0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 3 [4] 5 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: MİLLET-İ İBRAHİM  (Okunma Sayısı 1835 defa)
Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #30 : 05 Kasım 2009, 08:46:59 »

Burada, aceleci olanların çoğunda bulunan bir şüpheye dikkat çekmek istiyoruz. Onlar şöyle diyorlar: “İbrahim Milleti’ne çağrı, davetin en sonuncu merhalesidir. Bu merhaleden önce, hikmetle öğüt ve en güzel şekilde mücadele merhalesi vardır. Davetçi, Allahu Teala’nın düşmanlarından ve onların sahte ilahlarından uzak durma, bunları reddetme ve onlara düşmanlığı ve nefreti açığa vurmaktan ibaret olan bu merhaleye başvurmadan önce, yumuşak ve hikmetli davet üsluplarının tamamını denemelidir.”
Bu şüpheye cevap olarak deriz ki: Kuşkusuz böyle bir şüphe, İbrahim Milleti’nin bu kişiler tarafından iyi anlaşılmamış olmasından ve kafirlere ilk yapılacak davetin yöntemi ile kafirlerden karşı koyanlara uygulanacak davet yöntemini birbirine karıştırmalarından dolayı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, kafirlerin batıl olan ilahlarına, düzenlerine, yaşam tarzlarına ve kanunlarına karşı Müslümanın sergilemesi gereken tutumun arasını ayıramamaları nedeni ile böyle bir şüpheyi ortaya atmışlardır. İbrahim Milleti, ibadeti yalnızca Allah’a has kılmaktan ve Allahu Teala’dan başka kendisine ibadet edilenlerin tümünü inkar etmekten ibaret olması nedeniyle asla ertelenemez veya geciktirilemez. Bilakis her şeyden önce, davete bununla başlanılması gerekir. Çünkü bu, “La İlahe İllAllah” kelimesinin kabul ve retten oluşan içeriğinin tamamıyla aynısı, dinin esası ve tüm nebi ve rasüllerin davetlerinin eksenidir.
Tüm bu şüphelerin zihinlerden silinebilmesi için İbrahim Milleti’nin iki hususiyeti üzerinde durmak istiyorum. Şöyle ki:
Birincisi: Tağutlardan ve Allah’tan başka kendisine ibadet edilen sahte ilahlardan uzak durmak ve bunları inkar etmek. Bu asla ertelenemez ve geciktirilemez. Bilakis yolun başından itibaren açıkça uygulanması ve ilan edilmesi gerekir.
İkincisi: Eğer üzerinde bulundukları batılda ısrar ederlerse bizzat müşrik toplulukların kendisinden uzak durmaktır. 
Bu iki hususiyet ile ilgili açıklamaya gelince, şöyle ki:
Birinci hususiyet, Allah’tan başka kendisine ibadet edilen bütün tağutları inkar etmeyi kapsar. Bu tağutlar ister taştan yapılan putlar olsun, ister güneş, ay, kabirler, ağaç veya beşerin koymuş olduğu kanunlar ve yasalar olsun, bunların tamamından uzak durmak gerekir. İbrahim Milleti ve nebi ve rasullerin daveti, yolun en başından itibaren, kendisine ibadet edilen tüm bu sözde ilahların açık bir şekilde inkar edilmesini, bunlara karşı düşmanlığın ve nefretin açığa vurulmasını, değerlerinin küçümsenmesini, itibarlarının ve konumlarının düşürülmesini, sahteliklerinin, noksanlıklarının ve kusurlarının ortaya çıkarılmasını gerektirmektedir. Bütün nebiler, topluluklarını davete şu sözlerle başlamışlardır: “Allah’a kulluk edin ve Tağut'tan sakının.”[40] Allahu Teala Hanif olan İbrahim Aleyhisselam hakkında şöyle buyurur: “Dedi ki: Gördünüz mü şu sizin ve önceki atalarınızın ibadet ettiklerini? Onlar -alemlerin Rabbi müstesna- benim düşmanımdır.”[41]
“Ey kavmim, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden tamamen uzağım.”[42]
.......
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #31 : 08 Kasım 2009, 12:03:13 »

