışlık sebebi olarak reddediliyordu. Bunlar, Batı'nın karanlık çağlarında insanlığa eziyet edenin din olarak açıklanması sebebiyle hikmete ve bilime aykırı olarak resmediliyordu.

İnsan'ın cennetten çıkarılması onu kendi gerçeğinden bağımsızlaştırdı.

Kainatın sırlarını anlayabilme potansiyeli, gerçeği arama yeteneği, adalet ve mükemmellik özlemi, güzelliği ve saflığı araması ve Allah'ın yeryüzündeki halifesi olma kapasitesi ile var olan insan, materyalist dünyada kişisel zevkleri tatmin için var olan bir yaratık düzeyine indiriliyordu. İnsan yeteneğinin yerini insan tabiatı alıyordu.

İnsanlık ve milletler rakipler olarak düşünülüyor, bir şahsın veya kavmin mutluluğu diğerleri ile çatışmada ve yok etmede veya onları bastırmada görülüyordu. Yapıcı evrimsel işbirliğinin yerini hayatta kalmak için yıkıcı olmak alıyordu.

Mal ve egemenlik arzusu, sevginin ve birliğin kapısı olan tek tanrıcılığın yerini aldı.

Egoizmin ilahi değerlerle yaygın çatışması köleliğe ve sömürgeciliğe yol verdi. Dünyanın büyük bir kısmı birkaç Batılı devletin egemenliği altına girdi. Milyonlarca insan köleleştiriliyor ve bunun sonucu olarak milyonlarca aile yıkılıyordu. Sömürgeleştirilen halkların bütün kaynakları, hakları ve kültürleri yağmalanıyordu. Ülkeler işgal ediliyor, yerel halk aşağılanıyor ve kitlesel öldürmeler yaşanıyordu.

Yine de, milletler yükseldi. Sömürgecilik yabancılaştırılıyor ve milletlerin bağımsızlıkları tanınıyordu. Böylelikle, halklar arasındaki zenginlik, saygı ve güvenliğin umudu canlandırılıyordu. Geçen yüzyılın başlangıcındaki özgürlük, insan hakları ve demokrasi hakkındaki güzel sözler geçmişteki derin yaraların iyileşmesi için bir umut doğurdu. Bugün, her ne olduysa, geçmişteki rüyaların gerçekleşmesi şöyle dursun, hafızalar o zamanlardakinden çok daha kötü hatıralar kaydetti.

İki dünya savaşının, Filistin'in işgalinin, Kore ve Vietnam savaşlarının, İran'a karşı olan Irak savaşının, Afganistan ve Irak'ın işgalinin olduğu kadar Afrika'daki birçok savaşın neticesi olarak, milyonlarca insan öldürüldü, yaralandı yahut yerlerinden sürüldü.

Terörizm, haram uyuşturucular, yoksulluk ve sosyal uçurum arttı. Batı'nın desteğiyle Latin Amerika'da yapılan hükümet darbeleriyle ve diktatörlüklerle eşi benzeri görülememiş suçlar işlendi.

Silahsızlanma yerine, nükleer biyolojik ve kimyasal silahların üretimi ve stoklanması yaygınlaştı ve dünya büyük bir tehdidin altına koyuldu. Sonuç olarak, eski sömürgecilerin ve köle uzmanlarının amaçları yeni bir yüz ile işletilmeye devam etti.

B – Küresel Yönetim ve Hakim Yapılar

Barışı, güvenliği ve insan haklarını gerçekleştirme sözüyle fakat gerçekte küresel bir yönetim için önce Milletler Cemiyeti ve daha sonra Birleşmiş Milletler kuruluyordu.

Her hangi bir kişi, üç olayı inceleyerek dünyanın yönetimini analiz edebilir. İlk olarak, 11 Eylül 2001 tarihli olay ki, neredeyse on yıl boyunca bütün dünyayı etkilemiştir.

Umulmadık bir şekilde tüm televizyonlar ikiz kulelere yönelik saldırının yayınını sayısız bir şekilde verdi.

Tüm hükümetler ve bilinen tüm figürler bu saldırıyı şiddetle kınadı.

