0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 5 6 [7] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: MEZHEBİ TEFSİR EKOLÜ  (Okunma Sayısı 4337 defa)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #60 : 11 Ocak 2011, 12:23:25 »

Başlangıçta kulağa hoş gelen böyle bir amaç, iyi niyetli bir düşüncenin ürünü olabilir. Ancak şunu unutmamak lazım ki, Batıda Kutsal Metnin - akıld dışılığını-  ve bunun sonucu olarakta - bilimle olan uyuşmazlığını-  bertaraf etmeye yönelik bir tarihselcilik anlayışını, Kuran metni için düşünmenin hiç bir haklı gerekcesi yoktur. Çünkü Kuranda ne akıldışılık ne de bilimle uyuşmazlık söz konusudur. Bu durumda tabii ki, Kuran ahkamını sorun olarak görmekte yersizdir. Böyle bir sonuç haliyle tarihselci anlayışı öne çıkarmadaki  maksadında isabetli olmadığını göstermektedir.Bu da, Kuranı tarihselci bir yaklaşımla okumanın daha başlangıçta temel bir yanılgı olduğu ve bizi bazı problemlerle karşı karşıya bırakması anlamına gelmektedir. Bınları çöyle sıralamak mümkündür.

1. Her şeyden önce şunu belirtelim ki, ilahi dinler kutsallık düşüncesiyle ancak hayat bulur ve yaşarlar. Kutsal birer kaide olan dini ahkamın  tarihsel bir formata sokularak değerlendirmesi ise dine ve onun kurallarına karşı güvensizliği beraberinde getirebilir. Bu nedenledirki  Kuranı tarihselci bir anlayışla yorumlamaya kalkışmak, onun hem güven sorunuyla karşı karşıya bırakarak hemde dinsel anlamda bir kriz zeminine bir ortam hazırmış  olacaktır.   Çünkü müslümanların zaten bir uygulama ortamı bulunmayan fıkıhlarını tartışmaya açmak,  onların kendi kojmolojik -evren bilimi-anlayışlarında sarsıntılara sebebiyet verebilir. O halde aslında zarardan başka  pratikte hiç bir müsbet sonuç doğurmayacak böylesi tartışmalara girerek insanların kafalarını karıştırmanın ne anlamı vardır.

2. Kuranın metnini tarihselci bir okuma yoluyla anlamlandırmaya kalkışmak,  aslında mucize olan Kuran metnini  bağlamının dışına çıkartmak gibi bir başka probleme de zemin hazırlamaktadır. Çünkü söz konusu anlayışa göre  Kuran metninin oluştuğu bir çevre vardır.  Ancak bu ortam zamanla değişmiştir. Hal böyle olunca Kuran lafızlarının  doğrudan yöneldiği ve hitap ettiği  çevrede ortadan kalkmıştır. . Kuranın içerdiği anlam boyutu yani  belli sosyal maddi çevrenin şartlarıyle sınırlı olışuda onun literal  anlamının değil, ilkelerinin evrenseliğini göstermeketedir.  Bu durumda tabiki , söz konusu anlayış sahipleri,  dili pek çok açıdan mucişze olan Kuranın bu mucizeliğini  ve evrensel olan manasının  döküldüğü kalıplar hükmünde ki  lafzi evrenselliğini  önemsememekte belkide kabule yanaşmamaktadır.  Kuranın mucizevi olan lafzını bütünüylr tarihsel görerek onun lafzından bağımsız genel ilkelere ulaşmayı hedeflemek, sonuç itibariyle Kuanı bütünüyle devre dışı bırakmak anlamına gelebilir. Çünkü böyle bir yaklaşım, metne bağlı kalmaksızın Allahın maksadını tesbit etmeye çalışarak ortaya uygun özel hükmün  insan taafından konulmasını teklif etmek demektir.  Bir başka deyişle bir bakıma adalet, şefkat, hakkaniyet vb. ilkelerin mahiyet ve çerçevesini,  uygulanış keyfiyeti ile ilgili nasları bir kenara bırakarak,  onları dönem dönem kişilerin anlayışına göre yorumlamaktır.  Böyle bir hareket de,  Kuranın hükmü kesin ve açık olup  yoruma imkan vermeyen ayetlerin  içerikleri ve metnin getirdiği özel hükümleri bir kenara bırakarak keyfi yorumlara ve hüküm koymaya kapı aralamaktan başka bişi değildir.

3. Kuranı tarihselci yaklaşmak, bir anlamda onun tamamını mensuh kabul etmek demektir... D. edecek inş.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #61 : 11 Ocak 2011, 12:35:56 »

Mustafa Öztürk'ün ''Kuran'ı kendi tarihinden okumak'' adlı eserine eleştiri olarak muhterem Ebubekir Sifil hocanın darulhikme'de düzenlediği bir kaç seminere katıldım.Kuranın tarihselliğiyle ilgili çok önemli konulara değindi.bu konuya yazılarındada ara sıra yer veriyor.ve gerçekten çok ilmi ve edebi bir üslupla sorunları hallediyor. Allah kendisinden razı olsun.islami ilimlerde Ebubekir sifil, türkiyenin yetiştirdiği ve mutlaka yakından takip edilmesi gereken ender şahsiyetlerden biridir diye düşünüyorum.

Ebubekir Sifil hocamız, fikirlerine değer verdiğim bir çok konuda sizinde zaman zaman naklettiğiniz, isabetli açıklamalar yapmış alim kişiliklerden biridir. Kendilerinin düzenlediği seminerlere katılmayı bizde isterdik. Belki buralara   yolu düşerse değerli ilminden bizde  faydalananlardan oluruz inş..
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #62 : 12 Ocak 2011, 12:24:07 »

3. Kuranı tarihselci yaklaşmak, bir anlamda onun tamamını mensuh kabul etmek demektir. Böyle bir genellemenin ise nass tan delili yoktur.  O halde bu yaklaşımın dayanağı nedir.  Hmen belirtelimki bunun dayanağı tamamen aklidir. Yani ilahi çözümlerin beşeri çözümler gibi değerlendirilmesine,  ilerlemecilik teorisine ve buradan hareketle eski çözümlerin, yeni ve farklı  sosyo- kültürel ve ekonomik ihtiyaçları karşılamasının imkansız olduğu düşüncesine dayanmaktadır.  Halbuki burada söz konusu olan kelam /söz ilahidir. Her ne kadar belli bir zaman ve mekanda yaşayan insanlara kendi dilleri, üslüpleri ve şartlarına uygun gönderilmiş olsa da,  onun ilahi oluşu çok önemli  ve hiç bir zaman ihmal edilemez bir unsurdur. Ayrıva Allah değişen tarih ve coğrafyalara yeni kitap göndermeyeceğini, bundan sonraki zamanlarda ortaya çıkan sorunların çözümlerinde kıstasın Kuran olduğunu bildirmiştir. Hiç kuşkusuz bu beşeri  metin ve düzenleme olsaydı evrensel olan kısmı yok denecek kadar az olurdu . Metin ve düzenleme Allaha ait olup  bütün zamanlarda ve mekanlarda  yaşayan insanların Kurandan  istifade etmesi istenince, onda - ilke olarak-  "geçerliliği ve işlerliği belli bir zamana ait" anlamında bir tarihsellik değil, evrensellik unsur olmalıdır.

4. Tarihsellik  iddiasını ileri sürenlerin bir kısmı en iyimser bir yaklaşımla sosyal kurumlara ait emir ve yasaklarla cezaları tarihsel olarak görmekte, Kuranın ibadet ve ahlakla ilgili nass larını ise evrensel kabul etmemektedir.Halbuki Kuranın içerdiği naslarda aynı dili kullanmaktadır.  Sözgelimi ahlaki prensipleri  hukiki prensiplerden ayırarak net bir ölçüt bile değilken, bu durumda hangi temel ilkeden  hareket edilerek böyle bir yaırıma gidilmeketedir. Doğrusu bunu anlamak mümkün değildir. - şimşek.m. günümüz tefsir problemleri-

5. Ayrıca üzerinde durulması gereken bir diğer hususta  Kuanın cezalarla ilgili koymuş olduğu hükümlerin içerikleridir. Bu nokta araştırıldığında görülecektirki  Kuranın bir fiilin suç olduğunu bildirdiği zaman bazan bunun  ceza-i müeyydesini belirlemeyerek insana bırakmış, bazan cezayla birlikte cezayıda zikretmiş, bazanda alternatif  cezalar koyarak tercihi insana bırakmıştır.  Bu tablo bize göstermektedirki bazı cezaların insana bırakılmasına karşın, bazılarının belilenmiş olması,  onların değiştirilmeyeceğibni  ve alternatiflerinin bulunmadığını göstermektedir.. Durum böyle ikenAllah atarfından cezaları öngören ve değiştirilmeleri noktasında insana hiç bir tercih hakkı verilmeyen bir takım  cezaları keyfi olarak değiştirmeye kalkışmak ne derece doğru olabilir.

