0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Mü’min, Allah-u Teâlâ ve Rasulune İtaati Her Şeyden Üstün Tutar  (Okunma Sayısı 184 defa)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« : 01 Eylül 2009, 00:20:58 »

Mü’min, Allah-u Teâlâ ve Rasulune İtaati Her Şeyden Üstün Tutar

 
 
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
 
"Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Rasulune itaat edin." (Enfal: 1)

Mü’min, Allah-u Teâlâ'ya ve Rasulüne itaat eder ve bu itaati her şeyden üstün tutar.
 
 
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
 
"Allah ve Rasulü bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına işlerinde (başka bir yol) seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse apaçık bir şekilde sapmış olur." (Ahzab: 36)
 
 
Birinci ayette; Allah-u Teâlâ mü’min olmayı; Allah’a itaat ve Rasulune itaat şartlarına bağlamıştır. Bu iki şarttan birisi bile yerine getirilmezse mü’min olunamaz.

Allah-u Teâlâ’ya itaat; Allah-u Teâlâ'nın kitabına, yani Kur’ an’da bildirdiği emir ve yasaklarına itaattir.

Rasulune itaat; Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem hayatta iken onun şahsına, öldükten sonra ise onun sünnetinde bildirdiği emir ve yasaklarına itaattir.

Mü’min olabilmek için sadece Allah-u Teâlâ'ya itaat etmek yeterli değildir. Allah-u Teâlâ'nın Rasulune de itaat etmek gerekir. İşte bu; "bize Kur’an yeter" diyenlere açık bir reddiyedir.

Kur’an’a gerçekten itaat eden bir kimsenin Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e de itaat etmesi gerekir. Çünkü Allah-u Teâlâ Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e itaat etmeyi, Kur’an’da emretmiş ve bunu zorunlu kılmıştır.
 
 
Buna göre; Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in haram ve helal konusundaki emirlerine itaat etmeyen, Allah-u Teâlâ'nın emirlerine itaat etmeyenler gibi kafir olur. Zira Kur’an’ı açıklayan ve ek hükümler bildiren sünnetleri kabul etmemek küfürdür.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman mü’minlerin sözü yalnız: "İşittik ve itaat ettik" demektir. İşte kurtuluşa erenler bunlardır!" (Nur: 51)

Kur’an ve sünnetin hükmüne çağrıldığı zaman mü’minin söyleyeceği tek söz:

"İşittik ve itaat ettik" demektir.

Evet! İşte bu iki söz, birbirinden ayrılmayan iki sözdür.

Yahudiler; "Allah-u Teâlâ’dan gelen emirleri kabul ettik" manasına gelen "dinledik" sözünü zahiren dilleriyle söylüyorlar, fakat bu sözlerinin hemen ardından; "bu emirleri kabul etmiyoruz" manasında, hareket ve yaşantılarıyla "isyan ettik" diyorlardı. Zira onlar, Allah-u Teâlâ'nın Musa aleyhisselâm vasıtasıyla bildirdiği emirlere zıt bir hayat yaşamakta idiler.

Oysa itaat, yahudilerin yaptığı gibi sadece kulakla dinlemek veya dille kabul ettiğini söylemek değildir. Bu sebeble her kim Allah-u Teâlâ'nın emirlerini dille kabul eder, amelinde bunu göstermezse işte o kimse, "işittik ve isyan ettik" diyen yahudilerle aynı hükümdedir.

Ahirette kurtuluşu isteyen bir kimsenin, Allah-u Teâlâ'nın ve Rasulünün emirlerine hem dil hem de yaşantıyla itaat etmesi gerekir. Allah-u Teâlâ'nın, ayetin sonunda:

"İşte kurtuluşa erenler bunlardır!" şeklinde bildirdiği gibi...

Mü’min Allah-u Teâlâ'ya ve Rasulüne her zaman ve mekanda itaat eder. Zamanın ve mekanın değişmesi mü’min kimselerin Allah-u Teâlâ'ya itaatini asla engellemez. Çünkü mü’minler; Allah-u Teâlâ ve Rasulünün bildirdiği sınırların dışına çıkarak herhangi bir kişiye itaat eden kimseden mü’min sıfatının kalktığını çok iyi bilirler. Kendisinden mü’minlik sıfatı kalkan kimse için ise iki durum söz konusudur:

- Ya haram işleyerek "günahkar müslüman" olmuştur

- veya küfür işleyerek "kafir" olmuştur.

Allah-u Teâlâ ve Rasulünün açık hükmü bulunduğu bir meselede bir kimse, beşere ait olan zıt hükümlere muhakeme olur veya onları Allah-u Teâlâ'nın hükmüne eşit tutar ya da bu hükümlerden birini seçmede muhayyer olduğuna inanırsa kafir olur. Bu, Allah-u Teâlâ ve Rasulünün hükmü bulunan her meselede böyledir.

Hüküm verme mercii olarak sadece Allah-u Teâlâ ve Rasulünü kabul etmesine rağmen nefsine uyduğu için Allah-u Teâlâ ve Rasulünün hükmüne ameliyle itaat etmeyen bir kimse, bazı konularda günahkar olur. Zina etme, hırsızlık yapma, faiz yeme gibi...

Böyle fiilleri işleyen bir kimse Allah-u Teâlâ'nın bu konulardaki emirlerine itaat etmemiştir. İşte bu gibi kimselerden mü’minlik sıfatı kalkar.
 
