0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Önemli bir yazı dizisi  (Okunma Sayısı 730 defa)
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« : 18 Ekim 2010, 00:09:45 »

Bediüzzaman ve Risale-i Nur -1

Dr.Ebubekir Sifil

Soru:
Selâmun aleykum hocam. Radikal, nurcu ve tasavvuf ehli arkadaşlarım var. Bazı konularda bilgilerimizi paylaşıyoruz ama anlaşamadığımız konular var. Bu konularda ise sıkıntı yaşadığımız temel mesele hepimizin ikna olacağı kaynak bilgilere sahip olmayışımızdır. Aşağıda sorduğum soruları her grubun da mutmain olabileceği kaynak delillerle cevaplarsanız büyük bir problemin çözülmesi ve kafalardaki şüphelerin gitmesi açısından faydalı ve hayırlı bir hizmet etmiş olacaksınız, örneğin ayet, hadis-i şerif, peygamber hayatı, ashabın, tabiunun hayatı, tanınmış ve ehli sünnette ekol kabul edilen İslam alimlerinin yaşantı ve delillerinden örneklerle açıklarsanız seviniriz. Çünkü her grup kendi savunduğu anlayışı aynı yollarla savunmakta ve hak üzerinde birleşememekteyiz. Objektif bir bakış açısıyla her grubun da reddedemeyeceği ölçülerde bu meseleleri cevaplamanızı istiyoruz. Rabbim kolaylık versin.

S-1) Sait Nursi'ye, Bedüzzaman olarak nitelendirme nasıl ve kimler tarafından verilmiştir?

S-2) Bediüzzaman olarak İslam ilim çevrelerinde kabul görülmekte midir? Kabul görülüyorsa ölçüsü nedir? Kabul edilmiyorsa veya edilmeyecekse neden kabul edilemez?

S-3) Sait Nursi devrinin en üstün alimi midir yoksa daha üstün bilinen alimler var mıdır? Örneğin Zahid EI-Kevseri ile kıyaslandığında hangisi ilmi seviye bakımından daha üstündür?

S-4) Sait Nursi'nin verdiği bilgiler % 100 doğru mudur? Reddetmek İslam ölçülerinde nedir?

S-5) Sait Nursi'nin 2. Abdülhamit döneminde yapmış olduğu faaliyetler gerekli miydi yoksa hata mıydı?

S-6) Sait Nursi'nin, Osmanlıda, ilmiye grubu olarak yaptığı çalışmalar, verdiği fetvalar ve bu çerçevede başlatılan molla ayaklanmaları gözönünde bulundurulduğunda Osmanlının yıkılışında direkt veya endirekt etkisi var mıdır? Var ise bu nasıl değerlendirilmelidir?

S-7) Osmanlının yıkılışında etkisi var ise sonuçta hayır ve şer manasında açılan bir kapı vardır ki Sait Nursi bu durumun neresindedir? Yani şer ise kendisine vebal, hayır ise kendisine sevap mahiyetinde bir kazanç var mı?

S-8) Tarihçeyi Hayat'ta eski Sait diye tanımladığı ve hatalarla geçen devri olarak tanımladığı bu devri açıklamasını bazı müntesipleri sanki günah çıkarma gibi anlaktadır. Bu durum nasıl değerlendirilmelidir?

S-9) Risale-i Nurlar için ben onları kendim değil ilham alarak yazıyorum demesi ve bundan ötürü Risalelere Kur'an mesabesinde bakılması nasıl bir durumdur?

S-10) Risalelerdeki bilgilerin tümü kayıtsız şartsız doğru mudur?

S-11) Risalelerdeki bazı bilgileri reddetmek ve kabul etmemek itikadi açıdan tehlike yaratır mı?

S-12) Tefsir nedir? Risalelere tefsir demek doğru mudur? Bu bağlamda Sait Nursi müfessir midir?

S-13) Risalelerde neden kaynak belirtilmemiştir? Sait Nursi gibi birisi için kendisi kaynaktır kaynak belirtmesine gerek yoktur demek anlayışı ne kadar doğrudur?

S-14) Risalelere bu kadar önem verilmesine rağmen neden İslam ilim literatüründe kaynak eser olarak belirtilmemiştir?

S-15) Sait Nursi, Kastamonu Lahikası sayfa 79'da şunları yazmıştır; "Madem ahir zamanda Hz. İsa'nın dini hakikisi hükmedecek, İslamiyet'le omuz omuza gelecek elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve hazreti İsa'ya mensup mazlumların çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şahadet denilebilir." Bu doğru mudur? Doğru ise neden? İndi bir görüş ve İslam ölçülerinde kabul edilmez ise bunun nedeni nedir?

Sorular devam edecek.
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #1 : 18 Ekim 2010, 00:14:29 »

Bediüzzaman ve Risale-i Nur -2

S-16) Mehmed Kırkıncı 1-7 Temmuz 2001 Tempo dergisinde Sait Nursi'den şöyle bahsediyor; "(Sait Nursi) daha ziyade İslam'ın ahkâm noktasına değil, iman noktasına yönelik yazmıştır. Daha o zamandan evlattan anaya hisse verilmesini tenkit etmiş, Kur'an'ın ahkâmından bazı şeylerde var tenkit ettiği." Böyle bir durum var mı? Varsa bu yaklaşım doğru mudur?

