0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: NİL ÜLKESİNDE BİR MUSA: SEYYİD KUTUP  (Okunma Sayısı 970 defa)
kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1469


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« : 17 Ekim 2007, 17:37:39 »


NİL ÜLKESİNDE BİR MUSA: SEYYİD KUTUP
Tağutlar Seyyid Kutub'un fikirlerinden boşuna korkmuyorlardı. Çünkü onun ortaya koyduğu pratik “ İslami değerler” ile “Cahili değerler”in birbirine karıştırılmaması ilkesine dayanıyordu. Bu meyanda Uluhiyyet, Rububiyyet, Hakimiyyet, Cihad, Barış, Hürriyet gibi umuda kaldırılmış İslami kavramları aslına rücu ettirmiş, iki ayağı üzerine oturmuştu. Açıkça “Allah'ın Hakimiyetinin” sağlandığı bir “İslam devleti” için gerekli çalışma stratejisi oluşturma çağrısında bulunuyordu.
Seyyid Kutup, İslam davasına olan ihlasını canını vererek ispat etmiş bir iman şehidi... Yirminci yüzyılda İslam dünyasında en fazla yankı uyandıran müslüman mütefekkir.
1916 yılında Mısır'ın Asyut kasabasına bağlı Muşa köyünde doğar. Annesi son derece din-dar ve takva sahibi bir hanım. Babası hacı İb-rahim çocuklarına İsla-mi bilinci aşılamada hassasiyet sahibi. Üç kardeşi var. Muhammed, Emine ve Hamide. Hepsi de edip olan bu kardeşler: iman, ahlak, irfan ve faziletleriyle temayüz etmişler. İslam dünyasının içerisine düştüğü buh-randan çıkma yolunda konferanslar, makeleler, eserler vermişler.
Öğrenme çağına geldiğinde ailenin ilk öğrettiği şey kelam-ı ilahi olur. Taptaze, berrak dimağı gölgesine gireceği Kur'an ayetleriyle nakış-nakış işlenir. Kana-viçenin gergefi işlemisi gibi... Hece hece... Satır-sa-tır... İlkokulu bitirdiğinde Kur'an'ı baştan sona ezberlemiştir. O artık hafız Seyyiddir. Çölün sıcak ikliminde ruhlara ziyafet çeken Kur'an bülbülü. Manevi ziafet çekmek ne büyük lütuf! Hem nurdan taç giydirecekler kervanına katılmak ne muhteşem saa-det! Artık peygambermiz (s.a.v)'in “eşrafu ümmeti hamaletü'l Kur'an: Ümmetinin en şereflileri Kur'an taşıyıcılarıdır (sinesinde kur'an olan kimselerdir.”) övgüsüne nail olanlara dahildir. MaşAllah, berekal-lah!.. Ne karlı kazanç!...
Orta ve lise tahsilini el-Ezher'de, yüksek öğremini Kahire üniversitesi Darul-Ulum fakültesinde yapar. 1933'te bitirdiği fakülteye edebiyat hocası olarak atanır. Allah'ın takdiri Hasan el-Benna ile aynı okulda okumuştur. Henüz öğrenciyken Mahmut Abbas-el Akkad ile tanışır. Talebesi olur. Edebiyatçı kişiliğin-den oldukça etkilenir. O zamanın Mısır'ın da edebiyat muhiti el-Akkad ve Mustafa Sadık er-Rafii ekdü etrafında toplanmıştır. İki edip arasındaki reka-bette el-Akkad'ın tarafında yer alır. Bindokuzyüz otuz-kırk yılları arasında bir tarafdan fakültedeki görevine devam ederken, bir tarafdan da edebi çalışmalar yapar. Panellere katılır, tartışmalarda aktif şekilde yer alır.
Seyyid Kutup'un hayatındaki dönüşüm bir yö-nüyle Necip Fazıl Kısakürek'e benzer. Necip Fazıl-'ın şairlik yönü, Seyyip Kutup'un ise nesir yönü baskındır. Çok tatlı bir nesri vardır. İkisi de batı düşün-cesini iyi okumuşlardır. Necip Fazıl, Şeyh A. Hakim Arvasi ile Seyyid Kutup'ta Hasan el-Benna ile tanış-tıktan sonra yeni bir hayata adım atarlar. Seyyid Ku-tup, Hasan el-Benna'nın 1949'daki işaretinden birkaç yıl öncesine kadar Mahmut A. El-Akkad'ın etkisiyle oluşan yarı sosyalist yarı İslami düşüncesinin etkisin-dedir.
