Selamun Aleyküm
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Sürekli Bağlı Kal:
Ana Sayfa
Yardım
Ara
Takvim
Giriş Yap
Kayıt
Sükûtumuz'dan anlamayan, sohbetimizden bir şey anlamaz..!
>
>
Tevhid Ve Akaid
(Moderatör:
Âl-i İmran
) >
MÜSLÜMAN İÇİN ESAS KRİZ, FAKİRLEŞMEK DEĞİL; DÜNYEVÎLEŞMEKTİR!
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
[
1
]
Gönderen
Konu: MÜSLÜMAN İÇİN ESAS KRİZ, FAKİRLEŞMEK DEĞİL; DÜNYEVÎLEŞMEKTİR! (Okunma Sayısı 166 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
Offline
Mesaj Sayısı: 5916
RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT
MÜSLÜMAN İÇİN ESAS KRİZ, FAKİRLEŞMEK DEĞİL; DÜNYEVÎLEŞMEKTİR!
«
:
09 Aralık 2009, 08:57:51 »
Son aylarda “ekonomik kriz” sebebiyle toplum, üzerindeki ölü toprağını atmaya başladı. Halk, özellikle esnaf kesiminde dedikodumsu şikâyetler, (hedefi belirsiz ve bilinçsiz de olsa) muhâlefete ve tepkiye dönüştü. Bu dinamik tepki, dâvâ adamlarının dışındaki kuru kalabalık ve ortalama halk için, sessiz kitle ve edilgenlik kimliğinden sıyrılma yönüyle bir gelişme kabul edilmelidir. Haksızlığa karşı dilsiz şeytan rolünden, en azından kendi dünyevî menfaatini ilgilendiren konularda bile olsa, mazlumluğu kabul etmeyen, kendi cebine uzanan elleri sorgulayan, az da olsa direnen bir çizgi, halkın kolay güdülen kuru kalabalık olmaktan çıkıyor olması yönüyle sevindiricidir.
Bu tepki, bilinçli dâvâ adamları, şuurlu müslümanlar açısından yeterli olmadığı gibi, çıkış noktası açısından doğruluğu da tartışılabilir. Onlar, kendisine değmediği müddetçe bin yıl yaşamasından rahatsız olunmayan yılanın kendi midesini ısırınca etrafı vâveylâya veren, zulmün sadece ekonomik problemler ve geçim sıkıntısı yönünü gören tek dünyalı, tek gözlü ve benmerkezci insanlar olamazlar. Onların tavrı ve tepkileri; sebep, metot, niyet ve eylem yönleriyle daha farklı, daha bütüncül ve daha diğergâm karakter arzetmelidir. Onlar, düşmanlığın sadece zâlimlere yönelik olması gerektiğini (2/Bakara, 193) bildiği gibi, zulmün de çok boyutlu ve en büyüğünün de şirk (31/Lokman, 13) olduğunu ve Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenlerin “zâlimlerin ta kendileri” (5/Mâide, 45) hükmünün verildiğini ve fitneden eser kalmayıncaya ve din sadece Allah’ın oluncaya kadar mücâdele (2/Bakara, 193; 8/Enfâl, 39) etmekle mükellef olduklarını bilir ve ona göre davranır.
Mü’minler ve müslüman olduğunu iddia edenler açısından Sünnetullah (Allah’ın yeryüzündeki değişmez yasaları), diğer insanlarla ilgili sebep sonuç ilişkisinden farklıdır. Allah, mü’minlere merhametinden dolayı, onlar kendilerini kontrol edip tekrar Hakka yönelsinler diye zaman zaman onlara şefkat tokatları atar. Rab ve Rahman isimlerinin tecellîsi, sevgisinin tezâhürü olarak onları uyarmak ve bazı cezalarını âhirete bırakmamak için ve ibret alsınlar diye dünyevî belâlar ve sıkıntılar verir. “Başınıza gelen her musîbet, kendi ellerinizle işledikleriniz (günahlar) yüzündendir. (Bununla beraber) Allah, çoğunu da affeder.” (42/Şûrâ, 30) “Kim Benim zikrimden (Kur’an’dan, namazdan, Allah’ı hatırlayıp anmaktan) yüzçevirirse, şüphesiz onun için dar bir hayat, geçim sıkıntısı vardır.” (20/Tâhâ, 110)
Midelerin açlığı önemli olsa da, gönüllerin gıdasızlığı çok daha mühimdir. Esas tehlike, âhiret azâbıdır. Dünyadaki sıkıntıların bir kısmı, zaten imtihan gereğidir. “Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azalma (fakirlik) ile imtihan eder, deneriz. Sen sabırlı davrananları müjdele.”(2/Bakara, 155). Esas kriz, iman ve ahlâk krizidir. Bunun da günümüz müslümanları açısından temel sebebi, âhiretten fazla dünyaya önem vermek, dünya-âhiret dengesini bozmak, yani dünyevîleşmektir.