S-17) Risaleler Türkçe'ye çevrildiğinde dini hikayeler gibi bir kitap seviyesine dönüşüyor. Arapça, Osmanlıca ve Farsça yazılması onun gerçekten ilmi bir eser olduğunun kanıtı mıdır?

S-18) Sait Nursi ve Risaleler neden muhteşem üstü görülmektedir ve bu değer doğru mudur?


S-19) Cevşenül kebir Hadis-i Şerif midir? Kutubu sitte de geçiyor mu? Cevşene bakış açımız nasıl olmalıdır?

S-20) Bazıları nur cemaatine bağlı olanların fazla olması sanki haklı bir davaymış gibi algılamaktadır. Bir davaya bağlı olanların fazla olması o davanın hak olduğunu gösterir mi?

S-21) 2. Abdülhamit Sait Nursi'yi deli diye tutuklatmış mıdır? Böyle bir olay varsa nedeni nedir?

S-22) 2. Abdülhamit ve Sait Nursi yaşantıları göz önünde bulundurulup kıyaslandığında üstünlük bakımından hangisi daha üstün olabilir? Neden?

S-23) Sait Nursi'nin siyaset konusundaki açıklaması doğru bir açıklama mıdır? Kastedilen nedir? Günümüzdeki siyasetten uzak durma manasında anlaşılıp uğraşılmaması ne kadar doğru bir davranıştır? Yanlış ise neden yanlış bir uygulamadır?

S-24) Sait Nursi'nin Ateizme karşı ehli kitapla birlikte hareket etmeliyiz demesi ne kadar tutarlı bir anlayıştır? Bildiğimiz kadarıyla komünizm ve ateizmi de başlatanlar ehli kitaptır. Öyle ise bu konu nasıl değerlendirilmelidir?

S-25) Risalelerde bariz hatalardan örnekler var mı? Örnek verebilir misiniz?

S-26) Risaleleri okumak ve başka eser okumamak yeterli midir?

S-27) Risaleler imanı konuları işlemiş ama anlaşılması zor bir eser. Bu bakımdan vasat Müslümanlara okutturulması ne kadar doğrudur? Örneğin Harun Yahya'nın imani eserleriyle kıyaslandığında nasıl bir sonuç ortaya çıkar? Diyebiliriz ki Harun Yahya'nın eserleri daha bilimsel, anlaşılır ve Risalelerin bir nevi Türkçeleştirilmiş hali gibidir. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda hangisinin tavsiye edilmesi daha doğrudur? Ya da yaklaşım nasıl olmalıdır?

S-28) Risalelerin yazıldığı dönem göz önünde bulundurulduğunda böyle zorlu bir ortamda örneğin cehennem nerede, cennet nerede, Hızır, İlyas ve İsa aleyhimusselamların makamları nerde gibi sorularla meşgul olması ne kadar gerekli bir durumdur? Ve gerçekten bu meseleler önemli meseleler mi ve nasıl değerlendirilmelidir?

S-29) Sait Nursi döneminde bilinen ve ondan daha üstün başka âlimler var mıydı? Varsa birkaç örnek verir misiniz?

S-30) Sait Nursi bugün en büyük farz İslam birliğidir derken, batıya karşıyken ve mütevazi bir hayat yaşarken bugün onun bağlıları neden aksi yolda gitmektedir?
S-31) Bugün kaç çeşit nur cemaati vardır ve anlayışları hakkında bilgi verebilir misiniz?

S-32) Nur cemaatleri siyaset konusunda şerdir deyip bu alanda nötr olmaları gerekirken neden o şerri işleyen siyasi partilerin yanında yer almaktalar?

S-33) Özellikle dinler arası diyalog konusunda Fetullah Gülen cemaatinin yaptıkları ne kadar yararlı? Zaralı ise neden zararlı? İslam'a düşman bir ülke neden Hoca efendiye üst düzey bir koruma sağlamaktadır? Yurt dışında yapılan okullar gerçekten tv'lerde gösterildiği gibi yararlı mı? Ayrıca ekranlara çıkıp ta İslam ve peygamberi hakkında güzel açıklamalar yapan Ehl-i kitaba inanmalı mıyız?
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #2 : 18 Ekim 2010, 00:20:24 »

Bediüzzaman ve Risale-i Nur - 3

Bediüzzaman merhum, Risale-i Nur ve Nurculuk diye bilinen hareket merkezli seri soruların cevabına geçmeden önce birkaç noktayı kısaca belirtmekte yarar görüyorum:

Cumhuriyet sonrası ülkemizde görülmeye başlayan cemaat yapıları, İslamî hassasiyet sahibi dirayet ehli Osmanlı bakiyesi alim, salih ve fazıl zatların milletimizin aidiyetleriyle ilişkisini devam ettirmek ve kendine yabancılaşmasının önüne set çekmek maksadıyla ortaya koydukları samimi/ihlaslı ve fedakârane çalışmaların eseri olarak niteleyebiliriz.