Hayatını iki bölüme ayırır:
1- Cahiliye devresi
2- Olgunluk devresi
Cahiliye devresi, kendisini edebiyata verdiği ve sos-yalizmi savunduğu taşkınlık devresidir. Bu dönemde hayatından kesitler içeren el-eşvak (Dikenler), Tiflun mine'l- Karyeti (Köyden Bir Çocuk) ve el- Medinetü'l- Meshüratü (Sihirli Şehir) isimli üç roman yazar. Henüz zihinsel bunalım içerisinde ve gel-gitler yaşamaktadır. Edebi tutumunu tenkid ettiği, bununla birlikte edebi sadeliğinden istifade etmesini bildiği Mustafa S. Er-Rafii. “Fil-Leheb ve la ve Yahterik: Alevler İçinde, Fakat yanmıyor!“ yazısını sanki Onun için yazmıştır. Toplumun manevi dokusunu çürüten materyalist cerayanlar, benliğini saran ince örgülü iman zırhını geçemiyor, sahillerdeki yalçın kayalara çarpan dalgalar gibi paramparça oluyor... Allah azze ve celle Hz. Nuh'u tufan felaketinden, Hz. İbrahim'i Nem-rud'un ateşinden, Hz. Musa'yı Firavun'un zulmünden koruyup kurtardığı gibi, Seyyid Kutub'u da lutüf ve keremiyle muhafaza ediyor. Evet, ateşler içinde, ancak alevler yakmıyor...
Cahiliye devresi uzun sürmez. İlgi alanı yavaş yavaş değişir. Meselelere eleştirel gözle bakmaya başlar. Olgunluk devresine doğru adım adım ilerlemektedir. İmandan kaleye dönüşeceği baharının arifesindedir... İhvan-ı Müslimin ile ilişkilerini geliştirir. Bir ara İhvan'ın desteğiyle Yeni fikir isimli bir dergi çıkarır. Yazdıkları yönetimin tepkisini çeker. Zira fincancı katırlarını ürkütmüştür. Tutuklanmaktan son anda kur-tulur. Bir kere yönetimin nasırına basmıştır. Mısır'dan uzaklaştırılmasına karar verilir. 1941 yılında araştırma bahanesiyle Amerika'ya gönderilir. Sosyaloji dokto-rası yapacaktır! Kendisinden beklenen aklını başına alması, fikirlerini değiştirmesidir.
Sonuç beklenenin tam tersi olur. Evdeki hesap çarşıya uymaz. Plan ters teper ve tam bir fiyaskoyla netice-lenir. Ilımlı bir çizgiye gelmesi için gönderildiği Ame-rika'da İslam'i hareketlerin efsanevi ideoloğu olma yolunda köklü bir fikri değişim yaşar. Rejim açısından yaşamanın adı hayal kırıklığıdır. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. Amerika'dayken Hasan el-Benna'-nın şehadetini öğrenir.
Kilise çanları çalmakta, kafirler sevinç naraları atmak-ta, şölenler düzenlemektedirler. Beyninde şimşekler çakar, kalbini örten perdeler açılır ve yattığı derin uy-kudan uyanır.
ABD dönüşü olgunluk devresinin de başlangıcıdır. Kur'an ve Sünnet eksenli çalışmalara hız verir. Ede-biyat sahasındaki çalışmaları azaltır. Günde on saatten fazla okur. Beşeriyeti içten içe tüketen, çürüten sosya-lizm ve kapitalizm gibi mevsimlik sistemlerin İslam'la taban tabana zıd olduğunu ve insanlığın sorunlarına çözüm sunmadığı gerçeğini yakinen öğrenir. İnsan-lığın yegane kurtuluş yolu İslam nizamının hakimi-yetiyle olacaktır... İpek böceğinin kozasını örmesi gi-bi, Onunda fikir merkezini Kur'an ve Sünnetten fışkı-ran akide oluşturur. Hemen tüm yazılarında altını ka-lın çizgilerle çizgidiği akide konusunu şöyle ifade eder: “Gerçek mücadeleyi ve verebilmek için akide şarttır. Akidesiz hayat, akidesiz insaniyet, tasavvur edilemez.”