Allah, merhametini göstererek ikaz etmekte, dünyanın aldatıcılığını hatırlatmaktadır: “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Babanın evlâdı, evlâdın da babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (31/Lokman, 33)
“Dünya”ya, ister ‘yakın hayat’, ‘âhiretin önündeki hayat’ diyelim; isterse ‘ednâ’ kökünden alarak ‘en âdi, en değersiz, en iğreti en basit hayat’ diyelim; o insana ait istekler, arzular, şehvetler, uzun emeller ve bitip tükenmek bilmeyen hayaller olduğuna göre, gönül ile Allah sevgisi ve O’na itaat arasına perde olan her şey “dünya” sayılabilir. Akıllı insan, Allah sevgisi ile gönlü arasına girerek perde ve engel olabilecek bu imtihan dünyasına dikkat etmeli, aldanmamalı; onu kulluk bilinciyle değerlendirmelidir. Esas hayat, sonsuz hayat, en hayırlı hayat; sonraki hayatımız, yani âhirettir. Dünyada ekilenin orada biçileceğine göre, bu dünya hayatını âhiret bilinciyle yaşamalı, dünyadaki görevlerimizi yaparak, orası için hazırlanmalıyız.
“Zaman sana uymazsa, sen zamana uy” sözü gibi, “...Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalış!” sözü de Kur’an ve sünnetin dünya konusundaki değerlendirme ve tavsiyelerine terstir; bunlar bazen hadis diye takdim edilmektedir, Kütüb-i Sitte’de böyle bir hadis rivâyeti yoktur. Bazı insanlar da “Allah, nimetlerini kulu üzerinde görmekten hoşlanır” şeklindeki hadis rivâyetini, kendilerini gurur ve kibire, lüks ve isrâfa yönelten haramları nimet diye takdim ederek, farkında olmadan da olsa, davranışlarıyla Allah’a ve Rasûlüne iftira atma gibi büyük bir yanlışa düşebilmektedir. Bu hadisle cimrilik, malı gerektiği şekilde kullanmama, sadece biriktirmekten hoşlanma kınanmış olmakla birlikte; nimeti Allah yolunda ve meşrû bir şekilde kullanmak tavsiye edilmiştir. Ama unutulmak istenen “nimet” tanımıdır. Esas nimet; İslâm’dır, takvâdır, yardımlaşmadır, kötü değil; iyi örnek olmadır. Allah, her şeyden önce bu nimetleri kulu üzerinde görmek ister.
Dünya bir aynadır. Aynanın rengi, büyüklüğü, çukur ve tümsekliğine, arkasındaki sırların dökülüp dökülmediğine göre şekil aldığı/yansıdığı, görüntüleri farklılaştırdığı görülür. Bir şeyin önemi, fazileti veya fenalığı, başka bir şeyle mukayese yapılarak anlaşılır. Dünya konusundaki değersizlik, kendi başına ifade edilirse yanlış olur. Dünya, Allah’ın imtihan alanı olarak yarattığı ve nice muhteşem sanatlarını sergilediği bir alan olduğu gibi; insanın da halifesi olduğu, sınav yeri olan, helâl nimetlerinden istifade edileceği, imar ederek gelişme ve kalkınmalarda bulunulacağı bir yerdir. Dolayısıyla kötü ve değersiz değildir. Ama âhiretle karşılaştırıldığında durum değişir. Âhiret devamlı ve dünyadaki eksik ve olumsuzlukların olmayacağı sonsuz bir mutluluk yeri olduğundan, âhirete göre dünya önemsizdir. Dünyayı değerlendirmede âhiret inancı temel ölçüdür. O yüzden âhirete inanmayanlar, onu başka bir şeyle karşılaştırma imkânından mahrum oldukları için veya yoklukla (ölüm, onlar için yok olmaktır) karşılaştırdıklarında câzip gelmekte ve dünyayı yalancı cennet gibi kabul etmektedirler.