“Hani İbrahim babasına ve kavmine: Muhakkak ben sizin ibadet etmekte olduğunuz şeylerden uzağım, demişti. Ancak beni yaratan müstesna. Gerçekten O, beni hidayete kavuşturacaktır.”[43]
Allahu Teala’nın, İbrahim’in Aleyhisselam kavmi hakkındaki şu sözü de dikkat çekicidir: “Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir, dediler. (Bir kısmı:) Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş, dediler.”[44] Müfessirler “diline dolayan” sözünü, “onları kötüleyen, küçümseyen ve değerlerini düşüren” olarak tefsir etmişlerdir.[45] Kitap ve Sünnet bununla ilgili delillerle doludur. Bu deliller içerisinden, Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Mekke’de iken takınmış olduğu tavrı ve davranışı, Kureyş’in ilahlarını küçümsemesi, onlardan uzak duruşu, onları inkar edişi, bütün bunları açıkça yapması ve bundan dolayı da müşrikler tarafından kendisine “Sabi” (dininden dönen) lakabının verilmesi bile bize yeterlidir.
Eğer bu anlattıklarımız konusunda daha da emin olmak istersen, bir kaçı iner inmez doğu ve batıya, kuzey ve güneye hızlı bir şekilde yayılan, sokaklarda, sohbet meclislerinde ve toplantılarda dilden dile dolaşan Mekki ayetlere başvur ve onlar üzerinde gereğince düşün. Bu ayetler Araplara son derece açık ve anlaşılır bir şekilde hitap ediyor, başta Lat, Uzza ve Menat olmak üzere o dönemde Arapların en büyük ilahlarını küçümsüyor ve onlardan uzak durmaya çağırıyordu. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem asla bunlardan herhangi bir şey gizlememiştir. Şüphesiz o yalnızca bir uyarıcıydı. 
Günümüzde kendilerini davet için öne atan kişilerin bu gerçeği iyi bir şekilde düşünmeleri ve sürekli olarak kendilerini bu gerçeğe göre hesaba çekmeleri gerekir. Çünkü Allahu Teala’nın dinine yardım etmek için yola koyulan ve sonra da bu en temel ilkeyi arkasına atan bir davetin, nebi ve rasullerin yolu üzere olması mümkün değildir. Günümüzde beşeri kanunların ve yasaların ne kadar yaygın hale geldiğine hepimiz şahit olmaktayız. Dolayısıyla davetçilerin, bu kanunları ve yasaları küçümsemek, bunların kusurlarını insanlara anlatmak, açıkça bunları inkar etmek, bunlara düşmanlığı ilan etmek, insanları bu kanunlardan uzaklaşmaya davet etmek, rejimlerin aldatmalarını ve insanlarla alay etmelerini onlara izah etmek suretiyle İbrahim Milleti’ne tabi olma konusunda Nebi’yi SallAllahu Aleyhi ve Sellem örnek almaları gerekir. Eğer böyle yapılmazsa hak ne zaman ortaya çıkacak? Ve insanlar dinlerini hakikati ile nasıl öğrenecek, hak ile batıl ve düşman ile dost arasını nasıl ayırabilecekler? Bazıları davetin maslahatı ve fitneyi bahane olarak ileri sürebilirler. Tevhid’i gizlemekten ve insanlara dinlerini karışık hale sokmaktan daha büyük bir fitne olabilir mi?ünlem  İbrahim Milleti’ni gerçekleştirmekten, Allah’ın dinine olan dostluğu ve Allah’tan başka kendisine ibadet edilen, boyun eğilen tağutlara karşı düşmanlığı açıkça ortaya koymaktan daha büyük bir maslahat olabilir mi?ünlem Eğer Müslümanlar bunun için sıkıntıya uğramayacaklarsa ve bu yolda fedakarlık göstermeyeceklerse daha neyin uğruna sıkıntı çekecekler?ünlem Tüm tağutları inkar etmek, kelime-i şehadetin ilk yarısına teslim olmuş herkesin üzerine vaciptir. Yine bunun açıkça ifade edilmesi ve ortaya konması da en önemli vacipler arasındadır. Mutlaka Müslüman cemaatlerin veya en azından her cemaatten bir grubun bunu açıkça haykırması gerekir. Ta ki bu, tanınıp yaygınlaşsın ve böylece, sırf güçlü olduğu dönemde değil bilakis kendisine parmaklarla işaret edildiği, kendisinden sakındırıldığı ve sahte ilahlara düşmanlık yapmakla nitelendirildiği güçsüz dönemlerde de, Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem durumunda olduğu gibi, bu cemaatlerin davetlerinin en belirgin özelliği ve ayırdedici alameti olsun.
........
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #32 : 12 Kasım 2009, 10:32:41 »

