0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Namazın Gerçeği  (Okunma Sayısı 436 defa)
Murtazaali
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


« : 20 Mart 2009, 10:55:24 »



İBADET VE UBUDİYET

ibadet Nedir?

İbadet, yaratılışımızın gayesidir. Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

"Biz cinleri ve insanları ancak ibadet et­meleri için yarattık." Zâriyât, 56

Kendimizin veya toplumun ihtiyaçlarını gidermeye yönelik yapılan çalışma, gelir elde etme, ilim tahsili, evli­lik ve halka hizmet etmek gibi işlerin hepsi, Allah rızası için olursa, ibadettir.

Bir şeyi ibadet yapan etken, onun mukaddes bir amaçla yapılması ve Kuran-ı Kerim'in tabiriyle
"ilâhî ren­ge" bürünmesidir. Bakara,. 138


Moderatöre Bildir   Logged
Murtazaali
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


« Yanıtla #1 : 20 Mart 2009, 10:57:18 »

Fıtrat ve İbadet

Birtakım işlerimiz alışkanlıktan, bazısı da fıtrattan kaynaklanır; alışkanlık üzere yapılan işler; spor yapmak gibi değerli olabileceği gibi, sigara içmek gibi değersiz de olabilir. Ancak fıtrî olan bir iş, yani her insanın tabia­tında bırakılan tertemiz fıtrattan kaynaklanan şey, kuş­kusuz değerli olur.

Fıtratın alışkanlıktan ayrıcalığı, onda zaman ve me­kânın, cins ve ırkın, yaş ve başın etkisiz olması ve her insanın insan olması hasebiyle ona sahip olmasıdır.
Ör­neğin belli bir zaman ve soya has olmayan evlât sevgisi gibi, her insan doğal olarak kendi çocuğunu sever.

Soru: Çocuk sevgisi, fıtrî bir duyguysa, neden bazı dönemler­de örneğin cahiliye döneminde insanlar çocuklarını diri diri gömüyor­lardı?

Cevap: Çeşitli fıtrî duygular vardır; çocuk sevgisi fıtrî bir duygu olduğu gibi insanın kendi haysiyetini koruması da fıtrîdir. Cahiliye Arab'ı, kız çocuğunu kendisi için bir ayıp ve kusur biliyordu. Çünkü kızlar savaşta esir düşüyorlardı; üretim ve maddî gelir güçleri yoktu. İşte bu yüzden haysiyetlerini korumak için kızlarından vazgeçiyor­lardı. Sözü uzatmaya hiç gerek yok; mal ve can sevgisi her ikisi de fıt­rîdir; fakat bazıları canlarını mala feda ederken diğer bazıları da mal­larını canlarına feda ederler. Dolayısıyla, haysiyeti koruma amacıyla insanın kızını feda etmesi, çocuk sevgisinin fıtrî oluşuyla çelişmez.


Fa­kat elbise modeli veya yemek çeşidi bir alışkanlık olup zaman ve mekâna göre değişebilir. Bir bölgede yaygın olan bir şey başka bir bölge de yaygın olmayabilir.

İbadet ve tapınma duygusu da fıtrî şeylerden biridir; dolayısıyla insanoğlunun en eski, en güzel ve en sağlam yapılarını mabetler, camiler, put haneler ve ateşkedeler oluşturmaktadır.

Elbette tapınma biçimleri arasında bir çok farklılık­lar söz konusudur. Taş, ağaç ve putlardan tutun yüce Al­lah'a varıncaya kadar mabut yönünden farklılık olduğu gibi dansetmek ve tepinmekten tutun Allah'ın velilerinin en derin ve en zarif münacatlarına varıncaya kadar de­ğişik ibadet şekilleri söz konusudur.

Peygamberlerin hedefi de insanda tapınma ruhu oluşturmak, hatta mabut ve ibadet şekli hususunda ısla­hat ve düzeltmeler yapmaktır.