 
Buna göre; Kur’an ve sünnette kesin haram olduğu bildirilen amelleri işleyenler mü’min değildirler. Müslüman kalabilmeleri için belli şartlar gerekir. Bu şartlar şunlardır:

1 - İşledikleri haram konusunda Allah-u Teâlâ'nın hükmünün doğru olduğuna kesin ve şüphesiz olarak inanmak.

2 - İşlenen amelin haram olduğuna inanmak ve bundan dolayı pişman olarak Allah-u Teâlâ'ya tevbe etmek.

3 - Bu ameli işlerken kendisini görenlerden utanmak, onlara bu yaptığının doğru olmadığını ve ne sebeple işlediğini anlatmak, yaptığından pişmanlık duymak ve bununla övünmemek.
 
 
Bir müslüman bir haram fiil işlediğinde bunu açıktan değil gizli olarak yapar ve yaptığı bu amelden dolayı övünmez. Şayet yaptığı haramı açıktan yapar ve bununla övünürse, onun bu hali pişman olmadığını, yaptığı amelin doğru olduğunu kabul ettiğini, utanmadığını ve tevbe etmediğini gösterir.

Bazı günahları devamlı işlemek, kişiyi kafir yapar. Mesela büluğ çağına gelmiş bir kızın başını devamlı açması gibi... Çünkü bu hareketi, bu işi meşrulaştırdığını göstermektedir. Ama bazen başını açan, bazen kapatan kişi bu hükmü almaz elbette.

Meyhane açan, genelev açan kişinin bu ameli onu kafir yapar. Çünkü bu ameliyle bir takım haramları meşrulaştırmış olur. Meyhane açmak ile içki içmek arasında fark vardır. Meyhane açan kişi haramı meşrulaştırmıştır.

Aynı şekilde genelev açan kişi fuhuşu meşrulaştırmıştır. Genel ev açan bir kimse, hiç bir zaman zina yapan bir kimsenin hükmünü almaz. Zira bunlardan birincisi küfür, ikincisi ise haramdır.

Banka açmak da küfürdür. Çünkü banka açmak faizi meşrulaştırmak demektir. Bu sebeble banka açan bir kimse asla faiz yiyen kişinin hükmünü almaz.

Yukarıdaki şartların hepsi aynı anda tahakkuk etmediği takdirde kişi kafir olur. Kişi ancak bu şartlar dahilinde müslüman kalabilir.

İslam dininde itaat, Allah-u Teâlâ'ya ve Rasulünedir. Ancak Allah-u Teâlâ ve Rasulünün itaat edilmesini emrettiği kişilere itaat edilir.
 
 
Burada şunu da belirtmek gerekir:

Müctehid alimlerin sözlerine Kur’an ve sünnete uygun olduğu müddetçe itaat edilir. Kur’an ve sünnete dayanmadan bir şeyi helal veya haram kılan kimse kafir ve taguttur. O kimsenin ictihad etme seviyesine gelip gelmemesi önemli değildir.

Kur’an ve sünnete uymayan herhangi bir hükme itaat, duruma göre ya küfür ya da haram olur. Şayet itaat edilen kişi kendisini teşri koymada yetkili görüyorsa, bu kimseye bu yetki ve sıfatı vererek itat eden kafir olur. Faizi helalleştiren kimseye, bu konuda yetki sahibi olduğunu tasdik ederek itaat etmek gibi...

Fakat yukarıda bildirilen şartlar dahilinde Allah-u Teâlâ'nın haram kıldığı bir konuda bir kimseye itaat eden kimse kafir değil, günahkar olur. Haram olduğuna inanarak içki içmeye çağıran kişiye, haram olduğuna inanarak itaat etmek gibi...
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #1 : 02 Eylül 2009, 23:18:42 »


Haramı Meşrulaştırmak


Günah İşleyen Kimse Ne  Zaman Kafir Olur?
Günah işleyen kimsenin müslüman kalabilmesi için üç şart gerekir. Bu şartlardan birisi eksik olursa İslam'dan çıkar ve kafir olur.

1 - Günahın haram olduğuna inanmalıdır. Bir günahı helal görerek işleyen kimse, Allah'ın bir hükmünü kabul etmeyip değiştirdiğinden dolayı kafir olur.

Allah (c.c), hükmünü kabul etmeyen ve ondan razı olmayan kimselerin kafir olacaklarını şu ayetinde açıkca bildirmektedir:

«Hayır! Rabbine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan kabul etmedikçe asla inanmış olmazlar.»  (Nisa: 65)

2 - Günah işlediğinden dolayı kalbde sıkıntı duymalıdır. Günahı işleyen kişi kalbinde sıkıntı duymazsa kafir olur.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

«Kim işlediği iyilikten dolayı sevinir ve işlediği günahtan dolayı üzüntü duyarsa işte o mü'mindir.»

(Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed)

3 - İşlenen günah meşrulaştırılmamalıdır.

Kişinin bir günahı meşrulaştırması; işlediği günahı dille haram gördüğü halde ameliyle helal gördüğünü ifade etmesidir.

Örneğin: Bir kişi «içki haramdır» dediği halde meyhane açar veya meyhane açılmasına izin verirse, içki içilmesini meşrulaştırmış, dolayısıyla Allah'ın bir haramını hareketiyle helal görmüş olur.

Bunun gibi bir kişi: «Faiz haramdır» der, fakat faizle çalışan bankalar açar veya açılmasına izin verirse yine Allah'ın haram kıldığı faizi helalleştirmiş yani meşrulaştırmış olur.