Düşüncede gerçekleştirdiği inkilapçı değişimi pratiğe yansıtmakta gecikmez. Çok önceleri temasta olduğu İhvan-ı Müslim'e 1951'de resmen katılır. Cemiyette “İrşad müdürlüğü” vazifesini üstlenir. İhvan-a katı-lışını: “Ben 1951 yılında doğdum.” diyerek, milad kabul eder. Hasan el-Ben-na'nın şehadetinden sonra, onun damadı Sait Ramazan tarafından 1952'de çıkarı-lan el-Muslimun dergisinde yazılar yazmaya başlar. Ya-zıları Fizilal'il Kur'an cüze kadar gelmiştir. Kısa sürü-de hareketin idoloğu haline gelir. Fikir planda İhvan-ın Kutbu, vardığı uç noktadır. İhvan fiziki varlığını Hasan el-Benna'ya borçluysa, fikri varlığınıda Seyyid Kutub'a borçludur. Müba-lağısız hareketin düşünsel doğumunun fikir işçisi, mimarıdır. Yazılarında kullandığı terminolojiyle düşünce dünyamıza dinamizm kazandırmıştır. İçinden çıktığı yapıyı yeniden inşa etmiş, hatta aşmıştır denilebilir. Cemaatin “Rüçhan haklarını ellerinde bu-lunduranlar devasa mirasa on para eklemezken, o, mum gibi yanan ve yandıkça etrafını aydılatan asrın cihad önderi sıfatını çoktan hakeder. Bununla yetin-mez Hasan el-Benna'nın faaliyetçiliğini, akidevi ve fikri bir temele oturtur, evrensel İslam'i hareketin yata-ğını işaretler.
1952'de Hür Subaylar darbesi gerçekleşir kral Faruk devrilir, Cemal Abdunnasır cuntası iş başına gelir. İhvan'ın desteğine arkasına alan Nasır, çok geçmeden İhvan'ın bir numaralı düşmanı olur. Daha darbe hazır-lıkları yapılırken Amerika'nın kendisine müdahale etmemesi karşılığında, İhvan-ı Müslimin teşkilatını kaldırma sözünü vermiştir... 1954'de Nasır'a suikast teşebbüsünde bulunulur. Nasyonalizm denen ucu-benin kartondan kaplanı fırsatı kaçırmaz. Cemiyeti yasa dışı ilan ederek kapatır. Onbinlerce insanı tutuk-lar. A. Kadir Udeh ve Muhammed Fergali ile beraber haretetin altı liderini idam ettirir. Zulümden Seyyid Kutub'da nasibini alır. “Maskara” bir mahkemeden sonra onbeş yıl ağır kürek cezasına çarptırılır.
Hiçbir ceza Seyyid'in cesaret kararlığını kıramaz. Zin-dan da korkunç işkencelere maruz bırakılır. Dışaıda estirilen terör havasıyla kardeşe ekmeğe muhtaç hale getirilir. Hiç kimse cesaret edip de Kutub ailesiyle temas kuramaz. Bir dirhem borç verecek tanıdıklar bile çıkmaz. Borç istedikleri dostları dahi, “Biz sizi tanımıyoruz. Bize gelmeyin. Biz de size gelmeye-ceğiz.” derler. Baskılar kàr etmez. İnandığı yolda yü-rümeye devam eder. Dirayet tefsirinin en güzel örnek-lerinden “Fizilal'il Kur'an'ın” yarısını ve küfür rejim-lerinin altına dinamit koyan “Meallimu fit-tarik (Yol-daki İşaretler)” kitabını Medrese'i Yusuf'iyede kaleme alır. Mevdudi'nin 'Mustalahatul-Erbaa (Dört Terim)' Kitabını okuduktan sonra Fizilal'i yeniden gözden geçirir. Uluhiyyet, Ubudiyyet, Vahdaniyyet, Rubu-biyyet konularında Mevdudi ile aynı paralelde düşün-mesi, bu eserden oldukça etkilendiğini gösterir.