Kilise, manastır, Hinduların mabetleri ve camilerin binaları için yapılan büyük masraflar, bayrak, vatan ve millî kahramanların kutsal bilinişi, şahıslara, hatta nesnelere yönelik övgüler, bütün bunlar insan varlığındaki tapınma ruhunun göstergeleridir.

Allah'a tapmayanlar da mal ve makam, eş ve evlat, diploma ve mektep, tarikat ve gelenek gibi şeylerden bi­risine tapınmaktalar. Bu yolda canlarını vermeye ve tüm varlıklarını edindikleri mabutlara feda etmeye hazır olurlar. İnsanın kendisi farkında olmasa bile tapınma çok derin fıtrî bir duygudur.


Mevlâna'ın dediği gibi:

"Hem çu meyl-i kûdekan ba-maderan

Sırrı meyl-i hud nedaned der-lebân."

(Çocukların annelerine eğilimleri gibi, / Kendi dudaklarımdaki bu eğilimin sırrını bilmezler.)


Hikmet sahibi Allah insana verdiği her içgüdüyü ve eğilimi doyuracak ve onu karşılayacak bir vesile yarat­mıştır. Susamak varsa, onu giderecek su da var edilmiş; acıkmak varsa, insanı doyuracak yemek de yaratılmış. Cinsel güdü verilmişse onu yatıştıracak eş de yaratılmış; koklama duyusu verilmişse koklanacak şeyler de yara­tılmıştır.

İnsanın derin duygularından biri sonsuzluğa eğilim, kemale yönelme ve bekayı istemesidir; Allah Tealâ'yla bağlantı kurmak ve O'na tapınmak bu fıtrî eğilimleri temin eden şeydir. Namaz ve ibadet sayesinde insan, kemâlatın kaynağıyla bağlantı kurar, gerçek mahbubuyla ünsiyet bulur, eşsiz güce sığınır.


Moderatöre Bildir   Logged
Murtazaali
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


« Yanıtla #2 : 20 Mart 2009, 11:00:50 »

Tapınmanın Kaynağı

Allah Tealâ'yı sonsuz kemalat ve sıfatlarıyla tanıyıp da karşısında huzu ve huşuyla eğilmeyen ve teslim ol­mayan var" mı? Kur'ân-ı Kerim kıssalar ve tarihî olaylar naklederek O'nun sahip olduğu güç ve azameti bize açık­lamaktadır.

Örneğin Kur'ân-ı Kerim'de şunlar anlatılır:
Allah, Meryem'e kocası olmaksızın çocuk verdi. Nil nehrini Musa için yarıp Firavun'u suda boğdu. Peygamberlerini silahsız bir hâlde dönemlerinin süper güçlerine galip kıl­dı ve tağutların burnunu toprağa sürdü. Sizi topraktan yaratan O'dur, ölümünüz, hayatınız, onurunuz ve zilletiniz O'nun elindedir.

Zaafını, bilgisizliğini, güçsüzlüğünü, tahmin edilebi­len ve edilemeyen tehlike ve hadiseleri görüp de kendi­sini onlardan kurtaracak bir güce ihtiyaç duymayan ve O'nun karşısında huşuyla eğilmeyen var mı?


Kur'ân-ı Kerim, ayetlerinde insana zaafını hatırlata­rak şöyle diyor: Sen dünyaya gelince hiçbir şey bilini­yordun, hiçbir şeyden haberin yoktu; tüm varlığın zaafla doluydu; nitekim güç ve kudret kazandıktan sonra da yine zaafa doğru gidiyorsun.

Sen her an tehlikelerle karşı karşıyasın. Yer küresinin hareketi yavaşlayacak olsa, gece veya gündüz sabit kalacak olsalar, onun hareketini kim hız­landırabilir ve bu durumu kim değiştirebilir?


