0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 3 ... 7 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: MEZHEBİ TEFSİR EKOLÜ  (Okunma Sayısı 4337 defa)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« : 16 Ekim 2010, 15:20:52 »

 “Sana Kur’an’ı gönderdik ki insanlara indirileni açıklayasın.” (Nahl 16/44) âyetinde ifade edildiği gibi Allah Kur’an’ı açıklama görevini insanlar arasından seçtiği Peygamber’ine vermiştir. Hz. Peygamber uhdesine verilen bu tebliğ ve beyan görevi sebebiyle hayatı boyunca Kur’an’da kapalı olan ve tefsirine ihtiyaç duyulan nassları açıklamıştır. Bu sebeple Hz. Peygamber aralarındayken ashabın Kur’an yorumuna fazlaca ihtiyaç duyulmamıştır. Ancak bir taraftan Hz. Peygamber’in irtihaliyle onların vahye dayalı bu kaynağa müracaat etme imkânlarının ortadan kalkmış olması, diğer taraftan da İslâm’ın geniş bir coğrafyaya yayılması nedeniyle daha önce görülmeyen birtakım meselelerin ortaya çıkması ve bu coğrafyalarda yaşayan insanların, mensup oldukları kültürlerin tesirinde kalarak bazı fikirlerini Kur’an’a dayandırma gayretleri, ashabı Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmeye yöneltmiştir.

             Ashab devrinde başlayan tefsir hareketleri hızla genişlerken kıraat ihtilafları, bazı âyetlerdeki müteşabihlik, hakikat ve mecaz ihtilaf gibi Kur’an’ın lafzından ve üslubundan kaynaklanan ihtilaflar ile müfessirin bir insan olarak fıtri yapısı, becerisi, bilgi yoğunluğu, temayülleri, idealleri, mesleki kimliği gibi yorumculardan kaynaklanan ihtilaflar, bir de müfessirlerin Kur’an’ın değişik yönlerini (belâgat, irab, kıssalar, ahkâm vs.) ele alarak tefsir etmeye çalışmaları, yorum farklılıklarına yol açmış, bu da tefsirlerde ekolleşmeye zemin hazırlamıştır.

            Şimdi tarih boyunca adını duyurmuş belli başlı tefsir ekollerine kısaca bir göz atalım.

A.    Nakil ve Rivayet Açısından Tefsir Ekolleri

       

         1. Rivayet Tefsirleri

         2. Dirayet Tefsirleri

 B.    Niteliklerine Göre Tefsir Ekolleri


          1.    Mezhebi Tefsir Ekolleri

          2. İlmi Tefsir Ekolü

          3. İşari/Tasavvufi Tefsir Ekolü

          4. İctimai Tefsir Ekolü

          5. Fıkhi Tefsir Ekolü

          6. Filolojik Tefsir Ekolü

          7. Edebi Tefsir Ekolü

           8. Konulu Tefsir Ekolü

          9. Modernist Tefsir Ekolü
 
          10. İlhadi Tefsir Ekolü

          11. Felsefi Tefsir Ekolü


 SONUÇ

         Kısaca görüldüğü üzere tarih boyunca Kur’an, kişilerin veya grupların öncelikli ihtiyaçlarına göre farklı şekillerde tefsir edilegelmiştir. Aslında fıkhi yöneliş hariç hemen hemen bütün tefsir hareketleri için olumsuz tepkiler mevcut olmakla birlikte Kur’an’ı tefsire yönelen her ekolde (ilhadi tefsirler hariç) bir zenginlik ve esneklik olduğu söylenebilir. Bu tefsirlerde görülen farklılık veya fazlalıklar ise bir eksiklik değildir, aksine insanların her türlü ihtiyaçlarına cevap vermesi açısından onun evrenselliğini ve bir hayat kitabı olduğunu gösterir.

        İslâm’ın kendi bünyesinden doğup dış tesirlerle renklenip şekillenen Kur’an tefsirlerine, bütün teferruatıyla zamanlarındaki ilmi ve kültürel faaliyetleri ve yazarın yaşadığı cemiyetin çeşitli durumlarını aksettiren birer ayna gözüyle bakılmalıdır.

       Bunun için tefsirler sadece mukaddes kitabın bir açıklaması olarak görülmemeli,  onların aynı zamanda bir topluluğun sosyal, kültürel ve ilim tarihi için en mühim kaynaklardan olduğu gözlerden uzak tutulmamalıdır. Velhasıl, farklı sebeplerle cemiyetlerin ihtiyaçları arttıkça yeni ihtiyaçlara cevap verecek şekilde Kur’an’ı tefsir hareketlerinin de devam edeceği inkâr edilemez bir gerçektir.

BİR TARAFTAN HZ. PEYGAMBER’İN İRTİHALİYLE VAHYİN KESİLMİŞ OLMASI, DİĞER TARAFTAN DA İSLÂM’IN GENİŞ BİR COĞRAFYAYA YAYILMASI NEDENİYLE DAHA ÖNCE GÖRÜLMEYEN BİRTAKIM MESELELERİN ORTAYA ÇIKMASI, ASHABI KUR’AN-I KERİM’İ TEFSİR ETMEYE YÖNELTMİŞTİR.BİZ BURADA Allah İZİN VERİRSE  MEZHEBİ TEFSİR EKOLÜNÜ İNCELEMEK İSTİYORUZ..d. edecek in.

       
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #1 : 17 Ekim 2010, 12:12:01 »

