0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: müminlerin cesareti....  (Okunma Sayısı 136 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« : 11 Kasım 2010, 08:15:59 »

Cesaret de diğer pek çok kavram gibi din ahlakından uzak bir toplumun
içinde Kuran'daki anlamından farklı algılanan ve yaşanan
kavramlardandır. Kuşkusuz herkesin cesaret konusunda söyleyeceği birçok
şey olabilir. Ancak bize her konuda olduğu gibi bu konuda da en doğru
tanımlama Kuran'da yapılmaktadır.

Cesaretin tarifinin yapılması istense, Kuran ahlakını ve Allah'ın
insanlara nasıl bir cesaret tavsiye ettiğini bilmeyen bir kişinin
tarifiyle, bir Müslümanın tarifi elbette birbirinden farklı olacaktır.
Müslüman cesareti Kuran'a göre değerlendirirken, pek çokları
seyrettikleri macera filmlerinin etkisinde kalarak kafalarında
canlandırdıkları bir kahraman modelini tarif edeceklerdir. Örneğin,
filmlerde sık rastlanan, trafiğin hızla aktığı bir otobanda ters
istikamette gitmek şeklinde bir hareket onlara göre çok büyük bir
cesaret örneğidir.
Lisede okuyan öğrencilerin cesaret anlayışları ise daha farklıdır.
Öğretmenle kavga eden öğrenci arkadaşları tarafından çok cesur olarak
nitelendirilebilir. Asi davranan, kuralları yıkmaya çalışan bir kişinin
de çok cesur olduğu düşünülür. Örneğin; okula lacivert pantalonla
gelmesi gerekirken yeşil bir pantalonla gelen kişi, diğer öğrencilere
göre, büyük bir cesaret göstermiştir. Sınavda kopya çekmek de bu tip
kişilerin paylaştıkları cahiliyeye ait kültür yapısı içerisinde bir
cesaret örneğidir.
Cahiliye toplumunda bir iş adamı için cesaretin tanımı ise, ticari
açıdan bazı riskleri göze alabilmektir. Örneğin borsaya yüksek miktarda
para yatırmak bu tür insanlar için bir cesaret örneğidir. Veya hiç
denenmemiş bir iş alanına yatırım yapmak, en cesur insanların işidir.

Kısacası din ahlakından uzak toplumlarda her insan kendi yapısına,
içinde bulunduğu ortama göre cesareti farklı yorumlayabilmektedir. Bu
insanlar için ölçü Kuran değil, şahsi prensip ve alışkanlıkları
olduğundan, her insanın cesaretten anladığı şey farklı olur. Örneğin;
"mahalle kültürü" içerisinde cesaret, o yapıya has, farklı bir tanım
kazanacaktır. Ve elbette bu kültürün yaşandığı bir toplum kesiminde
yapılan cesaret tarifi, sosyal geliri daha yüksek kişilerin yaptığı
tarife göre oldukça farklı olacaktır. Bir ev kadınının cesaretten
anladığıyla, bir politikacının anlayışı da farklıdır.

Bu tarz örnekleri toplumun muhtelif farklı kesimleri sayısınca
çoğaltmak mümkündür. Ama hepsinin kesiştiği ortak nokta cesareti,
alışılmışın dışında birtakım uç hareketleri yapmakla, toplumun genel
kabullerinin dışına çıkmakla aynı anlamda algılamalarıdır.

Kuran ahlakının hakim olmadığı böyle bir yapı içinde, bu çarpık
anlayışın bir sınırı da yoktur. Bir hırsız da kendini cesur olarak
nitelendirecek, yaptığı işin oldukça cesaret isteyen bir iş olduğunu
savunacaktır. Çünkü Kuran'ı ölçü almayan insanların onlarca, hatta
yüzlerce ölçüsü vardır; herkes olayları farklı açılardan değerlendirir
ve farklı bir fikir ortaya atar. Herkes kendi fikrini mutlak doğru
biliyor olduğu için de toplumda kaçınılmaz bir karmaşa yaşanır. Hiç
kimse bir başkasının fikrini asla beğenmez. Kuran ahlakının yaşanmadığı
bir toplumda, her konuda yalnızca kendi fikirlerini, değer yargılarını
beğenmekten kaynaklanan karışıklıklar, çatışmalar mutlaka baş gösterir.


