0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: MUTLU BİR HAYATA ULAŞMANIN YOLU:  (Okunma Sayısı 68 defa)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« : 26 Ekim 2011, 15:50:38 »

MUTLU BİR HAYAT İÇİN

 

Bütün hamdler kendisinin olan Allah'a hamdolsun. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür. Allah'ın salât ve selâmı ona, âline ve ashabına olsun.

Kalbin rahatlığa ve huzura ermesi; keder ve üzüntülerinin bitmesi, bütün insanların istediği bir şeydir. Ancak bu yolla hoş ve güzel bir hayat gerçekleşir. Neşe ve sevinç kemale erer. Bunun dinî bir takım yolları, tabiî ve amelî birtakım sebepleri vardır. Bunların hepsinin bir arada bulunması ise ancak mü'minler için sözkonusudur. Onların dışındakilere gelince, aralarındaki akıl sahiplerinin uğrunda çalıştıkları bazı sebep ve yollarla, bunu kısmen elde edenler olabilir. Ancak netice itibariyle daha güzel, daha kalıcı ve daha faydalı bir şekilde ve  çeşitli yollarla bunu elde edemezler.

Ben bu kitapçığımda herkesin ulaşmak için uğraştığı bu önemli hedefe götüren sebeplerden hatırıma gelenleri sözkonusu edeceğim. Bu uğurda çalışanların kimisi bunu sağlayan sebeplerin bir çoğunu isabetle elde edebilmiş, bunun sonucu olarak rahat bir hayat yaşayabilmiş, güzel bir şekilde geçinip gitmiştir. Kimileri ise bu sebeplerin tamamını elden kaçırmış, buna bağlı olarak bedbaht bir hayat yaşamış ve sefalet içerisinde bir ömür sürmüştür. Kimisi de bu hususta kendisine verilen tevfike uygun olarak ikisi arasında olabilmiştir.

Başarı Allah'tandır. Her türlü hayrı elde etmek, her türlü kötülükten korunmak için sadece O'ndan yardım isteriz.[1]

 
Mutlu Bir Hayata Ulaşmanın Yolu

 

Böyle bir hayata ulaşmanın en büyük sebebi ve temeli iman ve salih ameldir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Erkek olsun, kadın olsun kim mü'min olduğu halde salih amel işlerse biz şüphesiz ona çok güzel bir hayat yaşatırız ve onları elbette işlediklerinin en güzeli ile de mükafâtlandıracağız."  (en-Nahl, 16/97)

Yüce Allah iman ve salih amele sahip olan kimselere bu dünya hayatında hoş bir hayat yaşatacağını, ayrıca hem bu dünyada, hem de ebedî kalınacak diyarda güzel bir mükâfat vereceğini haber vermekte ve vaadetmektedir. Bunun sebebi gayet açıktır: Kalplerine yerleşen sahih Allah İnancının neticesi olarak müminlerden, dünya ve ahiret hayatını ıslah eden ameller ortaya çıkar. Onlar öyle birtakım ilke ve esaslara sahiptirler ki, elde ettikleri sevinç ve neşe sebepleriyle, üzüntü, keder ve sıkıntı hallerini en uygun şekilde karşılarlar.

Onlar sevinç ve neşe gerektiren halleri kabul ile karşılar, onlara şükreder ve bunları faydalı olacak alanlarda kullanırlar. Bütün bunları bu şekilde değerlendirmeleri onların daha çok sevinmelerine, bu güzel hallerin devamına ve bereketlenmesine, şükredenlerin mükâfatını ümit etmelerine, kendilerinde çok mutlu ve huzurlu bir halin ortaya çıkmasına sebep olur.

Böylelikle bunların sebep oldukları hayırlar ve bereketler, bu hayırlı amellerin ortaya çıkardığı semereden daha üstün sevinçlere ve bereketlere ulaştırır.

Yine bu iman ve salih amel sahipleri kederleri, sıkıntıları, üzüntüleri, kendileri için mümkün olan şekilde direnç ile karşılar; imkânları çerçevesinde bunların sıkıntılarını hafifletirler, kaçınılmaz olan şeylere de güzel bir sabır ile katlanırlar.

Böylelikle hoşlanmadıkları şeylerin ardından faydalı direnç, deneyim, güç, sabır, ecir ve mükâfat ümidi gibi öyle büyük sonuçlara ulaşırlar ki, hoş olmayan o halleri kaybolur gider ve onların yerini sevinç ve güzel ümitler, Allah'ın lütuf ve sevabını bekleyiş alır. Nitekim Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem bunu sahih hadis olarak bize aktarılan şu sözleriyle ifade etmiş bulunmaktadır:

"Müminin işine hayret doğrusu! Onun bütün işleri hayırdır. Çünkü ona sevindirecek bir şey isabet ederse şükreder, bu onun için hayır olur. Ona bir sıkıntı isabet ederse sabreder, bu da onun için hayır olur ve bu sadece mü'min için sözkonusudur."[2]

Bu hadis bize mü'minin ister hoşuna gitsin, ister gitmesin, karşı karşıya kaldığı bütün hallerin neticesinde elde edeceği ganimeti ve hayrı ayrıca mahsülünün katlanacağını haber vermektedir.

Bizler hayır ya da şer hallerden herhangi birisi ile karşı karşıya kalan iki farklı kimsenin bu hadiseyi karşılamakta pek büyük ölçüde farklı tavırlar sergilediklerini görebiliyoruz. Bu, onların iman ve salih amel noktasındaki farklılıklarına göre değişir. İman ve salih amele sahip bir kimse, hayrı ve şerri sözünü ettiğimiz şükür, sabır ve buna bağlı olan hususlar ile karşılar. Böylelikle sevinir, neşelenir, keder ve üzüntüsü, huzursuzluğu, sıkıntıları yok olur, böylece bedbaht bir hayat sürmesi sözkonusu olmaz. Bu dünyada hoş ve temiz bir hayat yaşar.

İman ve salih amel niteliklerine sahip olmayan kişi ise sevdiği halleri azgınlıkla ve şımarıklıkla hayvanların karşıladıkları gibi açgözlülükle ve cimrilikle karşılar. Ama asla kalbi rahat etmez. Çoğunlukla kalbi ve düşüncesi darmadağınıktır. Çünkü sevdiklerinin elinden gitmesinden korkmakta ve devamlı onlardan zevk almasını engelleyen şeyleri nasıl bertaraf edeceğini düşünmektedir. Ayrıca insan nefsi belli bir noktada da durmaz, aksine sürekli bir şekilde daha fazlasını ve değişiğini arzu eder. Ancak bu sınırsız istekler bazen vücuda gelir, bazen vücuda gelemez. Faraza bu isteklerin hepsinin yerine geldiğini kabul etsek bile böyle bir kimse, sözü geçen sebeplerden ötürü yine huzursuz ve tedirgindir. Hoşuna gitmeyen halleri ise huzursuzlukla, sabırsızlıkla, korku ve endişelerle karşılar.

Bundan ötürü hayatta karşı karşıya kalacağı bedbahtlıkları, fikri ve sinirsel rahatsızlıkları, bazen en kötü hallere ve en çok rahatsız eden noktalara ulaşacak korkuları sorma gitsin.

Çünkü böyle bir kimse ne bu hallerinden dolayı herhangi bir sevap ümid edebilir. Ne de kendisini teselli edecek ve sıkıntılarını hafifletecek sabır ve takati bulabilir.

Bütün bunlar tecrübe ile görülen şeylerdir. Bu türden sadece bir örnek üzerinde düşünülecek ve insanların durumuna uygulanacak olursa; imanı gereğince amel eden mü'min ile böyle olmayan kimse arasındaki pek büyük fark görülebilecektir.

Din, Allah'ın rızkına ve kulların lütuf ve çeşitli ihsanlarıyla verdiklerine kanaat etmeyi son derece teşvik eder. Mü'min bir kimsenin hastalığa, fakirliğe ya da buna benzer herkesin maruz kalabileceği herhangi bir hale müptelâ olacak olursa, sahip olduğu iman, kanaatkârlık, Allah'ın kendine verdiği kısmete rıza gösterme gibi sıfatları dolayısıyla gözünün aydın, rahat ve huzur içerisinde olduğunu, kalbiyle kendisi için takdir edilmemiş herhangi bir işi talep etmediğini, daima kendisinden aşağı mertebede olanlara baktığını, kendisinden yukarıda olanlara göz dikmediğini görürüz.

Hatta bazen onun sevinç, neşe ve rahatının, bütün dünyevî istekleri elde etmiş fakat kendisine kanaat verilmemiş olan kimseden daha da ileriye gittiğini görebiliriz.

Diğer taraftan imanı gereğince amelde bulunmayan bir kimsenin, fakirlik yahut bazı dünyevî istekleri ele geçirememek gibi bir hale mübtelâ olduğu zaman son derece bedbaht ve sıkıntılı olduğunu görürüz.

Ayrıca korkmaya sebep teşkil eden hadiseler vücuda gelir ve insanı tedirgin eden olaylar başgösterirse, imanı sağlam, kalbi sebat içinde, ruhu mutmain, karşı karşıya kaldığı bir olayı takati çerçevesindeki düşünce, söz ve amel ile yönlendirebilme imkânına sahip olan bir kimse; başına gelen bu rahatsız edici olaya kendisini hazırlamış olur. Bunlar insanı rahatlatan ve kalbine sebat veren hallerdir.