Ancak bir propaganda makinesi tüm kuvvetiyle geldi, o, bütün dünyanın çok açık bir tehlikeye, yani terörizme maruz kaldığını ve tek kurtuluş yolunun Afganistan'a karşı güç kullanmak olduğunu ima ediyordu.

Sonunda Afganistan ve kısa bir süre sonra da Irak işgal edildi.

Lütfen dikkat edin:

Deniliyordu ki, 11 Eylül'de üç bin kişi öldürüldü. Bunun için hepimiz çok üzgünüz. Ama şu ana kadar Afganistan ve Irak'ta yüz binlerce kişi öldürüldü, milyonlarcası yaralandı ve sürüldü ve çatışma hala genişleyerek devam ediyor.

Saldırıların sorumlularını belirleyebilmek için üç görüş mevcut:

1 – O, Amerikan istihbarat ve güvenlik kurumlarını aşabilen ve bu saldırıyı gerçekleştirmeye güç yetirebilen çok güçlü ve kompleks terörist bir gruptu.

Bu ana görüştür ve Amerikan devlet adamları tarafından savunuldu.

2 – O, çöküşte olan Amerikan ekonomisini tutmak ve geri çevirmek ve yine Orta Doğu'daki durumu kontrol altına alıp siyonist rejimi kurtarmak için Amerikan hükümeti içindeki bazı katmanların ayarladığı bir saldırıydı.

Amerikan halkının olduğu kadar diğer halkların ve politikacıların büyük çoğunluğunun inandığı bu görüştür.

3 – Saldırı terörist bir grup tarafından gerçekleştirildi ancak Amerikan hükümeti onları destekledi ve bu durumdan avantaj sağladı. Görünüşe göre bu bakış açısı az sayıda taraftara sahip.

Olayı ilişkilendiren başlıca delil devasa moloz yığını içinde buluna birkaç pasaport ve bilinmeyen bir yere yerleştirilen ve bazı Amerikan yetkilileriyle yapılan petrol anlaşmalarına karşı çıktığını ilan eden bir video idi. Patlama ve yangının saldırganların izlerinin bulunmasını engellediği söyleniyor ve bu mesele örtülüyordu.

Yine de geriye cevaplanması gereken birkaç soru kalıyordu:

1 – Bağımsız gruplarca saldırının incelemesini yapmak ve kesin ve inandırıcı delillerle saldırıyı ilişkilendirmek ve yine saldırganlara karşı ölçülü, rasyonel tedbirleri öngören bir plan hazırlamak daha makul olmayacak mıydı?

2 – Amerikan hükümetinin kibirli bakış açısı, terörist gruba saldırmak yerine yüz binlerce kişinin ölümüne yol açan ve düzenli askerlerin katıldığı bir klasik savaşı başlatmak mıdır?

3 – İran'da 400 kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olan terörist Rigi grubuna karşı İran'ın aynı yolla hareket etmesi mümkün değil miydi? İran'daki operasyonda masumlar zarar görmedi.

Bu, Birleşmiş Milletlere 11 Eylül olaylarını araştıracak ve sonra da görüşlerini engellenmeksizin açıklayacak bağımsız bir grubu kurması için bir tekliftir.

Ben İran İslam Cumhuriyeti'nin gelecek yıl terörizm ve terörizme karşı koyma araçları konusunda bir çalışmaya ev sahipliği yapacağını ilan etmek isterim. Ben, yetkilileri, bilim adamlarını, düşünürleri, araştırmacıları ve tüm ülkelerin araştırma enstitülerini bu konferansa katılmaya davet ediyorum.

İkincisi Filistin bölgelerinin işgalidir

Filistin'in mazlum halkı, işgalcilere tanınma sağlanıyorken, 60 yıl boyunca işgal yönetimi altında özgürlüğünden, güvenliğinden kendi kendini yönetme hakkından mahrum halde yaşadı. Günlük olarak, evleri masum kadınların ve çocukların başlarına yıkılıyordu. İnsanlar kendi ülkelerinde sudan, yiyecekten ve ilaçtan mahrumdular. Siyonistler komşu ülkelere ve Filistin halkına karşı beş savaş açtılar.

Siyonistler Lübnan ve Gazze savaşlarında savunmasız halka karşı çok korkunç suçlar işlediler.