Bazı davetçilerin, “maslahat” adı altında yerine getirdikleri davet, nasıl bir davettir?ünlem Gerçekleştirmek istedikleri din, nasıl bir dindir?ünlem Zira onların çoğunluğu, beşeri kanunlardan övgüyle bahsetmekte ve bu kanunların tarafsız olduklarına şahitlik etmektedirler. İbrahim Milleti’nin tam aksine davranarak, bu beşeri kanunlara karşı saygılı olacaklarına ve tağutların anayasasına bağlı kalacaklarına dair yemin etmektedirler. Onlara karşı açıkça inkarı ve düşmanlığı izhar etmesi gerekirken, onlara karşı rıza ve dostluğu izhar etmektedirler. Bu kimseler mi Tevhid’i yayacak veya dini gerçekleştirecek olanlar?ünlem Onlar, dinin açıkça ortaya konulması, yönetici tağutların tekfir edilmesi veya Rahman’ın şeriatının değiştirilmesi ve beşeri kanunlar ile hükmedilmesi konuları üzerinde hiç durmazlar. Zira bu, bizzat kendilerinin de saygı duyacaklarına dair yemin ettikleri şirk kanunlarını inkar etmeyi gerektirmektedir.
İkinci hususiyete gelince; bu, müşriklerinden uzak durmayı, onları inkar etmeyi ve bizzat bu müşriklerin şahıslarına karşı buğz ve düşmanlığı açıkça ortaya koymayı kapsar.
İbnu’l-Kayyim Rahimehullah şöyle der: “Tevhid’i ancak Allah’a has kılan ve Allah için müşriklerden nefret etmekle Allah’a yaklaşan kimseler dışında, büyük şirkten kimse kurtulamamıştır.”[46] Bu söz Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiye’ye de nisbet edilir. Müşriklerden uzaklaşmak, onların sözde ilahlarından uzaklaşmaktan daha önemlidir.
Şeyh Hamd bin Atik Rahimehullah, “Sebilu’n-Necat ve’l-Fikek” isimli eserinde şöyle der: “Bu ayetteki, “biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız”[47] sözünde çok güzel bir nükte vardır. Allahu Teala kendisinden başka şeylere tapan müşriklerden beri olmayı, müşriklerin taptıkları şeylerden beri olmanın öncesinde belirtmiştir. Çünkü birincisi, ikincisinden daha önemlidir. Kişi putlardan beri olabilir ama onlara tapanlardan beri olmayabilir. Bu durumda görevi yerine getirmemiş olur. Ama müşriklerden uzaklaşırsa, bu uzaklaşması, onların taptıkları şeylerden de uzaklaşmayı gerektirir. Bu, Allahu Teala’nın şu ayette buyurduğu gibidir: “Sizden de, Allah’ın dışında taptıklarınızdan da uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht olmam.”[48] Allahu Teala, onlardan beri olmayı, putlarından beri olmanın öncesinde belirtmiştir. Şu ayetlerde bunun misallerindendir: “Nihayet İbrahim onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman..”[49] “Madem ki siz onlardan ve onların Allah’ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız..”[50] Bu inceliğe dikkat etmek gerekir. Çünkü bu, Allahu Teala’nın düşmanlarına düşman olmanın kapısını açar. Nice insan vardır ki kendisi Allahu Teala’ya ortak koşmaz, ama müşrikleri düşman bilmez ve bütün peygamberlerin dininde olan bu emri yerine getirmediği için Müslüman da olamaz.”[51]
.......
Moderatöre Bildir   Logged

Bişnev
"Nalîna agirî..."
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 196


"Dilimden düğümü çöz"


WWW
« Yanıtla #33 : 12 Kasım 2009, 11:17:54 »

Ey iman edenler içinizden kim dininden dönerse, Allah, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve şiddetli, kendisinin onları seveceği, onların da kendisini seveceği bir topluluk getirir ki, Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın lütfudur ki, onu dilediği kimseye verir. Allah, lütfu bol olandır, her şeyi en iyi bilendir.” (Maide/54)

“Kim yüz çevirirse şüphesiz ki Allah zengindir, hamde layıktır.” (Hadid/24)




*Kıyam üstadım; dipnotları vermeyi yine unutmuşsunuz...
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #34 : 13 Kasım 2009, 11:45:06 »

[31] 14 İbrahim/13
[32] 7 A’raf/88
[33] 18 Kehf/20
[34] Ed-Düreru’s-Seniyye, Cihad Bölümü, 207
[35] 2 Bakara/130
[36] Ed-Düreru’s-Seniyye, Cihad Bölümü, 221
[37] 26 Şuara/75-77
[38] 43 Zuhruf/26-27
[39] 2 Bakara/59
[40] 16 Nahl/36
[41] 26 Şuara/75-77
[42] 6 En’am/78
[43] 43 Zuhruf/26-27
[44] 21 Enbiya/59-60
[45] İbn-i Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/64-70
[46] İğasetu’l-Lehfan
[47] 60 Mümtehine/4
[48] 19 Meryem/48
[49] 19 Meryem/49
[50] 18 Kehf/16
[51] Sebilu’n-Necat. Şeyhin maksadı -Allahu Teala daha iyi bilir-, kalben dahi olsa hiçbir şekilde onlara düşmanlık ve nefret duymayarak, bilakis onlara karşı sevgi ve muhabbet beslemektir. Şüphesiz böyle bir kimse imanını bozmuş ve tüm Rasullerin dinini terk etmiş olur. Allahu Teala şöyle buyurur: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve Rasulü’ne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin.” (58 Mücadele/22)
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #35 : 13 Kasım 2009, 11:55:37 »