6.
Burada şunuda belirtmek gerekirki,  aslında Kuranın öngördüğü  insana verilecek cezalardan  maksat insanlşarı suş işlemekten caydırmaktır. Eğer Kuranın ceza-i müeyyidesini  bizzat zikrettiği suçlardan uzaklaştırmak için  caydırıcılık yönü daha ağır basan  cezalar varsa,  herhalde onları uygulamada bir sakınca olması gerekir. . Mesela hırsıza  Kurani cezadan daha caydırıcı bir ceza evrilir ve gerçekten bu cezada o insanı o hısızlıktan alı koyarsa,  bu durumda söylenecek bir söz yoktur. Çünkü Kuranın söz konusu ceza ile  hedeflediği amaç yerine gelmiştir. Ama Kuranın ön gördüğü cezadan  daha caydırıcı bir ceza vermenin  imkanı yoksa, o zaman Kuranın belirlediği cezaya razı olmak bir zorunluluk değilmidir.

KURANDA MAHALLİ NASLAR MESELESİ.d. edeck inş.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #63 : 15 Ocak 2011, 15:50:05 »


KURANDA MAHALLİ NASLAR MESELESİ.


Öncelikle şunu belirtelim ki,  bilindiği gibi Kuran belli bir tarihte bellib ir coğrafyanın insanlarına inzal edilmiştir. Kuranın  belli bir tarihte ve belli bir tarihsel ortamda inzal edilmiş olmasıda doğal olarak onun,  bir tarihin izlerini taşımasını ve formel olarak tarihsellik karekteri arz etmesini zorunlu kılmaktadır.  Ancak buradan yola çıkarak Kuranı tamamen tarihsel bir kitap olarak değerlendirmek doğru bir yaklaşım değildir.  Çünkü böyle bir yaklaşım Kuranın çoğunluğunu teşkil eden evrensel naslarını,az sayıdaki mahalli-yerel naslarına feda etmek demektir. Bu sebeple belki sadece Kuranın söz konusu yerel nitelikli naslarını uygulama imkanı olmadığı için tarihsel kabul etme gibi bir yola girilebilir. Söz geklimi Hz Peygamberin aile hayatı ve şahsı, ibadet alanı, idari- siyasi, askeri ve hukiki sahalar,  örf ve adaletle ilgili düzenlemeler yanında ,sunulan herhangi bir genel prensipten sonra Kuranın örnekleme pozisyonunda getirdiği bir kısım nasları burada misal olarak zikredebilriz. Örneğin Hz Peygamberin evine müminlerin hangi kayıtla girip çıkacağını,  ev sakinleriyle hangi şartlarda irtibat kurabileceklerini belirleyen Ahzap33/53, Hucurat 49/2,11,12. ayetleri, ayrıca PEYGAMBER HANIMLARININ  MADDİ REFAH VE TALEPLERİNE  CEVAP TEŞKİL EDEN  aHZAP, 33/28-29, 50-59.  Nasları  aynı bağlamda ele alınabilir.  Yine gizli kalmasını arzuladıkları problemlerini  Hz Peygambere açmak  ihtiyacı duyanların ,  önceden bir sadaka vermeleri gerektiğinden  söz eden Mucadele 58/12. ayetide kısa bir müddet sonra  tatbik imkanını kaybetmesinden  dolayı bu grup içeriiisinde mutala edilebilir.   d. edeck inş.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #64 : 16 Ocak 2011, 12:30:42 »

   Bilindiği gibi Nisa 4/102.  ayet de harp -korku tehlike-  namaıznı tanımlamaktadır.  Bu namaz tamamen  İslamın ilk devir haeplerini  yani karşı karşıya saf tutmuş muhariplerin şartlarını dikkate almış ve mesela namaz esnasında düşmanın  Müslümanları silahsız yakalamasına imkan verilmemesi sitenmiştir.  Saf nizamının  tamamen değiştiği günüm,z cephe gerisi savaşlarında söz konusu nassın tarif etiiği bir namazı  kılma imkanı yok denecek kadar azalmıştır.. Böyle olduğu içindirki,  bu namazı ifade eden nassıda mahallinitelikte görmemiz gerekmektedir.