Irak devlet başkanı A. Se-lam Arif'in 1964'te devreye girmesiyle serbest bırakılır. Af kararıyla fikirlerinden cayması, evet efendimci olaması beklenir. Mutadı üzere beklentileri boşa çıkarır. Hakkı söylemekten bir kez olsun fütur etmez. Tağuti Nasır rejimine mu-halefetinin dozunu günden güne artırır. Kendisini ida-ma götürecek “mealimu fi't-Tarik” kitabını bu zaman zarfında yayınlar. O, (çelik yürekli) bir arslandır. Bu çelik yürek karşısında Nasır çaresizdir. Binbir komplaya başvurarak İhvan'a karşı ikinci saldırı dalgısını başlatır. Tüm insaf ölçü-lerini ayaklar altına alarak, erkek kadın 40 bin insanı hapse atar. Bunlardan birçoğu mahkeye çıkarılmadan işkenceyle şehid edilir. Tarihe ibret vesikası olarak geçen hadiseler yaşanır. 1965'te el-Ezher şeyhi, Sey-yid Kutub ve onunla birlikte olanların kafir, öldürül-melerinin vacib olduğuna dair fetva verir. Ayrıca İhvan'ı Müslimin'i tekfir eden “Şeytan Kardeşlerde Din anlayışı” kitabı şeyhin fetvasıyla basılır. El-Ezher şeyhinin bu fetvasına dayanılarak, Müslüman Kar-deşlerden öldürülen veya asılan kimselerin göğsüne Maide Suresi 33. ayet-i Kerimesi asılır.
Tağutlar Seyyid Kutub'un fikirlerinden boşuna korkmuyorlardı. Çünkü onun ortaya koyduğu pratik “ İslami değerler” ile “Cahili değerler”in birbirine karıştırılmaması ilkesine dayanıyordu. Bu meyanda Ulu-hiyyet, Rububiyyet, Hakimiyyet, Cihad, Barış, Hürriyet gibi umuda kaldırılmış İslami kavramları aslına rücu ettirmiş, iki ayağı üzerine oturmuştu. Açıkça “Allah'ın Hakimiyetinin” sağlandığı bir “İslam devleti” için gerekli çalışma stratejisi oluşturma çağrısında bulunuyordu.
“Önce özel niteliklere sahip İslami cemaat oluşturu-lacaktır... Canlı organizma olan “ cahiliye” ye karşı, ona denk canlı bir İslam Toplumu çıkmak zorundadır. Yoksa herşey sadece teoride kalmış olacaktır...”
“Yeni topluluğun eğitim sistemi (yol azığı) ve besleme kaynakları, tıpkı ilk Kur'an neslinde olduğu gibi, Kur'an ve Sünnet olacaktır. Cemaat insanlarını bu iki kaynakla yetiştirecektir...”
“İslami hareket cahiliyeyi ortadan kaldırıp İslami kılmak için “beyan” ve “hareket” aşamalarını takip edecektir. Bunun anlamı şudur: yeni topluluk, esastan (tevhid la ilahe illAllah) başlayarak İslami açık ve canlı bir şekilde topluma anlatır, tebliğ eder. Daha sonra cahiliyenin maddi gücüne denk bir İslami güçle karşı koyar, fiilen harekete geçer..” (Mealimu fi't-Tarik)
Diyar diyar dolaşıp şaşaalı toplantılarda İslamın edebiyatını yapan “alim” ve “akademisyen”lerin ku-lakları çınlasın!... İşte alim prototipi. Haybeden iri iri sözler söylemez söylediklerinin altına kanıyla imza-sını atar. Teori çizgi pratik ikilemine düşen İslanın yazarlığını kendinise, İslamın yaparlığını avama ha-vele eden entel taslaklarını yere çalan bu ateşin zekaya dikkat buyurun. İslam toplumu şaha kaldırmak, tepelere, zirvelere, şahikalara çıkarmak istiyor. Topraklarda sürünen cemiyeti nefes alsın, temiz hava solusun diye, semalara, göklere çıkarmak istiyor. Kartallarla tavukları bir tutmak, kartalları tavukların yanına indirmek isteyenlere dersler veriyor.
Hani, Estarabadi, hakkında ciltler yazılsı, şerhi bitme-yecek beyitinde der ya:
Alimanra ilm hest ü nist
Mürganra bal hest pervaz nist
(Alimler görüyorsun, ilmi var, irfanı yok. Kuşlar görü-yorsun kanadı var, uçması yok.)
Yani ilmiyle amil değil, cismi var, ruhu yok... Cihadı, gayesi davası yok... Peygamber varisi olduğunu unut-muş! Ne hazin manzara. Tavuk gibi! Kanadı var, fakat uçamıyor. Kokmaz, bulaşmaz. Tatsız, tuzsuz...
Mahkeme adı altında oynanan tiyatroya dönüyoruz. Seyyid Kutub, Şeyh Abdulfettah İsmail ve Yusuf Hevvaş idam cezasına çarptırılır. Mısır'ın modern Firavun'u Nasır'dan gelen 'özür karşılığında af talebini tarihe geçen şu sözleriyle reddeder: “Eğer idamı hak etmiş olarak Hakk'ın emri ile ipe çekiliyorsam, buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer batılın zulmüne kurban gidiyorsam, merhamet dileyecek kadar alçalmam.”
Gözünü kırpmadan İslam davası uğruna ölüme giden Seyyid Kutub, idamından 14 yıl önce yazdığı “İslami Etüdler” kitabında, bir fikir adamının yazdıklarını ebedileştirmesi için ne yapması gerektiğini söyle-miştir: “Kalem sahibi kimseler bir çok büyük işler yapabilirler. Ancak, fikirlerinin yaşamısı pahasına kendilerini feda etmeleri şartıyla, “hak” bildikleri şeyin “hak” olduğunu fütur etmeden söyleyip, gere-kirse bu uğurda başlarını vermeleri şartıyla... Biz fikir ve sözlerimiz uğruna ölsek de o fikir ve sözler ruhlu birer vucüt olarak kalacak yahut da onları kanla-rımızla sulayıp canlılar, ruhlar arasında yaşayacağız.”
29 Ağustos 1966... Tanyeri ağarmak üzere... Köhne bir oda. Orta yere kurulmuş üç ayaklı darağacı... İdamlar ayininin evrensel tarihinde eşine nadir rastlanan bir sahne. Seyyid Kutub idam sehpasına götürülüyor. Hoca efendilerden birisi yanına yaklaşır. Seyyid, “la ilahe illAllah” de. Seyyid'in cevabı muhatabının suratında patlayan şamar. “Sen de komediyi tamam-lamak için mi geldin? Kardeşim biz zaten “la ilahe illAllah” dediğimiz için idam ediliyoruz. Siz ise “la ilahe illAllah”ı söyleyerek ekmek kazanma peşinde-siniz.“ Son anlar... Şehadet parmağı göğe doğru yükselir. Dudaklardan ahed! Ahed! Dökülür...” Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O'ndan hoşnut, O'da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir.” (El-Fecr 27-30)
Allah'u Ekber! İşte tevhid inancı bu... Zillet altında yaşamaktansa izzetle ölmek ne güzel! Heyhat mine'z-zille demek ne büyük bahtiyarlık!.. Kahrolsun zillet, yaşasın izzet...
Mutünebbi'nin uslüb ve ifadenin lahud ufka yükselen şiirinde dediği gibi:
Men yahun yeshuli'l- hevanu aleyhi
Ma li-curhin bi meyyitin ilamu
(Zelil olan kimeseye zillet kolaydır/ çünkü ölümün yaradan incineceği yoktur)
Ve yine şairin dediği gibi:
Bu bir zillettir, zelilin yaşantısına kim imrenir
Nice hayat vardır ki ölüm ondan daha hayırlıdır.
Ya Nazm-ı Celil'den süzülen ışık! İnsanlığın şeref tacı olan izzetin korunması ihtiyacı, nurdan bir mahya halinde edebiyet semalarına gerilmiş nazar beklemektedir..”... İzzet Allah'ındır, Rasülünün'dür, Mü'minlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.” (El-Münafikun-:Cool
Nice bin yıllar tevhid ve şirk mücadelesine sahne olmuş topraklar yeni bir cenge tanıklık ediyordu. Musa, Firavun'un altında sere serpe yattığı ehramını ayağının altına alıyor, sağ elindeki asayı ebul hevl (sfenks) putunun ense köküne indiriyordu. Varsın boynumuza yağlı ilmek geçirilsin. Ne gam!..
Bir sevdadır bu. Kimi Şeyh Said gibi canını kimi de Bediüzzaman gibi hayatını verir. Seyyid Kutub'a ge-lince, o hem hayatını hem canını maşukuna adayan kınalı kurbandır. Onbeş yıllık mahkumiyetinin ardın-dan ölüm, altmış yaşında, hoş gelir sefa gelir. Mezarı bilinmese de yüreğimizdedir...
Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
hattab_72
Leşkere Hüseyni
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 218



« Yanıtla #1 : 20 Ekim 2007, 09:39:51 »

Allah razı olsun inş.Seyyit Kutub Çok mükemmel bir İslam Alimi
Moderatöre Bildir   Logged
Şehid Renginde
Fî Sebilillâh
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 788


Birgün gelir kavuşuruz.."özgürlüğün gölgesinde.."


« Yanıtla #2 : 03 Kasım 2010, 16:10:15 »





"Müminlerden öyle erler vardır ki onlar Allah'a verdikleri söze sadakat gösterdi; onlardan kimisi adaklarını yerine getirdi, kimileri ise beklemektedir."

(Ahzab 23)



Müslüman olarak şuna inanıyoruz ki, Yahudi devletinin sonu mutlaka gelecektir. Onun kurduğu devlet, zülüm ve diktatörlük üzere düzenlemeye çalıştığı egemenlik, pek yakında yıkılacaktır. Kur-an-ı Kerimin İsra suresinde, bu hususta inananlara müjdeler vardır..




Koca Osmanlı Devletini parçalayan, milliyetçi ve ırkçı hareketlerin ardında sinsi emellerini gerçekleştirmeye çalışan, Sultan Abdulhamid Han hazretlerini tahtan indiren ve İslam halifeliğini sona erdiren yahudidir..



Yahudiler, tarihlerinde çok kere denemiş olarak Filistin’e girip yerleşmiş, fitne ve bozgunculukları dolaysı ile de çıkarılmışlardır. Onlara iki vaad verilmiştir. Birincisini: tarihin sayfaları arasında bir çok kere deneyerek kapatmışlardır. Allah’ın vaadi haktır. Onda zerre kadar yalan ve şüphe yoktur. İkinci vaadi ise; -Allah’ın izni ile – Müslümanların elleriyle gerçekleşecektir. Yahudilerin kurdukları her devlet ve egemenlik, fitne ve bozgunculuklarından dolayı mutlaka yıkılacaktır. Kur-an-ı Kerimde bu hususta (isra süresi ayet 5) diye işaret edilmiştir.


Yahudinin devleti, egemenliği, dünyada oluşturduğu güç, maddi üstünlüğü ve bu üstünlüğüne güvenerek savurduğu tehditler Müslümanları sala korkutmamalıdır. Yüce Allah’ın vaadına ve Kur-an-ı Kerim’in ayetlerine samimi olarak inanırlar, yahudinin savurduğu tehditlerden ürküp sinmezler. Cihad emrini bırakıp köleliğe razı olmazlar.



Dünya tarihinde hiç bir millet, İsrail Oğulları gibi zülüm yapmamış, fitne ve bozgunculuk çıkarmamış, hile ve desiselere baş vurmamış, hakka ve doğru yola çağıranlara işkence yapmamış ve peygamberlerini öldürmemiştir. Yeryüzünde, inkar ve isyan bakımında da İsrail Oğulları gibi hiçbir millet, yaşamış değildir. Tarihi vesikalar, bunun birer şahidi olarak durmaktadır.



Eğer, İslam’ın doğuşundan itibaren Müslümanlar için yapılan düşmanlıkları incelemiş olursak, en şiddetli düşmanlığın Yahudilerden geldiğini görürüz. Dün olduğu gibi, bu günde aynı ölçüde ve şiddette Yahudilerin Müslümanlara karşı olan düşmanlıkları sürmektedir. Medine’de başlayan bu düşmanlık savaşı, tam on dört yüz yıldır devam edip gelmektedir. İslam’a, İslam Peygamberine, Kur-an-a ve İslam ümmetine en büyük iftirayı Yahudiler yapmıştır. Bu günde Yahudiler, İslam ve Müslümanlara karşı açık ve kesin olarak bu düşmanlıklarını ilan etmiş bulunmaktadır. Bugün, yer yüzünde Yahudi’nin en büyük düşmanı müslümandır. Müslümanın da en büyük düşmanı yahudidir.



Eğer günümüzün Müslümanları, bulundukları her yerde Yahudilerin hile, desise, plan ve bozgunculuğuna karşı uyanık olmaz ve medinede Peygamber(s.a.v) in Yahudilerin ve onların çevirdikleri dolaplara karşı aldığı tedbirlerin aynısını almaz ise, içinde bulundukları perişanlık ve dağınıklıktan kurtulamıyacaklardır. Emperyalizmin ve siyonizmin kölesi olarak, kendi ülkelerinde esir kalmakta devam edeceklerdir.



Bu İslam ülkelerinde, siyonizmin dostu ve söz birlikçisi binlerce kişi, lider, önder, düşünür, yazar, kumandan ve kahraman olarak ilan edilmiş ve en önemli işlerin başına getirilmiştir. Geçmişleri kirli ve karanlık olan bu kişiler devletin yönetimini teslim etmişler ve istedikleri her şeyi bunlara yaptırmışlardır. İslam’ın bu düşmanları, açık olarak yapamadıkları bir çok işleri ve görevleri de bunlar vasıtası ile gizli olarak yaptırmış ve başarmışlardır.

SADAKATLE SÖZÜNDE DURANLARA SELAM OLSUN
CENNETTE BULUŞMAK ÜZERE..
Moderatöre Bildir   Logged

" Anne!
Boyum tamamdır.
Artık Şehid olabilirim.
Dünya benim neyime. . "
yas gülü
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 358


ASRA ANDOLSUN İNSAN ZİYAN VE HÜSRANDADIR..


« Yanıtla #3 : 17 Şubat 2011, 10:12:58 »

HAYAT HÜKMETMEYEN İSLAM İSLAM DEGİLDİRRRR.... ONU HAYATINA GEÇİRMEYEN MÜSLÜMAN MÜSLÜMAN DEGİLDİRRRR....
Moderatöre Bildir   Logged

HAYAT İMAN VE CİHAT ALNIMIZIN YAZISIII...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
SEYYİD KUTUBUN ŞEHADETİ VE YOLDAKİ İŞRETLER-YENİ- Şehidlerimiz tayfun 6 771 Son Mesaj 17 Şubat 2011, 10:11:37
Gönderen: yas gülü
Kutup Ayılarındaki Tasarım Belgeseller harras 0 143 Son Mesaj 14 Mayıs 2009, 18:29:17
Gönderen: harras
SEYYİD KUTUPTAN İNCİLER İslam Alimleri ve öncüleri cebelinur 3 755 Son Mesaj 24 Temmuz 2010, 00:34:57
Gönderen: hamza01
AĞUSTOS ŞEHİDİMİZ SEYYİD KUTUB 'a İTHAF OLUNUR Film ve Belgeseller kuranehli 3 255 Son Mesaj 08 Ağustos 2009, 17:26:48
Gönderen: kuranehli
SEYYİD KUTUBUN ZİNDANDA YAZDIĞI MEKTUB Düşünce yazıları/Makaleler hamza01 0 153 Son Mesaj 15 Ekim 2009, 17:16:42
Gönderen: hamza01
fizilalil kuran seyyid kutup 12cilt Kitap-kaset ve Dergi ebu katade 0 218 Son Mesaj 21 Aralık 2009, 14:33:20
Gönderen: ebu katade
Muhammed Kutup ile Hasbihal.. Düşünce yazıları/Makaleler Şehid Renginde 0 154 Son Mesaj 17 Ağustos 2010, 17:51:05
Gönderen: Şehid Renginde