MEZHEBİ TEFSİR EKOLÜ

İslamın birinci asrından itibaren gerek dini, gerekse siyasi bir anlayışla ortaya çıkmaya başlayan  bir takım mezhepler, tefsire hız veren amillerin  başında yer almaktadır. Herşeyden önce Müslüman olduklarını unutmayan bu mezhep mensupları oretaya koydukları görüşlerin  doğruluğunu göstermek için Kur ana başvuruyorlardı.. Çünkü her mezhep Kurana ve sünnete  dayandığı  oranda güçleniyor ve taraftar topluyordu. Ancak bunların bir kısmı Kuran-i  bir kısmıda mensup olduğu mezhebin veya ekolün görüşlerini esas alıp, Kuranın ayetlerini  o esaslara göre tefsir ediyorlardı. Böyle oluncada  söz konusu niteliği taşıyan bir fırka  Kurana kendi akidesi  açısından bakıyor ve onu kendi mezhebine göre tefsir etmeye çalışıyordu.  Şayet kendi göörüşlerin doğruluğunu kanıtlayacak mahiyette ayet bulamazlarsa  o zamanda , anlam itibariyle onlara en yakın olan  bir yada bir kaç ayeti  bazı zorlama tevillerle yorumlama cihetine gidiyorlardı.  Tabiatiyle bu durumda mezheplerin  eğilimlerini kurana dayandırmak maksadıyle kaleme alınan tefsirlerin, ilmi açıdan  bağımsız olduklarını söylemek mümkün değildir.  Çünkü az öncede ifade ettiğimiz gibi  bu tür mezheplere  mensup alimler ister itikadi, ister ameli, ister siyasi görüşleri bakımından  olsun,  kendi düşünce tarzlarını  kuranın önüne geçirerek eyetleri o düşünceye uygun şekilde yorumluyorlardı.  Böyle olunca  kendi mezhebini Kuranla test etmeye çalışan bir müfessir,  mensubu bulunduğu mezhebin  herhangi bir görüşü  Kurana muhalifte olsa , onu savunmak zorunda kalıyordu. Bunu ehl sünnet dışındaki  bütün mezheplerde görmek mümkündür. Şimdi sözünü ettiğimiz özellikleri taşıyan  mezhebi tefsirler üzerinde biraz duralım...

MUTEZİLE TEFSİRİ  d. edecek inş..[/b]
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #2 : 18 Ekim 2010, 12:36:50 »

MUTEZİLE TEFSİRİ

Mutezile, Hişam b. Abdulmelik zamanında yaşamış olanVasıl b. Ata nın kurmuş olduğu  mezhebe verilen bir isimdir. Bu mesheb Emeviler döneminde ortaya çıkmış olmakla birlikte, onun kendi yöntem ve fikirleriyle islam düşüncesin eivme kazandırması Abbasiler dönemine rastlamaktadır. Bu dönemde tamamen rasyonalist bir anlayıştan hareket eder Mutezile imamlarrı, önce kendiş dinsel yorum ve tercihlerini ortaya koymuşlar, ardındanda bunları delillendirme cihetine giderek, Kurani nassları  tevile koyulmuşlardır. . Öyle zannediyoruzki konunun daha iyi anlaşılabilmesi için  Mutezilenin Kuran tefsirinde nasıl bir yol takip ettiğinin bilinmesine ihtiyaç vardır.

Mutezilenin Tefsirdeki Metodu. d.edecek inş..
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #3 : 19 Ekim 2010, 14:34:38 »


Mutezilenin Tefsirdeki Metodu.

Mutezilenin  dini düşünce sistemi ''usülühamse''  diye bilinen beş temel prensip üzerine kurulmuştur.  Bu presiplerden en önemlileri  tevhid ve adalet olup, bu ikisi va'd-va'id, el-menzile beynel menzileteyn ve emirbi'l maruf  nehy anil münkerden oluşan diğer üç prensibi de içermektedir. Mutezili alimler kur'an ve yorum anlayışlarını bu iki prensip ekseninde şekillendirmişlerdir. Öyle ki onlara göre tefsir bir uzmanlık işidir.  Bu alanda uzman olabilmek için  içinde arapça ile fıkıh ,fıkıh usülü ve hadis gibi dini ilinlerin blinmesi zaruridir.  ancak bu ilimleri bilmek bir bakıma sözü edilen uzmanlığa  giiiriş mesabesindedir.  Zira tefsir aslanındaki asıl uzmanlık usulü hamseyi özellikle onun tevhid ve adalet gibi ilk iki prensibini bilmeyi  gerektirmektedir.  yani kuranı doğru anlamak ve yorumlamak ancak bu sayede mümkündür. .söz gelimi Tevhid prensibinin  tefsirdeki izdüşümlerinden biri  ru'yetullah meselesedir. Bilindiği gişbi Allah hertürlü tescim ve teşbihten tenzih edilmesi gereken aşkın bir varlıktır. Dolayısıyle ru'yetullah'ın dünya ve ahirette  mümkün olduğundan söz etmek, ''Allah cisimdir'' demekle eşdeğerdedir. Oysa Allah ne cisimdir nede arazdır. Bu itibarla Onu görmek muhaldir yani imkansızdır. Doğal olarak buda sözü edilen prensibin  bilinmesiyle anlaşılabilecek bir husustur.

Aynı şey ADALET prensibi içinde söz konusudur. d. edecek inş..
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #4 : 19 Ekim 2010, 15:21:10 »

Seccad hocam,bu konu akaid konusuna dahilsede ve ilerde açıklama yapılacakolsada,  biz sorunuz üzerine buraya bir parantez açarak konuyu açıklamaya  çalışalım inş...
Allahu Teala'nın (ahirette) görülmesi, akıl açısından caiz, nakil açısından (Kur'an ve sünnetle) da vaciptir. Müslümanların Allahu Teala'yı ahirette görmesinin gerekliliği ile ilgili işitilmiş (Kur'an ve sünnetten) deliller varid olmuştur (rivayet edilmiştir). Bu durumda Allahu Teala, herhangi bir mekanda, herhangi bir yön üzere, karşılıklı durma olmaksızın, güneş ışığına ya da herhangi bir ışığa bağlı kalmaksızın ya da görenle Allahu Tea'nın arasında herhangi bir mesafenn varlığı olmaksızın görülecektir.

BU KONU,  MÜSLÜMANLARIN CUMHURUNU TEŞKİL EDEN GRUPLARLA DİĞER BAZI   MÜSLÜMAN FIRKALAR ARASINDA TARTIŞMAYA SEBEP OLAN  BİR MESELEDİR. BU TARTIŞMA  VE İHTİLAFIN ASIL SEBEBİ İSE  BU KONUDA DİĞER MESELELERDE OLDUĞU GİBİ , KESİN VE BAĞLAYICI BİR -NASS-TAN KAYNAKLANAN- DELİLLERİN BULUNMAYIŞIDIR.ONUN İÇİNDİRKİ  BU KONUDAKİ İHTİLAF VE AYRILIKLAR KÜFRÜ VE DİNDEN ÇIKMAYI GEREKTİRMEZ. EHL-İ SÜNNET VELCEMEATE MUHALEFET(Kİ ONLAR MÜSLÜMANLARIN CUMHURUNU TEŞKİL ETMEKTEDİR), HAKTAN YÜZ ÇEVİRMEYİ VE FASIKLIĞI ZORUNLU KILSADA, KÜFRÜ İCAP ETTİRMEZ.