Aynı mübarek maksada yönelik gayretlerin semeresi olan bu yapıların, İslamî çalışmada birbirlerinin "rakibi" değil, "refiki" olması gerekir; eşyanın tabiatı bunu gerektirir. Dolayısıyla kendisini şu veya bu cemaate mensup hisseden, aidiyet bağlarını o şekilde kurmuş bulunan kardeşlerimizin, diğer yapıları birer "ayrışma unsuru" olarak görmesi, onlara mesafeli durması ve hele de "düşmanlık beslemesi" asla söz konusu olmamalıdır.

Bu söylediklerimin "temenni"den öte bir anlam taşımadığını düşünebilirsiniz. Ama herkes bizzat kendi nefsinde bu meseleyi ciddi anlamda sorgular, muhakeme ederse, söylediklerimin sadece temenniden ibaret "doğru" değil, aynı zamanda "mümkün", hatta "gerekli" olduğunu teslim edecektir.

Kim çıkıp da Bediüzzaman merhumla Süleyman Hilmi Tunahan merhum arasında, bugün onların tabileri olduğunu söyleyen bazı kardeşlerimiz arasında bulunana benzer bir iletişimsizlik olduğunu söyleyebilir? O insanların hayatında bunu söylemeyi mümkün kılacak bir hadise tesbit edilebilmiş midir?

Esasen Osmanlı bakiyesi o alim ve salih kadroya bir bütün olarak baktığımızda, hepsinin de batmakta olan bir geminin su alan çatlaklarını, gediklerini tıkamaktan başka bir hedefi olmayan, hayatlarını hizmet yarışı anlayışıyla geçiren insanlar olduklarını, her birinin, kendi iştigal ve ihtisas sahası içinde bu milletin geleceğini kurtarmak adına canla başla çalıştığını görürüz. Cemiyet-i İlmiye ya da Daru'l-Hikmeti'l-İslamiye çatısı altında faaliyet gösteren ulemanın hangisini diğerlerinden ayrı telakki edebiliriz? Mustafa Sabri Efendi ile Bediüzzaman Said Nursi, Ahıskalı Ali Haydar Efendi ile Muhammed Zâhid el-Kevserî, Elmalılı Hamdi Efendi ile Arapkirli Hüseyin Avni ya da İskilipli Atıf Efendi... gibi dönemin yıldızlaşmış isimleri arasında bu tarz bir ayrılık-gayrılık düşünmek başta onların hatırasına saygısızlık anlamı taşıyacaktır!

Dolayısıyla bugün, onların fikir, hareket ve metotlarını sürdürme iddiasını taşıyan kimse ve kesimler olarak sizlere düşen, onların arasında kikardeşlik ve dayanışmayı devam ettirmek, iş ve güç birliği yaparak insanımızın aidiyetleriyle ilişkisini daha kuvvetli kılmanın yollarını aramaktır.

Tasvip etmemekle birlikte bir durum tesbiti olarak söyleyelim: Bugün onların tabileri olduğunu söyleyen kimse ve kesimler arasında bir irtibatsızlık, hatta su-i zan bulunabilir. Bununla, onların metbuu durumundaki o alimlere karşı tavrı birbirine karıştırmamalıyız. O kesimlerin birbirine karşı olumsuz tavrı, izini takip ettikleri alim ve fazıl insanlara karşı olumsuz tavra dönüşmemelidir.

Elbette o alimler de birer beşer olmaları dolayısıyla hatadan masun ve masum değildir. Onarın hiç birisinden, hatasız ve kusursuz oldukları yönünde bir iddia sadır olmamıştır. Ehl-i Sünnet çizginin müktesebat ve dirayet sahibi müntesipleri olarak onlardan bunun aksini beklemek abes olurdu.

Ancak bu gerçek, onların bu memleket ve bu millet için o olağanüstü şartlarda gösterdiği fedakârlığı ve yaptığı samimi hizmetleri gölgelemez, gölgelememelidir.

Kardeş olmayı beceremiyorsak, hiç olmazsa bunu yapalım. Unutmayalım, hatasız dost arayan dostsuz kalır
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #3 : 18 Ekim 2010, 00:24:30 »

Bediüzzaman ve Risale-i Nur -4

Bediüzzaman merhum etrafında 33 maddelik okuyucu sorusunun aynı sırayla cevapları şöyle:

1. "Sait Nursi'ye, Bedüzzaman olarak nitelendirme nasıl ve kimler tarafından verilmiştir?"

"Bediüzzaman", "zamanında yaşayan insanlar arasında emsalsiz olan, bir benzeri olmayan, asrının yegânesi, yetenek ve kabiliyetleri bakımından çağında eşsiz olan..." gibi anlamlara gelen bir terkiptir. Arapça'da "vahîdu asrihî", "ferîdu dehrihî", "yetîmetu'z-zemân"... gibi terkipler de bu anlamda kullanılır.

İslam tarihinde bu lakapla anılan birçok isim bilinmektedir. İbn Asâkir'in hocaları arsında bulunan Ebû Ali Ahmed b. Sa'd b. Ali el-İclî en-Nihâvendî bunlardan birisidir.(1) Bir diğeri hadis hafızı Ebu'l-Fadl Ahmed b. el-Hüseyin b. Yahya el-Hemedânî'dir.(2)  "Makâmât" sahibidir. Meşhur el-Harîrî, "Makâmât"ını onu örnek alarak hazırlamıştır. Şiirdeki ve şiir ezberindeki mahareti dolayısıyla kendisine bu lakap verilmiştir. Hibetullah b. El-Huseyin b. Yusuf el-Usturlâbî de onlar arasındadır.(3) Astronomi konusundaki birikim ve yeteneği sebebiyle Bediüzzaman olarak anılmıştır.

Bu lakabın Üstad Said Nursî merhuma ilk defa kim tarafından verildiği konusunda net bir bilgiye ulaşamadım. Tarihçe-i Hayat'ta, üstün zekâsı ve kabiliyeti sebebiyle genç yaştayken döneminin alimleri tarafından kendisine bu lakabın verildiği keydedilmekte ve şöyle denilmektedir: "İşte pek genç yaşındaki mezkûr harikuladeliklere ve bahr-i umman halinde bir ilme malikiyetine şahit olan ehl-i ilim, Molla Said'e "Bediüzzaman" lakabını vermiştir."(4)

Yine bu eserde şöyle denir: "İstanbul'da grup grup gelen ulemanın suallerini cevaplandırıyordu. Genç yaşında böyle bilâistisna bütün suallere cevap vermesi ve gayet mukni ve beliğ ifade ve hârika hal ve tavırlarıyla, ehl-i ilmi hayranlıkla takdire sevk ediyordu. Ve "Bediüzzaman" ünvanına bihakkın layık görüyorlar ve bu fevkalade zatı, bir "nadire-i hilkat" olarak tavsif ediyorlardı."(5)

Eserlerinden ortaya çıkan netice odur ki, bu lakabı Üstad'ın kendisi de benimseyip kullanmış, eserlerinde zikretmekten de geri durmamıştır. Hatta henüz berhayat iken, bu lakabı bir büyüklenme vesilesi olarak kullandığı tarzında tenkitlere muhatap olmuştur. Bunlara mukabelesi dikkat çekicidir:

"Sual: Sen imzanı bazen 'Bediüzzaman' yazıyorsun. Lâkap medhi imâ eder.

"Cevap: Medih için değildir. Kusurlarımı, sened-i özrümü, mazeretimi bu ünvan ile ibraz ediyorum. Zira bedi, garip demektir. Benim ahlâkım, sûretim gibi ve üslûb-u beyanım, elbisem gibi gariptir, muhaliftir. Görenekle revaçta olan muhakemat ve esalibi, benim üslûp ve muhakematımla mikyas ve mihenk itibar yapmamayı bu ünvanın lisan-ı haliyle rica ediyorum. Hem de muradım, 'bedî', acip demektir..."(6)


Kendisinin bu lakabı farklı bir mülahazayla kullandığını gösteren bir diğer örnek de, kendisi hakkında, "İstibdadın Garibuüzzamanı, Meşrutiyetin Bediüzzaamanı, şimdikinin de Bit'atüzzamanı Said Nursî"(7) ifadesidir.

Devam edecek.

1) Bkz. Târîhu Dimaşk, XLIII, 181; LXVIII, 195.

2) İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, XI; 340.

3) ez-Zehebî, Târîhu'l-İslam, XXVIII, 301.

4) Tarihçe-i Hayat, 47.

5) A.g.e., 53.

6) Hutbe-i Şâmiye, 101.

7) Tarihçe-i Hayat, 78.
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #4 : 18 Ekim 2010, 00:29:09 »

Bediüzzaman ve Risale-i Nur -5


Üstad'a "Bediüzzaman" lakabının nasıl ve niçin verildiğine gelince; kendisi henüz 14-15 yaşlarındayken ilmî muhitlerde yaygın bir şöhrete nail olmuştu. Keskin zekâsı, dirayeti, ilmî kudreti ve müthiş hafızası, gittiği yerlere kendisinden önce ulaşırdı.

Bu sebeple her gittiği yerde hemen ilmî meclisler kurulur ve bu şöhretin hak edilmiş olup olmadığını anlamak için ilim erbabınca bir anlamda imtihana çekilirdi. Bizzat kendisiyle uzun görüşmelerde bulunmuş olan merhum Eşref Edib, Üstad'ın biyografisini anlatırken şöyle diyor: "... Siirt uleması merak ettiler. Bir yere toplandılar. Üstad'ı davet ettiler. İntihap ettikleri sualleri birer birer sordular. Üstad hepsine cevap veriyor, bir taraftan da kitaba bakar gibi hocasının yüzüne bakıyordu. O zaman Siirt uleması Molla Said'in hakikaten bir harika, bir Bediüzzaman olduğuna hükmetmiş, onun dehasına hayran olmuşlardı..." (1)

Bu konuda farklı bir tesbit de şu şekildedir: "Van valisi Tahir Paşa onu sık sık evine misafir ediyor ve onun çeşitli konularda belirttiği görüşleri saygıyla karşılıyordu. Said Nursi, aynı yıllarda Bitlis valisinin bir içki alemi düzenlediğini haber alınca, Valiyi topluluğun huzurunda Kur'an'dan ayetler okuyarak uyarmış, bunun üzerine Vali pişman olup tevbe ettiğini açıklamak zorunda kalmıştı. Bu hadiseden bir süre  sonra Van valisi  Tahir Paşa'nın huzurunda çevredeki alimlerin bütün sorularını cevaplandırınca kendisine "Bediüzzaman" lakabı verildi." (2)

Bu nakillerden ikincisinin daha kesin ifadeler taşıdığına istinaden Üstad'a "Bediüzzaman" lakabının Van valisi Tahir Paşa'nın huzurundaki münazara sonrasında verildiğine hükmedebiliriz.