Şeyh Abdullatif bin Abdurrahman Rahimehullah şöyle der: “Kişi bazen şirkten kurtulur ve Tevhid’i sever. Ancak, müşriklerden uzak durmaması, Tevhid ehline dostlukta bulunmaması ve onlara yardım etmemesi bakımından kendisinde eksiklik meydana gelir. Böylece hevasına tabi olmuş, dinini ve üzerine dinini bina ettiği temelleri yıkan şirkin bazı şubelerine girmiş ve kendisinin kabul etmiş olduğu imanın ancak kendisiyle düzgün olacağı Tevhid’in temellerini ve şubelerini terk etmiş olur. Bu kişi Allah için sevmez ve Allah için buğzetmez, kedisini yaratmış ve biçim vermiş olanın yüceliği için düşmanlık ve dostlukta bulunmaz. Halbuki bunlar “La İlahe İllAllah” kelimesinde bulunmaktadır.”[52]   
Yine şöyle der: “Kişiyi Allahu Teala’ya yaklaştıran en faziletli amel, Allahu Teala’ya şirk koşmuş olan Allah düşmanlarından nefret ederek, onlara karşı düşmanlık ve cihad etmektir. Bir kul ancak bu şekilde onları dost edinmekten kurtulur. Bunu terkettiği oranda, kendisi ile onlar arasında dostluk meydana gelir. Bu nedenle, İslam’ı yıkacak ve kökünden kazıyacak hareketler ve ilişkilerden şiddetle sakınılmalıdır.”[53]
Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab Rahimehullah şöyle der: “Müslümanın, mutlaka Müslüman taifesinden olduğunu açıkça söylemesi gerekir. Böylece onları güçlendirir, onunla güçlenir ve kendisine düşmanlık gösterecek olan tağutları ancak bu yolla korkutur.”[54]
Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’ın oğulları olan Şeyh Hüseyin ve Şeyh Abdullah, bu dine giren, dini ve Müslümanları seven ancak müşriklere düşmanlık etmeyen veya düşmanlık edip onları tekfir etmeyen kişi hakkında kendilerine sorulan bir soruya şu yanıtı vermişlerdir: “Ben müşriklere düşmanlık etmem” veya “Düşmanlık ederim ancak onları tekfir etmem” diyen kişi Müslüman değildir. Bu kişi, Allahu Teala’nın, haklarında şöyle buyurduğu kimselerdendir: “Allah’ı ve Peygamberini inkar edenler ve Allah ile Peygamberini birbirinden ayırıp: “Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız” diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu; işte gerçekten kafirler bunlardır. Ve biz kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.”[55] 
........
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #36 : 16 Kasım 2009, 11:46:49 »

Açıktır ki bizler, şirkinden tamamen temizleninceye kadar her müşriğe karşı kalben buğzun olmasının vacip olduğunu belirtmekle beraber, müşriklerden uzak olmanın ve onlara karşı düşmanlığın aleni olarak ortaya konmasının, İslam’a meyilli oldukları gözlenen kimseleri (müellefetü’l-kulub) veya Allah’ın dinine düşmanlık göstermeyen kimseleri de kapsadığını söylemiyoruz. Burada üzerinde durduğumuz konu, düşmanlığın ve buğzun açıkça ortaya konması ve bunun ilan edilmesi ile ilgilidir. Yoksa sadece bu kimseler değil, zorbacı ve zalimler bile başlangıçta, Allah’a itaat etmeye, hikmet ve güzel nasihat ile davet edilirler. Eğer bu davete icabet ederlerse kardeşlerimiz olurlar. Allahu Teala’ya itaatları oranında onları severiz. Bizim için geçerli olan her türlü hak ve hukuklar onlar için de geçerli olur. Ancak kendilerine iletilen hücceti, açık olmasına rağmen kabul etmez ve üzerinde oldukları batıl ve şirkte ısrar ederek, Allah’ın dinine düşman olan karşı safta yer almaya devam ederlerse, onlara karşı yumuşak ve nazik davranmak artık sona erer. Böyle bir durumda onlardan uzak durmayı açık ve net bir şekilde ortaya koymak vacip olur. Müşriklerin ve kafirlerin hidayet bulmalarını ve dine destek olacak kimseleri kazanmayı arzu etmek, tebliğde yumuşak ve hikmetli davranarak en güzel şekilde nasihat etmek ile Allah için sevgi, buğz, dostluk ve düşmanlık meselesinin arasını ayırmak son derece önemlidir. Çünkü insanların çoğu bunları birbirine karıştırdığı için, “Ey Allah’ım kavmimi hidayete erdir, zira onlar bilmiyor” gibi bir takım nasslar konusunda çelişkiye düşmektedirler.
İbrahim Aleyhisselam, kendisine en yakın kişi olan babasından, küfründe ve şirkinde ısrar etmesi üzerine uzaklaşmıştır. Allahu Teala şöyle buyurur: “Ne var ki, onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı.”[56] Bu uzaklaşma, hikmet ve güzel öğüt ile davetten sonra gerçekleşmiştir. İbrahim’in ona nasıl hitap ettiğini şu ayette görüyoruz: “Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi.”[57] “Babacığım! Allah tarafından sana azap dokunup da şeytanın yakını olmandan korkuyorum.”[58]
Yine Musa da Aleyhisselam, Allahu Teala’nın “Ona yumuşak söz söyleyin, belki o, aklını başına alır veya korkar”[59] şeklindeki emrine binaen, elçi olarak gönderildiğinde Firavun’a bu şekilde muamele etti ve davetine yumuşak sözlerle başladı. Şöyle dedi: “Arınmağa gönlün var mı? Seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın.”[60] Ona ayetler ve mucizeler gösterdi. Buna karşılık Firavun yalanlayıp, batılda inat ve ısrar gösterince, Allahu Teala’nın haber verdiği şekliyle Musa Aleyhisselam şöyle dedi: “Andolsun bunları görülecek ibretler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de biliyorsun! Gerçekten ben de seni yıkılmış, harab olmuş bir kişi olarak görüyorum.”[61] Hatta onlara beddua ederek şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Şüphe yok ki, sen Firavun’a ve onun çevresine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz! Senin yolundan sapıtsınlar diye. Ey Rabbimiz! onların mallarını mahvet ve kalpleri üzerini şiddetle mühürle. Ta ki onlar acıklı azabı görünceye kadar iman etmesinler.”[62] Yumuşak olma, nazik davranma ve kolaylaştırma ile ilgili nassları genelleştirerek hiç ağızlarından düşürmeyen, ancak bu nassları yerli yerince kullanmayanların, eğer davet konusunda gerçekten samimi iseler, bu husus hakkında uzunca düşünmeleri ve bu hususu çok iyi kavramaları gerekir.
.......
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #37 : 21 Kasım 2009, 22:43:08 »