RU'YETULLAH KONUSUNU  ÜÇ AÇIDAN ELE ALMAYI DAHA UYGUN BULUYORUZ.

1:RU'YETULLAH KONUSUNUZ AKIL AÇISINDAN  CAİZ YADA İMKANSIZ OLUŞUNUN  ARARŞTIILMASI VE KESİN BİR HÜKME VARILMASI.

2:NAKLİ DELİLLER ADINI VERDİĞİMİZ NASSLAR,RU'YETULLAHIN AHİRET GÜNÜNDE GERÇEKLEŞECEĞİNİ GÖSTERMEKTEMİDİR?

3: ŞER'İ NASSLAR. RU'YETULLAHIN DÜNYADA DAHİ  MEYDANA GELDİĞİNİ  YADA MEYDANA GELİŞİNİN  İMKAN DAHİLİNDE OLDUĞUNU İFADE ETMEKTEMİDİR,DEĞİLMİDİR?

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #5 : 19 Ekim 2010, 15:23:39 »

BİRİNCİ AŞAMAY GÖRE:
MUTEZİLEYE GÖRE AKIL KULLARIN RABLERİNİ GÖRMELERİNİ MÜMKÜN GÖRMEZ. AKSİNE AKIL,BÖYLE BİR ŞEYİN MÜMKÜN OLMAYACAĞINI GÖSTERİR.AKLIN KESİN HÜKMÜ BUDUR. MÜSLÜMANŞARIN CUMHURUNU OLUŞTURAN  EHL-İ SÜNNET VEL CEMEAT MESHEBİ İSE;BÖYLE BİR OLAYIN VUKU BULMASININMÜMKÜNATTAN OLDUĞUNDA İTTİFAK ETMEKTEDİR. İMKANSIZ OLARAK DEĞERLENDİRMEZ,AKSİNE İMKAN DAHİLİNDE  KALDIĞINI BELİRLER.

MUTEZİLE MESHEBİNİN İLERİ SÜRDÜĞÜ ŞÜPHEDE:GÖRME OLAYI ANCAK GÖRÜLEN ŞEYİN ŞEKİL VE BİÇİMİNİN ,GÖZ BEBEĞİNDE ŞEKİLLENMESİYLE MÜMKÜNDÜR. OLAYIN ŞEKİLLENEBİLMESİ İÇİN GÖRÜLEN ŞEYİN HERHANGİ BİR MEKANDA,MUAYYEN BİR YÖNDE ÇAKILIP KALMASINI ZORUNLU KILAR. ANCAK BU DURUMDA,O VARLIĞA GÖZBEBEĞİNİN ONA YÖNELMESİ VE ONU ALGILAMASI MÜMKÜN OLUR. Allah TEALANINDA BİR CİSİM OLMADIĞI VE CİHETLERDEN HİÇ BİRİ TARAFINDAN SINIRLANDIRILAMAYACAĞI KESİN VE YAKİNEN BİLİNEN BİR GERÇEKTİR.

EHLİ SUNNET WEL CEMAAT'IN DELİLİ İSE , GÖRME OLAYI, MUTEZİLENİN İLERİ SÜRDÜĞÜ GİBİ GÖRÜLEN ŞEYİN GÖZBEBEĞİNDE ŞEKİLLENMESİ, GÖZBEBEGİNDE BULUNMASI GEREKEN ŞARTLAR  VE GÖRÜLECEK ŞEYDE BULUNMASI GEREKLİ GÖRDUKLERİ ŞARTLARIN DA ÖTESİNDE BİR GENELLİLİK ARZ ETMEKTEDİR. YANİ GÖRME EYLEMİ SIRF BU ŞARTLARIN BULUNMASINA BAĞLI OLARAK GERÇEKLEŞMEZ.DAHA DEĞİŞİK ŞART VE ZAMANLARDA , DEĞİŞİK BİÇİMLERDE GERÇEKLEŞEBİLİR.

GÖRME: Allah'IN İSTEDİĞİ ŞART VE ZAMANLARDA , İSTEDİĞİ BİÇİM VE ŞEKİLLERDE  GERÇEKLEŞMESİ MUMKUN OLAN BİR EYLEMDİR Kİ, ONU İNSANA BAĞIŞLAYAN , GÖRMESİNİ SAĞLAYAN DA O DUR .Allah TARAFINDAN VERİLEN BU GÜÇ SAYESİNDE , BAKILAN ŞEYİN , ÜZERİNDE BULUNDUGU HAKİKİ MAHİYETİNİ MUŞAHADE ETMEK MUMKUN OLMAKTADIR.

BUGUN GÖRMENİN KENDİSİYLE GERCEKLEŞTİĞİ KEYFİYET , ANCAK AllahIN KATINDA BULUNAN PEK COK GÖRME KEYFİYETLERİNDEN SADECE BİR TANESİDİR. AllahU TEALA İSTEDİĞİ ANDA , BU DEĞİŞİK KEYFİYETLERİN HERBİRİYLE GÖRME OLAYINI GERCEKLEŞTİRMEYE VE ONU TAMAMIYLA TAHAKKUK ETTİRMEYE KADİRDİR. BURADAN HARAKET EDİYORUZ Kİ: AllahU TEAALNIN CİSİM OLMAMASINA VE HERHANGİ BİR YONDE OLMAAMSINA RAGMEN , SAHİH HADİSTE VARİS OLDUGU GİBİ , KULLARINA , DOLUNAYIN 14. GECEDEKİ PARLAK GÖRUNUSU BİÇİMİNDE GÖRULMESİ MUMKUNDUR. KULLARIN ONUN ZATINI KUŞKU GÖTURMYEN GERCEK BİR MANADA GÖRMELERİ DOĞRUDUR. BU GÖRME OLAYI İNAŞŞAL BUGUN KACINILMAZ BULUNAN ŞARTALARA BAGLI KALMADAN GERCEKLESECEKTİR.

