0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Peygamber Varisi Bir Âlim ve Mücahid Bir Şehid: Şeyh Said ...  (Okunma Sayısı 217 defa)
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« : 09 Temmuz 2011, 22:57:40 »

Peygamber Varisi Bir Âlim ve Mücahid Bir Şehid: Şeyh Said  

1925… Haziran… Dağkapı Meydanı… Etraf askerlerle çevrili… Öğleye yakın bir saat…
Onlarca sarıklı, sakallı Müslüman âlim onurlu bir duruşla meydanda. Az ötede bakışları kendine hayran bırakan bir siluet, derin düşünceler içinde kendisinin mana gözüyle temaşa eylediği ötelere bakıyor. Biraz yakından bakınca uzun boylu, geniş omuzlu, dik duruşlu, aksakallı ve beyaz sarığıyla bu muhterem zatın Şeyh Sait hazretleri olduğunu görüyoruz.
“ Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslam içindir.” Son sözleri olacaktı bir iki gün sonra bu Peygamber varisi Emir’ül Mücahidin Şeyh Sait’in. Oysa şimdi farklı bir hava sarmıştı şeyhin çehresini. Şakaklarına doğru boncuk boncuk inen ter, onun manevi bir muhasebe yaşadığını gösteriyordu.
1924’ün Aralık ayında Allah için tutuşan kıyam ateşinden şehadet arefesinde bulunduğu şu ana kadar yaşananlar, kare kare gözlerinin önüne geldi:

En yakınına sokulmuş Binbaşı Kasım’ın ihaneti aklına gelince yüzünü ekşitti. Yine de olayların planlanan mecradan farklı gelişmesi ve şu an zalimlerin elinde esir oluşlarını hayra yorumladı. Peygamberlerin dahi çoğu en yakınlarından ihanet görmemiş miydi? Şeyh Efendi, olaylardaki takdir noktasını pek irdelemiyordu. Her şey zaten Allah(c.c)’ın elindedir. O dilerse zafer verir, isterse şehadetle onurlandırır. Önemli olan İslam için mücadele edenin nefsi zaaflar ve hesapsız adımlarla davaya zarar vermemesiydi. Kıyamın her noktasında İslami bir doğruluk vardı, görünürde hatalı bir durum yoktu. Bu onu rahatlattı.
Şeyh Sait Hazretleri İslam’a teslim olmuş, imanı dava edinmiş, ilmiyle amil, mübelliğ ve mücadeleci bir ailede Şeyh Mahmut Fevzi’nin oğlu olarak Hınıs’ta gözlerini dünyaya açtı.
Nakşî geleneğin bir halkası olan bu ailede zühd ve takva iklimiyle olgunlaşma evresini tamamlayan Şeyh Sait; Mevlana Halid ekolünün çekirdeği tebliği kendine vird edinir, medrese tedrisine önem verir, sohbetlerle halkı iman ilkeleri noktasında eğitmeyi vazife bilirdi.
1865’te Kürdistan’ın verimli bir toprağında mazlum bir coğrafyanın bir ümidi olarak doğmuştu. Gençlik ve olgunlaşma devresi, Osmanlı’nın dağılması/ 1. Dünya Savaşı’nın sonucuyla parçalanmasına denk gelmişti. Kurt iştahıyla ümmet toprağını işgal sofrasında pay etmişti, Batı vahşiliği… Doğu bölgesi de vahşetin furyasında Rusya’ya lokma olarak sunulmuştu. Bu işgal, Müslüman halka ağır gelir. Aşiret reisleri ve âlimler, halkı direniş için örgütler. Şeyh Sait de müritleriyle Moskof kâfirinin karşısında gayretli bir mücadele sergiler. Bu topraklarda kök salamayan emperyalist zihniyet, bir müddet sonra Batılı bir hayatı(ünlem) amaçlayan Kemalist bir devletin kurulmasında ön ayak olur…
Tanzimat, Islahat Fermanları’yla start alan Batı yalakacılığı, Fransız İhtilali’nin zehirli bir tasta sunduğu ulusçuluk bal şerbeti gibi gösterilir İttihat ve Terraki’ce. Meşrutiyet kılıfıyla halkı sistemli bir şekilde Batılılaştırma çabası yoğunlaşır. Sanat, edebiyat, şiir, tiyatro türlerinde bilinçli bir şekilde dans, aşk, görücü usulünü hafife alma… temaları; vatan, eşitlik, millet… kavramları öne çıkarılır. Selanik merkezli Avrupa hayranı lümpen jön Türkler “ Yeni Lisan, Memleket, M(p)illi irade, Türkçülük” zihniyetini dergiler, dernekler ve siyasi irade eliyle iyice meşrulaştırırlar. Mustafa Kemal ve avanesinin kurtuluş mücadelesi boyunca “halktan yana, hakkı esas alma” maskesi 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla düşer ve “İslam’ın temel dinamiklerine ve İslam’ı çağrıştıran her değere düşmanlık” yüzü sırıtan çehresiyle ortaya çıkar.