Aynı şeyi düşmana karşı olabildiğince kuvvet hazırlama emrişni ifade eden Enfal 8/60. ayetteki  "savaş atları/suvari" sözünde görmekteyiz.  Zira günümüz savaşlarının  niteliğini düşündüğümüz zaman zikredilen misalinde mahalli  bir karakter taşıdığını  anlamış oluruz.

Nur suresi 33. ayetinde kadın ve erkek kölelerin hürrüyetlerine kavuşmalarını temin etmek için efendileriyle mukatebe/sözleşme yapmak istedikelrinde  bunlara engel olunmaması emredilmektedir.  Keza  Nisa 4/25-  ayetinde hür mümin kadınla evlenmeye güç yetiremeyen hür mümin  erkelerin,  mümün caeiyelerle evlenmeleri istenmekte,  şayet bu evli cariyelerde bir fuhşiyat  iritikap ederlerse,  onlara hür hanımlara verilecek cezanın yarısı kadar bir ceza uygulanması emredilmektedir. Göeüldüğü gibi burada ele aldığımız naslarda söz konusu edilen hükümlerin de esas itibarıyle uygulanabilirliği yoktur.

Bakara 2/189. ayetinde anlaşıldığına göre bazı müslüman erkekler,  hac dönüşünde ihramlı iken evlerine kapılarından değilde  arka taraftan girmeyi fazilet sayıp uygulamayı bu düşünce üzerine bina etmişlerdir.  Bu yüzden yüce Allah  ilgili ayette bu hususa  işaret ederek söz konusu uygulamanın fazilet olmadığını bildirmiş ve onu uygulamadan kaldırmıştır.

Görüldüğü gibi bu nasların  içerikjleri ya belli bir coğrafyanın örf adet ve uygulamalarına dayanmakta ,yada tamamen özel bir anlam ifade etmeketedir.  Onun için bunlar tarihsel kabul edilebilir.  buda kuranın doğasına aykırı değildir.

Ayrıca hüküm bakımından değişebilirlik mahalli yerel naslardan  başka illeti örfe dayanan naslarıda tarihsel kabul etmek mümkündür. Tamamen bu espriden  hareketle olmalıkı ,  bir kısım islam hukuukcusu,  genel çerçeve ve özle ilgili  olmayan bazı cüzi  hükümlerin zamanla değişebileceğini ileri sürmektedir.  " Ahkam bazan zamanın değişmesiyle değişebilir " - erdoğan mehmet islam hukukunda ahkamın değişmesi- -zeylai fahruttin,tebyinülhakaik-  düşüncesinin  bir prensip olarak ortaya atılmasıda bu görüşün doğal bir neticesi olsa gerektir.  Her ne kadar bazı kimseler bu prensibe dayanarak hükmümn değişebilirliğini zamanın değişmesine bağlamış olsalarda, mutedil yaklaşıma göre hükmün değişmesi zamanın değişmesine değil, illetin değişmesine bağlıdır. Bu noktada ayrıca hükmü değiştirilmek istenen nassın,  bağlayııcı veya devamlı olmadığını gösteren bir karinenin bulunmasıda gerekmektedir. -E. mehmet AHKAMIN DEĞİŞMESİ-

Ancak yukarıda ifade edilen gibi tarihsellik anlamındaki değişme,  daha çok örf ve adet gibi fer-i delillre  dayalı hükümlerde olabilir. Fakat bunun içinde öncelikle Kuranın  evrensel sabitelerini,  islamı yaşamanın  amaçlarını ve genel düstürünü  iyi belirlemek,  ardından da hükmü değiştirecek nassın illetini doğru bir şekilde tesbit etmek gerekmektedir. Şartlar tahakkuk edip ahkamın değiştirlimesi günmdeme getirildiğinde de nasların mefhum ve mentuku arasında bir irtibat kurulmalıdır.  Çünkü hükmün değiştirilmesi durumunda bu irtibata yer verilmesse o zaman nasların zahiri ve batini anlamları arasında bir uyumdan söz edilemez.  Anlam yönünden lafızla bir bütünlük,  bir uyum sağlamayan yorumda ise keyfilik var demektir. Kewyfiliğe dayanan bir yorum neticesinde de zamanla dinden bir eser kalmayacağı açıktır.

Sonuç olarak... d. edeck inş.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #65 : 17 Ocak 2011, 11:13:08 »

  Sonuç olarak şunu belirtelim ki,  tarihselci akım benimsendiği doğruların hayata geçirilmesi noktasında proje üretmek gibi kendilerince kutsal olan bir çaba içerisinde hareket etmiştir.  bazı farklı biçimlerdeki özgün yanlarına rağmen bir konuda mutabakat içinde oldukları görülmektedir.  Bu da  Kuranı tarihsel bir metin olarak görüp, anlamının belirlenmesinde  öznel değil,  nesnel- evrensel bir yorum metodolojisi takip etmektir.  Çünkü bu anlayışa göre Kuran  kendilerine özgü bir kültür,  medeniyet örf adet ve algılama biçimleri  olan ve belli bir coğrafyada yaşayan muhataplara,  onların dilini kullanarak belli bir tarihe hitap etmştir.  Dolayısıyle  o,  bütün bu özellikleri  nedeniyle yerel bir kültür mirasının  izlerini taşımaktadır.

  Kısacası, modernist islam tarihselciliği,  modernizmin zihni faliyetleri tutuklayan pskolojik atmosferi içinde hareket ederek objektivist  bir tutum ve akıl yürütme yolu ile Kuran hükümlerini  modern hayatın zorlukları karşısında değiştirmeyi talep etmektedir.  Ancak bu yeni okuma biçimi   henüz yeterince tanımlanmış ,  çerçevesi çizilmiş ve ve usul olarak Kurana  uygulandığında ne türden sonuçlar vereceği test edilmiş değildir.  Esasen Kuranın tarih içerisinde "bir tarihe"  hitap ettiği doğrudur.  Bunla beraber doğru olan bir başka şey daha vardır ki o da,  Kuranın hitabını bir tarihe çevirmesine ve beşeri zorunluluk gereği  tarihsel bir dil kullanmasına rağmen içerdiği mesajın evrensel olmasıdır.  Bu sebebpten dolayıdırki ,  aslında boş bir gayret olarak nitelendirilmesi gereken, modern hayatın zaruretini çözmek  maksadıyle evrensel bir kitabın  naslarını yorumlamayolunda  gösterilen gayretler değil,  zaten evrensel olan bir metni,  kültür dokumuzla uyuşmayan  bir yöntem kullanmak suretiyle konjektüre uygun hale getirmeye çalışmaktır. Bunun içindirki, ithal bşr düşünceye sarılarak geliştirilen bir yöntem sonucunda pek çok probleme de kapı aralanmakta, böylece kaş yapalım derken göz çıkarılmaktadır.  Çünkü bu okuma biçimi  bir başka kültür dünyasının temel proplemini çözmek üzere geliştirilmiş bir yöntemdirki  o da,  her biri bir birer tarihi  tercüme olan tarihi incillerin akılla çelişen taraflarını makul  ölçülere getirme amacına yöneliktir.  Halbuki Kuran tarih üstü bir kitaptır. Bu yüzden onun mesajı bütün tarihlere uyansımaktadır.  Dolayısıyle bu noktada yapılması gereken şey,  Kuranı bir tarihin içerisine hapsetme yerine, Onun tarih üstü niteliğini  koruyarak Müslümanların,  söz konusu kitaptan  kendi tarihselliklerine denk düşecek bir hayat modeli çıkarmalarıdır.


    - SON -

Bu konu burada nihayet bulmuştur..
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: 1 ... 5 6 [7] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
KURAN’A YAKLAŞIMDA MEAL Mİ TEFSİR Mİ ? Düşünce yazıları/Makaleler Vuslata_Ozlem 2 416 Son Mesaj 25 Ekim 2011, 11:24:43
Gönderen: MERXAS
ALİ KÜÇÜK HOCA TEFSİR DERSLERİ (48 SURE) Sohbetler/Seslendirme KeRvAnCaN 6 2024 Son Mesaj 27 Eylül 2010, 09:17:48
Gönderen: KeRvAnCaN
TEFSİR Kur'an-ı Kerim Genel ebudüccane 0 50 Son Mesaj 06 Mart 2012, 16:27:45
Gönderen: ebudüccane