CELAL  ED-DEVVANİN DEDİĞİ GİBİ :<< BUGUN MEYDANA GELMİŞ OLAN YARATILIŞ OLAYINI İDRAK ETMEMİZ İÇİN GEREKLİ BULUNAN ŞARTLARIN , AHİRETTEKİ YARATIŞIL VE NEŞ'ETTE  DE AYNISIYLA OLMASI ŞART DEĞİLDİR >>


İKİNCİ AÇIYA GÖRE : KULLARIN RABLERİNİ GÖRMELERİNE DELALET EDEN SEM'İ DELİLLERİN ARASTIRILMASI . MUTEZİLE SEM'İ DELİLLER İÇİNDE,KULLARIN RABLERİNİ GÖRECEKLERİNE DAİR KESİN BİR DELİL BULUNMADIGI , AKSİNE ONUN GÖRÜLMESNİNİMKANSIZ ODUGUNU ORTAYA KOYAN HAYLİ DELİLLER BULUNDUGUNU İLERİ SÜRER . ONLARIN BU KONUDAKİ DAYANAKLARI , AllahU TEALANIN MUSA ALEYHİSSELAMDAN HİKAYE ETTİĞİ ŞU AYETİ KERİMEDİR:

<< RABBİM , BANA KENDİNİ GÖSTER , SANA BAKAYIM , ünlem << DEDİ RABBİ BUYURDU Kİ
<< SEN BENİ GÖREMEZSSİN , FAKAT DAĞA BAK , EGER O YERİNDE DURURSA , SENDE BENİ GÖRECEKSİN ünlem RABBİ DAGA GÖRÜNÜNCE DAGI DARMADAGIN ETTİ VE MUSADA BAYGIN DÜŞTÜ ...<

ONLAR BU AYETİ KERİMEYE DAYANARAK : Allah HZ MUSA A.S. IN GÖRME İSTEGĞİNE VE SUALİNE KARŞILIK OLARAK : LENTERANİ .. SEN BENİ GÖREMESSİN MUMKUN OLMADIGINI SERGİLEDİ. O DA AllahI GÖRME İMKANINI  DAĞIN YERİNDE DURMAYACAĞINI , HALLAÇ PAMUGU GİBİ UFALANIP DARMADAĞIN OLACAĞINI BİLİYORDU . YANİ GÖRME OLAYINI OLMASI MUMKUN OLMAYAN BİR VAKIAYA BAGLAMIS OLDU.

BU ANLAMLANDIRMAYI DESTEKLEMEK VE GÜÇLENDİRMEK İÇİN ZEMAHŞERİ AYETTE GEÇEN ..LENTERANİ.. KAVRAMINI 'MÜEBBET OLUMSUZLUK'  DİYE TEFSİR ETMİŞTİR Kİ , RU' YETULLAHIN HEM DUNYADA HEMDE AHİRETDE İMKANSIZ OLDUGU, AYETİN DELALETİYLE TAMAMLANMIŞ OLSUN. ZEMAHSERİ DIŞINDA << LEN>> EDATINI MUEBBET OLUMSUZLUK OLARAK TEFSİR EDEN BASKA BİRİSİNİN BULUNDUGUNU DAHA SANMIYORUM .
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #6 : 19 Ekim 2010, 15:24:51 »

RU'YETULLAH'IN İMKANSIZLIĞINA AYRICA ŞU AYETLERDE İSTİDLAL ETMEKTEDİRLER:

<<GÖZLER O'NU GÖRMEZ.O GÖZLERİ GÖRÜR,O LATİF(gözle görülmez yada lütüf sahibidir)HER ŞEYİ HABER ALANDIR>>195 ARAF..

DERLERKİ:Allah TEALA BU AYETİ KERİME İLE ,GÖZLE İDRAK EDİLEMSİNİN MÜMKÜN OLMADIĞINI BELİRTMİŞ BULUNMAKTADIR. GÖZLERLE İDRAK(ALGILAMA)İSE GÖRMEKTEN İBARETTİR.

EHL-İ SÜNNET VEL-VELCEMEAT'İN EKSERİYETİ İSE;RU'YETULLAHIN VACİP OLDUĞUNU VE SEM'İ DELİLLERİN DAHİ BULUNDUĞUNU İFADE ETMİŞLERDİR.AŞAĞIDA ALDIĞIMIZ AYETİ KERİMELER BU KONUDA VARİT OLAN DELİLLERİN BİR KISMINI İFADE ETMEKTEDİR.

<<YÜZLER VARKİ,IŞIL İIŞL PARLAR  RABBİNE BAKARLAR>>
<<HAYIR DOĞRUSU O GÜN ONLAR,RABLERİNDEN PERDELENMİŞLERDİR,>>(kalpleri paslandığı için o'nu göremezler halbuki mü2minler ahirette o'nu göreceklerdir.)>> YANİ ONLAR CEZA OLARAK RABLERİNİ GÖREMEYECEKLERDİR.HAZRETİ RASULAllah'IN BUHARİ TARAFINDAN RİVAYET EDİLEN SAHİH HADİSİDE  AYRICA BİR DELİL TEŞKİL ETMEKTEDİR.
<<SİZ RABBİNİZİ DOLUNAY GÜNLERİNDE AYI GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ GÖRECEKSİNİZ>>BU DELİLLERİN  ÇOK AÇIK OLDUĞUNDAN DOLAYIDIRKİ SAHABE GENEL OLARAK  RU'YETULLAHIN VUKU BULACAĞI HUSUSUNDA İTTİFAK ETMİŞLLERDİR.

AYETİ KERİMEDE GEÇEN''LENTERANİ''KAVRAMINA GELİNCE: EHL-İ SÜNNET VEL CEMEAT,BU SÖZCÜĞÜN  MUTEZİLENİN ANLAYIŞLARININ HİLAFINA RU'YETULLAHIN VUKUUNA DELALET ETTİĞİNİ İLERİ SÜĞRMÜŞLERDİR.BUNUNDA İKİ NEDENİ VARDIR.

BİRİNCİSİ:HZ MUSA (A.S ) RU'YETULLAHI ANCAK MÜMKÜN OLDUĞUNU ,MEYDANA GELMESİ VE VUKU BULMASI KABİL OLAN BİR OLAY OLDUĞUNU BİLDİĞİNDEN DOLAYI TALEP ETMİŞ OLABİLİR. O'NUN BU GİBİ KONULARDA YANLIŞ BİR DÜŞÜNCEYE  SAPLANDIĞINI İLERİ SÜRMEK CAİZ DEĞİLDİR.BU TÜR BİR DÜŞÜNCE PEYGAMBERLERİN KEMAL SIFATLARIYLE,İSMET SIFATLARIYLE VE AllahIN ONLARA İKRAMDA BULUNDUĞU  İLİM ,İLHAM VE HAKİKATİ TANIMA  GİBİ MEZİYETLERLE BAĞDAŞAMAZ.