Suyunuz çekilirse size kim bir akarsu su getirebilir?Mülk, 30

 Eğer dileseydik içecek suyunuzu tuzlu yapardık. Vakıa, 70

Dileseydik, ağaçları kuru bir çöp yapardık. Vakıa, 65

 Dileseydik yeri titrek ve hareketli kılardık. Sebe, 9

Kur'ân-ı Kerim insanı gaflet uykusundan uyandır­mak, gururunu kırmak ve yaratıcıya ibadet etmeye ve karşısında titremeye yönlendirmek için bu ve benzeri onlarca örnek zikretmektedir.
Moderatöre Bildir   Logged
Murtazaali
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


« Yanıtla #3 : 20 Mart 2009, 11:01:35 »

Tapınmanın Derinliği

Tapınmak, "basit bir huzu şekli" olarak bilinse de derinliği olan bir eylemdir.

Tapınmak insanın ruhundan kaynaklanır, bilincin­den kaynaklanır; ilgi ve kutsiyetinden, övgü ve raz-u ni­yazından kaynaklanır; iltica ve yardım dileyişinden ve mabudun kemalatına olan aşkından kaynaklanır.

Evet, tapınmak görünüşte basit bir ameldir; fakat yukarıdaki hususlar olmadıkça kesinlikle tapınmaz in­san. Tapınmak yani maddiyata sırt çevirerek ruhu uçurmak, gözle görülen ve kulakla duyulan şeylerin öte­sine geçmektir. Tapınmak, insanların yaratana karşı ba­zen övgü ve senayla, bazen Tesbih ve takdisle, bazı za­manlar şükür ve teslimiyetini dile getirmekle Rabbine karşı edebini ortaya koyduğu aşkını temin eden bir duy­gudur.
Moderatöre Bildir   Logged
Murtazaali
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


« Yanıtla #4 : 21 Mart 2009, 08:48:20 »

İbadete Karşı İlgisizlik

Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki:

"Ey insan! Ömründen bu kadar geçtiği hâlde (bu kadar kabiliyet, yetenek, imkânat, akıl, ilim ve vahiyden yararlanmana rağmen) tıpkı hayvan gibi bir otlağa kurulup uyuyorsansa, yazıklar ol­sun sana!" Nehc'ül-Belâğa, Mektup: 45

Evet, medeniyet, teknoloji, yeni araç ve gereçlerin icadı ve ilerleyişi yaşamı kolaylaştırmış, refah ve rahat­lık getirmiştir; fakat acaba insanın kemali bu maddî re­faha mı bağlıdır?

Eğer öyleyse, bu durumda yemek-içmek, giymek ve şehveti tatmin etmek hususunda hayvanlar insandan daha ileridedirler!

Yemek hususunda hayvanlar daha iyi, daha fazla ve daha rahattırlar; pişirme ve hazırlama gibi bir dertleri yok onların!

Elbise konusunda, dikmek, yıkamak ve ütü derdi di­ye bir dertleri yoktur!

Şehvet alanında, hiçbir problemle karşılaşmadan kendilerini tatmin etmekteler.

Ev hususunda, nice kuşlar ve haşereler vardır ki, yu­va yapmaktaki teknikleri insanı hayrete düşürmektedir.

Esasen, acaba teknolojinin bu ilerleyişi insanlığın ilerlemesini sağlamış mıdır?

Acaba bu rahatlık, huzur da getirmiş midir?

Her halükârda, insanın elini masum ve adil önderle­rin eline vermediğimiz takdirde insanlığa zulmetmiş ola­cağımız gibi insanın kalbi de Allah'a düğümlenmezse in­sanlık makamına hakaret edilmiş olur.

Moderatöre Bildir   Logged
Murtazaali
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


« Yanıtla #5 : 21 Mart 2009, 08:49:25 »

İbadetin Yörüngesi, Allah'ın Rızasıdır

Gökyüzündeki kürelerin ve farklı hareketleriyle ye­rin sabit bir yörüngesi olduğu gibi, zaman ve mekân şartları, kişisel ve toplumsal şartlar hareket şeklini belirlese bile ibadetlerin de farklı şekilleriyle sabit bir yö­rüngesi vardır ve o da Allah'ın rızasıdır.

