0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Mevlana Ebu'l Kelam Azad  (Okunma Sayısı 245 defa)
Mahya
..Beytül Ahzan..
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1358


Yalnızlık biçilmiş bir kaftan..


« : 10 Temmuz 2010, 11:15:14 »

Mevlana Ebu'l Kelam Azad

Hindistan, Müslüman öncüler açısından verimli bir bölgedir. Çok sayıda âlim ve önder, önemli miraslar bırakmışlardır. Onları tanımak, o mirasa sahip çıkmak, her dönemde Müslümanlar açısından önemli olacaktır. Direniş kültürümüzün altyapısını onların hayatının satır aralarında görebiliriz. Bu öncülerden biri de zulüm mahkemeleri karşısındaki savunmasıyla bilinen Mevlana Ebu’l Kelam Azad adındaki âlim ve mücahittir.

Ebu'l Kelam Azad, 1888 yılında Mekke'de doğdu. Babası, Hindistan'da tanınmış bir İslam âlimi ve yazardı. İlk tahsiline Mekke'de başlayan Azad, daha sonra Ezher'de eğitim görmek isteğiyle Mısır'a gitti. Orada tahsile başlayan Azad, zekâsı ve çalışmalarıyla kısa sürede tanındı. Arapça ve Farsçayı öğrenen Azad, Ezher'den mezun olduğunda yetişmiş bir âlimdi. Babasının vefatından sonra Hindistan'a dönen Azad, burada yeni bilimler üzerine çalışmaya başladı. Kısa sürede birçok Avrupa dilini okuyabilecek düzeye ulaştı. Hindistan tarihini araştıran Azad'ı İngiliz emperyalizmi ve yaptıkları zulüm, halkın hali ve Müslümanların durumu çok etkiledi. Geniş kitlelere hitap etmek ve onları uyarmak gerektiğine inanıyordu. Bunun için önce kendisi gibi düşünen ve mücadeleden korkmayan insanlar arayan Azad, bu araştırma sonucunda Mevlana Muhammed Ali ve kardeşi Şevket Ali ile tanıştı. İslam dünyasında hilafet çevresinde bir birlik oluşturmak için harekete geçen Azad ve Ali kardeşler, Hilafet Teorisi'ni geliştirdiler. Bu arada Azad, yayın hayatına atıldı. Urduca yayınlamaya başladığı Hilal adlı haftalık derginin ilk sayısı 13 Temmuz 1912'de çıktı. Yayınladığı Hilal dergisinde birçok konuyu gündeme getiren ve emperyalizme karşı halkı uyandırmayı amaç edinen Azad'ın bu çalışmaları İngiliz hükümetince tehlikeli görüldüğü için Hilal dergisi 18 Kasım 1914'te kapatıldı.

Hilal dergisinin kapatılmasından bir sene sonra yeni bir dergi yayınlamaya başlayan Azad, bu dergide de sahip olduğu fikirleri savunmaya devam etti. Belağ adlı bu haftalık derginin ilk sayısını Kasım 1915'te yayınlayan Azad'ın emperyalizme karşı tavrı daha da sertleşti. Bunun üzerine Belağ dergisi de Nisan 1916'da kapatıldı. Dergide Tercümanu'l-Kur'an adını verdiği Kur'an mealini ve Tefsiru'l-Beyan adlı tefsiri hazırlamayı düşündüğünü ilan eden Azad'ın bu ilanının üzerinden birkaç ay geçmemişti ki, Bengal hükümeti, Hind yönetiminin baskısı ile Azad'ın sürülmesi için emir çıkarttı. Emrin ani olması Azad'ın yayınlarla ilgili planlarının akim kalmasına sebep oldu.
 
Temmuz 1916'da Hindistan hükümeti bir emirle Azad'ın enterne edilmesine karar verdi. Bunun anlamı, edebi faaliyetler dışındaki tüm sahalar yasaktı. Azad'a bu kararın iletilmesiyle tüm çalışmalara el kondu. Önce zararsız görülen tefsir ve meal nüshaları Azad'a geri verildi. Fakat sonra bunlar da sakıncalı bulundu ve tüm nüshalar alındı. Elinde yaptığı meal ve tefsir çalışmasıyla ilgili hiç bir yazılı belge kalmamasına rağmen çabasından vazgeçmedi. Daha önce Nisa Suresi'ne kadar gelen Azad, bundan sonraki kısımları meal olarak ele aldı ve 1918 yılının sonuna doğru tamamladı.

Azad, elinden alınan 8 cüzün meal ve tefsirinin kendisine iade edilmesi için Hindistan hükümeti ile yazışmalara başladı. Aldığı cevaplar, bu iadenin ne zaman gerçekleşeceğinin belli olmadığı şeklindeydi. Bunun üzerine 8 cüzü yeniden hazırlamak gerektiğini düşündü. Önceden hazırlanıp kaybedilmiş bir şeyin tekrar hazırlanması zor bir iş olmasına rağmen o buna muvaffak oldu.
Azad, Hindistan'ın bütün merkezlerini dolaştı ve halkı İngiliz zulmüne karşı bilinçlendirmek ve direniş için konuşmalar yaptı. 1920 senesinin Ağustos’unda Hindistan Milli Kongresi ile Hilafet Cemiyeti, İngiliz Hükümetine karşı boykot kararını, yani mevcut iktidarın okullarını, mahkemelerini, meclislerini, memurluğunu terk etmeyi; İngiliz mallarını kullanmamayı, askeri hizmete girmekten kaçınmayı, Hükümete vergi ödememeyi kararlaştırdı.
 