İKİNCİSİ:Allah TEALA RU'YETİNİ ,CAİZ BİR ŞEY OLAN DAĞIN SAKİNLEŞMESİNE VE YERİNDE DURMASI OLAYINA BAĞLAMIŞTIR. BU DURMA VE SAKİNLEŞME İŞİ ,HADDİ ZATINDA MÜMKÜN OLAN, HATTA ZARURİ OLDUĞU MALUM OLAN BİR ŞEYDİR.MÜMKÜN OLAN BİR ŞEYE BAĞLANAN OLAYIN DA MÜMKÜN OLMASI İCAP EDER(el celal ed-devani) ZAMAHŞERİNİN DEDİĞİ GİBİ <<LEN>>TE'BİD(sonsuzluk) İÇİN DEĞİL,TE'KİD(takviye etmek)İÇİNDİR.ONUN İÇİNDİRKİ <<EBEDEN>> SÖZCÜĞÜ İLE TAKYİD EDİLMİŞ OLARAK  GETİRİLMİŞTİR. ONUN SONSUZLUK OLDUĞUNU DÜŞÜNSEK BİLE,YİNEDE BU SONSUZLUK,DÜNYADAKİ SONSUZLUK ANLAMINA ALINMAK DURUMUNDADIR. BU AYETİ KERİME ŞU AYETTE BELİRTİLEN MEFHUMLA AYNI YAPIYI ARZETMİŞ OLUR:

<<FAKAT(ONLAR) ELLERİN YAPIP ÖNE SÜRDÜĞÜ İŞLERDEN DOLAYI ÖLÜMÜ ASLA İSTEMEZLER...>>AYNI İSTEĞİN SAHİPLERİ,KIYAMET GÜNÜNDE AZAPTAN KURTULMAK İÇİN  ÖLÜMÜ VE ÖLMEYİ İSTEYECEKLERDİR.el celal ed devani.

BU DELİLLER,GAYET AÇIK VE BERRAK BULUNDUĞUNDAN.MUTEZİLENİN DIŞINDA KALAN BÜTÜN MÜSLÜMANLAR,AllahIN SALİH KULLARINI KIYAMET GÜNÜNDE  RU'YETULLAH İLE ŞEREFLENDİRECEĞİNDE İTTİFAK ETMİŞLERDİR.ONUN İÇİNDİRKİ Allah DOSTLARININ  CENNET NİMETLERİNİN  ÇOKLUĞU VE ÇEŞİTLİLİĞİ YANINDA EN BÜYÜK İSTEKLERİ,RU'YETULLAH OLMUŞTUR. ONLAR DÜNYADA YAŞADIKLARI MÜDDETCE,AHİRET NİMETLERİNDEN  SADECE RU'YETULLAH İLE ŞEREFLENMEYİ EN BÜYÜK ARZU VE İSTEK OLARAK KABUL ETMİŞLERDİR.

RABİ(VEYA RUBEYY) (RH.A)SÖYLERKİ:
-BİR GÜN İMAM-I ŞAFİNİN YANINDA İDİM. DIŞARIDAN YANLARINDA ELLERİNDE  BAZI EVRAK BULUNAN BİR KAÇ KİŞİ GELDİ.O'NA ŞU AYETİ KERİMEYİ SORDULARDI:
<<HAYIR DOĞRUSU O GÜN ONLAR, RABLERİNDEN PERDELENMİŞLERDİR.>>İMAM AZAM O EVRAKLARA ŞÖYLE YAZDIRDI:

-''MADEMKİ BAZILARI GAZABA UĞRADIKLARINDAN O'NU GÖRMEKTEN ENGELLEMİŞLERDİR. ÖYLEYSE O'NUN RIZASINI KAZANANLARIN ,O'NU GÖRECEKLERİ BURADAN ORTAYA ÇIKMAKTADIR.''O'NA DEDİMKİ:
 
-EFENDİM SİZ BUNA İNANIYORMUSUNUZ? SORUMU ŞÖYLE CEVAPLADI:

-Allah'A YEMİN OLSUNKİ MUHAMMED BİN İDRİS(ŞAFİİ) KIYAMET GÜNÜNDE RABBİNİ GÖRECEĞİNE KESİNLİKLE İNANMASAYDI,DÜNYADA O'NA HİÇ BİR İBADET VE KULLUKTA BULUNMAZDI.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #7 : 19 Ekim 2010, 15:26:05 »

RU'YETULLAH'IN İMKANSIZLIĞINA AYRICA ŞU AYETLERDE İSTİDLAL ETMEKTEDİRLER:

<<GÖZLER O'NU GÖRMEZ.O GÖZLERİ GÖRÜR,O LATİF(gözle görülmez yada lütüf sahibidir)HER ŞEYİ HABER ALANDIR>>195 ARAF..

DERLERKİ:Allah TEALA BU AYETİ KERİME İLE ,GÖZLE İDRAK EDİLEMSİNİN MÜMKÜN OLMADIĞINI BELİRTMİŞ BULUNMAKTADIR. GÖZLERLE İDRAK(ALGILAMA)İSE GÖRMEKTEN İBARETTİR.

EHL-İ SÜNNET VEL-VELCEMEAT'İN EKSERİYETİ İSE;RU'YETULLAHIN VACİP OLDUĞUNU VE SEM'İ DELİLLERİN DAHİ BULUNDUĞUNU İFADE ETMİŞLERDİR.AŞAĞIDA ALDIĞIMIZ AYETİ KERİMELER BU KONUDA VARİT OLAN DELİLLERİN BİR KISMINI İFADE ETMEKTEDİR.