Siyonistler insani yardım amaçlı bir filoya saldırdılar ve bütün uluslararası kuralları hiçe sayarak sivilleri öldürdüler.

Filistinli savunucular ve bu rejime muhalif olanlar bastırılıp terörist ve anti-semitist olarak yaftalanırken, bazı Batılı ülkelerin desteklemekten kesinlikle zevk aldığı bu rejim bölgedeki ülkeleri düzenli olarak tehdit eder ve Filistinli şahsiyetlere ve diğerlerine suikast düzenleyeceğini alenen ilan eder. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletlerindeki bütün değerler, ifade hürriyeti bile, siyonizm sunağında kurban ediliyor.

Filistin halkının hakları hesaba katılmadığından çözümler başarısızlığa mahkum ediliyor.

Bu korkunç suçların faili işgalcinin tanınması yerine Filistin halkının egemenlik hakkının tanınmasına şahit olacak mıyız?

Bizim açık teklifimiz Filistinli mültecilerin anavatanlarına dönmeleri ve Filistin halkının egemenliğinin uygulanması ve yönetim şeklinin belirlenmesi için oylama yapılmasıdır.

Üçüncüsü, nükleer enerjidir

Nükleer enerji fosil yakıtların kirliliğini engellemek için emsalleri arasında ucuz ve temiz olan ilahi bir hediyedir.

NPT tüm üye ülkelere nükleer enerjiyi limitsiz kullanma hakkı ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu denetimi altında teknik ve hukuki destek sağlama imkanı verir.

Nükleer bomba en kötü insanlık dışı silahtır ve tamamıyla yok edilmelidir. NPT onun üretilmesini, stoklanmasını yasaklar ve nükleer silahsızlanma çağrısı yapar.

Buna rağmen, Güvenlik Konseyi'nin bazı daimi üyeleri ve nükleer silaha sahip olanlar ne yaptılar:

Onlar kendi nükleer cephaneliklerini genişletir ve yenilerken, nükleer enerjiyi nükleer bomba ile eşitlediler ve yine tekeller oluşturma ve UAEK'ya baskı uygulama yoluyla halkların çoğunu bu enerjiye ulaşmaktan alıkoydular.

Bu aşağıdakilere yol açtı:

İşgalci ve tehditkar siyonist rejim dahil olmak üzere, bazı bölgelerde nükleer silahsızlanma gerçekleştirilmediği gibi nükleer bombaların sayısı arttırıldı.

Ben buradan 2011 yılının nükleer silahsızlanma ve “Herkes için nükleer enerji hiç kimseye nükleer silah” yılı olarak ilan edilmesini teklif etmek istiyorum.

Tüm bu örneklerde Birleşmiş Milletlerin elinden etkili bir eylem üretmek gelmedi. Maalesef, “Barış Kültürü için Uluslararası On Yıl” olarak ilan edilen bir on yıllık zaman dilimi içinde savaş, saldırı ve işgal sebebiyle yüz binlerce insan öldürüldü ve yaralandı, düşmanlık ve kin daha da arttı.

Bayanlar ve Baylar,

Çok yakın zaman evvel dünya iğrenç ve insanlık dışı bir olaya, Kuran-ı Kerim'in yakılmasına şahitlik etti.

Kuran- ı Kerim bir kutsal kitap ve İslam peygamberinin ebedi mucizesidir. O, tek Allah'a ibadet etmeye, adalete, insanlara merhamet etmeye, gelişim ve ilerlemeye, derin düşünceye, mazlumları korumaya ve zalimlere karşı direnmeye çağırır; Nuh, İbrahim, İshak, Yusuf, Musa ve İsa Mesih (Selam hepsinin üzerine olsun) gibi Allah'ın daha evvel gönderdiği peygamberleri saygı ile anar ve onları onaylar. Onlar Kuran yakmakla tüm bu iyi düşünceleri yaktılar. Ancak, hakikat yakılamaz. Kuran Allah'tan olduğu için ebedidir ve hakikat ölümsüzdür. Bu eylem ve benzeri başkaca eylemler milletlerin arasını açan bir fitnedir. Biz şeytanın ellerindeki oyunu akıllıca önlemeliyiz. İran halkı adına ben tüm ilahi kitaplara ve onların takipçilerine saygılarımı sunuyorum. Bu Kuran ve bu da İncil'dir. Ben her ikisine de saygı duyuyorum. (Kuran ve İncil'i gösteriyor)

Saygıdeğer dostlar,

Yıllar boyu süren kapitalist sistemin ve dünya yönetimi mevcudiyetinin etkisizliği sebebiyle kurumların bir çoğu açıkta kaldı ve devletlerin birçoğu ve halklar küresel ilişkilerde adaletin yaygınlaştırılması için temel değişikliklerde arayışı girdi.

Birleşmiş Milletlerin beceriksizliğinin sebebi onun kendi yapısındandır. Büyük Güçler Güvenlik Konseyi'nde tam bir veto hakkı tekeline sahiptir ve organizasyonun ana sütunu, yani Genel Kurul kenarda bırakılmıştır.

Geçen on yıllarda, Güvenlik Konseyi'nin en az bir üyesi tartışmalarda her zaman taraf olarak yer almıştır.

Veto avantajı saldırganlık ve işgalden ceza almaktan kurtulmaya yardım eder; bu yüzden, her hangi birisi, savcısı ve hakimi aynı taraftan olan bu tartışmada nasıl adalet bekleyebilir?

İran veto ayrıcalığına sahip olsaydı, Güvenlik Konseyi ve UAEK Genel Sekreteri aynı pozisyonları alabilirler miydi?

Kıymetli dostlar,

Birleşmiş Milletler ortak küresel yönetim için ana merkezdir.Onun bünyesinde tüm bağımsız devletlerin ve halkların küresel yönetime aktif ve yapıcı bir şekilde katılmalarını sağlayacak tarzda reformlara gidilmelidir.

Veto ayrıcalığı iptal edilmelidir ve Genel Kurul en yüksek organ ve Genel Sekreter en bağımsız yetkili olmalıdır. Onun tüm görev ve faaliyetleri Genel Kurul'dan onay almalıdır ve adaletin desteklenmesi, ayrımcılığın yok edilmesine yöneltilmelidir.

Genel Sekreter adaletin idaresi ve gerçeğin belirlenmesi için bazı güçlerin veya organizasyonun ev sahibinin baskısı altında olmamalıdır.

Önerilen, bir yıl içinde yapılacak bir olağanüstü kongrede organizasyonun bünyesindeki reformların sonuçlandırılmasıdır.

İran İslam Cumhuriyeti'nin önerisi bu yöndedir ve çalışmalara aktif ve yapıcı bir şekilde katılmaya hazırdır.

Bayanlar ve Baylar,

Ben açıkça ilan ederim ki, ülkelerin özgürlük ve demokrasi bahanesiyle işgal edilmesi bağışlanamaz bir suçtur.

Dünya, kuvvet, hakimiyet, tek taraflılık, savaş ve tehdit yaklaşımı yerine katılımcılık, adalet ve merhamet yaklaşımına ihtiyaç duyuyor.

Dünya İlahi Peygamber gibi erdemli kişiler tarafından yönetilme ihtiyacındadır.

İki büyük coğrafi alan, yani Afrika ve Latin Amerika, geçmiş on yıllar süresince önemli gelişmeler yaşadı. Bu iki kıtada entegrasyon ve birliğin seviyesinin arttırılması temelinde olduğu kadar yerel büyüme ve gelişme modelleri temelinde de yükselen yeni bakış açıları bölge halkları açısından çok önemli sonuçlar doğurdu. Bu iki kıtanın liderlerinin bilgeliği ve farkında oluşları, bölgesel problemleri ve krizleri bölge dışı otoriter güçlerin müdahalesi olmaksızın atlatmayı sağladı.

İran İslam Cumhuriyeti, geçmiş yıllarda, Latin Amerika ve Afrika ile ilişkilerini her yönde ilerletti

Ve aziz İran ile ilgili olarak;

Tahran Deklarasyonu güven tesis edici çabalar açısından, Türkiye ve Brezilya hükümetlerinin yanı sıra Tahran hükümetinin samimi işbirliğiyle atılan ve büyük faydalar sağlaması imkan dahilinde olan olağanüstü bir adımdı. Deklarasyon, bazılarından uygunsuz tepkiler alsa ve bunu kanunsuz bir çözüm izlese de, hala geçerlidir.

Biz, UAEK kurallarına yükümlülüklerimizden fazlasıyla uyduk ancak, yasadışı baskılara asla teslim olmadık ve hiçbir zaman da olmayacağız.

İran'ı bir diyaloga çekmek için baskı yapıldığı söylendi. Güzel… İlk olarak, İran zaten adalet ve saygı temelindeki bir diyaloga her zaman hazırdır. İkincisi, halklara saygısızlık etmek temelindeki metotlar uzun zamandır başarısız haldedir. Tehdit ve yaptırımları kullananlar, İran milletinden açık bir cevap aldılar, Güvenlik Konseyi'nin kalan kredisini ve halkların ona olan güvenini yok ettiler ve bir kez daha Konsey'in fonksiyonunun nasıl adaletsiz olduğunu ispatladılar.

Onlar, tarih boyunca bilim adamları, şairleri, sanatçıları ve filozofları ile bilinen ve kültür ve medeniyeti saflık, Allah'a itaat ve adaleti arama ile eşanlamlı olan İran gibi büyük bir milleti tehdit ettiklerinde, diğer milletlerin onlar hakkındaki güvenlerinin artacağını nasıl umabilirler?

Söylemeye gerek yok ki, otoriter metotlar dünyadaki başarısızlığın sorumlusudur. Sadece kölelik, sömürgecilik ve geçmiş dünya hakimiyeti çağları değil, eski imparatorlukları canlandırma yolu da engelleniyor.

Biz, dünyanın çok önemli bu buluşma yerinde, apaçık görüşlerimizi ifade etmek için Amerikan yönetimiyle ciddi ve özgür tartışmaya hazır olduğumuzu ilan ettik.

Önerilen, Genel Kurul içinde bir düzen içinde yapıcı bir diyalog ve yıllık özgür bir tartışmanın organize edilmesidir.

Sonuç olarak,

Dostlar ve meslektaşlar,

İran milleti ve diğer milletlerin büyük çoğunluğu dünya yönetimindeki şimdiki ayrımcılığa karşıdır.

Bu yönetimin insanlık dışı tabiatı onu bir çıkmaza soktu ve büyük bir gözden geçirme gerektirmekte.

Dünya'nın işlerinin yeniden düzenlenmesi, huzur ve refahın getirilmesi herkesin katılımını, temiz düşünceleri, ilahi ve insani yönetimi gerektirir.

Hepimiz şu fikirdeyiz ki;

Adalet; barış, uzun süreli güvenlik, insanlar ve halklar arasında sevginin yayılması için temel unsurdur. Baskıya, insanlık dışı ve kötü muameleye karşı ihtiyatlı olduğundan insanlık özlemlerini, haklarını ve haysiyetini adalette arar.

İnsanlığın gerçek tabiatı, diğer insanları sevmek ve dünyadaki her iyi şey için sevgi göstermek olarak açıklanmıştır. Sevgi, insanlar ve halklar arasında ilişki kurmanın en esaslı yoludur.

Büyük İranlı şair Vahşi Bafki der ki;

Gençliğin çeşmesinden binlerce kez yudumlasan da,

Aşkı kavramadıysan sen yine de öleceksin

Tamamıyla saf, güvenli ve müreffeh bir dünya oluşturmada insanlar rakipler değil yoldaşlardır.

Kendi mutluluklarını başkalarının üzüntülerinde, kendi refah ve güvenliklerini başkalarının emniyetsizliğinde görenler, kendilerini diğerlerinden üstün zannedenler insanlık yolundan çıkmışlardır ve şeytanın yolunda koşuyorlardır.

Ekonomi ve maddi imkanlar dostluklar oluşturmak ve manevi mükemmellik için güçlü insani ilişkiler yaratmaya hizmet eden araçlardır. Bunlar diğerlerine caka satmak veya hakim olmak için var olan araçlar değildir.

Erkekler ve kadınlar birbirlerinin tamamlayıcısıdır ve aile toplumun kurulması, sevginin yayılması için uzun vadeli birlikteliği ve nesillerin devamı ile yetiştirilmesini merkeze alan masum bir birliktir.

Kadın tanrısal güzelliğin bir yansıması ve sevginin ve şefkatin kaynağıdır. O, saflığın ve toplumsal hassasiyetin koruyucusudur.

Ruhların ve davranışların katılaşmaya meyli kadınları en temel haklarından, sevgili bir anne ve şefkatli bir eş olmaktan mahrum bırakır. Bu geri döndürülemez sonuçlarıyla daha da şiddetli bir topluma yol açacaktır.

Özgürlük, barışa ve insan mükemmelliğine hizmet eden ilahi bir haktır.

Temiz düşünceler ve adalet isteği ümit, canlılık ve güzellikle dolu saf bir hayatın anahtarlarıdır.

Bu Allah'ın sözdür ki, yeryüzü temiz ve adil kişilere miras bırakılacaktır ve bencillikten uzak kişiler dünyanın yönetimini ele alacaktır. Sonra, orada üzüntünün, ayrımcılığın, yoksulluğun, güvensizliğin ve saldırganlığın izi kalmayacaktır. Gerçek mutluluk ve insanlığın tabiatının çiçekleneceği zamanlar, Allah'ın takdir ettiği şekilde, gelecektir.

Bütün bu adalet arayışları ve bu anı bekleyen bütün bu özgür ruhlar bu muhteşem anı söz verdiler.

Kamil insan, Allah'ın gerçek kulu ve insanlığın gerçek dostu ki, babası İslam'ın sevgili peygamberinin ve annesi İsa Mesih'in gerçek inananlarının neslindendir, Meryem oğlu İsa ile bekleyecek ve diğer sadık işaretler bu zamanlarda belirecek ve insanlığa yardım edecektir.

Bizler onları karşılayıp onlara katılmalıyız ve adalet aramalıyız.

Övgüler olsun sevgiye ve taparcasına sevmeye; övgüler olsun adalet ve özgürlüğe; övgüler olsun gerçek insanlığa, kamil insana, insanlığın gerçek yoldaşına ve selam sizin üzerinize olsun bütün adiller ve temiz insanlar.

Teşekkür ederim.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın BM Genel Kurulu'nda yaptığı bu konuşması israhaber için Mehmet Akif tarafından İngilizce'den tercüme edilmiştir.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Yusufi Medrese
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 126



« Yanıtla #1 : 03 Ekim 2010, 12:55:20 »

işte Allahın gerçek kullu Allah yar ve yardımcısı olsun gücüne güc katsın inşAllah
Moderatöre Bildir   Logged

Zindanın ehliyiz biz
Yusuf önderdir bize!!...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
İRAN CUMHURBAŞKANI MAHMUD AHMEDİNEJAD İSTANBUL'A GELİYOR Dünyadan Haberler seriyye 1 180 Son Mesaj 03 Mart 2009, 14:46:25
Gönderen: HabiR
Poor Ahmet (Fakir Ahmet) English/İngilizce ÂmâK-ı HâYâL 2 383 Son Mesaj 24 Nisan 2009, 17:59:22
Gönderen: ÂmâK-ı HâYâL
Mahmud Abbas'a Bağlı Güçler 6 Hamaslıyı Kaçırdı Filistin Özel _uMuT_ 3 183 Son Mesaj 22 Mayıs 2009, 08:32:33
Gönderen: ceylan
Mahmud Sami Efendi (K.S) İslam Alimleri ve öncüleri vuslat 0 149 Son Mesaj 12 Eylül 2009, 19:04:05
Gönderen: vuslat
Tesettür ve namahrem konusu (mahmud efendi) İslamda Kadın ve Tesettür MERXAS 0 315 Son Mesaj 22 Aralık 2009, 10:00:13
Gönderen: MERXAS
MELE MAHMUD EZTE DIXAZIM EY AZADİ Kürtçe Eserler huzey_fe 2 1424 Son Mesaj 05 Mart 2010, 23:13:33
Gönderen: mizgina_islam_
Şehid Reyyan'ın Son Konuşması Şehidlerimiz Şehid Renginde 1 201 Son Mesaj 09 Ocak 2011, 22:15:04
Gönderen: Şehid Renginde