Buna benzer bir başka örnek Rasulullah (s.a.s)'in şu hadisinde açıkca görülmektedir:

Bera (r.a) şöyle rivayet etmiştir:

 «Dayım Ebu Bureyde elinde sancak olduğu halde yanımdan geçti. «Nereye gidiyorsun?» diye sordum. Dedi ki: «Rasulullah (s.a.s) beni, babasının hanımıyla evlenen birini öldürüp malını da ganimet  olarak almam için gönderdi.»     (Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbni Mace, Ahmed)
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #2 : 02 Eylül 2009, 23:23:24 »

Soru: Helal ve haram kılma hakkı kime aittir?
Cevap: Teşri koymak, helal ve haram tayini yapmak ve bir şeye iyi ve kötü demek Allah (c.c)’ın uluhiyyetine ait özelliklerindendir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki Allah, dilediği şeye hükmeder.” (Maide: 1)
“Allah hükmeder. O’nun hükmünü iptal edecek yoktur. Ve O, hesabı çabuk görendir.” (Ra’d: 41)
Sahih bir rivayete göre Beni Temim’den bir Arabi Rasulullah (s.a.s)’a şöyle dedi:
“Ben bir şeye iyi dersem o iyi, kötü dersem o kötüdür.” Rasulullah (s.a.s) ona şöyle dedi:
“Bu özellik sadece Allah (c.c)’a aittir.” (Fetvalar c: 28 s: 164)

Soru: Helali haramlaştırmak, haramı helalleştirmenin hükmü nedir?
Cevap: Helali haramlaştırmak, haramı helalleştirmek şirktir, küfürdür.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Onlar hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu  Mesih’i Allah’tan başkarabler edindiler. Oysa tek olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı.O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, onların ortak kaşmalarından münezzehtir.” (Tevbe: 31)
“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi kendilerine dinden bir şeriat koyan ortakları mı vardır?” (Şura: 21)
“Ey Muhammed! De ki: “Biliyor musunuz, Allah size rızık olarak her ne indirmişse, onun kimini haram kıldınız, kimini helal…” Yine de ki: “Allah mı bunun için size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?” (Yunus: 59)
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Diliniz yalana alıştığı için: “Bu helal, bu haram demeyin! Yoksa Allah’a iftira etmiş olursunuz. Muhakkak ki Allah’a karşı yalan iftira eden kimse, kurtuluşa erişemez.” (Nahl: 116)

Soru: Haramı helalleştirmek ne demektir?
Cevap) İslam şeriatinde helalleştirmenin manası: Allah (c.c)’ın kesin haram kıldığı birşeyi gerek inkar ederek, gerek sözle helal olduğunu söyleyerek, gerek amelle helal olduğunu göstererek ve gerekse yazılı bir kanun haline getirerek helal kılmaktır.
Hükmü: Böyle yapmak Allah (c.c)’a uluhiyyetinde ortak koşmaktır ve sahibini İslam milletinden çıkaran büyük şirk ve büyük küfürdür.
Delil:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Nesi’ (haram ayların yerlerini değiştirmek) ancak inkarda bir artıştır. Bununla kafirler şaşırtılıp saptırılır. Allah’ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah’ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine “çekici ve süslü” gösterilmiştir. Allah, inkarcı bir topluluğa hidayet etmez.”       (Tevbe: 37)
"Küfürde bir artıştır" buyruğu, Arapların çeşitli küfür türlerini kendilerinde toplamakla birlikte, yaptıkları böyle bir işin mahiyetini de açıklamaktadır. Çünkü Araplar, yaratıcının varlığını inkar ederek: "Rahman da neymiş?" (Furkan: 60) demişlerdi. Bu buyruğa dair açıklama şekillerinin en sahih olanına göre, bu sözleriyle yaratıcının varlığını inkar ettiklerini anlatmak istemiş olduklarıdır.
Öldükten sonra dirilişi de inkar ederek: "Çürümüş iken kemikleri kim diriltecek" (Yasin: 78) demişler, peygamberlerin gönderilişini de inkar ederek: "Biz aramızdan tek bir insana mı tabi olacağız" (Kamer: 24) demişlerdi.
Böylelikle helal ve haram kılma yetkisinin kendi ellerinde olduğu iddiasında bulunmuş ve arzularının doğrultusunda kanaat belirterek kendiliklerinden dinde olmayan böyle bir uygulamayı ortaya koymuşlar, bunun sonucunda da Allah'ın haram kıldığı bir şeyi helal kılmışlardı. Oysa müşrikler hoş görmeseler dahi Allah'ın hükümlerini hiç kimse değiştiremez. (İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an)
Allah (c.c) bu ayette Allah (c.c)’ın haram kıldığı nesi’yi (haram ayların yerlerini değiştirmeyi) helal kılmanın küfrü artırmak olduğunu bildirmiştir. Küfrü artıran şey, küfürdendir. Buna göre Allah (c.c)’ın haram kıldığı şeyi helal kılmak küfürdendir.