<<YÜZLER VARKİ,IŞIL İIŞL PARLAR  RABBİNE BAKARLAR>>
<<HAYIR DOĞRUSU O GÜN ONLAR,RABLERİNDEN PERDELENMİŞLERDİR,>>(kalpleri paslandığı için o'nu göremezler halbuki mü2minler ahirette o'nu göreceklerdir.)>> YANİ ONLAR CEZA OLARAK RABLERİNİ GÖREMEYECEKLERDİR.HAZRETİ RASULAllah'IN BUHARİ TARAFINDAN RİVAYET EDİLEN SAHİH HADİSİDE  AYRICA BİR DELİL TEŞKİL ETMEKTEDİR.
<<SİZ RABBİNİZİ DOLUNAY GÜNLERİNDE AYI GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ GÖRECEKSİNİZ>>BU DELİLLERİN  ÇOK AÇIK OLDUĞUNDAN DOLAYIDIRKİ SAHABE GENEL OLARAK  RU'YETULLAHIN VUKU BULACAĞI HUSUSUNDA İTTİFAK ETMİŞLLERDİR.

AYETİ KERİMEDE GEÇEN''LENTERANİ''KAVRAMINA GELİNCE: EHL-İ SÜNNET VEL CEMEAT,BU SÖZCÜĞÜN  MUTEZİLENİN ANLAYIŞLARININ HİLAFINA RU'YETULLAHIN VUKUUNA DELALET ETTİĞİNİ İLERİ SÜĞRMÜŞLERDİR.BUNUNDA İKİ NEDENİ VARDIR.

BİRİNCİSİ:HZ MUSA (A.S ) RU'YETULLAHI ANCAK MÜMKÜN OLDUĞUNU ,MEYDANA GELMESİ VE VUKU BULMASI KABİL OLAN BİR OLAY OLDUĞUNU BİLDİĞİNDEN DOLAYI TALEP ETMİŞ OLABİLİR. O'NUN BU GİBİ KONULARDA YANLIŞ BİR DÜŞÜNCEYE  SAPLANDIĞINI İLERİ SÜRMEK CAİZ DEĞİLDİR.BU TÜR BİR DÜŞÜNCE PEYGAMBERLERİN KEMAL SIFATLARIYLE,İSMET SIFATLARIYLE VE AllahIN ONLARA İKRAMDA BULUNDUĞU  İLİM ,İLHAM VE HAKİKATİ TANIMA  GİBİ MEZİYETLERLE BAĞDAŞAMAZ.

İKİNCİSİ:Allah TEALA RU'YETİNİ ,CAİZ BİR ŞEY OLAN DAĞIN SAKİNLEŞMESİNE VE YERİNDE DURMASI OLAYINA BAĞLAMIŞTIR. BU DURMA VE SAKİNLEŞME İŞİ ,HADDİ ZATINDA MÜMKÜN OLAN, HATTA ZARURİ OLDUĞU MALUM OLAN BİR ŞEYDİR.MÜMKÜN OLAN BİR ŞEYE BAĞLANAN OLAYIN DA MÜMKÜN OLMASI İCAP EDER(el celal ed-devani) ZAMAHŞERİNİN DEDİĞİ GİBİ <<LEN>>TE'BİD(sonsuzluk) İÇİN DEĞİL,TE'KİD(takviye etmek)İÇİNDİR.ONUN İÇİNDİRKİ <<EBEDEN>> SÖZCÜĞÜ İLE TAKYİD EDİLMİŞ OLARAK  GETİRİLMİŞTİR. ONUN SONSUZLUK OLDUĞUNU DÜŞÜNSEK BİLE,YİNEDE BU SONSUZLUK,DÜNYADAKİ SONSUZLUK ANLAMINA ALINMAK DURUMUNDADIR. BU AYETİ KERİME ŞU AYETTE BELİRTİLEN MEFHUMLA AYNI YAPIYI ARZETMİŞ OLUR:

<<FAKAT(ONLAR) ELLERİN YAPIP ÖNE SÜRDÜĞÜ İŞLERDEN DOLAYI ÖLÜMÜ ASLA İSTEMEZLER...>>AYNI İSTEĞİN SAHİPLERİ,KIYAMET GÜNÜNDE AZAPTAN KURTULMAK İÇİN  ÖLÜMÜ VE ÖLMEYİ İSTEYECEKLERDİR.el celal ed devani.

BU DELİLLER,GAYET AÇIK VE BERRAK BULUNDUĞUNDAN.MUTEZİLENİN DIŞINDA KALAN BÜTÜN MÜSLÜMANLAR,AllahIN SALİH KULLARINI KIYAMET GÜNÜNDE  RU'YETULLAH İLE ŞEREFLENDİRECEĞİNDE İTTİFAK ETMİŞLERDİR.ONUN İÇİNDİRKİ Allah DOSTLARININ  CENNET NİMETLERİNİN  ÇOKLUĞU VE ÇEŞİTLİLİĞİ YANINDA EN BÜYÜK İSTEKLERİ,RU'YETULLAH OLMUŞTUR. ONLAR DÜNYADA YAŞADIKLARI MÜDDETCE,AHİRET NİMETLERİNDEN  SADECE RU'YETULLAH İLE ŞEREFLENMEYİ EN BÜYÜK ARZU VE İSTEK OLARAK KABUL ETMİŞLERDİR.

RABİ(VEYA RUBEYY) (RH.A)SÖYLERKİ:
-BİR GÜN İMAM-I ŞAFİNİN YANINDA İDİM. DIŞARIDAN YANLARINDA ELLERİNDE  BAZI EVRAK BULUNAN BİR KAÇ KİŞİ GELDİ.O'NA ŞU AYETİ KERİMEYİ SORDULARDI:
<<HAYIR DOĞRUSU O GÜN ONLAR, RABLERİNDEN PERDELENMİŞLERDİR.>>İMAM AZAM O EVRAKLARA ŞÖYLE YAZDIRDI:

-''MADEMKİ BAZILARI GAZABA UĞRADIKLARINDAN O'NU GÖRMEKTEN ENGELLEMİŞLERDİR. ÖYLEYSE O'NUN RIZASINI KAZANANLARIN ,O'NU GÖRECEKLERİ BURADAN ORTAYA ÇIKMAKTADIR.''O'NA DEDİMKİ:
 
-EFENDİM SİZ BUNA İNANIYORMUSUNUZ? SORUMU ŞÖYLE CEVAPLADI:

-Allah'A YEMİN OLSUNKİ MUHAMMED BİN İDRİS(ŞAFİİ) KIYAMET GÜNÜNDE RABBİNİ GÖRECEĞİNE KESİNLİKLE İNANMASAYDI,DÜNYADA O'NA HİÇ BİR İBADET VE KULLUKTA BULUNMAZDI.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #8 : 19 Ekim 2010, 15:27:54 »

ÜÇÜNCÜ AÇIYA GÖRE:NAKLİ DELİLLERDE,RU'YETULLAH'IN MÜMKÜN OLDUĞUNA DAİR HERHANGİ BİR DELİLİN  BULUNUP BULUNMADIĞI YADA DÜNYADA HERHANGİ BİR İNSANA BÖYLE BİR ŞEYİN OLMASININ MÜMKÜN OLUP OLMADIĞIKONUSUNUN ARAŞTIRILMASI. EHL-İ SÜNNET- VELCEMAAT BU KONUDA İKİYE AYRILMAKTADIR.