Çoğu yumuşak ve nazik olan çeşitli yöntemler ve bir çok davetçi yoluyla kendisiyle konuşulmuş, Allahu Teala’nın indirdiği hükümlerin dışındaki hükümlerle hükmetmenin küfür olduğu kendisine açıklanmış ve böylece de Allahu Teala’nın şeriatının dışındakilerle hükmetmenin caiz olmadığını bilmiş olan bir kişi, bütün bu çabalara rağmen ısrar edip kibirleniyorsa, tabi ki davetin üslubu değişmelidir. Bu tür kişiler görünüşleri itibariyle, boş ve yalan vaadleriyle, tatlı söz ve sahte bahaneleriyle her fırsatta zavallıları aldatmaktadırlar. Halbuki bunların lisan-ı halleri, sözlerini yalanlar. Çünkü günden güne insanların arasında küfrün ve fesadın artmasını onaylamakta ve suskun kalmaktadırlar. Davetçilere ve mü’minlere baskıyı artırmakta, toplumu ve devleti ıslah etmek isteyenlerin hareket alanını daraltmakta, onları, istihbaratı ve polisleriyle takip etmektedirler. Bununla birlikte Allahu Teala’nın dinine harp açmış olan her kişiye çalışma alanları sağlamakta, Allahu Teala’nın düşmanlarına fesat ve ifsat araçlarını kolaylaştırmakta, hatta yayın araçlarını, fesatları ve küfürleri için hizmetlerine sunmaktadırlar. Şirk olan kanun ve yasalarına karşı çıkan veya onu inkar edip uzak olduğunu ilan eden, onu eleştiren, insanlara onun batıl olduğunu anlatan herkesi cezalandıracak kanunlar ve kararnameler çıkarmaktadırlar. Vacip olduğunu bilmelerine ve ıslahçıların talebine rağmen, Allahu Teala’nın şeriatına ve şeriatını yürürlüğe koymaya teslim olmuyorlar... İşte bu gibi kimselere yumuşak davranmak, onlarla barış yapmak, onlara nazik davranmak ve saygı göstermek, bayramlarda onları kutlamak ya da onlara ve sistemlerine dostluk göstermek caiz değildir. Bilakis onlara, ancak İbrahim ve kendisiyle beraber iman etmiş olanların, kavimlerine dedikleri gibi şöyle deriz: Bizler sizden, sizin anayasanızdan, şirk olan kanunlarınızdan ve küfür olan yönetiminizden uzağız. Sizi inkar ediyoruz ve siz, Allah’a dönünceye, ona teslim oluncaya ve yalnız onun şeriatı ile hükmedinceye kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir. Bununla birlikte, onları dost edinmekten, onların itaati altına girmekten ve izinden gitmekten, onlara güven duymaktan, askerlik, polislik ve istihbaratçılık gibi, onların batıllarına yardımcı olacak, hükümetlerini sabit kılacak ve koruyacak olan bütün görevlerden uzak durarak, kalabalıklarını artırmaktan sakınırız.
Selef alimlerinin, günümüz tağutları ile kıyaslanamayacak derecede aralarında fark bulunmasına rağmen, kendi dönemlerindeki yöneticilere karşı takındıkları tavır son derece açık, kararlı, net ve temizdir. Peki günümüz davetçilerinin çoğunun, yöneticilere karşı olan tavırları nerede? Selef, siyasi bilimler fakültelerinden veya hukuk fakültelerinden mezun değildi. Düşmanlarının planları konusunda basiret sahibi olma bahanesiyle kokuşmuş gazeteleri ve dergileri de takip etmiyorlardı. Bununla beraber onlar, değil yöneticilerden, onların kapılarından bile uzak duruyorlardı. Ama bugün şeytanın dinleriyle oynadığı, selefe bağlıların(ünlem) çoğu, dinlerinin ifsad olması uğruna dünyalarının menfaatini arzu ediyorlar ve kendilerini hor görüp umarsamadıkları halde yöneticilerin kapılarının eşiğinden ayrılmıyorlar. Selef RadıyAllahu Anhum zalim yöneticilerin yanına girmeyi yasaklıyordu. Hatta, ikramlarından dolayı fitneye düşerek onlara karşı yumuşama veya bazı hataları hakkında suskun kalma gibi bir takım ihtimaller korkusuyla, iyiliği emretme ve kötülüğü nehyetme amacıyla onların yanına gitmek isteyen kişiyi dahi engelliyorlardı. Onlardan uzak durmayı; yaptıklarından beri olmak ve durumlarını kınamak için onlara karşı alınacak en iyi tavır olarak kabul ediyorlardı. Allahu Teala Süfyan-i Sevri’ye rahmet etsin. Dostlarına ve yakınlarına, yönetimdeki idareyi ve idarecileri övmemelerini ve onlara yaklaşmamalarını, meclislerine katılmamalarını tavsiye eder ve şöyle derdi; “Emirleriniz konusunda dikkatli olunuz. Onlara yaklaşmayın ve hiçbir meselede onlarla birlikte olmayın.
........
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #38 : 02 Aralık 2009, 06:56:48 »