Soru: Haramı helalleştirme çeşitleri nelerdir?
Cevap: Haramı Helalleştirme Çeşitleri başlıca şunlardır:
1 – Haramı Dille Helalleştirmek: Allah (c.c)’ın Tevbe: 37 ayetinde haber verdiği kafirlerin nesi’yi helal kılmaları (haram ayların yerlerini değiştirmeleri) gibi…
Müşrikler haram ayı helalleştirmek istedikleri zaman, hac mevsiminde onlardan bir adam çıkar ve helalleştirmek istedikleri haram ayın ismini, örneğin; Muharrem ayını zikrederek gelecek sene o ayın helal olduğunu, onun yerine Safer ayının haram olduğunu yüksek sesle ilan ederdi.
Dille haramı helalleştirmenin örnekleri;
Devlet yöneticileri, bakanlar ve millet vekillerinin, beşeri sistemlerin kanunlarına bağlı kalacaklarına ve saygılı olacaklarına dair ettikleri yemin gibi sözlü olarak yapılan ameller… Veya Allah (c.c)’ın haram kıldığı herhangi bir şeyin açıkça helal olduğunu söylemek gibi…
2 – Haramı Yazı İle Helalleştirmek: Haram, yazı ile de helalleştirilebilir. Çünkü yazı bir çok yerde söz yerine kullanılır. Bu sebeple şöyle bir fıkıh kaidesi oluşmuştur:
“Yazı söz gibidir” (El-Mugni Şerhul Kebir c: 11 s: 326-327)
Yazı ile haramı helalleştirmenin örnekleri:
İslam şeriatinde haram kılınan riba (faiz), zina, içki, kumar, kadınların açık gezme serbestliği, müslümanın malını ve canını haksız yere helal kılma gibi amellerin beşeri sistemlerin kanunlarında yazılı olarak helal kılınması gibi...
3 – Haramı amelle helalleştirmek: Bu ise haramı bizzat ameliyle ortaya koyarak açıkça helal olduğunu gösterir tavır sergilemekle olur.
Şöyle ki meyhane açmak, banka açmak, genelevi açmak gibi eylemler haramı helalleştirme
kapsamına girerler.
Yine büluğ çağına gelmiş bir bayanın devamlı başını açması da bu ameli meşrulaştırdığını gösterir.
Yine üvey anneyle evlenen kişinin yaptığı gibi, evlilik yapan kişi evlilikle cimayı kendisine helal kıldığı için haramı meşrulaştırmış, yani helalleştirmiştir.
Yine müşrik kadınlarla evliliği Allah (c.c) haram kıldığı halde, evlilik yaparak cimayı kendine helal kılan kimse de haramı helalleştirmiş yani kendine meşru kılmıştır.
Yine haram kılınan diğer kadınlardan birisiyle evlilik yaparak cimayı kendine helal kılan kimse de haramı helalleştirmiş yani kendine meşru kılmıştır.

Soru: Üvey annesiyle evlenen kimseler hakkındaki alimlerin görüşleri nelerdir? Alimlerin görüşlerini nasıl anlamalıyız?
Cevap: Alimlerin bu konudaki görüşlerini net anlayabilmek için öncelikle "Nikah" lafzını nasıl tanımladıklarını iyi anlamamız gerekmektedir.
İmam Şafii (r.a) ve talebelerine göre, “nikah” kelimesi “akid” manasındadır ve “hakiki” manada kullanılmıştır.
Bu konuda delilleri şöyledir:
a)  Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Nikah ancak veli ve şahid ile olur" (Tirmizi, Nikah 14 (3/407) (kısmen); Keşfu'l-Hafa. 2/369) Böylece  Rasulullah (s.a.s) nikah hadisesini veli ve şahidlerin olmasına bağlamıştır. Veli ve şahidlerin bulunmasına dayanan şey ise "cinsi münasebet" değil, "akit" (anlaşma) dır.
b)  Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Ben nikah neticesi doğdum, zina neticesi doğmadım" buyurmuştur. Bu hadis,nikahın sanki sifahın (zinanın) mukabili olduğunu gösterir. Zinanın, cinsi münasebete şamil olduğu malumdur. Eğer "nikah" da cinsi münasebet için isim olsaydı, o zaman bunun zina mukabili olması mümkün olmazdı.
c) Hak Teala, "İçinizden bekarları, salih (mümin) olan köle ve cariyelerinizi evlendirin" (Nur, 32) buyurmuştur. Şüphe yok ki bu ayetteki, (evlendiriniz) lafzını "akid" manasının dışında bir manaya hamletmek mümkün değildir.
d) Vahidi'nin "el-Basit" adlı eserinde yer verdiği A'şa'nın şu şiiridir: "Komşuna yaklaşma. Çünkü onunla gizlice buluşman sana haramdır. Öyle ise ya evlen, ve yahut da bekar dur." A'şa'nın, sözü, ancak nikah akdi yapmayı emretme manasındadır. Çünkü şiirin başında "Komşuna yaklaşma" yani, "haram yol ile onunla cinsi münasebette bulunma, ancak nikah akdi yapıp onunla evlen. Aksi.takdirde bekar kal, kadınlardan uzak dur" demiştir.
Ebu Hanife ve talebelerinden pek çoğu ise "nikah" lafzının hakiki manasının "cinsi münasebet" olduğunu söylemişler ve bu görüşlerine şunları delil getirmişlerdir:
a) Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Yine erkek, hanımın; (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın başka birisiyle nikahlanıncaya kadar, o (ilk kocasına) helal olmaz" (Bakara, 230)
Bu ayette helal olmama işi, başka birisiyle nikahlanma şartına bağlanmıştır. Haramlığın kendisi sebebiyle sona erdiği nikah,  Rasulullah (s.a.s)'in, "Hayır, sen onun balçığından, o da senin balçığından tatmadıkça olmaz" (Buhari, Talak. 4: Tirmizi, Nikah. 27 (3/427) hadisinin de delalet ettiği gibi, "cinsi münasebet" manasındaki nikahtır, akid değildir. Bu sebeble "nikah" lafzından muradın "cinsi münasebet" olması gerekir.
b) Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Elini  nikahlayan (istimna yapan) mel'undur. Hayvanları nikahlayan (onlarla cinsi münasebet yapan) melundurur." (Keşfu'l-Hafa, 2/320 (Birinci kısım); Tirmizi, Hudud. 24 (4/58) (ikinci kısım, değişik ifade ile).
Bu hadiste "akid" olmadan "nikah" manasının cinsi münasebet olduğunu göstermiştir.
c) Arapça'da "nikah", eklenmek ve cinsi münasebette bulunmak manasındadır. Yağmur yeryüzüne düştüğü zaman,; gözü uyku bürüdüğü zaman,  denilir. Bir darb-ı meselde de, "Bize ucub geldi, sen onu göreceksin" denilmiştir. Bir şair  "Temiz oldukları halde kadınlarını bırakıp da Dicle'nin iki kıyısında ineklerle nikahlananlar..." demiştir. Mütenebbi de,"Oranın büyük çakıl taşları belası yük devesinin ayaklarına isabet etti. Ovalar ve dağlar beni sürükleyip sana getirdi" demiştir.
Cinsi münasebette, eklenmek ve cima manası, "akit" kelimesinde olandan daha fazladır. Bu sebeble, "nikah" lafzını bu manaya hamletmek gerekir.
Bazı alimler nikahın, "eklenmek" manasından ibaret olduğunu söylemişlerdir. "Eklenme" manası ise hem "akid" de, hem de "cinsi münasebet" de vardır. Bu sebeble "nikah" lafzını her iki manaya birden hamletmek güzel olur.
Ibn Cinnî ise şöyle demiştir: Ebu Ali'ye Arapların,  (O kadını nikahladı) ifadelerinin manasını sordum da o şöyle dedi: Araplar, bu kelimenin kullanılışında, karışıklığa meydan vermeyecek şekilde ince nüanslar ortaya koymuşlardır. Mesela,  dedikleri zaman, "falanın falanı aldığını ve onunla evlenme akdi yaptığını" kastederler. Ama, dedikleri zaman, "hanımı ile cinsi münasebette bulundu" manasından başka birşey kastetmezler. Çünkü falancanın kendi hanımı ile nikahlanıp, onunla cinsi münasebette bulunduğu zikredildiği zaman, "akd" lafzını zikretmeye gerek kalmamıştır. Böylece de kelimenin, cinsi münasebetten başka bir manaya ihtimali kalmamış olur. Nikah lafzıyla ilgili incelemenin tamamı bundan ibarettir.
(Fahruddin Er-Razi, Tefsir-i Kebir Mefatihu’l-Gayb)
Şimdi üvey anneyle evlenen kimseyle ilgili alimlerin görüşlerine gelelim….
İmam Ahmed, Nesai ve diğerleri rivayet ederler: Bera (r.a) şöyle anlatır: Dayım Ebu Burde ile karşılaştım. Beraberinde bir sancak vardı. Bana: “Rasulullah (s.a.s) beni babasının karısı (analığı) ile evlenen birisini öldürmem ve malına el koymam için gönderdi” dedi. (Ahmed, Nesei, Tirmizi, Ebu Davud)