S-2) Bediüzzaman olarak İslam ilim çevrelerinde kabul görülmekte midir? Kabul görülüyorsa ölçüsü nedir? Kabul edilmiyorsa veya edilmeyecekse neden kabul edilemez?

Bediüzzaman merhumun eser ve görüşlerinin ilmî çevrelerde genel kabul gördüğünü söylemek yanlış olmaz. Ali Ulvi Kurucu merhumun şu ifadeleri bu konuda yeterince fikir verir niteliktedir:

"Merhum Bediüüzzaman Said Nursi'nin adını, Kahire'deki talebelik yıllarımda gerek Mustafa Sabri Efendi ve gerek Zâhid el-Kevserî ile İhsan efendilerden duyardım: Müstesna insan, fevkalade zeki bir zat. "Bediüzzaman" ünvanı kendisine Doğu'daki hocaları tarafından verilmiş. "Zamanın harikası" demek. (...) Müstesna bir âlim olarak hem eski Arapça medrese ilimlerini bilir, hem de günün fizik, biyoloji, astronomi gibi modern ilimlerine aşinadır. Nadir bulunur bir zekâ ve deha sahibidir..." (3)

Bununla birlikte bizzat Risale-i Nur'un incelenmesiyle de anlaşılacağı gibi, Bediüzzaman henüz hayattayken eser ve görüşlerine ilmî muhitlerden itirazlar varit olmuş, o da bunlara mukabelede bulunmuştur. Günümüzde de Risale-i Nur'u tenkit konusu yapan çalışmalara -nadir de olsa- rastlanmaktadır.

Söz konusu tenkitleri iki grupta toplayabiliriz:

1. Bediüzzaman'ın da mensubu bulunduğu Ehl-i Sünnet ulemadan gelenler.

2. Bediüzzaman'la ve Ehl-i Sünnet çizgiyle kan davası olan bid'at ehlinin tenkitleri.

Bir başka tasnif de, Risale-i Nur bağlamında "esasa yönelik tenkitler" ve "usule yönelik tenkitler" şeklinde yapılabilir.

Şunu bir temel tesbit olarak ortaya koymak ilim ve vicdan borcudur: Her insan gibi Bediüzzaman merhum da yazdıklarında hatadan masun ve masum değildir. Hatta bizzat kendisi, yazdıklarının ve söylediklerinin doğrudan kabul edilmesi yerine mihenge vurularak alınması gerektiğini söylemiştir.

Devam edecek.

1) Eşref Edib, Risalei Nur Müellifi Said Nur, 20.

2) İhsan Işık, (Muhammed Şeyhanzade, Vefatının 26. Yılınca Üstad Bediüzzaman Said Nursi, Girişim Dergisi, sayı: 7,  Nisan 1986'dan naklen), Bediüzzaman Said Nursi ve Nurculuk, 11.

3) M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar-3, 265.
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
seriyye
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1307


Allaha teslim olan eşyayı teslim alır.


« Yanıtla #5 : 18 Ekim 2010, 10:33:23 »

        bana göre çağın harikasıdır.onu Bediüzzaman yapan özelliği ise dünyadan uzak yaşantı ve ""zaman imanı kurtarma zamanıdır,velayet değil ""deyişi olup bunu kendi nefsine uygulamasıdır.
Moderatöre Bildir   Logged

Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #6 : 26 Ekim 2010, 00:12:52 »

Okuyucu Soruları 26 BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR-6



Milli Gazete - 26 Eylül 2010



Üstad merhumun ilmî çevrelerde "Bediüzzaman" olarak kabul edilip edilmediği sorusu, dönemindeki ilim ehli tarafından "emsalsiz, benzersiz, en üstün" olarak tavsif ve takdim edilip edilmediği anlamındaysa, bu noktada benim muttali olabildiğim şudur: Mustafa Sabri Efendi, Muhammed Zâhid el-Kevserî, Elmalılı Hamdi Efendi, Ermenekli Safvet Efendi, İskilipli Atıf Efendi gibi (Allah hepsine rahmet eylesin) dönemin ilim zirveleri arasında mutad veçhile mevcut olan seviyeli münasebet, Bediüzzaman merhum için de söz konusu olmuştur. Bediüzzaman da zikri geçen alimlerden bir alim olarak gerek Cemiyet-i Müderrisin'de, gerekse Daru'l-Hikmeti'l-İslamiye'de görev almış, o kritik zaman dilimlerinde onlarla aynı yükü omuzlamıştır. Onlar arasında Bediüzzaman merhuma sıra dışı bir tebcil ve ta'zimde bulunan kimse bulunduğunu bilmiyorum.

Dolayısıyla bize düşen, yakın geçmişimizde din için, vatan için, Müslüman milletimiz için önemli çalışmalar yapmış alimlere karşı hissettiğimiz minnet ve şükran duygularını Bediüzzaman merhum için de hissetmektir.

 

S-3) Sait Nursi devrinin en üstün alimi midir yoksa daha üstün bilinen alimler var mıdır? Örneğin Zahid El-Kevseri ile kıyaslandığında hangisi ilmi seviye bakımından daha üstündür ?

"Devrinin en üstünü şu zattır, bu zattır" tartışmasına girmeyi doğru bulmam. Onunla aynı dönemde yaşamış ilim ehli arasında böyle bir yarış vuku bulmamıştır ki biz de benzeri bir tutum içine girelim. Keza o kendisini devrinin ulemasının üstünde görmemiştir ki, aynı tavır başkalarından da sadır olsun!

Bununla birlikte her dönemin uleması için söz konusu olduğu gibi, onun yaşadığı dönemin alimleri için de birbirlerine farklı dallarda tefevvuk etmiş olanlar bulunması normaldir. Söz gelimi Muhammed Zâhid el-Kevserî merhum, İslamî ilimlerin her dalında kalem oynatacak, söz söyleyecek kudrettedir; ama bilhassa Hadis/Rical ve Kelam sahalarında bir adım öne çıkmıştır. Keza Mustafa Sabri Efendi merhum Fıkıh ve Kelam alanlarında, Elmalılı merhum Tefsir, Fıkıh, Kelam ve Felsefe alanlarında yoğunlaşmıştır; bununla birlikte onlar da İslamî ilimlerin hemen her dalında söz söyleme kudretini haizdir.

Bu açıdan bakıldığında Bediüzzaman merhum da İslamî ilimlerin hemen her dalına taalluk eden hususlarda konuşup yazmış, ama onun konuşup yazdıklarının asıl ağırlık noktasını, ateist ve naturalist cereyanların İslam itikadına yönelik meydan okumalarına mukabele ve imanî meselelerin modern çağın insanının idrakine sunulması meselesi teşkil etmiştir.

 

S–4) Sait Nursinin verdiği bilgiler % 100 doğru mudur? Reddetmek İslam ölçülerinde nedir?

Kur'an'dan başka hiçbir kitabın muhtevasına ve Efendimiz (s.a.v)'den başka hiçbir insanın bütün söylediklerine % 100 doğrudur diyemeyiz. Bediüzzaman merhumun mezhebinin imamı olan İmam eş-Şâfi'î, talebesi el-Büveytî'nin naklettiğine göre şöyle demiştir: "Ben bu kitapları yazdım. Onlarda mutlaka hata bulunur. Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor[1]: "Eğer (bu Kur'an) Allah'tan başkası nezdinden olsaydı, onda çok tutarsızlıklar bulurlardı."[2] Malum ve meşhurdur ki, İmam eş-Şâfi'î, talebesi el-Müzenî tarafından seksen kere okunan er-Risâle isimli eserini her seferinde tashih etmiş, en sonunda da "Allah, kendi kitabından başkasının hatasız olmasını murad etmemiştir" diyerek ne kadar tashih edilirse edilsin Kur'an'dan başka her kitapta mutlaka hata bulunacağını ikrar etmiştir.

Devam edecek

 


[1] 4/en-Nisâ, 82.

[2] Ebû Zehra, eş-Şâfi'î, 161.
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #7 : 26 Ekim 2010, 00:16:33 »

Okuyucu Soruları 26 BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR-7



Milli Gazete - 3 Ekim 2010



Üstadın bizzat kendisi, eserlerinin hatasız kabul edilmesine rıza göstermemiş, yazdıklarının mihenge vurulmasını istemiş ve şöyle demiştir: "Hiçbir müfsid ben müfsidim demez, daima suret-i haktan görünür. Yahud bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hatta benim sözümü de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip, tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler, hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktı ise kalbde saklayınız; bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduâyı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz."[1]

Burada bir hususun altını çizmemiz gerekiyor: Bediüzzaman merhum, yapması gerekeni yapmış ve kendisinin hatadan masun ve masum kabul edilmemesi için bu kadar açık konuşmuştur. Ancak bu, özelde onun ve genelde diğer ilim ehlinin yazdıklarını, söylediklerini, görüş ve eserlerini her önüne gelenin eleştirebileceği şeklinde anlaşılmamalıdır. Onun ve diğer ilim ehlinin eserlerini mihenge vurmak, mihengin ne olduğunu ve "mihenge vurma"nın mahiyetini bilenlerin işi olmalıdır!

 

S–5) Sait Nursi’nin 2. Abdülhamit döneminde yapmış olduğu faaliyetler gerekli miydi yoksa hata mıydı?

Cennetmekân Sultan II. Abdülhamid hanın en büyük talihsizliği, birkaç istisna dışında devrinin tefekkür ve kalem erbabı, özellikle de ilmiye sınıfı tarafından gerektiği gibi anlaşılamamış olmasıdır. Diğer sınıflar bir yana, özellikle ilim adamları tarafından "müstebit" yaftası ile yaftalanmak belki de onun maruz kaldığı en yaralayıcı muamele olmuştur.

Bediüzzaman merhum da o dönemin genel havası içinde Abdülhamid hana karşı pozisyon almış, Meşrutiyet'i bütün varlığıyla ve büyük umutlarla desteklemiştir. Ancak İttihat Terakki  döneminin felaketlerini görüp yaşayınca hakikati anlamış ve pişman olmuştur. Muhterem Kadir Mısıroğlu'nun yazdığına göre Bediüzzaman, vefatından kısa bir süre önce Sultan Abdülhamid'in torunu Nemika Sultan'a giderek dedesi adına kendisinden helallık dilemiştir.[2]

Rıza Tevfik'in bile gerçeği görüp haklıyı haksızı en çarpıcı biçimde itiraf ettiği bir ortamda Bediüzzaman da elbette kendisine yakışanı yapacaktı…

 

S–6) Sait Nursi’nin, Osmanlıda, ilmiye grubu olarak yaptığı çalışmalar, verdiği fetvalar ve bu çerçevede başlatılan molla ayaklanmaları göz önünde bulundurulduğunda Osmanlının yıkılışında direkt veya endirekt etkisi var mıdır? Var ise bu nasıl değerlendirilmelidir?

Ne Bediüzzaman merhumun ne de dönemindeki ilmiye sınıfının "Osmanlı'yı yıkmak" gibi bir emel ve çabası olmuştur. Böyle bir cümle kurmak bile büyük vebaldir. Eğer Bediüzzaman merhumun Cennetmekân Sultan Abdülhamid han aleyhdarlığını "Osmanlı'nın yıkılışına dolaylı katkı" saymak doğruysa, bu sadece ona değil, Sultan'ın aleyhinde bulunan herkese raci bir vebal ve töhmet olur!

Evet, Bediüzzaman'ın Sultan Abdülhamid han aleyhdarlığı kimsenin gizlisi değildir; ancak şu da bir hakikat ki, onun aleyhdarlığı, hal'ine fetva verecek veya aleyhine ayaklanma tertip etmek gibi girişimlerde bulunacak noktaya varmış değildir. Hatta onun Abdülhadim karşıtlığı mesela merhum Mehmet Akif'inki kadar değildir. Yukarıda da söylediğim gibi Bediüzzaman gerçeği yaşayarak idrak ettikten sonra nedamet getirmiş ve helallık dilemiştir; Ama aynı şeyi Akif için söylemek kolay değildir.

Sorunun, Bediüzzaman merhumun bir "molla ayaklanması" ile irtibatını ima eden kısmını anlamadım. Ne onun böyle bir ayaklanma tertip etme niyetinden, ne de esasen böyle bir ayaklanmadan haberdarım. Burada soru sahibinin bir bilgi yanlışlığı olmalı.

Devam edecek


[1] Münâzarât, 14.

[2] Kadir Mısıroğlu, Bir Mazlum Padişah: Sultan II. Abdülhamid isimli eserin önsözü.

Her ne kadar böyle bir olayın vuku bulmadığı iddia edilmiş olsa da (bkz. http://www.saidnursi.de/tr2/index.php/BEDiUZZAMAN-CEVAP-VERiYOR/Said-Nursi-helallik-istedi-mi.html), olayı bizzat tahkik ve teyit eden başkaları da olmuştur. (bkz. http://muzafferdeligoz.blogcu.com/bediuzzaman-2-abdulhamit-in-varislerinden-helallik-aldi-mi/5366421) .
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #8 : 29 Ekim 2010, 22:38:11 »

Bediüzzaman ve Risale-i Nur - 8

Soru:Osmanlının yıkılışında etkisi var ise sonuçta hayır ve şer manasında açılan bir kapı vardır ki Sait Nursi bu durumun neresindedir? Yani şer ise kendisine vebal, hayır ise kendisine sevap mahiyetinde bir kazanç var mı?

Cevap:Ameller niyetlere göre değerlendirilir. Daha önce de belirttiğim gibi, o dönemde sadece Bediüzzaman merhum değil, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Mehmet Akif gibi kalburüstü pek çok isim Sultan II. Abdülhamid hana muhalif tutum takınmış, onun, Osmanlı'yı ayakta tutmak için çırpınmayla geçen 33 yıllık saltanat dönemini "istibdat" olarak damgalamıştır.

Yine daha önce ifade etmeye çalıştığım gibi, İttihat Terakki yönetiminin zihniyetini ve icraatlarını yakından tanımaya ve tecrübe etmeye başladıkça dönemin vicdan ve irfan sahibi siyaset adamlarının, ilim adamlarının, aydınların "istibdat" denen o dönem dönem hakkındaki kanaatleri hızla değişmiştir.

Sultan II. Abdülhamid hanın, içeriden ve dışarıdan gördüğü bütün baskı ve tazyiklere rağmen dirayetle yürüttüğü "İslam'ın son kalesini ayakta tutma" amacına matuf kimi icraatları "istibdat" olarak değerlendirenlerin tamamını aynı kefede görmek yanlış olur. Meseleyi İslamî hassasiyetle ele alanlar, hedef aynı olsa da niyet ve maksat farklılığı sebebiyle mesela bir Abdullah Cevdet, bir İbrahim Temo gibi zevattan farklı düşünülmelidir.

Osmanlı'yı yıkmak gibi bir niyetleri olmadığı halde, çalışmaları bu neticeye müncer olanlar, sonunda nedamet getirmiş iseler, sadece gerekli teyakkuz ve basireti gösterememekle itham edilmelidirler. Aksi halde tutarlı olmak için sadece Bediüzzaman merhumu değil, devrin ilim adamlarının kahir ekseriyetini "bir şerrin kapısını açma" vebalinin yüklenicisi olarak tesbit etmek gerekir. Ben şahsen böyle bir tesbite de, vebale de iştirak edemem.

Soru:Tarihçeyi Hayat'ta eski Sait diye tanımladığı ve hatalarla geçen devri olarak tanımladığı bu devri açıklamasını bazı müntesipleri sanki günah çıkarma gibi anlatmaktadır. Bu durum nasıl değerlendirilmelidir?

Cevap:Müslüman sorumluluğunun üstüne bir de "ilim adamı" sorumluluğu eklenince, insanın iki kat hassasiyet göstermesi eşyanın tabiatındandır. Bediüzzaman merhum, hayatının belli bir dönemine ait görüş ve düşünceleri şayan-ı tenkit bulup terk etmişse, bu onun menakıbı cümlesinden sayılmalıdır. Her müslümanın sahip olması gereken "özeleştiri" cesaret ve hassasiyeti ile "günah çıkarma" arasında nasıl bir irtibat olabilir? Kendisine, inancına ve aidiyetlerine saygısı olan herkes, Allah ve Ümmet karşısında kendisini sorgulamaktan ve varsa yanlışlarını itiraf etmekten kaçınmamalıdır.

Burada üçüncü şahıslar olarak bize düşen bir sorumluluk varsa, o da Bediüzzaman merhumun terk ettiği ve sahiplenmediği "eski Sait" dönemi ile "yeni Sait" dönemi arasındaki farklılıkların üzerine eğilmek, buradan bizim için ne gibi ders ve ibretler çıkarılabilir, ona bakmaktır. Böyle bir çalışmanın mevcut olup olmadığını bilmiyorum; yoksa mutlaka yapılmalıdır. "Eski Sait" dönemine karakterini veren hususlar, Bediüzzaman merhumun kendisinden ve dışarıdan kaynaklanan etkenler, "yeni Sait"i hazırlayan şartlar, olaylar, gelişmeler, bu iki dönem arasındaki "geçiş dönemi"nin hususiyetleri vs...

Öte yandan, Bediüzzaman merhumun bu örnek davranışının hangi müntesibi tarafından "günah çıkarma" olarak nitelendirildiğini bilmiyorum. Bunun daha ziyade onun muhalifleri tarafından dile getirilmiş "yakışıksız" bir yakıştırma olarak görülmesi gerekir diye düşünüyorum.

Devam edecek
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
siyahi
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 178


mev'ude..


« Yanıtla #9 : 30 Ekim 2010, 12:22:19 »

Okunulası bir yazı.
İnşaAllah bir göz gezdireceğim daha sonra..
Moderatöre Bildir   Logged

Derin uykunun üzerine mahşer boşaltıyorum...
 
Sayfa: [1] 2 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Hz. Yusuf dizisi bu yaz yayında Film ve Belgeseller kuranehli 1 406 Son Mesaj 05 Nisan 2008, 13:00:56
Gönderen: Şehid Rehber
sahabe iklimi (pek yakında) yazı dizisi Sahabeler'in Hayatından Tablolar YÜKSEKOVA 0 295 Son Mesaj 05 Eylül 2008, 09:30:42
Gönderen: YÜKSEKOVA
İnciler Dizisi (İmam Cafer-i Sadık) Ehl-i Beyt « 1 2 3 4 5 » têkoşîn 49 1555 Son Mesaj 30 Ocak 2010, 12:10:10
Gönderen: têkoşîn
Hakan Albayrak - İsrail'i sarsan TRT dizisi Yurttan haberler nur-yolcusu 0 108 Son Mesaj 20 Ekim 2009, 10:26:15
Gönderen: nur-yolcusu
Kürtler İslam'dan uzaklaşmakla ne kazanacak? (Yazı Dizisi) Düşünce yazıları/Makaleler vuslat 7 1398 Son Mesaj 22 Kasım 2010, 22:52:58
Gönderen: mizgina_islam_
kitabın tam ortasından bir yazı.. Düşünce yazıları/Makaleler Qum_Feenzır 0 122 Son Mesaj 05 Kasım 2010, 00:03:07
Gönderen: Qum_Feenzır
Hz. Yusuf'un Hayatı Dizisi - FULL 45 Bölüm Tek Link Film ve Belgeseller ceyg 0 734 Son Mesaj 21 Mart 2011, 23:48:03
Gönderen: ceyg