Size karşı, yönetime yaklaşmanız ve yönetimin işlerine ortak olmanız durumunda, mazlumun hakkının mazluma iadesinin kolaylaşacağı yönünde söylenen hileli sözlere karşı dikkatli olunuz. Ki bu İblis’in tuzağıdır.”[63] Zulmü azaltmak ve fesadı önlemek gerekçesiyle yöneticilerin yanında bulunmanın ve onlara yakın olmanın yararlı olacağını söylemenin nasıl red edildiği ve buna “İblisi’in tuzağı” adının verildiği üzerinde düşünmek gerekir. O, ömürlerini davetin maslahatını ve dinin hakim olmasını, Allah’ın düşmanlarının düzeninde aramakla zayi eden günümüz davetçilerinin bir çoğunun söylediği şu sözü söylemedi: “Ey Kardeşim! Yöneticilere yaklaş ve varlığını hissettir. Böylece bakanlar kurulunda veya millet meclisinde bir koltuğa sahip olup zulmü azaltabilir ya da kardeşlerine faydalı olabilirsin. Bu makamı, istismar etmeleri için günahkarlara ve asilere bırakma...” Bilakis o, yöneticilere yaklaşmayı, Kur’an’ı okuyup duran bazı facirlerin, dünyalık bazı menfaatler elde edebilmek için edindikleri bir yol olarak tanımlamaktadır. Süfyan-ı Sevri Rahimehullah bu sözünü bid’atlarını ortaya çıkaran ve insanları mihnetten mihnete düşüren Me’mun ve Mu’tasım’dan önce Abbasi hilafetinin başlarında söylemiştir. O dönemde hilafetin izzet ve heybeti yerinde, Müslümanlar fetihler yapıyor ve orduları doğuda ve batıda küfrün kalelerini dövüyordu. Buna rağmen o, kendi dönemindeki yöneticilere yakın olmayı bu şekilde vasfediyorsa, acaba günümüz yöneticilerine yakın olmanın durumu nasıl olur? Allahu Teala bizi, bundan korusun.
Muhammed bin Abdulvehhab, şu sözünde de olduğu gibi, Süfyan es-Sevri’nin bahsettiği bu meseleyi sık sık dile getirmektedir: “Bid’at sahibi kişiyle oturan bir kimse şu üç halden birini üzerinde mutlaka taşır:
Onunla oturmakla, başka kimselerin bu bid’at sahibine rağbet etmelerine sebep olabilir. Nitekim bir hadiste şöyle geçmektedir: “Kim İslâm içinde güzel bir çığır açar ve bu güzel çığır kendisinden sonra da tatbik edilip sürdürülürse, kendi sevaplarından hiçbir şey eksilmeksizin onu sürdürenlerin sevaplarının benzeri kendisi lehine yazılır. Ve her kim de İslam içinde kötü bir adet çıkarır ve bu kötü adet kendisinden sonra da sürdürülürse kendi günahlarından hiçbir şey eksiltilmeksizin onu sürdürenlerin günahlarının benzeri de o kimse üzerine yazılır.”[64] 
Veya kalbinde ona karşı bir miktar hoşgörü oluşabilir. Bu nedenle ayağı kayar ve Allahu Teala onu ateşe sokar.
Ya da şöyle diyebilir: “VAllahi onların konuştukları beni ilgilendirmez ve ben kendimden eminim.” Halbuki kim bir an bile olsa dini konusunda Allah’a karşı emin oluyorsa, Allah ondan o dini alır.”[65]
Eğer, sözlerinden de anlaşıldığı üzere küfre götürmediği halde bid’at ehli ile oturma hakkında bunları söylüyorlarsa, beşeri kanunların kölelerinden ve diğer müşriklerden oluşan mürtedler ile oturma hakkında acaba ne söylenir? Üçüncü durumda geçen “Ben kendimden eminim” gibi sözlerden dolayı zamanımızın nice davetçilerinin ayağı kaymıştır. Dolayısıyla bu gibi durumlara düşmekten son derece sakınılması gerekir.
Her halukarda Allahu Teala, taraftarlarının dine yardım olarak gördükleri bu tür çarpık yolları iptal etmiş, zalimlere yaklaşma durumunda umulan bir yardımın ve dini bir maslahatın asla gerçekleşmeyeceğini beyan etmiştir. Allahu Teala, Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem saçını ağartmış olan Hud Suresi’nde şöyle buyurur: “Zulmedenlere meyletmeyin. Aksi halde size ateş dokunur. Zaten sizin Allah’tan başka yardımcınız yoktur. Sonra size yardım da olunmaz.”[66] Kafirlere ve onların meclislerine bu tür yakınlaşmalarda elde edilecek hiçbir maslahat olmadığı gibi, Allahu Teala’nın dinine yardım da söz konusu değildir. Ancak kendilerine ateşin dokunmasını maslahat olarak nitelendiriyorlarsa orası başka..ünlem Uykundan uyanmalısın ve her çıkan sese kulak vermemelisin.
Müfessirler, Hud Suresi’ndeki bu ayette geçen “meyletmeyin” sözcüğü hakkında şunu söylemişlerdir: “Ayette geçen “Rükun” yani “meyletme” sözcüğü “biraz meyletmek” anlamındadır.”
Ebu A’liye şöyle der: “Bu, sevgi ve yumuşak sözle onlara herhangi bir şekilde meyletmeyin, anlamındadır.”
Süfyan es-Sevri şöyle der: “Bu ayetin kapsamına, onların diviti için mürekkep hazırlayanlar veya onların kalemini açanlar ya da onlara kağıt uzatanlar girer.”
Şeyh Hamd bin Atik şöyle der: “Allahu Teala, yumuşak söz ile dahi olsa düşmanlarına meyledeni, ateşin dokunması ile tehdit etmiştir.”
Şeyh Abdullatif bin Abdurrahman[67], Hud Suresi’ndeki ayette geçen “meyletme” sözcüğü ile ilgili olarak müfessirlerin görüşlerini aktardıktan sonra şöyle der: “Şöyle ki, farklı dereceleri bulunmasıyla birlikte, kendisiyle Allahu Teala’ya karşı işlenebilecek en büyük günah; şirktir. Buna, Allahu Teala’nın ayetleri ile alay etmek, hükümlerini ve emirlerini yürürlükten kaldırmak ve Allah’ın hükümleri haricindeki yasa ve kanunları adalet ile nitelemek gibi, daha fahiş olan şeyler eklendiğinde durum daha da ağırlaşır. Allahu Teala, Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve mü’minler, bunun küfür olduğunu bilirler.
..........
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #39 : 08 Aralık 2009, 10:59:26 »

Kendisinde biraz izzet ve kalbinde biraz hayat bulunan bir kimse, Allah, Rasulü, dini ve Kitabı için, her yerde ve her mecliste bütün bunlara karşı çıkar ve bunlardan uzak durur. Düşmanla cihadın ancak kendisiyle meydana gelebileceği şey de budur. Bu mücadele ile elde edilecek olan ganimet ise, Allah’ın dinini açıkça ortaya koymak, onu dava edinmek, ona aykırı olan şeyi kötülemek, ona aykırı olan şeyden ve onu savunanlardan uzak durmaktır. Ey kardeşim! Büyük fesada götürecek vesileleri ve yine şeriatı indirmiş olan Allahu Teala’nın, fesada yol açan vesileleri ve nedenleri ortadan kaldıran emirlerini ve hükümlerini iyice kavramaya çalış. Kendisinden yardım istenecek olan yalnızca Allahu Teala’dır.”[68]
Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab şöyle der: “Ey kardeşlerim Allahu Teala’dan son derece sakının ve dininizin temel esası ve başı olan “La İlahe İllAllah” kelimesine sımsıkı sarılın. Bu kelimenin anlamını bilin ve onu benimseyin. Nesep olarak sizden uzak olsalar da, ona iman etmiş olanları sevin ve onları kardeş edinin. Tağutları reddedin, onlara düşmanlıkta bulunun, onlardan nefret edin ve onları sevenden, onları savunandan, onları tekfir etmeyenden, “onların durumu beni ilgilendirmez” diyenden ya da “Allahu Teala beni onlardan sorumlu tutmadı” diyenden nefret edin. Çünkü bunları söyleyen kişi, Allahu Teala hakkında yalan konuşup, O’na apaçık bir iftirada bulunmuştur. Şüphesiz Allahu Teala tüm Müslümanları kafirlerden nefret etmekle sorumlu tutmuştur. Babaları, çocukları veya kardeşleri dahi olsa onlara düşmanlık yapmayı, onları tekfir etmeyi ve onlardan uzak durmayı tüm Müslümanlar üzerine farz kılmıştır. Allahu Teala’dan son derece sakının. Buna sımsıkı sarılın. Umulur ki Rabbinize, hiçbir şeyi O’na ortak koşmamış olarak kavuşursunuz.”[69]   
ÖNEMLİ BİR UYARI
İbrahim Milleti’ni yerine getirmek ile dine yardımcı olabilmek amacıyla ciddi bir takım faaliyetleri, gizlilik içerisinde yürütmek arasında herhangi bir çelişki yoktur. Yukarıda işlemiş olduğumuz konu, Nebi’nin de SallAllahu Aleyhi ve Sellem uygulamış olduğu gizlilik yöntemini iptal etmez. Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem hayatında böyle bir yöntemin varlığını gösteren birçok delil vardır. Ancak bu gizliliğin doğru yerde uygunlanması gerekir. Onun uygulanacağı yer ise, planlama ve savaş hazırlığıdır. Ancak İbrahim Milleti’ne davet ve tağutları, onların sistemlerini ve batıl ilahlarını reddetmek, alenen uygulanması gereken davetin kapsamına girer. Yani önceden de vurguladığımız gibi daha yolun başında bunların ilan edilmesi gerekir. Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem, “Ümmetimden bir taife hak üzere üstün olmaya devam eder”[70] sözünü de bu yönde anlamak gerekir. Tağutlara dalkavukluk yapmak, aralarına girebilmek ve onların makamlarında yükselebilmek için dinin esaslarını gizlemek, Muhammed’in SallAllahu Aleyhi ve Sellem uygulaması olmayıp, bilakis “O halde sizin dininiz size, benim dinim bana”[71] ayetinin kapsamına giren, beşeri ideoloji kaynaklı teşkilatlanmayı esas alan insanların uygulamasıdır. Özet olarak savaş hazırlığında ve planlamada gizlilik esastır. Ancak davette ve tebliğde esas olan aleniliktir.
Böyle bir uyarıda bulunmamızın nedeni, ister yoldan alıkoyucu kimselerden olsun, ister hakikati ile nebilerin davetini anlamamış kimselerden olsun, insanlardan birçoğunun, cahilliklerinden dolayı söylemiş oldukları şu tür sözlerdir: “Kendisine çağırmış olduğunuz bu yol, bizi ve planlarımızı deşifre ederek, davetin ve meyvelerinin yok olmasını hızlandırır.”
Bu sözün sahiplerine söylenecek ilk şey şudur: Netice vereceğini iddia etmiş olduğunuz bu meyveler hiçbir zaman olgunlaşıp yenebilir hale gelmeyecektir. Ta ki bunların ekimi, Nübüvvet yöntemine uygun olarak yapılıncaya kadar... Yukarıda aktarmış olduğumuz İbrahim Milleti ve peygamberlerin -Allah’ın salat ve selamı hepsinin üzerine olsun- davetleri konusundaki şer’i delillerden sonra bunun en büyük şahidi ve delili günümüzdeki davet çalışmaları ile ilgili olan vakıadır. Şöyle ki, bugün Müslüman evlatların cahil kalmasının, zihinlerinde hakla batılın birbirine karışmış olmasının ve dostluk ve düşmanlık konusunda tutumun belirsizliğinden dolayı yaşamış olduğumuz sıkıntının ana nedeni; bu hakkın alimler ve davetçiler tarafından gizlenmiş olmasıdır. Şayet onlar bu hakkı açıkça ve haykırarak söylemiş olsalardı ve nebilerde olduğu gibi sıkıntıya uğramış olsalardı, insanlar için hak, açık ve net olacaktı. Böylece Hak ehli ile batıl ehli arasındaki saflar ayrılmış ve Allahu Teala’nın mesajı, insanlara ulaşmış olacaktı. “Alim takiyye yapar ve cahil de cahilce konuşursa, hak ne zaman ortaya çıkacak” sözünde de ifade edildiği gibi, Allahu Teala’nın dini ve Tevhid’i insanlara açıkça ulaştırılmıyorsa, acaba bu davetçilerin umduğu ve beklediği meyve nedir?
Yoksa onların beklemiş oldukları bu meyve “İslami Devlet” midir? Kuşkusuz, davetten dolayı eziyet çekilse ve davetçiler musibete uğrasalar da, insanlara hak olan Tevhid’i açıkça göstermek ve onları, şirk karanlıklarından Tevhid aydınlığına çıkarmak en büyük amaç ve en önemli hedeftir.
Din, ancak onu müdafa etmek ve bu yolda musibete uğramak ile ortaya çıkarılabilir. Allahu Teala şöyle buyurur: “Eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla defetmeseydi, yeryüzü muhakkak fesada uğrardı.”[72] ........
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Hz. İBRÂHİM (a.s.) Peygamberlerin Hayatı MuSLiM 0 169 Son Mesaj 30 Ekim 2008, 14:45:37
Gönderen: MuSLiM
ULUS MU MİLLET Mİ? Düşünce yazıları/Makaleler vuslat 1 139 Son Mesaj 01 Aralık 2008, 20:03:50
Gönderen: muhammed-i dava
İBRAHİM-İ DURUŞ. Kendi kalemizinden yazılarınız selvi 3 356 Son Mesaj 17 Mart 2009, 23:50:21
Gönderen: hamne
NEYİ KAZANDINIZ LANET OLASI!.. / İBRAHİM KARAGÜL (ALINTI MAKALE) Filistin Özel kuranehli 3 127 Son Mesaj 22 Ocak 2009, 23:20:05
Gönderen: harras
MUSTAFA EY MİLLET EY MİLLET Ezgi ve ilahiler by siirtli 0 208 Son Mesaj 18 Ekim 2009, 08:37:52
Gönderen: by siirtli
DÜNYADA SADECE İKİ MİLLET VE İKİ CEPHE VARDIR Tevhid Ve Akaid hamza01 0 81 Son Mesaj 18 Ekim 2009, 11:26:06
Gönderen: hamza01
İBRAHİM BİN ETHEM HZ. İLAHİ AŞK FİLİMİ WMW FORMATINDA İNDİR Flim - Tiyatro - Etkinlik Görüntüleri yanardağ55 0 466 Son Mesaj 01 Haziran 2011, 23:15:16
Gönderen: yanardağ55