Diğer taraftan iman sahibi olmayan bir kimse, bu durumun tam aksine korkutucu hallerle karşılaştığı zaman, kalbi bunlara tahammül etmez, sinirleri gerginleşir, düşünceleri dağınıklaşır, korku ve dehşet onu alır, gerçek mahiyetini anlatmaya imkân olmayacak şekilde derunî bir huzursuzluk ve haricî korkular etrafını sarar.

Böyle bir insan tipi eğer uzunca eğitime gerek duyan tabiî birtakım sebeplere sahip olmayacak olursa, gücü yıkılır, sinirleri gerilir. Buna sebep ise özellikle zorlu haller ve rahatsız eden ve üzen durumlar karşısında sabra götüren imanının bulunmayışıdır.

Salih ve fasık, mü'min ve kâfir; “zamanla, elde edilebilecek şecaat”i kazanmak bakımından birbirleriyle ortaktırlar. Korkuları azaltan ve hafifleten güdüler bakımından da birbirleriyle ortaktırlar. Fakat mü'min iman kuvveti, sabrı, Allah'a tevekkülü, O'na güvenip dayanması ve O'ndan mükâfat umması bakımından kahramanlığını daha da arttıracak,  korkunun kendi üzerindeki etkisini azaltacak, zorlukları hafifletecek diğerinin sahip olmadığı başka imkânlara da sahiptir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz o acı gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah'tan onların ümid edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz." (en-Nisâ, 4/104)

Böylelikle onlar korkuları darmadağın eden Allah'ın yardımını, birlikteliğini ve imdadını elde ederler.

Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Sabrediniz muhakkak Allah sabredenlerle beraberdir." (el-Enfâl, 8/46)

Üzüntüyü, kederi ve tedirginliği ortadan kaldıran sebeplerden birisi de güzel sözlerle, davranışlarla, türlü iyiliklerle ihsanda bulunmaktır. Çünkü bunların hepsi hayırdır, iyiliktir. Yüce Allah  yapılan iyiliklere göre hem iyi kimselerden hem de kötülerden üzüntü ve kederleri bertaraf eder.

Fakat mü'minin bunlardan alacağı pay daha fazladır. Çünkü o, yaptığı iyiliği ihlâsla ve Allah'ın mükâfatını umarak yapmakla böyle olmayandan ayırdedilir. Bu nedenle yüce Allah ona ümid ettiği hayır sebebiyle iyiliği karşılıksız olarak yapmasını da kolaylaştırır. İhlâsı ve mükâfatı Allah'tan ümit ettiği için hoşuna gitmeyen pekçok şeyi de ondan uzaklaştırır.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Bir sadaka vermeyi veya bir iyilik yapmayı yahut insanlar arasını düzeltmeyi emredeninkinden başka, onların fısıldaşmalarının bir çoğunda hayır yoktur. Kim Allah'ın rızasını gözeterek böyle yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz."  (en-Nisâ, 4/114)

Yüce Allah, bütün bu hususları kim yaparsa yapsın, yapılanın hayır olduğunu haber vermektedir. Hayır, hayrı getirir ve şerri uzaklaştırır. Aynı şekilde yaptığı hayrın mükâfatını Allah'tan umana da Allah pek büyük bir ecir verir. Pek büyük ecrin kapsamı içerisinde sıkıntıların, kederlerin ve benzeri hallerin son bulması da vardır. [3]

 [/b]
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Hayata Dair... Düşünce yazıları/Makaleler harras 0 191 Son Mesaj 07 Nisan 2009, 15:52:46
Gönderen: harras
Hamd, Hayata Gülümsemektir Tevhid Ve Akaid MERXAS 2 176 Son Mesaj 28 Temmuz 2009, 18:03:52
Gönderen: _uMuT_
Hayata Yön Veren Sözler Güzel ve ibretli Sözler byleoger 1 283 Son Mesaj 01 Temmuz 2009, 11:12:18
Gönderen: hamne
GÜNLÜK HAYATA AİT SÜNNET-İ SENİYYE Peygamber Efendimizin Hayatı têkoşîn 3 233 Son Mesaj 29 Eylül 2009, 16:46:28
Gönderen: têkoşîn
HAYATA DAİR - İNSAN OLMAK ! Kişisel Gelişim hamza01 1 234 Son Mesaj 04 Eylül 2010, 23:25:06
Gönderen: Kavl-i Leyyin
Hayata Takılan Sözler.. Serbest Bölüm « 1 2 » Mahya 14 922 Son Mesaj 16 Ekim 2010, 14:33:43
Gönderen: siyahi
Tevhidin Hayata Yansıması Tevhid Ve Akaid Âl-i İmran 0 142 Son Mesaj 20 Kasım 2010, 09:58:51
Gönderen: Âl-i İmran