İbni Ebi Hayseme, Tarih’inde, Muaviye b. Kurre’den, o babasından, o da dedesinden rivayet ediyor. Ravi sahabi şöyle anlatıyor. Rasulullah (s.a.s) beni babasının karısı ile gerdeğe giren bir adama gönderdi. Boynunu vurdum ve malına (el koyup) beşte birini ayırdım.”
Yahya b. Main: “Bu, sahih bir hadistir” demiştir.
İmam Ahmed, İsmail b. Said rivayetinde söz edilen, babasının karısıyla ya da mahremiyle evlenen bir kimse hakkında; onun öldürüleceğini ve malının da beytülmal’e konulacağını ifade etmiştir.
Sahih olan bu görüştür. Bu Rasulullah (s.a.s)’ın verdiği hükmün de gereğidir.
İmam Şafii, Malik ve Ebu Hanife şöyle demiştir: Onun haddi zina haddidir. Sonra Ebu Hanife dedi ki: “Akid ile cinsel ilişkide bulunmuşsa ta’zir cezası uygulanır, had cezası verilmez” ve Rasulullah (s.a.s)’ın hükmü ve uygulaması daha doğru ve uyulmaya daha layıktır.  (İbnu’l Kayyım-Zad’ul Mead)
Dikkat edilirse Ebu Hanife’nin böyle bir konuyla ilgili asıl hükmü: “Rasulullah (s.a.s)’ın hükmü ve uygulaması daha doğru ve uyulmaya daha layıktır, şeklindedir.
Yani; o adama Rasulullah (s.a.s), mürted hükmü vermiş, öldürülerek malının ganimet olarak alınmasını emretmiştir. Bu şekilde boynunun vurulması hükmü ancak bir mürtede verilir ve ancak bir mürtedin malı ganimet olarak alınır. Ve en doğru görüş budur. Bu meseledeki en doğru görüşün bu olduğu konusunda hiçbir ihtilaf yoktur.
Alimlerin bu meseledeki en doğru görüşün Rasulullah (s.a.s)’ın uygulaması olduğunu söylemeleri, bu ameli irtidat gördüklerinin açık delilidir.
Meseleyi tazir veya zina boyutunda almaları ise; nikah kelimesi hakkındaki düşünceleri sebebiyledir.
Nikah kelimesini; akid görenler, bu akidle cinsel ilişkiye girilmesi sebebiyle bu kişinin yaptığının zina olduğunu dolayısıyla zina cezası alması gerektiğini söylemişlerdir.
Yine nikah kelimesini “cinsel ilişki olarak” görenler, bu akid sonucu “zina ettikleri” için, zina cezasını hak ederler veya bu çirkin ameli yaptıkları için azarlanırlar ve sonra kendilerine en doğru hüküm uygulanır. Bu ise Rasulullah (s.a.s)’ın hükmüdür.
Burada şunu iyice vurgulamak gerekir:
Mürted olan kimseye acaba zina haddi vurulur mu? Yoksa sadece irtidat haddi mi uygulanır?
Dört mezhebe göre bekar olan bir mürted Müslüman devletinde zina yaparsa yüz değnek ceza verilmesi gerekir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız Allah’ın dini konusunda o ikisine acımayın.” (Nur: 2)
Evli olan mürtedin zina yapması durumunda alimler arasında ihtilaf vardır.
Hanefiler ve Malikilere göre zina eden bir mürtede recm cezası verilebilmesi için ihsan şartlarına sahip olması gerekir. Malikiler ve Hanefiler İslam olmayı ihsan şartlarından biri saydıklarından dolayı zina eden evli bir mürtedin, muhsan olmadığı için, recm cezası uygulanmaz, yalnız sopa cezası verilir derler. (Semerkandi Tuhfetul Fuka 3/215, Aliş Şerhu Minehul Celil 4/472, Şerhul Hurasi 8/68, İbni Kudame El-Mugni 9/40-41)
Şafiiler ve Hanbeliler de; İslam ihsanın şartlarından biri olarak kabul etmedikleri için evli olup zina eden mürtede recm cezası verilmesi gerektiği görüşündedirler.  (İbni Kudame El-Mugni 9/40-41, Kifatul Ahyar 2/179, Merdavi El-İnsaf 10/337)
O halde bu görüşlerden anlaşılan şudur ki, alimler mürtede dahi zina yaptığı için ya recm veya sopa cezası verileceğini söylemişlerdir. Ama bunu söylerken mürtede mürted denmeyeceğini söylememişlerdir. İşte bu sebepledir ki “En doğru hüküm Rasulullah (s.a.s)’ın hükmüdür demişlerdir.
Bu konuyla ilgili şu açıklamayı da yapmak yerinde olur:
Bir hadisinde Rasulullah  (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Nikah benim sünnetimdir” (İbni Mace, Nikah)
O halde “madem” nikah Rasulullah (s.a.s)’ın sünneti, bu durumda Rasulullah (s.a.s)’ın sünneti evlenilmesi haram olanlarla nikah akdi yapmaya teşvik etmez ve bunu helal görmez. Bilakis Rasulullah (s.a.s)’ın bu konudaki sünneti; böyle kimselerin mürted olarak öldürülmeleridir. O halde bu hadisteki asıl kastedilen, kendileriyle evlenilmesi caiz olan kimselerle nikah akdi yapmanın Rasulullah (s.a.s)’ın sünneti olduğudur.
Yine Rasulullah (s.a.s)’ın sünneti, cinsel ilişkiyi teşvik etmez. Eğer bu hadisteki nikah, cinsel ilişki olarak alınırsa, zina da cinsel ilişkidir. Dolayısıyla zina Rasulullah (s.a.s)’ın sünneti değildir.
O halde bu alimler yapılan nikaha, neden zina hükmünü vermeyi gerek duymuşlardır veya taziri?
Çünkü yapılan akit batıl ve dolayısıyla cinsel ilişki zina olduğu içindir.
Peki neden “en doğru uygulama Rasulullah (s.a.s)’ın uygulamasıdır” demişlerdir.
Çünkü Rasulullah (s.a.s) bu şekilde bir akit yapmayı bile, cinsel ilişkide bulunmayı bir kenara bırakalım, Allah (c.c)’ın haramını helal kılmak olarak değerlendirmiştir. Böyle değilse neden adamı öldürtsün ve malını ganimet olarak aldırsın ki?
O zaman bu konuda şu iki durumdan birisini söylemek gerekecek:
Ya Rasulullah (s.a.s)’ın uygulaması hatalıydı ve dolayısıyla mürted olmayan bir kimseye mürted hükmü verdi ve ona zulmetti… Ki bu Allah (c.c) rasulü için düşünülemez…
Veya bu konuda görüş bildiren alimler bu konuyla ilgili olarak Rasulullah (s.a.s)’ın göremediği, kaçırdığı meseleleri tespit etmiş ve daha merhametli bir şekilde meseleye yaklaşmışlardır… Ki bu, söz konusu alimler için düşünülemez.
O halde demek ki bu alimlerin görüşlerini Rasulullah (s.a.s)’ın uygulaması doğrultusunda anlayacağız…
Şunu unutmamak gerekir ki hiçbir zaman zinakar kimse mürted olarak öldürülmez ve malı da ganimet olarak alınmaz. Yine zinakar kimse kılıçla ikiye bölünmez. Zinakar kimseye uygulanacak had bellidir.
Bazı kimselerin Haccac zamanındaki kız kardeşiyle evlenen kişiyle ilgili sundukları rivayete gelince… Bu rivayet alimlerin cumhuru tarafından zayıf görülmüş bir rivayettir. Buhari bu hadisin senedindeki kişi hakkında: “Hadisine güven olmaz” demiştir. Nesei ise: “O sağlam değildir” demiştir.
Fakat yine de zikredilen bu hadisi tüm zayıflığına rağmen kabul etsek bile bu kişi hakkındaki verilmiş olan hüküm: “Kılıçla ortadan ikiye biçilmesi” şeklindedir. Bu da, üvey anneyle evlenen kişinin mürted olarak boynunun vurulması hadisesine, dolayısıyla bize destek olan bir rivayettir. Çünkü hiçbir alimin veya Müslüman bir yöneticinin zinakarın hükmünün evliyse recm, bekarsa celd olduğunu bilmemesi mümkün değildir. Ve Müslümanların cahili bile olsa, Allah (c.c)’ın hükmü dışında bir meselede hükmetmenin küfür olduğunu bilir. Zina haddi ortadayken kılıçla ortadan ikiye biçme hükmünün şer’i dayanağı ne olabilir acaba? O zamanın uleması verilen bu hükmü görmemişler mi? Burada ortadan ikiye biçme hükmü hangi şer’i nassa göre verilmiştir? Bu mesele hakkında ictihad yapılacak kadar açık olmayan bir mesele midir?

Soru: Üvey anneyle veya diğer haram kılınanlarla evlenmenin hükmü haram mıdır küfür müdür?
Cevap:    Yukarda anlatılanların özeti olarak üvey anneyle veya diğer haram kılınanlarla nikah akdi yapmak ve bu akidle cinsel ilişkiyi mübah kılmak küfürdür. Çünkü bu konuda Rasulullah (s.a.s)’ın uygulaması en doğrudur. Zira böyle yapan kimse, haramı ameliyle helalleştirmiştir. Ve aksini söyleyen bir alim yoktur.
Üstelik bu konuda açıklama yapan alimler meseleyi tahsis edici, yani sınırlayıcı bir söz söylememişlerdir. Yani şöyle dememişlerdir:
“Üvey anneyle evlenen kimse, eğer bunu helal sayarak yapmışsa, haramı helal gördüğü için kafirdir ve mürted hükmünü hak etmiştir ve malı da ganimet olarak alınır; yok eğer haram olduğuna inanarak yapmışsa bu durumda zina veya celd veya tazir cezası verilir.”
O halde alimlerin görüşlerini doğru anlamak gerekmektedir.
Dolayısıyla ister üvey anneyle, ister evlenilmesi yasak olanlardan birisiyle nikah akdi yaparak veya akid yapmaksızın cimayı kendisine helal kılacak manada evlilik olarak görerek, veya meyhane, genelev, banka açarak olsun haram olan bir ameli bu şekilde yapmak, bir ameli helal saymaya örnek gösterilecek bariz meselelerdir. Çünkü bunların her biri amelle, Allah (c.c)’ın haramını helal kılmak, Allah (c.c)’ın hükmüne rağmen, bir mesele hakkında iyi veya kötü, helal veya haram yetkisini kendisinde görmek demektir. Böyle yapan ister fert olsun, ister yönetici olsun hükümleri kafir olmaktan öteye geçmez

Soru: Müşrik kadınlarla evlenen kimsenin hükmü nedir?
Cevap: Allah (c.c) bu konuda şöyle buyuruyor:
“Müşrik kadınları iman edinceye kadar nikah etmeyiniz. Elbette mü'min olan bir cariye, bir müşrik kadından hayırlıdır. Velev ki müşrik kadın sizin hoşunuza gitsin. Ve müşrik erkeklere de, iman etmedikçe (müslüman kadınları) nikah ettirmeyiniz. Elbette bir mü'min köle, bir müşrikten hayırlıdır. Velev ki o müşrik hoşunuza gidecek olsun. Onlar (o müşrik erkek ve müşrik kadınlar, insanı) ateşe davet ederler. Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete davet eder. Ve insanlara ayetlerini açıkça bildirir, ta ki düşünsünler.”  (Bakara: 221)
Bu ayetteki “nikah” kelimesi; alimlerin çoğuna göre; evlilik akdi yapmaktır. Buna göre müşriklerle ister hür ister köle olsun evlenme akdi yapılamaz. Cariye olan müşrik kadınlarla da nikah akdi yapılamaz fakat, cima yapılabilir.
Bazı alimlere göre; ayetteki “nikah”tan kasıt; "cima yapmak"tır. Bu sebeple ister hür ister cariye olsun müşrik kadınlarla cima yapılamaz. "Nikah" kelimesi evlenmiş olan kadınlar için kullanıldığında "cima yapmayı", erkekler için kullanıldığında da "evlenme akdi yapmayı" ifade eder.
Bu ayet, müşrik kadınlarla evlenmeyi yasaklamıştır. Fakat, müşrik kadınlarla evli bulunan müslümanların, kadınlarını terketmelerine dair hüküm bu ayetle bildirilmemişti. Bu konudaki hüküm, ancak hicri altıncı senede şu ayetle bildirilmiştir:
“Müşrik kadınları nikahınız altında tutmayın!”
(Mumtahine: 10)
Yine bu ayette mü’min kadınların kafir erkeklere helal olmadığı da bildirilmiştir. Şöyle ki:
“Onlar (inanan kadınlar), onlara (kafirlere) helal değildir, onlar da (kafirler de), onlara (mümin kadınlara) helal olmazlar.” (Mumtahine: 10)
Bu açıklamalardan sonra müşrik bir kadınla evlenmek demek, ister nikah akdiyle olsun, ister akidsiz olsun; karşılıklı birbirinden istifadeyi, daha açık bir ibareyle “cimayı” helal kılmak demektir. Müşrik olan bir cariyeyle akid olmaksızın cimayı helal kılma hükmü başka, müşrik olan bir kadınla cimayı helal kılma hükmü başkadır. Birisi caiz, diğeri ise küfürdür. Zira böyle yapmak, Allah (c.c)’ın haram kıldığı bir ameli, kendine meşru kılmaktır.
O halde Müslüman bir erkek istisna kılınan kitap ehlin dışındaki müşrik bir kadınla nikah akdi yapamayacağı gibi, Müslüman bir bayan da yine müşrik olan bir erkekle, kitap ehli olsa bile nikah akdi yapamaz. Eğer nikah akdi yaparlarsa bu kimseler, Allah (c.c)’ın haramını amelleriyle kendilerine helal kılmışlardır ve küfrü hak etmişlerdir.
O halde burada şu iki meseleyi ayırmak gerekir.
Birincisi: Müşrik kadınla evlilik hayatı yaşamak velev ki akid olmaksızın, onunla karşılıklı istifadeleşmeyi yani cimayı helal kıldığı için, haramı meşrulaştırma söz konusu olması sebebiyle kişiyi küfre sokar. Tıpkı üvey annesiyle evlenen kimseye Rasulullah (s.a.s)’ın irtidat hükmünü uygulaması gibidir. Bu kimse de üvey anneyle evlenme hükmünü Allah (c.c) yasaklamasına rağmen, kendisine helal kılmış ve bu ameli evlilikle meşru hale getirmiştir. Bundan dolayı da irtidat haddi kendisine uygulanmıştır.
İkincisi: Müşrik kadınla evlilik yapmaksızın, gizlice zina yapmak. Bu ise, küfür değil, haramdır. Tabi ki bu durumda olan kişi yaptığının zina olduğuna inanması ve haram işlediğini kabul etmesi ve Allah (c.c) katında bundan dolayı ceza çekeceğine inanması gerekir. Eğer ki bu zina fiilinden çocuk meydana gelmişse, doğan çocuğun veledi zina olduğuna, İslam hukukunda böyle hüküm alacağına inanması gerekir.

Soru: Her haram işleyen kimse kafir olur mu?
Cevap: Her haramı işleyen kafir olmaz. Ancak işlediği haram amelini terk etmez ve ondan tevbe etmez ise ceza ve azabı hak eder. Haramı işleyen kimsenin kafir olmasının şartları vardır. Bunlar:
a) Harama helal demek. Bu konuda hiçbir alim ihtilaf etmemiştir.
Örnek: Faiz helaldir, baş açmak helaldir, mahremlerle evlenmek helaldir, zina yapmak helaldir demek gibi…
b) Haramı işlerken sıkıntı duymamak, yani onu işliyor olması sebebiyle sevinmek. Bu konuda da ihtilaf yoktur.
Örnek: Herkes açık geziyor ben de geziyorum, her gün birkaç kadeh içki içmem beni mutlu ediyor, faizden, kumardan kazanmaktan zevk alıyorurum, cinsel konudaki nasibimi evlenmeksizin gideriyorum, neme lazım evlilik şeklinde sözler veya bu manaya gelen ameller sergilemek gibi…
c) Haramı meşru hale getirmek. Yani onun işlenebileceğini, caiz olduğunu ifade eden söz, amel ve yazı gibi  yollarla mübahlaştırmak. Bu konuda da hiçbir ihtilaf yoktur.
Genel evler açmak, meyhaneler açmak, faizle çalışan bankalar açmak, haram kılınanlarla evlenmek gibi..
O halde her kim haram kılınan meselelere helal derse, bunları yapması sebebiyle sevinirse veya meşru hale getirirse kafir olur.
Her kim bunları caiz olarak kanunlaştırırsa taguttur, kafirdir.
Her kim bu tagutlara itaat ederek bu amelleri işlerse müşriktir, kafirdir.
Allah (c.c)’ın yasak kıldığı emirlerini kendilerine helal kılanlar, insanlara helal kıldıranlar, meşru görenler ve bunları işlemeleri sebebiyle sevinç duyanlar Allah (c.c)’a çokca itaat etmesine rağmen, daha sonra O’nun emrine karşı kibirlenerek secde etmeyen İblis gibidirler… Ve onun müşrik ve kafir olduğu hükmünü almaya onun kadar layıktırlar.
Yine böyle kimseler, her duasını Allah (c.c)’ın kabul ettiği, Allah (c.c)’ın kafirlere yardım edilmemesi yasağını çiğneyerek kafirlerin lehine olmak üzere Musa (a.s) ve beraberindekilere beddua ettiği Belam b. Baura gibi küfür ve mürted hükmünü hak etmeye daha layıktırlar.
 
Soru: Haramı Küfür ve şirk kılan sadece inkar mıdır yoksa inkar ile birlikte helal görmek midir ya da sadece helal görmek midir?
Cevap: Haramı küfür ve şirk kılan sadece inkar değildir. İnkar başlı başına bir küfürdür. Haramı helal görmek de yine başlı başına bir küfürdür. Yani bunların her biri ayrı küfürlerdir.
Bu sebeple haram kılınan bir meselenin haram olduğunu inkar eden, ona helal diyen, onun haramlılığını önemsemeyen, onu işlemekten sevinç duyan veya onu meşru hale getiren kimseler müşrik ve kafirdirler.
Bu konuyla ilgili olarak aşağıdaki kaynakları inceleyiniz:
(Mugnil Muhtac 4/135, Keşşaful Kınağ 6/170, El Mugni İbni Kudame 2/584, Makdisi El-İkna 4/297, İbni Hacer El-İlam 2/50, Bedrü’r Reşid Risalesi el yazması y: 2)
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: