0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Operasyonel Meal Yazıcılığı  (Okunma Sayısı 871 defa)
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« : 19 Temmuz 2010, 14:52:54 »

Operasyonel Meal Yazıcılığı ya da Meal Üzerinden Din Tasavvuru İnşası


Dr. Ebubekir Sifil

İmaj nedir?
İçi doldurulamamış şeyin dışını süslemek galiba.
Kur’ân mealini konu edinen bir yazının başında "imaj"ın ne işi olabilir diye düşünenler olacaktır şüphesiz. Hemen söyleyeyim. Vaktiyle Muhammed Esed'in dilimize Kur’ân Mesajı adıyla çevrilen meal-tefsiri piyasaya arz edildiğinde de benzeri bir hava oluşturulmuştu. Oysa muhtevasındaki baskın Muhammed Abduh etkisi ve şazz zenginliği, Esed mealinin bütün imajinatif ihtişamını yerle bir eden bir unsur olarak dikkat çekiyordu. Bu hava, içinin/muhtevasının, imajinatif gücüyle hayli orantısız biçimde yetersiz kalması sebebiyle eserin şişkin/dolgun görünmesini sağlayan bir vasıta oluyor.

Mustafa İslamoğlu'nun Hayat Kitabı Kur’ân/Gerekçeli Meal-Tefsir isimli çalışmasını okumaya başladığımda benzer duygular yaşadım. Bu sadece iki eser arasındaki sistematik aynîlikten değil, istikametlerinin paralelliğinden, dillerinin yakınlığından, hatta ilkinin ikincisine kaynaklık edişinden ve yapı-bozumcu yaklaşımlarından da kaynaklanıyor olmalı. Emin olduğum bir şey var: İslamoğlu mealinde öylesine baskın bir Esed etkisi var ki, mealin üstündeki incecik İslamoğlu örtüsünü her kaldırdığınızda altından ya lafzen veya manen Esed'in çıktığını görüyorsunuz. Bu, pek çok ayetin neredeyse kelimesi kelimesine aynı tarzda meallendirilmesiyle kendisini kolayca ele veren bir aynîlik…

Bununla birlikte İslamoğlu mealine "işçilik" olarak hayli emek verildiği hemen anlaşılıyor. Burasını teslim edelim. Her ne kadar açıklamalardaki çapraz atıflar, okuyucuda "oradan oraya koşturulmak" gibi bir duyguya yol açabilecek yoğunlukta ise de, hem "meal-tefsir" yazmak, hem de bunu "gerekçeli" kılmak kaçınılmaz olarak böyle bir zorluğu doğuruyor besbelli…

Yazının daha başında, söz konusu meali karalamak için yola çıkmış ve kendince bazı şeyler de bulmuş birisi olarak görülme riskini göze alıp, vardığım sonucu sizinle paylaşmam ne kadar doğru olur? Doğrusu bu noktada tereddütler yaşamadım değil. Ortada yılların emeği, göz nuru bir çalışma var ve en azından bu gayretin görmezden gelinmesi büyük bir haksızlık olur.

Ne var ki öte yanda görmezden gelinemeyecek daha önemli bir gerçek duruyor: Yapılan iş bir "meal" çalışması ve ne kadar saygıdeğer olursa olsun hiçbir emek, Kur’ân'ın bir tek ayetinin dahi en küçük bir anlam kaymasına maruz bırakılmasına tepkisiz kalmayı mazur göstermez. Bunun, bir tek ayetin yanlış anlaşılmasıyla sınırlı bir durum olarak tolere edilemeyeceği açıktır. Zira, hem sorumluluk sahibi hiçbir mü'minin Kur’ân'ın bir ayetinin anlam kaymasına uğratılmasına (tahrifine) göz yumması mümkün değildir, hem de yapılan işin yeni bir "din tasavvuru oluşturma" çabasının bir yansıması olarak ayrıca hassasiyetle izlenmesi gerektiği açıktır. Bu noktada yaptığım işin, en azından İslamoğlu'na bu meali yazdıran hassasiyetten farklı değerlendirilmesinin benim maksadımla örtüşmeyeceğinin bilinmesini isterim…

Notlar alarak ve bütün çapraz atıfları ve referansları kontrol ederek piyasaya ilk arz edildiği zamandan okumaya başladığım bu çalışmayı henüz bitirebilmiş değilim. Elimdeki notların kabarıklığına bakılırsa, eseri okumayı bitirdiğim zaman söylenmesi gerekenler olarak gördüğüm hususları ancak bir kitapta toplayabileceğim. Bununla birlikte Hayat Kitabı Kur’ân'la ilgili bazı notları, Rıhle okuyucularıyla önceden, bir dergi yazısının sınırları ne kadarına elveriyorsa o kadar paylaşayım istedim.

Not alırken yaptığım basit taksimat bu yazının da sistematiğini oluşturacak: Yanlış/zorlama çeviriler, Gereksiz/Uygunsuz ifadeler, Yanlış hükümler, Teknik arızalar, Yetersizlikler. Ancak bu başlıkların tümünü buraya yansıtmadığımı ve zikredeceğim hususlar arasında önemli-önemsiz sıralaması yapmadığımı belirtmeliyim. En baştan, Fâtiha suresinden başlayarak bir dergi yazısının sınırlarını fazla zorlamadan gidebildiğimiz kadar gidelim ve nelerle karşılaşmışız, görelim:

devam edecek inş.


Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #1 : 21 Temmuz 2010, 10:40:19 »

I. Yanlış/Zorlama çeviriler

1. 1/el-Fâtiha, 4. ayetini, "(Rabbimiz!) Yalnız sana kulluk ettiğimiz için yalnız senden yardım isteriz" şeklinde meallendiren yazar, bunun gerekçesine ilişkin notta "Vav'ın ta'lîl vurgusuyla" diyor.
Burada iki problem dikkat çekiyor:
A. "İyyâke na'budu" ve "İyyâke nesta'în" cümleleri arasındaki "vav" harfinin "ta'lil" vurgusuna sahip olduğu, İslamoğlu'nun keşfidir ve daha önce herhangi bir müfessir tarafından –bildiğim kadarıyla– ileri sürülmemiştir. Esasen nahivciler de "vav" harfini illet ifade eden harfler/edatlar arasında saymamışlardır.
(Aranot 1: Burada bir noktaya dikkat çekelim: İbni Hişam Muğnil-Lebib'de "vav"ın anlamlarını zikrettikten sonra bir eleştiri notu olarak el-Hârzenci'nin mansub (edatla nasb edilmiş) fiillere dâhil olan "vav"ın "lâm-ı ta'lil" anlamında olabileceği yönündeki görüşünü aktarır ve tenkit eder. Zikrettiği örneklerdeki "vav"ın "lâm-ı ta'lil" anlamında değil, "maiyyet" anlamında olduğunu belirtir. Bkz. Muğni'l-Lebîb: IV, 373-4.
Kaldı ki, el-Hârzenci'nin tenkit edilen bu görüşü doğru kabil edilse bile, İslamoğlu'nun buradaki iddiasına gerekçe teşkil etmez; zira el-Hârzenci, mansub fiillere dahil olan "vav"dan bahsederken, bu ayetteki "vav" ismin/zamir-i munfasılın başına dahil olmuştur.
Ayrıca el-Hârzencî'nin burada kastettiği ta'lilin içeriği İslamoğlu'nun anladığının tam aksidir. İslamoğlu "vav"ın ta'lilini, "ma'lülün illete atfı" şeklinde anlarken, el-Hârzencî tam aksine "illetin malüle atfı"ndan bahsetmektedir.)
B. İslamoğlu'nun bu "gerekçe"si, illet-ma'lul ilişkisini göz ardı ettiğini veya gereği gibi kavrayamadığını gösteriyor ki, Allah Teâlâ’nın bize ne dediğini anlatma iddiasında olan bir meal yazarı için her ikisi de hoş görülemeyecek arızalardır. Ma'lul'ün varlığı, illetin varlığı üzerine deveran eder. İllet varsa ma'lul vardır, illet yoksa ma'lul de yoktur.
Üzerinde durduğumuz ayetlerde ise illet-ma'lul ilişkisi şöyle kuruluyor: Yalnız sana ibadet ettiğimiz için (illet), yalnız senden yardım isteriz (ma'lul). Bu durumda, illet-ma'lul ilişkisi gereği şunu söylemek durumundayız: Allah Teâlâ’dan başkasına şu veya bu şekilde/gerekçeyle ibadet edenler, Allah Teâlâ’dan yardım istemezler! Ya da mü'minler yalnız Allah Teâlâ’ya ibadet ettikleri için, Allah Teâlâ’dan başkasından yardım istemezler!
Yukarıdaki kurguların ikisi de yanlıştır. Allah Teâlâ’dan başkasına kulluk edenler, söz gelimi halıkiyet vasfını Allah Teâlâ’ya tahsis ettikleri halde ulûhiyet ve/veya rubûbiyet özelliklerini başka varlıklara atfedenler, bu tutumlarıyla Allah Teâlâ’dan başkasına kulluk ettikleri halde yardım isteme mercii olarak Allah Teâlâ’nın görülmesini reddetmezler, fiilen de O'ndan yardım talebinde bulunurlar.
Keza kulluğu yalnızca Allah Teâlâ’ya arz eden mü'minler, günlük hayatlarında başka varlıklardan da yardım talebinde bulunurlar. Hastanın doktora gitmesi de, ağır bir yükün altına giren birisinin, başkasının kas gücünden yardım alması da bu çerçevededir.
Bu mealin "gerekçesi" sadedinde yer verilen, "Yardım edenin gerçekte sadece Allah olduğunu bilenler, sadece Allah'tan yardım isterler. Zımnen: Duanın kıblesini Allah'tan başkasına çevirmek, ona kulluk etmek demektir. İbadet Allah'ın razı olduğunu yapmak, ubudiyet Allah'ın yaptığından razı olmaktır…" cümleleri, ayet hakkında "tefsir" olarak kabul edilebilir belki, ama kesinlikle ayetteki "vav"a illet vurgusu yükleyerek verilen anlamı makbul kılmaz, mazur göstermez!
Bu meal tarzı sadece bu sebeplerle değil, mü'minlerin, Allah Teâlâ’ya ibadet etmek için dahi O'ndan yardım istemek durumunda oldukları gerçeğini örttüğü için.
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #2 : 23 Temmuz 2010, 01:08:52 »

2. 2/el-Bakara, 8: "İnsanlardan öyleleri de var ki, "Allah'a ve âhiret gününe inandık" derler; ama onlar mü'minlerle değiller."
Bu meale düşülen notta da şunlar söylenmiş: "Veya bâ'nın maiyet vurgusuyla: "mü'minlerle beraber değiller". Bir özneden bir eylemi fiille değil de ism-i faille nefyetmek, onun sıfatından değil, zatından ve cevherinden dışlamaktır. Buna nefyin haberinin bâ ile gelişi de ilave edilirse şu anlama ulaşılır: "Onlar, özden inanma imkânlarını tercihleriyle tüketmişler, bunun üzerine Allah da onların inanma ihtimallerini ortadan kaldırmıştır…"
İlgili ayetin üstüne bu kadar açıklama yapacak kadar düşmüş birisinin, yanlışın üstünden geçip gitmesi ve ilgisiz açıklamalarla meseleyi adeta boğuntuya getirmesi anlaşılır gibi değil.
Burada "mü'minlerle değiller" diye çevrilen kısım, "ve mâ hüm bi mü'minîn"dir. İmdi;
A. Bâ harfine "maiyet vurgusu" yüklenmedikçe bu anlama ulaşılması imkânsız olduğu halde "gerekçe" kısmında farklı birşey söylüyor gibi yapmak sırıtıyor!
B. Bâ harfine burada maiyet vurgusu yüklemek doğru değil. Doğrusu; buradaki "bâ"nın tekit ifade ettiğini söylemektir. İslamoğlu'nun çevirisine kulak asacak olursak, yaratma ve takdir etme konusunda hiçbir gücün Allah Teâlâ'nın kudretinin önüne geçemeyeceğini ifade eden "Ve mâ nahnu bi mesbûkîn" ayetinin, "Biz, önümüze geçenlerle değiliz" şeklinde anlaşılması gerektiğini söyleyeceğiz!! Yahut öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden müşriklerin –aynı formda gelen–, "Ve mâ nahnu bi meb'ûsîn" ve "Ve mâ nahnu bi münşerîn" ayetlerinin "Biz diriltileceklerle birlikte değiliz" ve "Biz neşrolunacaklarla birlikte değiliz" dediğini kabul etmemiz gerekecek…
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #3 : 28 Temmuz 2010, 00:22:51 »

"El" ailesi!

3. 2/el-Bakara, 21. ayetinin, "Ey insanlık ailesi" diye başlayan mealine şöyle bir not düşülmüş: "Eyyuhâ bir kalıp ifadedir. Hatibin muhatabı "aile" olarak gördüğü durumlarda kullanılır (İtkân, II, 181)."

Bu "gerekçe"yi okuyanların aklına hemen "Yâ eyyuhe´n-Nebî…"/"Yâ eyyuhe´r-Resûl…" diye başlayan ayetlerin gelmemesi mümkün değil. Acaba Efendimiz (s.a.v) "tek başına bir aile" olarak mı ifade buyurulmuştur?ünlem

Mesele şu: İmam es-Süyûtî, Kur´an´da geçen harflerin (edatların) anlamları üzerinde dururken "Ey" nida edatının vecihleri/fonksiyonları üzerinde duruyor. Bunlardan birisi de "elif-lam" takısı almış (ma´rife) kelimenin müsemması olan muhataba hitapta köprü görevi üstlenmesi; "Yâ eyyuhe´n-nâs, Yâ eyyuhe´n-Nebî" cümlelerinde olduğu gibi. Yani bu nida edatı, başında "lâm-ı ta´rif" bulunan kelimenin öncesine geldiğinde "eyyuhâ" formuna evriliyor.

İslamoğlu buradaki "lam-ı ta´rif"i anlatan "el"i (elif-lam harflerini) "Âl" (:aile) diye okuyunca ortaya, böyle bir garabet çıkıyor. Başına "eyyuhâ" edatı gelmiş kelimeler ister tekil, ister çoğul olsun "aile" oluşturuveriyor ve bu, bütün meal boyunca devam ediyor!..[5]


Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #4 : 30 Temmuz 2010, 09:56:01 »

"İman etmek", "imana ulaşmak", "mü´min olmak"

4. 2/el-Bakara, 24´deki "Fe in lem tef´alû ve len tef´alû…" şöyle meallendirilmiş: "Ama eğer şimdiye kadar (bunu) yapamadınızsa, bundan böyle de asla yapamayacaksınız demektir…"

Kur´an, bir suresinin benzerini getirmeleri konusunda kâfirlere meydan okuyor. Meali zikredilen ayetin evvelinde şöyle buyuruluyor: "Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur´an´dan şüphede iseniz, haydi onun gibisinden bir sure meydana getirin ve Allah´tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın. Eğer (sözünüzde) sadıksanız bunu yapın." Bu meydan okuyucu çağrının arkasından da şöyle buyuruluyor: "Eğer bunu yapamazsanız –ki hiçbir zaman yapamayacaksınız–, o halde yakıtı insanlarla taşlar olan, kâfirler için hazırlanmış o ateşten sakının."

İslamoğlu´nun meallendirme tarzında, kâfirlerin çağırıldıkları şeyi ilkin yapamamış olması, daha sonra da yapamayacaklarının delili kılınmış. "… şimdiye kadar (bunu) yapamadınızsa, bundan böyle de asla yapamayacaksınız demektir…" ifadesi, şart ve cevap cümleleri olarak birbirine bağlanmış mürekkep bir cümle. Oysa ayette, başında şart edatı olan "in"in yer aldığı cümle devam ederken "ve len tef´alû" (ki hiçbir zaman yapamayacaksınız) şeklinde bir cümle-i i´tiraziyye geliyor (başındaki "i´tiraziyye vavı" bunu açıkça gösteriyor), ve bunun arkasından şartın cevabı "fe" ile başlayan "fe´ttekû´n-nâr…" cümlesi yer alıyor. Şart ve cevabının atlanmasıyla ve dahi "gelecek zamandaki olumsuzluğu anlatan "len" edatının vurgusunun da işlevsizleştirilmesiyle ortaya çıkan bu çeviri hatası, hiç yoktan ortaya bir sebeb-müsebbeb ilişkisi çıkarıyor! Sanki Allah Teala, kâfirlerin, Kur´an´ın bir benzerini getiremeyeceklerini, şimdiye kadar getirmemelerine bakarak anlamış gibi!! "Yapamadınız, yapamayacaksınız da" ile "Yapamadınız, demek ki yapamayacaksınız" arasındaki farkı fark etmek için özel bir çaba gerekmiyor…
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #5 : 03 Ağustos 2010, 00:02:52 »

5.
2/el-Bakara 25 teki "Ellezîne âmenû"yu "İmana ulaşanlar" olarak
çevirmek nasıl bir gerekçeye dayanır? (Esed: "İmana ermiş olup …")
"Gerekçe kısmında" zikretmediği için İslamoğlu nun bu çevirisinin
hikmetini anlama imkânından mahrumuz. Ama bir husustan eminiz ki,
"imana ulaşmak" ile "iman etmek" aynı şey değildir. "İmana ulaşmak",
iman götüren verilere ulaşmak, imanı tanımaktır; belki iman etme
sürecinin başlangıcıdır. "İman etmek" ise kalbî bir itminanla iman
edilecek umdeleri tasdik ve ikrar etmektir; imanın kalbe yerleşmiş
olması halidir yani. "Eve varmak"la "evin içinde olmak" arasındaki fark
gibi…

Her
ne kadar İslamoğlu 4/en-Nisâ, 136. ayetine düştüğü notta et-Taberî yi
referans göstererek Kur an ın "ellezîne âmenû" formu ile "mü minûn"
formunu farklı anlamlarda kullandığını söylerse de, et-Taberî,
4/en-Nisâ 136. ayetinin tefsirinde tamamen farklı şeyler anlatır. Orada
söylediği kısaca, "Ey iman edenler, (…) iman edin" ayetinin, kendi
kitaplarına iman ettikleri iddiasındaki Ehl-i Kitab ın, bu iddialarında
doğru olabilmeleri için Kur an a ve Efendimiz (s.a.v) e de iman
etmeleri gerektiğidir.

Kur an ın
"ellezîne âmenû" formu ile "mü minûn" formunu farklı anlamlarda
kullandığı iddiasının bizzat Kur an ayetlerindeki kullanımdan
delillendirilmesi mümkün değildir. Zira pek çok ayette bu iki formun
bir arada ve aynı zümreyi anlatmak üzere geçtiğini biliyoruz. Aşağıda
bunların küçük bir dökümü verilmiştir:

*
"Ey iman edenler (ellezîne âmenû)ünlem Allah ın size helal kıldığı temiz
şeyleri (siz) kendinize haram kılmayın. Aşırı da gitmeyin; çünkü Allah
aşırı gidenleri sevmez. Allah ın size helal ve temiz olarak verdiği
rızıklardan yiyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz (mü minûn)
Allah tan korkun.[6]

*
"İman edip (ellezîne âmenû) hicret eden ve Allah yolunda cihad
edenlerle onlara kucak açıp yardım edenler var ya, işte gerçek
mü minler (mü minûn) onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır."[7]

*
Mü minler (mü minûn) o kimselerdir ki, Allah a ve Peygamberi ne iman
etmişlerdir (ellezîne âmenû). Onlar o Peygamber ile ortak bir iş
üzerindeyken O ndan izin istemedikçe bırakıp gitmezler…"[8]

Bu
örnekler, İslamoğlu nun bu keşfinin, Kur an tarafından desteklenmeyen
bir "farklılık arayışı" çabasının ürünü olmaktan başka bir anlam
taşımadığını ortaya koymaktadır.

Ama bu maddenin başındaki soru hala geçerliliğini koruyor: "ellezîne âmenû" niçin "imana ulaşanlar " demektir?
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #6 : 06 Ağustos 2010, 00:14:03 »

Allah sizdende razı olsun mavera kardeşim.
*****

6. 2/el-Bakara, 34: "İşte o zaman meleklere demiştik ki: "Âdem(oğlu) için emre âmâde olun. İblis hariç hepsi emre âmâde olmuştular." (Aynı emri, buradakiyle aynı lafızlarla geldiği başka yerlerde, mesela 17/el-İsrâ, 61´de ise "Adem´e secde edin" diye, 7/el-A´râf, 11´de –kendi tabiriyle "lam-ı leh vurgusuyla"– Âdem(oğlu) lehine emre âmâde olun" diye çevirmesinden hasıl olan garabet üzerinde durmuyorum.) (Esed: "Sonra Meleklere "(Haydi!) Adem´in önünde yere kapanın" dediğimizde…")

Bu meallendirmede dikkatimizi çeken husus, "secde" emrinin "emre amade olmak" şeklinde verilmesi. Acaba meleklerin Hz. Adem (a.s)´ın veya Ademoğlunun emrine amade olması İslamoğlu için ne ifade ediyor? "Emre amade olmak" tabiri, birinin emri altına girmeyi, her emrini yerine getirmeye hazır olmayı ve emrinden çıkmamayı ifade eder. Meleklerle insan arasında böyle bir ilişki mi var?..

Adem´e secde´nin bir "ibadet secdesi" değil, "tahiyye secdesi" olduğunu ve bizzat ibadet secdesinin mercii tarafından emir buyurulduğunu söylemek varken bu saçma sapan tekellüfün mantığı nedir?..

Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #7 : 08 Ağustos 2010, 23:35:20 »

"Namaz" mı, "dik durmak" mı?

7. 2/el-Bakara, 45´deki "sabır" ve "namaz"ın nasıl olup da "direnme"ye ve "dik durma"ya dönüştüğü gerçekten merak konusu. Kök anlamlardan yola çıkarak ıstılahları keyfemâyeşâ sıradan kelimelere dönüştürmek sadece yanlış değil, aynı zamanda "tehlikeli"dirünlem[9]

Öte yandan bu ayette sabır ve namazla Allah Teala´dan yardım istemesi tavsiye edilenlerin kime "direnmeleri" ve hangi olay karşısında "dik durmaları" istenmektedir? İsrailoğulları´na hitapla başlayan ayetler arasında yer alan bu ayet kime hitap etmektedir? Akıp giden bağlam esas alınacak olursa hitabın İsrailoğulları´na yönelik olarak kabul edilmesi mümkün. Eğer bu doğruysa, İsrailoğulları kime ve neye karşı direnerek ve dik duruş göstererek Allah Teala´dan yardım isteyecektir? Şayet hitap Medine´de hakimiyeti ellerinde bulunduran Mü´minler´e ise, hangi baskı karşısında direnip dik duruş sergileyeceklerdir?..

Kök anlamından yola çıkarak herhangi bir kavrama farklı yerlerde farklı anlamlar yüklemek bir noktaya kadar ve belli kıstaslar çerçevesinde kabul edilebilir. (Bu kıstasları kabaca kök anlam/bağlam ilişkisi, fasih Arapça’daki kullanım, nakil/rivayet unsuru olarak çerçeveleyebiliriz.) Ancak yapısı gereği anlamı “tahsis ve tayin edici” özelliğe sahip olduğunu göz ardı ederek kavramları bu örnekte gördüğümüz tarzda yerinden oynatmak, başka değil, sadece "tahrip"le sonuçlanacak bir eylem olacaktır.

İşbu "salât" kelimesi İslamoğlu mealinin en fazla tahrip ettiği kavramlardan birisi olarak üzerinde özel olarak durulmayı hak ediyor. Aşağıda Yetersizlikler arabaşlığı altında bu nokta üzerinde kısaca duracağım.
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #8 : 09 Ağustos 2010, 09:05:23 »

M.İslamoğlunu önceden çok okuyan biri olarak, hem eski okurlar ve hemde yeni okurlar açısından,bu bölümün buraya çok faydası olduğunu söyleyebilirim. İnsanlar bilerek,yada bilmeyerek hata ederler,eğer bilerek yapıyorlarsa vebal büyüktür,yok eğer bilmeden yapıyorlarsa  özellikle Kur'an ve Sünnet babında o zamanda çok titiz ve dikkatli olmaları lazım...okumaya devam ediyoruz...Allah razı olsun...Hak aydınlık yüzünü gösterince,batılın karanlık yüzü kaybolur.Hak batılı hep yener,hep yener, hep yener (netekim) Smiley
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #9 : 15 Ağustos 2010, 00:11:50 »

M.İslamoğlunu önceden çok okuyan biri olarak, hem eski okurlar ve hemde yeni okurlar açısından,bu bölümün buraya çok faydası olduğunu söyleyebilirim. İnsanlar bilerek,yada bilmeyerek hata ederler,eğer bilerek yapıyorlarsa vebal büyüktür,yok eğer bilmeden yapıyorlarsa  özellikle Kur'an ve Sünnet babında o zamanda çok titiz ve dikkatli olmaları lazım...okumaya devam ediyoruz...Allah razı olsun...Hak aydınlık yüzünü gösterince,batılın karanlık yüzü kaybolur.Hak batılı hep yener,hep yener, hep yener (netekim) Smiley

evet hak batılı hep yener..Allah razı olsun..

****
****


Allah´a saygı duymak

8. Aynı ayetteki "hâşi´în" kelimesinin "Allah´a saygı duyanlar" olarak çevrilmesi, evvelindeki operasyon ile birlikte ele alındığında ayrı bir "inşa" faaliyeti olarak dikkat çekiyor. Buradaki "huşû’" mü´min şahsiyetinin ayrılmaz bir parçası olarak namaz dışında da mevcut olması gereken, ama namaz içinde zirve noktasına ulaşan bir "hal"dir ki, kısaca "kemal-i tevazu ile Yüce Allah´ın emirlerine boyun eğmek, el-Mütekebbir´in huzurunda mütezellilane boyun eğmek" anlamlarını muhtevidir. Bu anlamda sadece Allah Teala´ya karşı arz-ı ubudiyet bağlamında kullanılabilir. Dolayısıyla mü´min, Allah Teala dışındaki hiçbir güç sahibine, hiçbir otorite ve makama "huşu" duymaz. Bunu, bu kelimenin Kur´an´da sadece Allah Teala´nın kudreti, azameti, celali ve büyüklüğü karşısında insanın yaşadığı, yaşayacağı, yaşaması gereken tezellül, korku ve inkıyad hali olarak geçiyor oluşu da güçlü biçimde desteklemektedir. Bu öyle bir "hal"dir ki, el-Buhârî´nin naklettiği Kays b. Ubâd rivayetinde olduğu gibi[10] insanın yüzüne yansır.

Hadis metinlerinde de bu kelimenin bu anlam dışında kullanıldığını görmek mümkün değil.[11] Efendimiz (s.a.v), kendisinden sonra ilmin alınıp kaldırılacağını haber verdiği zaman Sahabe, Kur´an´ı kendilerinin okuyup, kadınlara ve çocuklara da okutup öğrettikleri halde ilmin nasıl olup da kaldırılacağı sorusuna, Tevrat ve İncil´in de Yahudi ve Hristiyanların elindeyken onlara bir fayda sağlamadığını hatırlatarak mukabele etmişti.[12] Büyük sahabî Ubâde b. es-Sâmit´in, bu hadisin ne anlama geldiği sorulduğunda, "İnsanlardan ilk kaldırılacak olan ilmin "huşu" olduğunu söylemesi[13] anlamsız değildir. Zira huşu, kalbin amellerinden olarak belli bir hususiyeti olan bir kavramdır.

Bu sebeple kimse kimseye saygı duyduğu için ağlamaz, ama kul Rabbinden huşu duyduğu için gözyaşı döker. Kimsenin kimseye "saygı"sı yüzüne ve genel ahvaline yansımaz, ama "huşu" sahibi bir kulun bütün davranışlarında bunun izini görmek mümkün olur. Huşu kalp kaynaklı olmakla ancak gönüllü yaşanabilecek bir "hal" iken; insan içinden gelmeyerek de saygı duyabilir. Ve nihayet saygının varlığı için sevgi şart değildir; ama mahabbetsiz bir huşudan söz etmenin imkânı yoktur!..

Elmalılı merhumun huşu hakkında yaptığı –yazıyı uzatmamak için buraya almadığım– nefis açıklamanın[14] mutlaka okunması gerektiğini söyleyerek, huşu hakkındaki bu kısa izahatın üstüne, ilgili ayetin mealini tekrar okumanın, nasıl bir yapı-bozumu operasyonu ile karşı karşıya olduğumuzun anlaşılmasına yardımcı olacağını söyleyebiliriz:

"Sabır ve namaz ile Allah´tan yardım isteyin. Elbette bu, huşu sahiplerinden başkasına ağır gelir.

"Direnerek ve dik durarak yardım isteyin. Ancak bu, Allah´a saygı duyanlardan başkasına ağır gelir
."
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Sayfa: [1] 2 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
16 Türkçe Meal + 7 değişik hafızdan Kuran-i Kerim İslami Programlar HÜSEYİN 0 440 Son Mesaj 07 Ağustos 2007, 00:41:00
Gönderen: HÜSEYİN
HATİM VE MEAL BİR ARADA Tavsiye Siteler özgür 0 377 Son Mesaj 07 Kasım 2008, 18:08:51
Gönderen: özgür
Kuran-i Kerim Sesli Meal - Yusuf Ziya özkan Kur'an-ı Kerim video ve ses Dosyaları HÜSEYİN 0 835 Son Mesaj 10 Ocak 2009, 07:20:48
Gönderen: HÜSEYİN
Sesli Meal 30 cüz dowloand Kur'an-ı Kerim video ve ses Dosyaları MuSLiM 0 757 Son Mesaj 28 Şubat 2009, 16:06:25
Gönderen: MuSLiM
KUR'AN-I KERİM MEAL HATMİ... Kur'an-ı Kerim Genel « 1 2 ... 73 74 » ÂmâK-ı HâYâL 736 29851 Son Mesaj 23 Mayıs 2012, 12:50:17
Gönderen: ebudüccane
KURAN’A YAKLAŞIMDA MEAL Mİ TEFSİR Mİ ? Düşünce yazıları/Makaleler Vuslata_Ozlem 2 417 Son Mesaj 25 Ekim 2011, 11:24:43
Gönderen: MERXAS
Ödüllü Kur'an-ı Kerim Meal Bilgi Yarışması Yurttan haberler musabbinumeyr29 0 194 Son Mesaj 21 Ocak 2010, 17:23:16
Gönderen: musabbinumeyr29