Dünyanın zemmi, başlı başına bir hayır değildir. Her konuda olduğu gibi dünya konusunda da ölçü: “Allah için sevmek, Allah için buğzetmek”tir. Eline geçmediği, sahip olamadığı için dünyayı kötüleyip tahkir eden kişi, erişemediği ciğere “pis” diyen kedi gibidir. Aslında eleştirisi, sevgisinden ileri gelmektedir. Yine, dünya, eline geçtiği halde, zaman akıp gidiyor, zamanla birlikte sahip olduğu dünyalıklar da azalıyor, eriyor diye teselli bulmak için kızdığından dünyayı kötülemek, dünyaya bağlılıktan kaynaklanmaktadır. Makbul olan tahkir, Allah için, Allah sevgisinden, âhiret sevgisinden ileri gelendir. İnsanın, Allah’ın mağfiretine, muhabbet ve ibâdetine engel olduğu için, dünyanın zarûrî işlerinin, kendisini uhrevî güzelliklerden alıkoyduğu için veya cennetin güzelliklerine nisbetle dünyayı basit görmek, makbul olan bakıştır. Nasıl ki, Hz. Yusuf’la güzel/yakışıklı bir adam karşılaştırılsa, çirkin göründüğü gibi, dünyanın kıymet verilen güzellikleri de cennetin güzellikleriyle mukayese edildiğinde “hiç” hükmündedir.
Dün, en sevdiğimiz gıdaları yemiş, eğlenmiş, günümüzü zevkle geçirmiş olsaydık, bugüne kalan hiçbir şey olmayacaktı, gafletle geçirilen, dolayısıyla kaybedilen zamandan başka. Hele o zevk ve eğlenmelerde ölçüye dikkat etmediysek, bugüne ve yarına kalacak olan sadece günah yükü olacaktı. Yok, dünü zorluk ve sıkıntılarla geçirmiş isek de bugün için pek bir şey değişmeyecek, hatta bu gün daha az sıkıntı içinde isek, dünle karşılaştırdığımızda bu, mutluluk sebebi olacaktı. Ve eğer o sıkıntılar Allah için idiyse ve sabrettiysek, bugüne ve yarınlara taşınacak kalan şey, sevaplar olacaktı. Hayat, dünler, bugünler ve yarınlardan ibaret olduğuna göre; dün geçmiştir, yok hükmündedir. Yarın yaşayacağımız meçhuldür, bugünü değerlendirmek ve âhirete azık hazırlamak en akıllı yol olsa gerek. Hayat oyun ve eğelenceden ibaret. Hayat oyunu bitmek üzere, göz perdelerimizin kapanmasına kim bilir, belki fazla bir vakit kalmadı. Zevkler, sanal; hayat ise bir oyun, masal, rüya. Bir varmış bir yokmuş.
İnsanın dünyevî olarak zarûrî ihtiyacı, beslenme/gıda, giyinme/tesettür ve ev/barınmadan ibaret olduğu ve bu gereksinmelerini israfa ve lükse kaçmadan helâl yoldan temin etmesi, kalan birikimlerini infak etmesi gerektiği halde, tüketim toplumunun bir ferdi olarak insan, günümüzde ihtiyaç labirentinde yolunu şaşırmaktadır. Alınır, tüketilir, tekrar alınır, alınır... Ömür biter, alınacaklar ve ihtiyaçlar(
) bitmez. Kimi savunmacı ve uzlaşmacı insanlar öyle derler: “Batılıların sadece tekniği alınmalı, ahlâk ve kültürü alınmamalıdır.” Düşünülmez ki, teknik ve teknolojik aygıtlar, dünya görüşü ve yaşama biçimiyle birlikte gelir. Zaten bunlar, belirli bir kültürün ürünüdür ve o arkaplandan koparılamaz. Sözgelimi, “buzdolabı”, kültürüyle birlikte gelmiştir. Eskiden, artan yemekler, ertesi güne saklanamayacağından bir komşuya ve özellikle fakirlere verilirdi. İnsanlar, evlerine gıda depola(ya)mazlardı. Buzdolabı, “verme”yi unutturan “egoist” kültürüyle, kullananlara sadece kendini düşündüren yaşama biçimiyle geldi. Çamaşır makinesi alınca ister istemez deterjan, yumuşatıcı, kireç sökücü gibi yan ürünlere de abone olacaksınız. Çamaşır için fakir komşuyu yardıma çağırıp onun da bu bahaneyle geçimine katkıda bulunma gibi düşünceler, makine alır almaz, artık aklınızın ucundan bile geçmeyecek. Örnekleri çoğaltabiliriz. Tv, radyo, kasetçalar, bilgisayar, kendileriyle birlikte hangi kültür, oyun, anlayış ve ahlâkı da kaçınılmaz olarak getiriyor, düşünmek yetecektir.
İnsanımız artık aklıyla değil; bin bir çeşit göz alıcı illüzyonlarla tahrik edilen “doymak bilmeyen gözleriyle” düşünüyor, daha doğrusu düşündüğünü zannediyor. Çarşılar, pazarlar, marketler, vitrinler de insanın bu midesi olmayan gözlerine nasıl hitap ediyor? Başkalarına (kendinden maddî yönden öndekilere) bakıyor bu gözüyle düşünen insan ve mukayese ediyor: “Onda var, bende niye yok?” Ve daha çok harcamak için daha çok çalışması, çalışması, çalışması gerektiğini görüyor. Sonra bakıyor ki, çalışarak kazanılan para “ihtiyaç” maskesini takmış “gereksiz” veya “olmasa da olur”lara yetmiyor, çalışmadan para kazanmanın yollarını arıyor. Herkes bir başkasını kandıracak yollar aramaya başlıyor. Kumarın binbir çeşidi, sahtekârlığın hiç akla gelmeyecek şekli, insanları en yakınlarına bile itimat edemeyen, yardım edemeyen, borç veremeyen duruma getiriyor. “Haram” mı, “ayıp” mı? O da ne demek? Güldürmeyin insanı! Hangi devirde, hangi kültürde yaşıyoruz?
Tüketim hastalığının mikrobu, moda, âdet, “ele güne karşı”, “iyi ama, herkeste var” ambalajlarıyla öyle çabuk bulaşıyor ki, kimini cebinden, kimini yüreğinden yaralıyor, hatta öldürüyor. Kendi değerini, eşyasının ve elbisesinin değeriyle ölçen insanlar, eşyasını ve giysisini teşhir ediyor; sözgelimi oturma odalarına, en dikkat çeken karşı duvara konulan vitrin, belki hayat boyu hiç kullanılmayan ve sadece göze hitap eden mutfak eşyalarının fuarı rolünü üstleniyor. Arabada motor olmasa da önemli değil; kaporta fiyakalı olsun yeter; insan, dış görünüşe, vitrine, makyaja değer vermeden çağdaş olabilir mi, ne dersiniz? Anadolu evlerinin çoğunda yer sofrasında yemek yenildiği halde, odanın biri veya büyükse salonun yarısı, süs ve gösteriş olsun diye yemek odası olarak düzenlenmiştir. Koltuklar da, evdeki hayatı daha rahat kılmak için değil; zorlaştırmak içindir. O halılar ve koltuklara şu kadar para verilmiştir, çoluk çocuk rahatça oturup keyfini çıkaramaz; annenin gözü oradadır, ya kirletirlerse...
En fakirimizin evindeki eşyalara verilen parayla, sahâbe belki hayat boyu, hem de huzur ve şükür dolu şekilde yaşardı. Herkeste benzeri şeyler olduğundan, modanın temel felsefesi olan farklı ve özel görünme tutkusunun sanallığını, eşyaya daha çok sahip olmada başkalarına ulaşılmaz fark atma imkânsızlığının ıstırabını yaşıyor. Kullan at; al, yine al; yarışın sonu gelmiyor, ihtiyaçlar(
) tükenmiyor; âhirete yatırım yapamadan insan ölüp gidiyor.
Sadece moda için dökülen parayla neler yapılmaz? Bırakın zengin kapitalistleri; hangi müslüman hanımın evindeki gardrobda boş yer vardır? Ve buna rağmen alma isteği azalıyor mu dersiniz? Çeyizler, düğün ve evlilik için gerekli gereksiz masraflar... Kimileri için olmazsa olmaz ihtiyaç olan sigaraya yatırılan para, meselâ kitaba yatırılsa, vücudu zehirlemektense kafayı ve gönlü güçlendirse bu para, neler olur dersiniz? “Eşya, para kötü bir şeydir” demiyoruz. Eşyanın, maddenin, paranın insanı yöneten efendi olmasına, bunların insan için değil; insanın bunlar için yaşıyor, bunlar için çalışıyor olmasına sözümüz. Onlar hâkim, insan mahkûm ve hizmetçi. Oyuncak, insanla oynuyor. Mal, insanı, insanî değerleri yutuyor. Dünyevîleşme çarkı, insanımızı değirmen gibi öğütüyor. Düşünmeyi, okumayı, ibâdeti... engelleyen tv. başta olmak üzere medya ve reklâmlar... Taksitleri, ay sonunu düşünen insan, dünyada varoluş gayesini düşünemiyor.
Her konu paraya çıkıyor; söz, ufak bir tur attıktan sonra para durağında düğümleniyor; gönül plağı parada parazit yapıp takılı kalıyor. Lüks hayat, daha rahat yaşam, dipsiz bir kuyu, bir girdap, tatminsizlik cehennemi, bitmeyen, ama insanı bitiren sonsuz yarış. Yiyen ama doymayan insan, kendine/nefsine/hevâsına kul/köle. Para para diye paralanan insan, şükrü unutmuş, sabrı lügatından silmiş, şikâyetin ise binbir çeşidini tekrarlamakta. “Alma tutkusu”, “verme zevki”ni katletmiş. Hırs ve tamahın sonu yok. “İnsanoğlunun iki vâdi dolusu altını olsa, üçüncüsünü ister” kutlu sözü ibret levhası olmaktan çıkmış. Sahâbe birbirleriyle hayırda yarışıyordu; şimdiki insan ise fâni eşyada yarışıyor. Akıl, midelerin hizmetçisi; gönül, vicdan ve fıtratın sesi çıkmıyor; demek ki duyguların esiri olarak hapis hayatı yaşıyor bunlar.
Dünkü lezzet veya acı, bugün yok hükmünde. Akıllı, bazı istek ve zevklerini ertelemesini bilen, az önemli ile çok önemliyi ayırt edebilen insandır. İnsan, en çok 60-70 yaşında hükmü infaz edilecek müebbet hapisteki bir idam mahkûmu gibi gününü bekliyor. Ölüm olmasa, belki bazı zevklerin kıymeti olabilir; ama ölüm var, ruh ve ego ise sonsuzluk ve yarınlarda mutluluk istiyor. Bir çelişki doğuyor. Temel çatışma denilen bu durumdan kurtulmak için insan, sonunu, yani ölümü hatırlamak istemeyip unutmaya çalışmak için eğlenceye, içki ve uyuşturucuya, futbol-müzik-tv. seyretmek gibi avutucuya yöneliyor; bu temel çatışmadan ölümü yok sayarak kurtulmaya çalışıyor. İslâm insanı ise, bilir ki, ölüm yokluk değil; daha güzel, daha hayırlı ve ebedî bir âleme açılan kapıdır. Dolayısıyla böyle bir çatışma, gerçek müslüman için sözkonusu değildir.
“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Rasûlü’ne iman eder, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Mü’minleri (bunlarla) müjdele.” (61/Saff, 10-13). İki yol var: Biri dünyevîleşme, dünyayı âhirete tercih; ikincisi ise dünyayı ebedî hayatın kapısı yapmak. Bugün yol ayrımındayız: Ya nefsimiz, veya Rabbımız. Ya geçici menfaat, veya dâvâ. Ya fâni olan, ya bâki olan. Tercih bize kalmış. Tercihini Allah’tan yana yapanlara selâm olsun!
“İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar.”
“Âhirete nisbetle dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırması gibidir. Dikkat etsin, o, parmağıyla neyi geri getirebilir?”
“Akıllı insan, kendini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır.”
“Önünüzde çok zor ve güç bir yokuş var. Ancak yükü hafif olanlar onu aşabilecektir.”
“Dünya derin bir denizdir. Çok kimse burada boğulmuştur. Bu deryada boğulmaktan kurtulmak için gemin takvâ, yatağın iman, yelkenin Allah’a tevekkül olsun ki, batmaktan kurtulabilesin. Yoksa kurtuluş zordur.”
“Dünyayı kendinize efendi edinmeyin ki, o da sizi kendisine köle etmesin. Servetinizi kaybolmayacak yerde toplayın.”
“Hasta adam, hastalığı sebebiyle yemeğin tadını alamadığı gibi, dünyaya meyleden de dünya sevgisi sebebiyle ibâdetlerin tadını alıp zevkine varamaz.”
“Bunca varlık var iken bitmez gönül darlığı.”
“Bazıları ‘dünyada mekân, âhirette iman’ der; ama doğrusu şöyle olmalı: ‘Dünyada sağlam iman, Âhirette cennet gibi mekân.”
“Âhirette mü’mini bekleyen nimetler, güzellikler yanında, dünya hayatı ne kadar güzel ve şâşaalı bile olsa, zindan gibi kalmaktadır.”
“Ey insan! Dünyaya kalıbınla sahip ol; fakat kalbini ve himmetini ondan ayır.” (Abdullah bin Ömer)
“Mü’min, dünyada, doktoru yanında olan bir hastaya benzer. Doktoru, ona faydalı olanı ve olmayanı bilir. Hasta kendisine zararlı bir şeyi isterse ona engel olur. Mü’minin hali de buna benzer. O, birçok şeyi arzu eder; ama imanı, ona zararlı olan şeylere mâni olur. Ölünceye kadar, bu böyle sürer gider.” (Selmân-ı Fârisî)
İki dünyalılara, iki dünyası arasında denge kuranlara, âhiretini dünya karşılığında satmayan akıllı tüccarlara ne mutlu!
Moderatöre Bildir
Logged
GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
hamza01
Üstad Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1145
TAĞUTU RED AllahA İMAN
Ynt: MÜSLÜMAN İÇİN ESAS KRİZ, FAKİRLEŞMEK DEĞİL; DÜNYEVÎLEŞMEKTİR!
«
Yanıtla #1 :
09 Aralık 2009, 21:49:33 »
En'am 32 - Dünya hayatı, oyun ve eğlenceden başka birşey değildir. Ahiret hayatı, sakınan kimseler için gerçekten daha hayırlıdır. Akletmiyor musunuz?
Allah (c.c) önceki ayette şirk, küfür ve günah işleyenlerin yüklendikleri amellerin ne kötü olduğunu bildirdikten sonra bu ayette şöyle buyuruyor:
“Ey akıl sahipleri! Şunu çok iyi biliniz! Dünya hayatındaki işlerin çoğu faydasız, eğlence ve oyalanma türü şeylerdir. Yani dünya, insanı faydalı olan şeylerden alıkoyar ve faydasız şeylerle meşgul eder. Dünya hayatı ancak, küfür, şirk ve günahlardan sakınıp ahiret için çalışan kimseler için faydalı olur. Üstelik dünya hayatının metaı ve mutluluğu hem az hem de geçicidir. Ahiret hayatının metaı ve faydaları ise çoktur, mutluluğu da büyük ve kalıcıdır.
Şirk, küfür ve günahlarında ısrar eden kimseler! Artık akletmetmez misiniz?
Sizler, gerçekten akıl sahibi olsaydınız ve aklınızı kullansaydınız, dünyanın ahiret için sadece bir köprü olduğunu idrak eder, böylece dünyada sadece Allah’ın razı olduğu şeylerle meşgul olur ve dünya hayatının sizleri, Allah’ın razı olduğu amelleri yapmaktan engellemesine fırsat vermez, sürekli ahireti kazanmak için calışırdınız. Ölümü ve ölümden sonraki ahiret hayatını bir an olsun aklınızdan çıkartmaz, dünyanın ahiret için bir tarla olduğunu, dünyada ne ekti iseniz onun karşığını aynen göreceğinizi devamlı hatırınızda tutardınız. İşte böyle, Allah’ın istediği şekilde yaşayarak ahirette mutlu olanlardan olursunuz.”
Dünyanın Oyun Ve Eğlence Oluşu:
Bu ayet; dünyada Allah (c.c)’tan sakınarak O’nun istediği şekilde ve sadece O’nun rızası için ameller yapmak dışındaki tüm amellerin oyun ve eğlence olduğunu göstermektedir.
Ebu Hureyre (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Allah (c.c)’ın zikri veya Allah (c.c)’ın zikrine sevkeden ameller dışında, dünyada yapılan herşey lanetlenmiştir. Bu sebeble İslam dinini öğreten ile öğrenen mükafatta ortaktırlar. Bunun dışında kalan insanlar ise gayesiz ve kendilerinde hayır olmayan kimselerdir.” (Tirmizi rivayet etti ve hadis hasen-garib dedi.)
Sehl b. Sa’d (r.a) şöyle dedi:
“Dünyanın Allah (c.c) katında, bir sivrisinek kanadı kadar değeri olsaydı, hiçbir kafire ondan su içirilmezdi.” (Tirmizi)
Bu ayete bakarak, dünya hayatını mutlak olarak kötü-lememek gerekir. Zira ahiret hayatının mutluluğuna dünya vesilesiyle ulaşılır. Bu sebeble ayette kötülenen şey; dünyadaki faydasız, gayesiz ve boş olarak yapılan şeylerdir.
Bu ayet; dünya sevgisini kalbten silmenin, dünyada aza kanaat etmenin yani, zühdün iyi bir şey olduğunu göstermektedir.
Allah (c.c) bu konuda başka ayetlerde şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki dünya hayatı, oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız, O (Allah) size ecirlerinizi verir ve mallarınızı da istemez.” (Muhammed: 36)
“Biliniz ki, muhakkak dünya hayatı; oyun, eğlence, ve bir süs, aranızda bir övünme (konusu), ve de mal ve çocuklardaki çoğalma (tutkusu)dır. (Bu) tıpkı, onun bitkisi çiftçilerin hoşuna giden bir yağmur (örneği) gibidir. Sonra (o bitki) kuruyuverir, bir de onu görürsün ki sararmış, sonra da çöp yığını oluvermiştir. Ve ahirette şiddetli bir azab, Allah’tan bir mağfiret ve hoşnutluk vardır. Öyleyse dünya hayatı aldanış olan bir metadan başkası değildir.” (Hadid: 20)
Akılları Kullanmak:
Allah (c.c) bu ayette “Artık akletmez misiniz?” buyurarak, bizlere aklımızı kullanmamız gerektiğini bildirmektedir.
Akıllı olan bir kimse, hep maslahatını düşünür ve her zaman kendisi için en hayırlı olanı elde etmeye çalışır. Yaşamış olduğu bu dünyanın kendisi için bir imtihan yeri olduğunu, nefse hoş gelen bir takım süslerle donatıldığını ve içinde insanı Allah (c.c)’ın zikrinden oyalayacak bir çok uğraşı bulunduğunu asla unutmaz. Bu sebeble hep hayırlı olan amelleri yapmaya, kendisine hayır getirmeyecek amelleri ise terketmeye özen gösterir.
Akıllı bir kimsenin dünyada iken yapacağı en hayırlı amel; Allah (c.c)’ı hakkıyla tevhid etmek, şirk, günah, bid’ at, hurafe, körü körüne taklid gibi amellerden kendisini uzak tutmak, günah işleyerek nefsine karşı bir zulüm işlediğinde ısrar etmeyip hemen tevbe etmek ve Allah’tan bağışlanma dilemektir. İşte böyle bir kimse, Allah (c.c)’ın kendisine mü’min ismini verdiği ve ahirette kazanacak olan akıllı bir kimsedir. Çünkü akıllı kimseler bilirler ki, ölüm her an onlara ulaşabilir. İşte bu bilinçle her zaman Allah (c.c)’a layık bir kul olmanın gayretini gösterirler.
Allah (c.c)’ın kendilerine akıl nimetini verip de insanlar içinde bu nimeti gereği gibi kullanan mü’min kullara ne mutlu!
Davetçi tefsiri cil 7 sayfa 32
************************************
************************************
Şayet kul, özel veya genel olsun, hayatın her yönünde Allah’u tealanın şeriatına muhakeme oluyorsa o kul, sadece Allah’u tealaya kul olmuştur. Eğer Allah’u tealanın şeriatından başka bir şeriate, bu şeriat ne olursa olsun, hayatın en basit meselelerinde olsa bile muhakeme olursa, şeriatine muhakeme olduğu kimseye ibadet etmiş ve ona kul olmuş olur.
Çünkü hüküm verme, teşri (kanun yapma) ve ölçü koyma hakkı uluhiyyetin en önemli özelliklerindendir. Her kim bu özelliklerin, gerek Allah’u teala ile beraber ve gerekse yalnızca kendisinde olduğunu iddia ederse işte o kimse ilahlık taslamış ve kendisini Allah’u teala’ya denk kılmıştır. Her kimde bu kimsenin iddiasını kabul eder ve ona muhakeme olursa, işte o kimse kabul etse de, etmese de, bilse de bilmese de ona ibadet etmiş olur.
Moderatöre Bildir
Logged
YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa:
[
1
]
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
-----------------------------
=> Yönetici Duyuruları
=> Üye Haber ve Duyuruları
===> Yurttan haberler
===> Dünyadan Haberler
===> Düğün-Konferans-Konser-Miting...
===> Filistin Özel
===> Haber Yorum ve Analizler
-----------------------------
-----------------------------
=> Kur'an-ı Kerim Genel
===> Tefsir Dersleri
===> Tecvid dersleri
=> Kur'an-ı Kerim video ve ses Dosyaları
-----------------------------
-----------------------------
=> Hz.Muhammed (S.a.v)
===> Peygamber Efendimizin Hayatı
===> Hadis-i Şerifler
===> Ehl-i Beyt
=> Peygamberlerin Hayatı
=> Sahabeler'in Hayatından Tablolar
=> İslam Alimleri ve öncüleri
===> Şehidlerimiz
-----------------------------
-----------------------------
=> Tevhid Ve Akaid
=> Risale-i Nur'dan Damlalar
=> Dua penceresi
=> Tassavvuf
===> Marifetullah
===> Esmâ-ül-Hüsnâ
=> Fıkıh Köşesi
=> İslami Hayat Tarzı
===> İslamda Kadın ve Tesettür
===> İslam'da Aile Hayatı
===> Mümin'in Miracı: Namaz
===> Kuran-ı kerimde mümin
-----------------------------
-----------------------------
=> Özel Gün ve Geceler
=> Ramazan-ı Şerif
-----------------------------
-----------------------------
=> Kendi kalemizinden yazılarınız
===> vuslat can
===> Kuranehli
===> Bişnev
===> ÂmâK-ı HâYâL
=> Düşünce yazıları/Makaleler
===> röportajlar
=> Öykü - Hikaye ve Kıssalar
===> Roman Kuşağı
=> Şiir Pınarı
=> Güzel ve ibretli Sözler
=> Kişisel Gelişim
===> Genel Kültür
=> Serbest Bölüm
===> Anketler
=> Tarihten Notlar
=> Kitap-kaset ve Dergi
-----------------------------
-----------------------------
=> Kelime ve Kavramlar
=> Arabic/Arapça
===> Maksud Dersleri
===> Izzi Dersleri
===> Bina Dersleri
===> Emsile Dersleri
=> Kurdi / Kürtçe
===> Zazaki (Zazaca)
=====> Zazaca Dersler
=====> Zazaca Şiirler / Zazaca Marşlar
=====> Zazaki/Zazaca
===> fêrgeha kurdî ( Kürtçe Dersler )
===> Helbest u Marşên Kurdî
=> English/İngilizce
===> Genel ingilizce
===> ingilizce Tensler (zamanlar)
===> Dini Yazılar
===> Eğitici Videolar
-----------------------------
-----------------------------
=> Sohbetler/Seslendirme
=> Ezgi ve ilahiler
===> Farsça Eserler
===> Türkçe Eserler
===> Kürtçe Eserler
===> Arapça Eserler
===> Diğer Diller
===> istek parçaları
=> sesli Şiir&Fon Müzikler
=> Film ve Belgeseller
===> Flim - Tiyatro - Etkinlik Görüntüleri
===> Belgeseller
===> ilginç Videolar
=> Resimler ve flashlar
===> karikatür/komik resimler
-----------------------------
-----------------------------
=> ARAÇLAR
===> Güvenlik-İnternet
===> Eğitim-Okul
===> Ses / Resim / Video
===> Ekran-Masaüstü
===> İslami Programlar
===> Pc Soru/Cevap ve Faydalı Bilgiler
=> Bilim Ve Teknoloji
-----------------------------
-----------------------------
=> Tıp/ Sağlık/Şifa
===> Çocuk Sağlığı
===> Acil Durum İlk Yardım Bilgisi
=> Yemek Tarifleri
-----------------------------
-----------------------------
=> Çocuk Eğitimi
===> Çocuk Hikayeleri
===> Çocuk Dersleri
===> Çocuk için Oyun ve Resimler
===> Çocuk İlahileri
===> çocuk Video ve Klipleri
=> Mizah
===> fıkralar
-----------------------------
-----------------------------
=> Tavsiye Siteler
=> İstek, Öneri ve Şikayetleriniz
=> Vuslat Sevdalılar (tanişma)
Benzer konular
Konu Başlığı
Başlatan
Yanıtlar
Görüntülenme
Son Mesaj
ZAMAN VE MEKÂN FARKLILIĞI SOHBETİMİZE MANİ DEĞİL
Düşünce yazıları/Makaleler
vuslat
1
198
10 Mart 2008, 19:00:21
Gönderen:
kuranehli
KUR’AN DİRİLERE SESLENİR. ÖLÜLERE DEĞİL!..
Kur'an-ı Kerim Genel
Yusufça
4
201
19 Ağustos 2009, 17:31:48
Gönderen:
Yusufça
Gerçek Eğitim Yuvası Ev, Esas Öğretmen De Anne Ve Babadır
Çocuk Eğitimi
Kavl-i Leyyin
0
111
03 Eylül 2009, 08:27:58
Gönderen:
Kavl-i Leyyin
Allah'IN ELÇİLERİ İMAN EDENLER İÇİN RAHMET İNKAR EDENLER İÇİN BİR YIKIMDIR
İslami Hayat Tarzı
arab
1
255
13 Eylül 2009, 17:11:13
Gönderen:
arab
Bütün Nebilerin, Rasullerin Kendisiyle Gönderildiği Esas
Tevhid Ve Akaid
EBU_HUZEYFA
0
114
27 Eylül 2009, 00:26:56
Gönderen:
EBU_HUZEYFA
Gerçek Eğitim Yuvası Ev, Esas Öğretmen de Anne ve Babadır
Tevhid Ve Akaid
MERXAS
1
155
07 Aralık 2009, 08:59:16
Gönderen:
MERXAS
MÜSLÜMAN ÇOĞUNLUĞA GÖRE DEĞİL, KURAN AHLAKINA GÖRE HAREKET EDER
İslami Hayat Tarzı
MERXAS
0
201
04 Mart 2010, 08:54:35
Gönderen:
MERXAS
Yükleniyor...