Örneğin yolculuk, namazın iki rekât kılınmasına ne­den olur, hastalık namazın şeklini değiştirir; fakat iki re­kât veya seferi kılman namaz da tam namaz gibi namaz­dır ve Allah'ın zikri, O'nun rızası ve emrini yerine getir­mek doğrultusundadır. "Beni anmak için namazı kıl." Tâhâ, 14



Moderatöre Bildir   Logged
Murtazaali
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


« Yanıtla #6 : 21 Mart 2009, 08:50:51 »

İbadet Sevgisi

İbadet, ruhun gıdasıdır; yemekler arasında en iyi olanı bedence hazmedilenidir; ibadetlerin en iyisi ise ruha cezp olanıdır; yani neşat ve kalp huzuruyla yerine getiri­lenidir. Çok yemek bir işe yaramaz, önemli olan yararlı şeyler yemektir.

Resul-i Ekrem (s.a.a) Cabir b. Abdullah-i Ensarî'ye şöyle buyurmuştur:


"Allah'ın dini sapasağlam ayaktadır; o hâlde çı­na karşı uyumlu davran (ve ruhen hazır olmadı­ğın bir zamanda kendini ibadete zorlama); aksi durumda ibadetten nefret edersin." Bihar'ul-Envar, c. 71, s. 212

Resulullah'tan (s.a.a) nakledilen başka bir hadiste ise şöyle geçer:

"Ne mutlu ibadete aşık olup onu bir sevgili gi­bi kucaklayana!" Bihar'ul-Envar, c. 71, s. 212

Moderatöre Bildir   Logged
Bişnev
"Nalîna agirî..."
kadim üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 205


"Dilimden düğümü çöz"


WWW
« Yanıtla #7 : 04 Aralık 2009, 23:23:59 »


Biliniz ki, tadı damağınızda kalan namaz gerçek namazdır. Sadece böyle bir namaz, insan içinde günaha karşı nefret uyandırır. “Namaz müminin miracıdır” diye Allah (c.c.) Resulü’nün (s.a.v.) övdüğü namaz da işte bu namazdır. Müminin (her çeşit) ilerlemesi namazla gerçekleşir. Günahların affedilmesi de namazla mümkündür. Çünkü Kur’ân-ı Kerim:

“İyilikler günahları yok eder”  buyurmaktadır.

Bir dilenci insanların en cimrilerinden durmaksızın dilendiğinde, bir gün o cimri adamın merhamet duyguları da harekete geçer. O vermek istemediği hâlde dilencinin (ısrarı karşısında) ona bir şeyler vermek zorunda kalır. Durum böyleyken (çok merhamet eden) Allah (c.c.): “Benden isteyin! Ben size vereceğim!” dediği hâlde neden vermesin.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her sıkıştığında hemen abdest alıp namaza dururdu ve namaz içinde dua ederdi. Namaz içinde dua Allah (c.c.) Resulü’nün (s.a.v.) sünnetidir.

İsa (a.s.) dua meselesini çok güzel bir örnekle anlatmıştır. O şöyle der: “Ayyaş bir hâkim gece gündüz yiyip içmekle meşgul olduğundan dolayı hiç kimsenin davasını sonuçlandırmıyordu. Davasının insafla sonuçlanmasını isteyen bir kadın, gece gündüz bu hâkimin kapısında duruyor, oradan ayrılmıyordu. Onun bu ısrarlı yalvarışından usanan hâkim bir gün istemediği hâlde davasını sonuçlandırdı ve kadın hakkını aldı.” Acaba Rabbiniz bu hâkimin gösterdiği merhameti dahi gösteremez mi? Biliniz ki O, duanızı kabul edip muradınızı size verecektir. Fakat duanın kabul edilmesi için sebat şarttır. Sebat gösterdiğinizde bir gün duanız kesinlikle kabul edilecektir.

Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: