0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: ÖFKE ve KİN  (Okunma Sayısı 272 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« : 18 Temmuz 2008, 08:32:19 »

Öfke, sanki kanın tutuşturulması, alevlendirilmesidir. Nasıl ateşin üzerine konan su kabında, su fokurdamaya başlarsa, kalbdeki öfke ateşi de kalbe pompalanan kanı, ateş üzerindeki su gibi fokurdatır ve dolayısıyla kan deverânı hızlanır. Böylece damarlar kabarır, göz ve yüzler kızarır, el ve bacaklar titrer. Bunlar öfkenin dışa vuran alâmetleridir.

İnsanlar ya nefislerinden, cahili taassuplarından dolayı öfkelenir, ya da Allah için öfkelenir. Kınanan öfke, bâtıl yollar için nefsâni arzular, hevâi hevesler için öfkelenmektir. Allah için öfkelenmek ise, Peygamberimiz, efendimiz, canımız, Hz. Muhammed Mustafa sallAllahu aleyhi ve sellemin ahlâkıdır. Sıddıykların, salihlerin, muttakilerin ahlâkıdır.

Ebu Hureyre radıyallanu anh şöyle rivayet etti:

"Bir adam Peygamber sallAllahu aleyhi ve selleme dedi ki:

Bana az ve kolayca anlayabileceğim bir tavsiyede bulun.

Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

- Öfkelenme, dedi.

O kişi aynı şeyi birkaç kere tekrar etti.

Peygamberimiz sallAllahu aleyhi ve sellem her defasında:

- Öfkelenme, buyurdular." (Buhari)

İnsanın bir bedenî gücü vardır, birde rûhî gücü vardır. Bedenen nice güçlü kişiler vardır ki, rûhen zayıf oldukları için hâdiseler karşısında tahammül gösteremez, ümitsizliğe düşerler, fert olarak yapması gereken vazifelerini de terk eder, kaybolup giderler. Onun için hakîkî güçlü ve kuvvetli kişi, imânen, ruhen güçlü olandır. Hem rûhen, hem bedenen güçlü olmak ise nûrun alâ nurdur.

Allah Teâlâ muttaki Müslümanların vasıflarını zikrederken, onların öfkelerini yuttuklarını, öfkelendiği kişileri affettiklerini zikretmektedir.

"O takva sahipleridir ki, bollukta da, darlıkta da, Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapanları sever." (Al-i İmran/134)

Abdullah ibni Mes’ud radıyAllahu anh rivayet etti:

"(Bir gün) Rasûlulah sallalahu aleyhi ve sellem içinizden kimi pehlivan sayarsınız? diye sordu. Erkeklere yenilmeyen kişiye, dediler. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem: Pelhivan o değildir. Asıl pehlivan kızgınlık anında öfkesine hakim olan kişidir, buyurdu." (Müslim)

Bir anlık öfke, çok büyük hâdiselerin zuhuruna sebep olabilir. Nitekim bunun tarihte çok acı örnekleri vardır. Bilhassa yöneticilerin öfkelenmesi, çabuk öfkelenip, geç teskin olması büyük felâketlere, zulümlere, haksızlıklara sebep olmaktadır.

Ebu Said radıyAllahu anh şöyle rivayet etmektedir:

"Bir gün Peygamber salllAllahu aleyhi ve sellem, ikindi namazını kıldırdı. Namazdan sonra bize hitap etti, kıyamete kadar olacaklardan bahsetti. Hem de öylesine geniş ve çok konuştu ki anlatmadık hiçbir şey bırakmadı. Onu bizden ezberleyenler ezberledi, unutanlar da unuttu. Dedikleri arasında şunlar vardı:

Dünya yeşil ve tatlıdır. Allah sizi onun üzerinde emanetçi kılmıştır. Bakalım nasıl davranacaksınız diye nazar etmektedir. Dikkat edin! Dünyanın ve kadınların fitnesinden sakının.

Söyledikleri arasında şunlar da vardı:

Sakın insanların korkusu, kişiyi bildiği doğruyu söylemekten alıkoymasın.

Ebu Said radıyAllahu anh ağladı ve şöyle dedi:

Vallâhi bir çok şey gördük. Ancak korkudan bir şey söyleyemedik. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellemin söylediklerinden birisi de şöyleydi:

Dikkat edin. Kıyamet gününde, her hain için yaptığı hıyanete göre bir sancak dikilecektir. Halkı yöneten hükümdarın hıyanetinden daha büyük bir hıyanet olmaz. Onun sancağı arkasına dikilecektir.

O gün ezberlediklerimizden bir kısmı da şöyle:

Şunu iyi bilin ki Âdemoğlu muhtelif tabakalarda yaratılmıştır. Onlardan;

Kimi mü’min olarak doğar, mü’min olarak yaşar, mü’min olarak ölür.

Kimi kâfir olarak doğar, kâfir olarak yaşar ve kâfir olarak ölür.

Kimi kâfir olarak doğar, kâfir olarak yaşar ve mü’min olarak ölür.

Kimi yavaş öfkelenir, öfkesi çabuk geçer,

Kimi çabuk öfkelenir, öfkesi çabuk geçer.

Kimi de çabuk öfkelenir, ancak öfkesi yavaş diner.

Bunların en hayırlısı, en iyisi yavaş öfkelenip, çabuk sakinleşendir. En kötüleri de çabuk öfkelenip, geç sakinleşendir.

Kimi de vermeyi de, istemeyi de güzel yapar.

Kiminin vermesi kötü, istemesi güzeldir.

Kiminin vermesi güzel, istemesi kötüdür.

İnsanlardan vermesi de, istemesi de kötü olanlar vardır.

İnsanların en iyileri vermesi de, istemesi de güzel olanlardır.

En kötüleri de vermesi de, istemesi de kötü olanlardır.

Öfke, Âdemoğlunun kalbinde bir ateş kıvılcımıdır. Gözlerinin kıpkırmızı kesildiğini, damarlarının şiştiğini görmüyor musun? Öfkeden bir şey hissederse, yere otursun. Ebu Said dedi ki: Hâlâ güneşten bir şey kalmış mı diye ikide bir güneşe bakıyorduk. (Neredeyse akşam olacaktı) ve sonra:

Rasûlullah sallalahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Dikkat edin! Dünyadan geçen zamana göre, geri kalan vakti, şu günümüzün geçen zamanına nazaran geri kalan zamanı kadardır." (Tirmizi)

Öfkenin ifradı kötü olduğu gibi, tefriti de kötüdür. Allah için öfkelenmek ise büyük bir fazilettir. Müslüman dinine, iffet ve namusuna karşı saldırılar karşısında öfkelenmeli ve bu saldırıları bertaraf etmedikçe, hayasızca sataşmalar durmadıkça öfkesi asla dinmemelidir.

Çünkü, bu Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellemin ahlâkıdır.

"Dünya ve dünyalık bir şey onu öfkelendirmezdi. Ancak haksızlık yapıldığında öfkelenir ve haksızlık giderilinceye kadar hiçbir şey öfkesini durduramazdı. Hak ve hakikat bahis konusu oldu mu onu hiç kimse durduramazdı. Hiç kimseyi tanımaz gerçeği söylerdi. Kendi nefsi için kızmaz, intikam almaya kalkışmazdı." (Tirmizi)

Bir kimsenin, dinine, iffet ve namusuna saldırılar, hayasızca sataşmalar karşısında öfkelenmemesi, kulak yatırması, görmezlikten, duymazlıktan gelmesi, aşağılık, tiksindirici çok kötü, çok çirkin bir davranış ve çok kötü bir ahlâktır. Bu gibi kötü ahlâk sahiplerine hamiyetsiz denir.

Kişinin nefsi için, dünyası için aşırı derecede öfkelenip, kinlenip, sonu felakete dönüşecek davranışlar içine girmesi, şuurunu kaybedecek şekilde hiddetlenerek, sövüp sayması, vurup kırması, bir Müslümanın asla yapmaması gereken çok çirkin davranışlardır.

Nureddin Abdurrahman Molla Cami, meşhur Baharistan adlı eserinde şöyle bir hâdiseden bahseder:

"Emevi hânedanından İbrahim bin Süleyman anlatır:

Hilâfet Emeviler’den, Abbasiler’e geçtiği ve Abbasiler’in, Emeviler’i yakalayıp öldürdükleri sıralarda, ben Kûfe dışında ovaya bakan bir sarayın damında oturuyordum. Kûfe tarafından siyah renkli bayraklar belirdi. Gelen kalabalığın beni yakalamak istediklerini anlayarak aşağı indim. Evinde saklanabilmek için tanıdığım hiç kimse yoktu. Büyüklerden birinin sarayının kapısına doğru yürüdüm. Yakışıklı bir adamın atına binmiş ve kölelerle hizmetçilerinden bir kalabalığında etrafını çevirmiş olduğunu gördüm. Selam verdim. Bana, sen kimsin, ne istiyorsun? diye sordu. Düşmanlarının korkusundan kaçmış bir adamım. Senin konağına sığınmak için geldim, deyince, beni içeriye aldı ve harem dairesine yakın bir odaya yerleştirdi. Orada kaldığım birkaç gün zarfında yiyecek ve içeceklerden hoşuma giden her şeyi hazırladı. Bana kim olduğumu asla sormadı. Her gün yaptığı bu gezintisinin sebebini sordum. Her gün ata binip evden çıkıyor ve hemen geri dönüp geliyorsun, bu gezinti ne içindir? dedim. Şöyle dedi: İbrahim bin Süleyman babamı öldürmüştür. Bu şehirde gizlenmiş olduğu haberini aldım. Her gün onu bulmak ve babamın öcünü almak için gidip geliyorum.

Bu sözü işitince başıma gelen felâkete şaşırdım. Meğer kaza beni kendi ayağımla canıma kıymak isteyenlerin konağına atmış. Artık canımdan bıkmıştım. Ev sahibine adını ve babasının adını sordum. Doğru söylediğini anlayınca ona, ey babayiğit! Senin bende çok hakkın vardır. Bana, senin düşmanını bulmak bir borç sayılır. Seni bu gidip gelmek zahmetinden kurtarayım. İbrahim bin Süleyman benim. Babanın kanını benden iste. Ev sahibi inanmadı. Gâliba hayatından çok usandın da bu mihnetten kurtulmak istiyorsun, dedi.

Hayır. Allah’a yemin ederim ki öyle değil, babanı ben öldürdüm, dedim. Sözümün doğruluğunu anlayınca rengi değişti, gözleri kızardı, bir zaman başını önüne eğdi. Sonra bana:

Babamın yanına çabuk gidersin. O hakkını senden alır. Ben sana aman verdim. Yanlış bir iş yapamam. Kalk hemen dışarı çık. Çünkü kendime güvenim yoktur. Ola ki sana bir zararım dokunur. Bin altın ihsan etti. Altınları alıp oradan ayrıldım."

Molla Cami, bu hâdiseyi anlattıktan sonra, şunları yazıyor:

"Ey babayiğit! Yiğitlik öğren, cihan erlerinden erlik öğren. İçini kin güdenlerin öcünden kurtar. Dilini, kötü söyleyenleri ayıplamaktan koru. Sana kötülük yapanlara iyilik yap. Çünkü kötülük yapan kişi kendi ikbalini yaralamıştır. İyiliği âdet edinirsen, sana iyilikten başka bir şey geri dönmez."

Bir kişi öfkelendiği zaman öfkesini yutar, kendini öfkelendiren şahsı, intikam almaya gücü yettiği halde affederse işte bu davranış gerçek pehlivanlık, hakîkî yiğitliktir.

Ancak öfkesini yutan kişi, intikam almaya gücü yetmediği için öfkesini yutar, her an intikam ateşiyle yanarsa bu intikam hırsı zamanla kine dönüşür ve kendisini birçok İslam dışı davranışlara sürükleyebilir. Onun için Müslüman, intikam almaya gücü yetse de, yetmese de şahsıyla ilgili konularda af yolunu tutmalı, kin ve benzeri kötü ahlâklarla nazargâh-ı ilahi olan kalbini meşgul etmemeli, kirletmemelidir.

Kin, insanı sürekli kamçılar, sağlıklı düşünmesini, adalet ve insafla hareket etmesini engeller. Müslümana yakışan ise öfkesini, kinini yenip adaletle, insafla davranmaktır.

Fazilet ve üstünlük, şartlar ne olursa olsun hakkaniyet ölçülerine göre hareket etmektir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun. Bu Allah korkusuna daha çok yakışan bir davranıştır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir." (Maide/8)

Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
zillet_bizden_uzaktir
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 153


« Yanıtla #1 : 20 Ağustos 2008, 02:36:29 »

Allah razi olsun  guzel paylasim icin
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
İSRAİLİN VAHŞETİNE HER YERDE ÖFKE Dünyadan Haberler byleoger 1 220 Son Mesaj 28 Aralık 2008, 20:58:08
Gönderen: cebelinur
Bingöl'den Filistin’e Destek İsrail’e Öfke Üye Haber ve Duyuruları kuranehli 2 217 Son Mesaj 12 Ocak 2009, 23:13:15
Gönderen: suna
Cuma Günü, Öfke Günü: Mescid-i Aksa İçin Meydanlara İnin! Dünyadan Haberler __YaZ_yAğMuRu__ 0 151 Son Mesaj 29 Eylül 2009, 21:25:47
Gönderen: __YaZ_yAğMuRu__
öfke ve öğretilmiş çaresizlik Düşünce yazıları/Makaleler vuslat 5 294 Son Mesaj 07 Şubat 2010, 12:36:00
Gönderen: vuslat
Diyarbakır'da Danıştay'a Öfke Seli Yurttan haberler Mahya 0 113 Son Mesaj 14 Şubat 2010, 19:49:27
Gönderen: Mahya
Can Bebe'ye büyük öfke Yurttan haberler seriyye 0 308 Son Mesaj 03 Ağustos 2011, 20:17:09
Gönderen: seriyye
Kur'an Tedavisi ve Öfke Kişisel Gelişim Âl-i İmran 0 200 Son Mesaj 31 Ocak 2012, 19:20:29
Gönderen: Âl-i İmran