“Yurtta sulh, cihanda sulh!” sözünün ironik bir şekilde söylendiği, aslında sözün gerçeğinin ise “Batı vahşetine İslam hukukunu yem etme, memleketin insanlarına vatanın her sathını haksızlık, zulüm, idamlar, sürgünler ve yakıp yıkmalarla dar etme!” olduğu uygulamalarla görülür.
Hilafet ilga edilir, harf değişikliğiyle Kur’an alfabesi yasaklanır, sufi bir geleneğin güzel mekânları tekke ve zaviyeler kapatılır, kılık kıyafet serbestliği denilerek açıklık saçıklık teşvik edilir… İslam düşmanlığı ve İslam’a zıt bu gelişmeler beklenen ve istenen durumlar değildi.
Kurtuluş mücadelesi esnasında canını dişine takarak halkı cihad için teşvik eden, köy köy dolaşıp halkı cihad aşkıyla Avrupalı kefereye karşı şuurlandıran Mehmet Akif, İskilipli Atıf Efendi, Erdebilli Esat Efendi, Üstad Bediüzzaman ve Şeyh Sait… gibi İslam alimleri meseleyi endişeyle izliyorlardı. Endişelerin aleni bir dille ifade edildiği mektuplarla hükümet uyarılıyor, İslami şiarlara açık bir savaş kabul edilen bu uygulamalara göz yumulmayacağı vurgulanıyordu. Heyhat ki medeni bir aldatmayla edeniyet yokuşlarında son hızla koşan hükümet, uyarı ve mektupları dikkate almıyordu.
Durumun sözlü ikazlarla düzelmeyeceğine kanaat getiren Şeyh Sait, kıyam etme kararı alır. Kararında isabetli olma adına üç gün, üç gece bir odaya kapanır ve yoğun bir muhasebe/tefekkür süreci geçirir. İlahi her davetin ve doğru her girişimin öncesinde bir uzlet sürecinin olduğu tarihi bir gerçekliktir.
Dönemin büyükleri, âlimleri, seydaları, aklı başında kişilere mektuplarla başlayan süreç Hacı Musa Bey, Cibranlı Halit Bey, Hasenanlı Halit, Siverekli Şeyh Eyüp, Melekanlı Şeyh Abdullah, Şeyh Şerif, Modanlı Faki Hasan, Hanili Salih Bey ve birçok öncü kişinin iştirakiyle örgütlü bir yapıya dönüşür. 1924’ün ekim ayında Bitlisli Yusuf Ziya ve Cibranlı Halit Bey’in tutuklanması, Şeyh Said’in ifade için çağrılması( ifade için gitmez.) üzerine Şeyh Sait Efendi Hınıs’tan ayrılıp Çabakçur’a doğru yol alır. Bu çıkış aynı zamanda kıyamın başlama tarihidir.
Hınıs’tan çıkan Şeyh Sait, hükümet güçlerinin eline düşmeden ve zaman kaybetmeden tebliği halka ulaştırmayı, bahara kadar düzenli bir ordu teşkil etmeyi tasarlıyordu. Bu amaçla Kürdistan’ın her yöresini gezer, tuğyana karşı çıkma ve ilga edilen İslami güzelliklere sahip çıkma adına insanlara vaaz ve nasihat eder.
13 Şubat 1925’te kıyam yeni bir ivme kazanır.
Günlerden Cuma… Yer Piran… Şeyh Sait halkı irşad etmek için minbere çıkar ve kalabalık topluluğa şunları söyler:
“ Ey müminler topluluğu! Medreseler kapatıldı. Din ve Evkaf Bakanlığı kaldırıldı, dinin eğitim ve öğretimi İslami hükümlere inanmayan bu rejimin denetimine girdi. Gazetelerde birtakım dinsiz gazeteciler, Resullullah aleyhi selam’a dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün elimden gelse, bizzat cihad bayrağı açar, tekrar İslam’ın yükselmesine gayret ederim.”
(Şeyh Sait ailesinde zulme ve zalime kıyam geleneği yeni değildi ki… Ta Osmanlı padişahı 4. Murat’a kadar uzanan bir direniş çizgisi vardı, Peygamber mirasını can u gönülden kabul eden bu güzide ailede. Bağdat’ın üzerine sefer düzenleyen padişahın asker talebi Şeyh Sait’in dedesi Seyyid Haşim tarafından “Biz Müslüman kanı dökmek için asker vermeyiz!” cevabıyla reddedilir. Bağdat Seferi’nden mağrur bir edayla dönen padişah, Seyyid Haşim’i şehid eder.)
… Daha sonra bir düğün esnasında mahkûm birkaç kişinin yakalanması bahanesiyle bir manga askerin provoke girişimi… Patlayan silahlar… Hesaplanan zamandan önce zorunlu başlayan kıyam…
Ziyaeddin Efendi’nin kıyamdan iki hafta önce meclis kürsüsü’nde dillendirdiği: “Bizim yeniliğimiz işret, dans, plaj sefasından başkası değildir. Fuhuş gittikçe artıyor. Müslüman kadınlar edeplerini kaybetme yolundadırlar. Sarhoşluk himaye, hatta teşvik olunuyor, dini duygular rencide ediliyor. Yeni rejim sadece ahlaksızlık getirmiş. Bunlar ilericilik adı altında, medeniyet adı altında yapılıyor. Bu rezil idare tarzı memleketi uçurumun kenarına getirmiş.
”Olumsuzluklar aleni bir şekilde cereyan ettiği için imanın ve Allah yolundaki hamiyetin gayrete getirdiği halk kısa sürede cihad bayrağı altında toplanır. İlk üç ay Müslümanlar, büyük başarılar elde ederler. Daraheni, Çabakçur, Palu, Ergani, Maden, Harput direnişçilerin eline geçer.
Daraheni geçici başkent ilan edilir. Esirler, vergiler burada toplanır. Şeri hükümler icra olunur. Halk Şeyh Sait’in uygulamalarından ve şeri hükümlerden memnundur.
Ele geçirilen her yerde gereksinimlere göre geçici idareler kuruluyor, halk kıyam kuvvetlerine katılıyordu. Tarihi belgeler mart itibarıyla kıyam kuvvetlerinin 80 bini bulduğunu kaydetmiştir. Gelişmeler, her yönüyle kıyam lehine olmasına rağmen Amed bir türlü ele geçirilemedi. Ankara’dan sevk edilen kuvvetler, uzayan abluka, moral bozukluğu, şehir içinde mücahidler gibi giyinip onları halkın gözünden düşürmek ve kıyamı amacından saptırmak için tecavüz, talan, hırsızlık yapan işbirlikçi milisler… Kimi aşiretlerin siyasi amaçlı, kimi beylerin de bazı vaatler sonucu ihanetleri… Akabinde İlahi kaderin bir cilvesi olarak yavaş yavaş gelen yenilgi… Geri çekilme… Binbaşı Kasım’ın ihbarıyla Şeyh Sait ve arkadaşlarının Muş ve Varto arasındaki Abdurrahman Köprüsü’nde yakalanması…

Omzuna bir elin dokunmasıyla Şeyh Sait, sonuca rıza gösterdiğinin alameti bir gülümsemeyle:
“Takdir-i Xuda!” sözüyle düşüncelerinden sıyrıldı.
Mahkeme salonu… Mahkeme Başkanı sorar:
- Bu isyanı zannetmiyorum ki yalnız başına yaptınız. İşin içinde elbette kışkırtanlar da vardır.
- Hayır, kimse yoktur. Ne içte, ne dışta.
- Demek ki ayaklanmayı tek başınıza yaptınız…

28 Haziran 1925… Dağkapı Meydanı… Zulme tanıklık eden meydan… Yan yana kurulmuş 48 darağacı… Sabahın alacakaranlığı… Elleri arkasında bağlı Şeyh Sait Hazretleri darağacında… İlmik boynuna geçirilmiş bir vaziyettedir. Ölüme giden bir insandan ziyade düğüne giden bir insan gibi mesrur ve görevini yerine getiren bir âlimin vakarı üzerindedir. Ve son sözleri:
“ ŞU FANİ HAYATA VEDA ETMEK ÜZEREYİM. HALKIM İÇİN FEDA OLDUĞUMA PİŞMAN DEĞİLİM. YETER Kİ TORUNLARIM DÜŞMANLARIMA KARŞI BENİ MAHCUP ETMESİNLER!”
O esnada kendisini engellemek isteyen hanımı ile aralarında ve işin henüz erken olduğu yönünde uyaran kardeşi Bahaddin ile aralarında şu konuşmalar geçer:
Hanımı: “Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun!” Şeyh Sait rahmetullahi aleyh:
- Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine bu kâfirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin’den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer bu kâfirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi: “Ey Said! Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah’ın emirlerini ayaklar altına almışlar. Evet, ben cihada başladım ve korkanlar, cihad edemeyecekler, hastalar gelmesin. Bu yol korkakların yolu değildir!...
Kardeşi Bahaddin ise:
“Abi! Sen biliyorsun ki Kürt halkı bilgi yönünden pek gelişkin değil. Sanırım sen başarılı olamazsın!” Şeyh Sait Efendi:
- Bahaddin, Bahaddin! Hiç merak etme! Ben Amed’de asılacağım, sen de Kur’an’ın üzerinde şehit olacaksın!
 
Ibrahim Dagilma
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
şehid mücahid şener ve vasiyeti İslam Alimleri ve öncüleri muhammed-i dava 5 552 Son Mesaj 29 Haziran 2008, 22:55:38
Gönderen: şüheda-21
Ey Şehid Şeyh Ahmed YASİN Resimler ve flashlar Şehid Rehber 2 388 Son Mesaj 14 Ekim 2008, 21:54:58
Gönderen: harras
Şehid Şeyh Nizar Reyyan hayatı Filistin Özel vuslat 1 239 Son Mesaj 11 Ocak 2009, 18:55:52
Gönderen: VuSLaTaSeVDaLı
Şehid Şeyh Said) Güzel ve ibretli Sözler seriyye 4 401 Son Mesaj 01 Şubat 2012, 19:41:47
Gönderen: özgürmüslüman
Ahdine sadık Mücahid-Alim Şehid Dr. Mustafa Çamran İslam Alimleri ve öncüleri vuslat 0 174 Son Mesaj 06 Eylül 2009, 11:27:31
Gönderen: vuslat
..:::Şehid Mücahid Şener :::... Serbest Bölüm Şehid Renginde 3 201 Son Mesaj 27 Mart 2010, 22:04:27
Gönderen: VuSLaTaSeVDaLı
Bir Önder, bir Alim, bir Şehid ==> HASAN EL-BENNA Şehidlerimiz Şehid Renginde 3 180 Son Mesaj 25 Ekim 2010, 20:33:44
Gönderen: Kiyamunnisa