ONLARDAN BİR GRUBA GÖRE RU'YETULLAH,ANCAK AHİRETTE MEYDANA GELECEĞİ NAKLİ DELİLLER İLE SABİT OLAN BİR HAKİKATTİR.ÖLÜMÜNDEN ÖNCE HERHANGİ BİR KİMSENİN ,RU'YETULLAH İLE MÜŞERREF OLMASI DÜŞÜNÜLEMEDİĞİ GİBİ,NASSLARIN,BUNUN TAM TERSİNİ ORTAYA KOYDUĞU KABUL ETMEKTEDİRLER. DELİL OLARAK MÜSLÜMİN UBADE BİN SABİTTEN RİVAYET ETTİĞİ MERFU,HADİSTE RASULULLAHIN(S.A.V) ŞU SÖZLERİNİ İLERİ SÜRMEKTEDİRLER.

<<BİLİNİZ Kİ,SİZ ÖLMEDEN RABBİNİZİ GÖREMESSİNİZ>> ibni mace   SAHABEDEN BU GÖRÜŞÜN BAŞINA GEÇEN HZ AİŞE DİR. BUHARİ VE BAŞKA HADDİS İLİMLERİ MESRUKTAN  HZ AİŞENİN BİR SÖZÜNÜ NAKLEDERLER:MESRUK HZ AİŞEYE:

<<AZİZ ANACIĞIM !HZ MUHAMMED(S.A.V)DÜNYA YA RABBİNİ GÖRMÜŞMÜDÜR?>> BU SORUYA HZ AİŞE ŞU ŞEKİLDE CEVAP VERMİŞTİR:

___SENİN BİRAZ ÖNCEKİ SÖZLERİNDEN TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLDU .ÜÇ ŞEY VARKİ,KİM SİZE BU KONULARDA BİR ŞEY SÖYLESE YALAN OLUR.

1__KİM MUHAMMED(S.A.V) RABBİ Nİ GÖRDÜ DERSE YALAN SÖYLEMİŞ OLUR.SONRA AŞAĞIDAKİ AYETİ OKUDU:

<<GÖZLER O'NU GÖRMEZ.O GÖZLERİ GÖRÜR.O LATİF (gözle görülmez yada lütüf sahibidir.)HER ŞEYİ HABER ALANDIR.>>

<<Allah BİR İNSANLA(karşılıklı) KONUŞMAZ. ANCAK VAHİYLE (KULUNUN KALBİNDE DİLEDİĞİ DÜŞĞNCEYİ DOĞURARAK),YAHUT PERDE ARKASINDAN KONUŞUR,YAHUT BİR ELÇİ GÖNDERİP, İZNİ İLE DİLEDİĞİNİ VAHYEDER.>>

2__KİM YARIN NE OLACAĞINI BİLİYORUM DERSE,YALAN SÖYLEMİŞ OLUR.BÖYLE BİR İDDİADA OLANLARA ŞU AYETİ KERİMEYİ OKUYUNUZ:

<<HİÇ KİMSE YARIN NE OLACAĞINI BİLMEZ.>>

3__KİM RASULULLAH'IN (S.A.V) İLAHİ EMİR VE YASAKLARDAN HERHANGİ BİR ŞEYİ GİZLEDİĞİNİ İDDİA EDERSE, ODA YALAN SÖYLEMİŞ OLUR. ONA DA ŞU AYETİ OKUYUN:

<<EY ELÇİ,RABBİN DEN SANA İNDİRİLENİ DUYUR>> BUNLARA RAĞMEN RASULLAllah,CİBRİL-İ A.S  BİR- İKİ KERE KENDİ-MELEKLİK-SURETİNDE GÖRMÜŞTÜR>>buhari

İKİNCİ GRUP İSE(Kİ,BUNLAR ÇOĞUNLUĞU TEMSİL EDİYOR) NAKLİ DELİLLERİN ,DÜNYADA DAHİ RU'YETULLAHIN GERÇEKLEŞMESİNİN  CEVAZINA İŞARET ETTİĞİ KANISINA VARMIŞLARDIR. BU GÖRÜŞĞN SAHABE ARASINDA BAYRAKTARLIĞINI ABDULLAH B. ABBAS YAPMIŞ,SAHABENİN CUMHURUDA O'NU DESTEKLEMİŞTİR.BU GRUBUN BAŞLICA DELİLLERİ;İSRA VEMİRAÇ HADİSİ İLE ŞU AYETİ KERİMEDİR.

<<SANA GÖSTERDİĞİMİZ RUYAYI VE KUR'AN DA LANETLENMİŞ AĞACI,İNSANLARI(ın imanını) SINAMA(aracı) YAPTIK.>> 
(isra17/60.burada işaret edilen ruya ya miraç gecesi hz peygambere lutfedilen  müşahadedirki,miracın uykuda olduğunu söyleyenler bunu rüya diye açıklamışlardır. uyanıkken olduğunu söyleyenler ise  bu kelimeyi açıktan görme diye tefsşir etmişlerdir.  buradaki ruya,bedir de Allah'ın hz peygambere kafirlerin sayılarını az gösterdiği  veya hudeybiye yılında hz peygamber in  mekkeye salimen girdiğini gördüğü ruya da olabilir. fakat ayet mekkede indiğinde  miraç gecesindeki muşahadeye işaret etmesi daha doğru görülmektedir.)

BİRİNCİ GRUP ,BU AYETLE İSTİDLALİN DOĞRULUĞUNU İNKAR ETMİŞTİR. DELİL OLARAK .,(RUYA) KAVRAMININ UYKUDAKİ GÖRMELERE MAHSUS OLDUĞUNU;GERÇEK MANADA GÖRMEK ANLAMINDA KULLANILMADIĞINI SÖYLEMİŞLERDİR. RUYA KAVRAMININ UYKUDAKİ GÖRMELERİN YANINDA,UYANIK HALDEKİ GÖRMELERİDE TEŞMİL EDİLDİĞİNE ŞAİRİN ŞU SÖZÜ DELİL TEŞKİL ETMEKTEDİR:

RUYA__GÖRDÜĞÜ ŞEYE__TEKBİR GETİR,GÖNLÜNÜ TİTRET.
AHMAKLIĞI OLMAYAN YEK VUCUT KALBİNE MÜJDE ET.

ONLARIN DELİLLERİNDEN BİRİDE ŞUDURKİ,Allah TEALANIN,BU RUYAYI İNSANLARA  BİR FİTNE YANİ İMTİHAN  VE DENEYİM VASITASI OLARAK ADLANDIRMIŞ OLMASIDIR. RUYADA GÖRÜLEN BİR OLAYIN İNSANLAR İÇİN FİTNE VEYA İMANA SEBEP OLMASI, PEK MAKUL BİR OLGU OLARAK KARŞILANAMAZ.

SAHABE ARASINDADA MESELE İHTİLAFLI OLDUĞUNDAN DOLAYI, BUNUN ÜZERİNE AKİDE KONUSUNDA İKİ GÖRÜŞTEN BİRİNİ KESİN OLARAK TERCİH ETMEYİ GEREKTİREN BİR ŞEY MEVCUT DEĞİLDİR. HER NE KADAR BİZ BU KONUDA SAHABE CUMHURUNUN VE ONLARDAN SONRA GELEN İMAMLARIN , ALİMLERİN GÖRÜŞLERİNİ TERCİHE ŞAYAN GÖRSEK BİLE. BU GÖRÜŞTE ,NAKLİ DELİLLERİN DÜNYADA DAHİ RU'YETULLAHIN İMKAN DAHİLİNDE OLDUĞUNU GÖSTERDİĞİ ŞEKİLDE ÖZETLENEBİLİR.ramazan el buti..

öemer nesefi akaidi metni mefhumundan
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #9 : 21 Ekim 2010, 14:08:44 »

  Aynı şey ADALET prensibi içinde  söz konusu edilebilir. Zira bu prensibin tefsirdeki en belirgin izdişümü de  kulların fiilleri meselesidir. . Şu bir gerçekktir ki;  insan iradesinde hür ve muhtar olmak zorundadır.  çünkü bu dini mukellefiyetin kaçınılmaz  sonucudur.  . Aksi halde - haşa-  Allah'ın zalim olduğuna hükmetmek gerekir.  Çünkü iyi ve kötüyü seçme özgürlüğü bulunmayan   bir varlığı yapıp  etmelerinden dolayı  hesaba çekmek zülümden başka bişi değildir.  Allah kullarına  karşı zalim olmadığına göre, bu durumda insandan sadır olan fiillerin  gerçek sahibi ve yaratıcısı  bizzat insanın kendisidir. . Öyle ise zahiri anlamı  söz konusu anlayışa  ters düşen ayetler, tenzihi dil ekseninde yorumlanmalıdır. (öztürk mustafa kuranın mutezile yorumu) Buda tabi atiyle yukarda sözü edilen prensibin   bilinmesiyle mümkün olabilmektedir


Daha öncede belirttiğimiz gibi  Mu'tezile, Kur'anı tefsirde her zaman aklı ön pilana çıkartmıştır.  Bunun sebebi  de müslümanın inancını tevhid ve adalete aykırı olan   her tercihten temizlemektir.. bu hususstaki yaklaşımları kısaca şöyledir: Allah hikmeti gereği bir şeyi  diğer bir şeyin  sebebi olarak yaratmıştır.  Kainatta hiç bir şey sebeposiz meydana gelmez.  İnsan aklı bu sebepleri bulmaya ve bir şeyin iyi  (hüsn)  veya kötü,  güzel veya çirkin , faydalı veya zararlı,  maruf veya münker,  helal veya haram olduğunu tayin etmeye muktedirdir.  Aklın bu kudreti sayesindedirlki  sahih nakil ile sağlam akıl birbirleri ile çelişmez. şayet  akıl ile nakil arasında  herhangi bir çelişki meydana gelirse, bu durumda tabiki , akıl tercih edilir. Çünkü nakil ancak akılla mutabakat sağlarsa delil olarak alınabilir.
Eğer akıl ile nakil arasında bir mutabakat sağlanamassa, o zaman naklin mutlaka tevil edilmesi  gerekir.

Akla bu denli önem veren Mutezile müfessirleri Kuran metnini ilk önce dilbilgisi ve söz sanatları  yani beleğat açısından  tahlile tabi tutmuşlar ,ancak ibarelerin anlamlarını tesbitte herhangi bir  çözümsüslükle karşılaştıklarında ise, mecaza yönelerek  te'vil yolunu seçmişlerdir.  hatta şunuda belirtmek gerekir ki, sözü edilen mezhebin düşüncesine göre hareket eden müfessirler zaman zaman yorumda sıkıntıya düştüklerinde Mütevatir  kıraatleri red etmekten geri durmamışlardır.  Bütün bunlara rağmen  felsefe, mantık ve diğer ilimleri  başarı ile kullanan Mutezile ekolünün, İalam düşünce tarihi ve tefsir ilminin  önüne geniş ufuklar açtığıda bir gerçektir.

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: [1] 2 3 ... 7 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
KURAN’A YAKLAŞIMDA MEAL Mİ TEFSİR Mİ ? Düşünce yazıları/Makaleler Vuslata_Ozlem 2 416 Son Mesaj 25 Ekim 2011, 11:24:43
Gönderen: MERXAS
ALİ KÜÇÜK HOCA TEFSİR DERSLERİ (48 SURE) Sohbetler/Seslendirme KeRvAnCaN 6 2024 Son Mesaj 27 Eylül 2010, 09:17:48
Gönderen: KeRvAnCaN
TEFSİR Kur'an-ı Kerim Genel ebudüccane 0 50 Son Mesaj 06 Mart 2012, 16:27:45
Gönderen: ebudüccane