Oysa Kuran'a göre hareket edildiğinde, Allah'ın bildirdiği en güzel ve
en doğru olan tek bir ahlak modeli yaşanır. Kuran'a göre gerçek cesaret
ise, yukarıdaki örneklerde sayılanlardan çok farklıdır. Kuran'a göre
gerçek cesaret, Allah'a güvenip dayanmaktan kaynaklanan, yaşamının her
anında tevekkül etmenin sonucu olarak gelişen bir karekter
sağlamlığıdır. Bu karakter sağlamlığı ile ilgili en güzel örnekleri de
-ilerleyen bölümlerde anlatacağımız gibi- Peygamberimiz (sav)'in
yaşamında ve Allah'ın Kuran'da örnek olarak gösterdiği diğer
peygamberlerin yaşamlarında görebiliriz. Kuran'da verilen örneklerden
öğrendiğimiz, cesaretin akılcı bir cesaret olması gerektiğidir. Allah
insanların akıllarını kullanmalarını buyurmuş, akletmeyenler için de
bir ayette şöyle buyurmuştur:

Allah'ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. O,
akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar. (Yunus Suresi,
100)

Akılcı bir cesaret, başarıya da ulaşacaktır. Toplumun bazı kesimlerinde
bilinen cesarette ise körü körüne bir "macera ruhu" hakimdir. Macera
ruhuyla hareket eden ve delice bir cesaret gösteren insanlar bu kesim
tarafından büyük takdir görürler. Örneğin; tamamen yanmakta olan bir
eve girip içeriden değerli eşyalarını çıkarmaya çalışan kişi oldukça
cesur olarak değerlendirilebilir. Oysa bu kişi son derece tehlikeli ve
akıl dışı bir iş yapmaktadır. Takdir edilmesi değil, aksine
engellenmesi, uyarılması gerekir. Nitekim insan hayatı her türlü
dünyevi metadan daha önemlidir.

Akıl, cesaretin Kurani anlamda yaşanmasındaki en önemli unsurdur.
Akıllı olmak ise Allah korkusunu yaşamanın bir sonucudur. Allah
Kendisi'nden gereği gibi korkanlara doğruyu yanlıştan ayıracak bir
anlayış verir. Allah korkusuyla artan bu anlayış, karşımıza çıkan her
durumda doğru seçeneği bulmamızı sağlar. Bu gerçek Kuran'da şöyle
belirtilir:

Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan
ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi
bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)

Akıl, Kuran'da çok önemli bir konu olarak vurgulanmıştır. Müminlerin
bütün davranışlarında görülen akıl, sergiledikleri cesaret örneklerinde
kendini mutlaka gösterir. Müminin ortaya koyduğu cesaret, duygusal bir
hareket değildir. Belki kimi zaman büyük risklerin altına da girer, ama
bunlar hiçbir zaman için ani bir duygusallık hissine kapılıp,
düşüncesizce yapılan eylemler şeklinde olmaz. Her davranışında olduğu
gibi, ortaya koyduğu bu davranışın temelinde de mutlaka akıl vardır.
Körü körüne akılsızca bir cesaret örneği sergilemez.

Allah korkusu, her konuda olduğu gibi, bu konuda da son derece önemli
bir kıstastır. Allah korkusu olmayınca kişi rahatlıkla insanlara zarar
verecek davranışlarda bulunabilmekte, kendi menfaatleri için
başkalarının haklarını çiğneyebilmektedir. Bu kişilerin cesaret
anlayışları Kuran'da bildirilen gerçek cesaret ile taban tabana zıttır.


Bu zihniyete sahip insanlar, başkalarının hakkını yiyerek menfaat
sağlamayı ve bunu yaparken kanunlara yakalanma riskini göze almayı
cesaret olarak görebilirler. Karanlık işlerini aynı anda yapabilmeyi ve
hiç yakalanmadan zengin olabilmeyi cesaret zannederler. Pervasızca bu
tür ahlaksızlıklara yönelmeyi, kendi dünyevi çıkarları uğruna diğer
insanlara zulmetmekten çekinmemeyi, hiçbir otorite tanımamayı bir
üstünlük olarak algılayabilirler. Oysa yeryüzünde karışıklık çıkarmak,
insanlara zulmetmek, insanların hakkını çiğnemek ve bunlara benzer
davranışların tümü Allah'ın insanları sakındırdığı, ayetleriyle men
ettiği ve insanlara ahirette hesabını veremeyeceklerini bildirdiği
çirkin davranışlardır. Cesaret, ancak güzel ahlak ile birlikte olursa
gerçek anlamını kazanır. Devletin ve yasaların aleyhine gösterilen bir
cesaret ise çirkin bir cesaret olup güzel ahlakla, Allah'ın Kuran'da
bildirdiği Müslüman modeliyle bağdaşmamaktadır.

Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti
vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah
yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta,
İncil'de ve Kuran'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan
daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu
alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve
mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 111)

Bu kararı ilk başta vermiş oldukları için geriye sadece bunun gereğini
yerine getirecekleri fırsatın önlerine çıkması kalmıştır. Gerçekte
müminlerin gösterdikleri bu cesaret yalnızca Allah'ın kendilerine
emretmiş olduğu davranıştır. Bu yüzden müminler en büyük cesaret
örneklerini gayet soğukkanlı, tevekküllü ve korkusuzca sergilerler.
Çünkü Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak söz konusu olduğunda inanan bir
kimsenin vazgeçemeyeceği ve göze alamayacağı hiçbir şey yoktur.

Zaten insana canını ve mallarını veren Allah'tır. Bunları Kendi
dilemesiyle insana verdiği gibi, yine istediği zamanda ve istediği
şekilde geri almak da yine Allah'ın tasarrufu altındadır. Ayrıca
unutulmamalıdır ki, hiçbir şey insanın başına tesadüfen gelmez. Kuran
ahlakını yaşama konusunda, Allah adına cesur ve kararlı davranan bir
kimse kaderinde yazılı olandan başkasını yaşamaz. Bu da dünyada ve
ahirette kendisi için en hayırlı olandan başkası değildir. Yani insan
bir zorluk karşısında cesaretli davrandığında, o zorluğu yenmeye
çalıştığında ne ile karşılaşırsa karşılaşsın hepsinin sonucu kendisi
için hayırlıdır. Çünkü Allah Kuran'da inanan kullarının işlerini mutlak
hayırla sonuçlandıracağını bildirmiştir.

Buraya kadar da gördüğümüz gibi, Kurani bir cesareti toplumda yaşanan
örneklerden farklı kılan en önemli unsur "amaç"tır. Kuran
incelendiğinde cesaret kavramının, halk arasında bilinenlerin dışında
çok farklı amaçlar içerdiği görülür. Kurani bir cesaretin amacı ne
insanların takdirini, hayranlığını toplamaktır, ne de kişinin kendi
egosunu tatmin etmesidir; amaç sadece Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmaktır.

Elbette bu, toplumun yaşadığı cesaret kavramıyla, Kurani cesaret
arasında büyük farklılıkların oluşmasına neden olur. Nitekim toplumun
birçok kesiminde oturmuş olan cesaret anlayışında daha önce de
belirttiğimiz gibi "dünyevi hedefler" vardır; yani kişi herhangi bir
konuda cesaret gösterirken ahirete yönelik bir amaç gözetmeden, dünyaya
dair hesaplar yapmaktadır. Belki güzel ve faydalı bir iş yapıyordur,
örneğin, aniden yola fırlayan bir çocuğu ezilmekten kurtarıyordur; ama
burada amacı kendi vicdanını rahatlatmaktır. Ya da topluluk önünde
haksızlığa uğrayan birinin hakkını savunuyordur. Davranışı güzeldir,
ancak amacı oradakilerin takdirini kazanabilmektir. Oysa bu davranışı
Allah Katında geçerli kılacak olan, bu davranışın Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmak için yapılmasıdır.

                 -alıntı-
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Peygamber (s.a.s.)'in Cesareti Peygamber Efendimizin Hayatı MERXAS 0 1431 Son Mesaj 07 Ekim 2009, 08:35:06
Gönderen: MERXAS