Hindistan'da İngilizlere karşı başlatılan boykot hareketi gün geçtikçe güçlendi. Halk, batılı kıyafetleri terk etmiş, İngiliz mallarına karşı boykot ilan etmişti. Bu boykot hareketi büyük kitle hareketleri halinde sürmüş ve pek çok kişi yaşantılarında büyük değişiklikler yaparak Avrupa markalı hiç bir giyeceği almamıştı. İngiliz hükümeti bu direnişe karşı İngiliz tahtının varisini Hindistan'a gönderdi. Fakat Hind Ulema Cemiyeti bu ziyarete karşı da boykot kararı aldı. İngiliz hükümeti toplantı ve konuşma yasağı koydu. Bu yasağa karşı itaat etmeme emrini veren Ebu'l Kelam Azad'la birlikte elli bini aşkın insan tutuklandı. Bu tutuklulara işkenceler yapıldı. Bir süre sonra hükümet tutuklulara gıda vermekten aciz kalınca onları serbest bırakmak zorunda kaldı. Ancak İngiliz hükümeti olayda büyük etkisi görülen Azad'ı serbest bırakmadı. Bu olaydan dolayı İngiliz mahkemelerine sevk edilen Azad, bıraktığı en önemli miras olarak adlandırılan meşhur savunmasını yaptı.

Zulüm mahkemelerine karşı bir Müslüman’ın takınacağı tavrı net bir şekilde ortaya koyan Azad'ın bu savunmasının bazı bölümleri şöyle:
“…Hindistan'da emperyalizme karşı özgürlük mücadelesi başlamıştır. Zalimlere göre hak ve özgürlük arzusu bir cinayet, bunları savunanlarsa katildirler. Bu itibarla işte mahkemenin ve hükümetin huzurunda açıkça ilan ediyorum: Ben bu cinayeti işledim! Hükümet bilmiyorsa bilsin! Bu cinayetin tohumlarını bütün milletin gönlüne ektim. Bu tohumları yerleştirmek için bütün hayatımı vakfettim. Hindistan'da bu işi yapan ilk Müslüman olmakla da iftihar ediyorum.”

“…Benim bu beyanatım bir cinayet ise, işte itiraf ediyorum ki, fikrim bu cinayeti işlemeyi düşünmüş, lisanım bu cinayeti işlemiştir. Bu sözleri on binlerce insanın karşısında söylemişim. Bu sözleri yalnız, Kalküta'da irad ettiğim iki nutukta değil, birçok nutukta söyledim. Bu sözlerden daha şiddetlisini, daha kuvvetlisini de söyledim. Ceza kanununun 124. maddesi, beni bu sözleri söylemekten menediyormuş, edebilir. Fakat ben bunları hayatta bulunduğum müddetçe söyleyeceğim. Söylemezsem kendime zulmetmiş, Yaradanıma isyan etmiş, bütün insanlara karşı günah işlemiş olurum.

Evet, hazır hükümet, zalim bir hükümettir, dedim. Bunu demeyeyim de ne diyeyim? Karaya, beyaz mı diyeyim? Söylediklerimiz bu vadide söylenecek sözlerin en hafifidir. Hükümet bu hakikati idrak edeceğine, günahlarından istiğfar edeceğine, hareket tarzını değiştireceğine, zulüm işlemekten vazgeçeceğine bizim sözlerimizin şiddet ve hafifliğini tartmakla meşgul oluyor. Biz hükümete başka türlü söz söyleyemeyiz. Kötülük hayra çevrilmeli yahut giderilmelidir. Bunun başka bir yolu yoktur. Bu öyle eski, Öyle uzun ömürlü bir hakikattir ki, dağlar, taşlar, denizler onunla yaşıttır. Binaenaleyh biz hükümetin zalim olduğuna, tepeden tırnağa kadar şer olduğuna kani bulundukça nasıl olur da onun devamına dua edebiliriz?”

“… Bundan başka savcı da kendi vatandaşımdır. Vicdanını görmüyorum. Fakat görünüşteki halleri delalet ediyor ki: Dava ile alakadarlığı, aldığı paradan ibarettir. Bundan dolayı da kendisine karşı İslam peygamberlerinin şu duasını tekrar edeceğim: ‘Yarabbi, kavmimi hidayete ulaştır, çünkü bilmiyorlar.’
Hâkim efendi! Size de ancak benden evvel bu vaziyette duran müminlerin söylediklerini söyleyeceğim: ‘Ne hüküm vereceksen ver. Senin hükmün ancak bu dünya hayatına aittir.’ Çünkü zerre kadar bir gücenme, zerre kadar bir elem hissetmiyorum. Vereceğiniz ceza ne olursa olsun, bunun ehemmiyeti yoktur. Çünkü benim davam hükümet iledir. Bir şahıs ile değildir. Hükümet bozuk olduktan sonra hükümet memurlarından hayır umulamaz.

Hâkim efendi! Söz uzadı. Ayrılmak zamanı geldi. Burada aramızda geçen hadisatı tarih kaydedecektir. Biz bu hadiseyi birlikte meydana getirdik. Siz hâkimlik sandalyesinden, ben caniler mevkiinden bu hadiseye iştirak etmiş bulunuyoruz. Bizden sonra gelecekler için ibret teşkil edecek olan bu işi artık bitirelim. Tarih bekliyor. İstikbal bu işi tamamlamamıza intizar ediyor. Bu mahkemenin işi bittikten sonra diğer bir mahkemenin kapısı açılacaktır. İlahi kanun mahkemesi!...”


Ebu'l-Kelam Azad, mahkeme sonucu 12 yıla mahkûm edildi. Yazdıkları tamamlanmış bir halde olduğu için Azad'ın bu seferki tutukluluğu yayın işlerini engellemiyordu. Ancak hükümet mahkemede aleyhinde kullanacağı malzeme aramaya koyuldu. Azad'ın evi ve matbaası arandı. Herhangi bir ayırım yapılmadan -Arapça, Urduca ve Farsça- her tür doküman ve yazıya kendileri için kıymet ifade edebileceği düşünülerek el konuldu. Azad, mahkûmiyetinin bitiminde hükümete yazılarının iade edilmesi için başvuruda bulundu. Ancak malzemeler eline ulaştığında tahrip edilmiş haldeydiler. Azad'ın uzun süren meal ve tefsir hazırlığından geriye hiç bir şey kalmamıştı. Önceden hazırlanıp kaybedilen her şeyin yeniden hazırlanması çok zor olduğu için bir müddet yazma cesaretini kendisinde bulamayan Azad 1927 yılı bitmek üzereyken meal ve tefsir çalışmasını yeniden yazmaya karar verdi. Fatiha Suresi'nin Kur'an tefsiri için birinci derecede önemi olduğunu hissettiği için ilk dikkati ona yöneldi ve Temmuz 1930'da Mecrut Cezaevi'nde iken çalışmasını bitirdi.

Zindan hayatından sonra da mücadelesine devam eden Azad, 35 yaşında Hindistan Milli Kongresi ve 1940 yılında Hindistan Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçildi. Bu vazifelerdeyken emperyalist güçlerle uzlaşmaya gitmedi. İngilizlerin Hint Müslümanlarını parçalayacak olan Pakistan projesine karşı çıktı. Bu konudaki tavrı, İngilizleri rahatsız ettiğinden 53 yaşında 1942'nin Ağustosundan itibaren 6 kez tutuklanıp hapsedildi. II. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere Hindistan'ın bağımsızlığını tanıyacağını ve ayrı bir Müslüman devletin (Pakistan) kurulmasına izin vereceğini 20 Şubat 1947'de ilan etti. Temmuz 1947'de bağımsızlık kanunu gerçekleşti. Ağustos 1947 tarihinden itibaren bölgede iki devlet (Hindistan ve Pakistan) kuruldu. Bundan sonra hayatını tamamen hizmete ve ilmi çalışmalara veren Azad, 1958 yılında vefat etti.
Ruhu şad olsun.
Moderatöre Bildir   Logged

..Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil..
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #1 : 10 Temmuz 2010, 11:59:32 »

Allah rahmetiyle kuşatsın cennetine nail etsin ...
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
on köle azâd et-yüz sevap kazan-yüz günahın silinsin_yeni_ Dua penceresi tayfun 2 348 Son Mesaj 16 Ağustos 2007, 12:47:38
Gönderen: tayfun
Selam Kelam Vuslat Sevdalılar (tanişma) mizgin_turabi 6 351 Son Mesaj 01 Ekim 2010, 16:15:27
Gönderen: ahmetmeydani
Esmau'l Hüsna-Ahmet Ebu'l Kasımî Kur'an-ı Kerim video ve ses Dosyaları muhammedî 2 369 Son Mesaj 22 Aralık 2010, 09:42:12
Gönderen: Âl-i İmran
önce selam sonra kelam... Vuslat Sevdalılar (tanişma) TURAB 8 308 Son Mesaj 18 Ocak 2011, 11:56:41
Gönderen: Mahya
AllahIN KELAM SIFATI Tevhid Ve Akaid Âl-i İmran 2 264 Son Mesaj 10 Nisan 2011, 11:43:57
Gönderen: Âl-i İmran
Koma Dilên Azad - Zaroken Şehid ( Klip Çalışması ) Kürtçe Eserler Hesen 0 285 Son Mesaj 20 Kasım 2011, 20:40:23
Gönderen: Hesen
Koma Dilên Azad - Zaroken - Şehid..mp3 Kürtçe Eserler MUHACİR 0 199 Son Mesaj 19 Aralık 2011, 22:48:28
Gönderen: MUHACİR