0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) AFFI VE BAĞIŞLAMASI  (Okunma Sayısı 285 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 20 Mayıs 2009, 11:17:59 »

PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) AFFI VE BAĞIŞLAMASI
Peygamber Efendimizin güzel ahlâkından birisi de affedici ve bağışlayıcı olmasıdır. Peygamberimiz kendi yakınlarına ve Sahabîlerine devamlı hoşgörülü olduğu gibi, düşmanlarını da, özellikle onlar güçsüz bulundukları ve teslim oldukları zaman bağışlamış, suçlarını affetmiş, sonunda da pekçoğunun iman etmesine vesile olmuştur.

Hz. Aişe validemizin de buyurduğu gibi, Peygamberimiz yaratılışı icabı, kendisine kötülük edene kötülükle karşılık vermez; affeder ve intikam almaya da yanaşmazdı.

Bu üstün vasıflardır ki, düşmanları tarafından bile takdir edilmiş, sevilmiş ve sevgisini onların kalbine de ulaştırarak, ebedî kurtuluşlarına vesile olmuştur.

Peygamberimiz savaş dışında, düşmanlarından kendine sığınan, teslim olan ve bağışlanmayı dileyenleri yüz üstü çevirmemiştir. Ricalarını kabul ederek affetmiştir.

Peygamberimiz kalabalık ordusuyla Mekke'nin fethi için yola çıktığı, Mekke'ye yaklaştığı ve şehre girdiği sırada, düşmanlarının pekçoğu çaresiz kalarak eline düşmüş, zelil bir vaziyette önüne yığılmışlardı. Fakat Peygamberimiz imkânı olduğu, gücü yettiği halde, rahmet Peygamberi olduğunu bir sefer daha göstermiş, düşmanlarım affetme büyüklüğünü ilan etmiştir.

Zaten Rabbi de kendisine böyle tavsiye etmiyor muydu?

"Kolaylık göster, affa sarıl, iyiliği tavsiye et, cahillerden de yüz çevir." (Araf Sûresi, 199.)

Peygamberimizin Mekke'yi fethe çıkan ordusunun şehre yaklaştığını öğrenen Mekke müşriklerinin içini bir korku sardı. Mekke'nin eski reisi Ebû Süfyan yanına iki kişi daha alarak ordu hakkında bilgi edinmek istedi. Ancak yolda giderken Müslüman askerleri tarafından yakalandı. Peygamberimizin amcası Hz. Abbas ellerinden alarak onu Peygamberimizin huzuruna getirdi.

Ebû Süfyan, Hicretten önce Peygamberimize Mekke'de bulunduğu süre içinde her türlü işkence ve eziyeti yapmaktan geri kalmamıştı. Medine'ye hicretinden sonra da onu rahat bırakmadı. Peygamberimize karşı yapılan bütün düşmanca hareketlerin başında o bulunuyordu.

Kureyş'in başına geçerek müşrikleri devamlı Müslümanların aleyhine geçiriyor, ordu kurarak savaşa hazırlıyordu. Uhud ve Hendek savaşlarında müşrik ordusunda başkumandandı. Bu savaşlarda pekçok Müslümanın kanını dökmüştü.

İşte böyle bir müşrik reisi Peygamberimizin karargâhına getirildi. Bir gece bekledikten sonra da İslâmı kabul etti. Peygamberimiz kendisine yaraşan büyüklüğü gösterdi. Onu affetti. Bununla da kalmayarak, ona bazı imtiyazlar verdi. "Ebû Süfyan'ın evine kim girerse güvendedir" dedi.

Peygamberimizin affı sayesinde baş düşman, dostlar sınıfına geçti.

Peygamber ordusu Mekke'ye girince, İslâm safına giren pekçok insan bulunuyordu. Ebû Süfyan'ın hanımı Hind de Kureyş kadınlarıyla birlikte yüzü örtülü olarak Peygamberimizin huzuruna geldi. Müslüman olarak affını diledi. Peygamberimiz onu tanımıştı. Fakat belli etmedi. Yaptıklarını hiç yüzüne vurmadan affetti.

O Hind ki, Uhud Savaşında Kureyş kadınlarıyla birlikte def çalıp şarkı söyleyerek müşrikleri savaşa kızıştıranların başında geliyordu.

Peygamberimizin sevgili amcası Hz. Hamza şehit düşünce, onu parça parça etmiş, kin ve ihtirasını yenemeyerek ciğerini çıkarıp dişlemişti.

Bu hali gören Peygamberimizin içi parçalanmıştı. Fakat onun affı her zaman üstün geldi. En azılı can düşmanını bile, iman ettiği için affetti. Bu esnada nefreti sevgiye dönüşen Hind, "Bugün senin meclisinden daha sevimli bir meclis görmüyorum" diyerek takdirini gizleyememişti.

Hz. Hamza'nın katili Vahşi de Mekke'den kaçarak bir müddet kabileler arasında gizlendi. Fakat emin bir yer bulamıyordu.

Sonunda birisi kendisine "Sen kendin için en güvenli yeri ancak onun yanında bulabilirsin; git, Resulullahtan af dile" dedi.

Vahşi çekinerek ve sıkılarak Resulullahın huzuruna girdi. Peygamberimiz Vahşi'yi görür görmez başını yere eğdi. Ona bakamıyordu. O anda amcasını hatırlamıştı. Hz. Hamza'nın al kanlar içinde bulunan başı gözünün önüne geldi. Mübarek gözlerinden yaşlar boşandı. Katil, karşısındaydı. Kısas yapabilirdi. Kimse de bir şey diyemezdi. Fakat o yine büyüklük göstererek Vahşi'yi affetti. Fakat bir daha gözüne görünmemesini söyledi. Çünkü her gördükçe gözünün önüne Hz. Hamza geliyor, içi yanıyordu.

Ebû Cehil ve oğlu İkrime, Peygamberimizi her seferinde sıkıntıya sokan, ona eziyet vermek için elinden geleni yapan iki din düşmanıydı. Ebû Cehil, Peygamberimiz Kabe'de namaz kılarken üzerine deve işkembesi atan, arkasına geçip hücum ederek abasıyla boğmak isteyen, Peygamberimizi öldürmek için tuzaklar kuran, Müslümanlardan gelen bütün barış tekliflerini reddederek Bedir Savaşını körükleyen azılı bir düşmandı. Oğlu İkrime de babasıyla birlikte hareket ediyor, Peygamberimize düşmanlıkta önde gidiyordu.

İslâm ordusu Mekke'ye girince İkrime korkusundan Yemen'e kaçtı. Fakat hanımı Müslüman olmuştu. Peygamberimizin büyüklüğünü tanıyor, bağışladığı insanları yakından görüyordu. Kölesini yanına alarak kocasının peşine düştü. Yemen'de buldu. Peygamberimizden kendisini affedeceği hususunda teminat aldığını söyledi.

Medine'ye geldiler. Peygamberimiz İkrirne'nin geldiğini duyunca onu karşılamak için çıktı. Öyle acele etti ki, sırtından hırkası bile yere düşmüştü. Onu güleryüzle karşıladı. "Merhaba ey süvari muhacir" diyerek kucakladı ve iltifatta bulundu.

İman eden İkrime, Peygamberimize yaptıklarından dolayı mahcuptu. Fakat rahmet Peygamberi, Müslüman olan İkrime'ye şöyle dua etti:

"Allah'ım, İkrirne'nin bana yaptığı bütün kötülükleri, Senin nurunu söndürmek için attığı her adımı affet. Yüzüme karşı ve gıyabımda söylediği sözleri de affet."

Peygamberimizin affı en azılı bir düşmanını bile kuşatmıştı.

Hebbar bin Esved, gözü dönmüş bir Peygamber düşmanıydı. Her fırsatta Müslümanlara eziyet etmekten zevk duyuyordu. Pekçok Müslümanın canına kıymıştı. Bununla kalmamış, hicret esnasında Peygamberimizin kızı Zeyneb'i devesinden iterek düşürmüştü. Hamile bulunan Hz. Zeynep çocuğunu düşürdü. Bir müddet sonra da bu hastalıktan vefat etti. Böylece Peygamberimizin kan düşmanı da olmuştu.

Mekke'nin fethi günü Peygamberimiz onun kanını helal kılmıştı. Görüldüğü yerde öldürülecekti.

Hebbar çok korkuyordu. İran'a kaçmayı düşündü. Fakat daha sonra bundan vazgeçti. Akıllı davranarak Peygamberimizin huzuruna gitti. Ona iltica etti.

"Ya ResulAllah, önce İran'a kaçmayı kararlaştırdım. Fakat sizin büyük affınızı, benzersiz müsamahanızı düşünerek işte huzurunuza geldim. Yaptığım bütün suçlarımı itiraf ediyorum. Sizden af diliyorum" dedi.

Peygamberimiz af kapısını ona da açtı. Samimi itirafları üzerine Hebbar'ı bağışladı.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
_uMuT_
Mir Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4511


seven sevilene tabi olur.


« Yanıtla #1 : 20 Mayıs 2009, 21:02:26 »

Hz. Peygamber, insanların en halîmi ve kudretlisi olmakla beraber herkesten daha fazla affetmeyi seven bir zattı. Hatta bir savaşta Hz. Peygamber´e altın ve gümüşten gerdanlıklar getirildi. Onları muharip ashâbı kirâm arasında taksim etti. O esnada bedevilerden biri ayağa kalktı ve şöyle haykırdı:
-´Ya Muhammed! Allah´a yemin ederim, eğer Allah sana adaleti emretmişse ben seni adaletle hareket eder görmüyorum!´
Bunun üzerine Hz. Peygamber:
-´Sana rahmet olsun! Acaba benden sonra senin hakkında kim adâletli hareket edebilir?´
Bedevî kalkıp giderken Hz. Peygamber ashabı kirâma şöyle demiştir:
-Yavaşça, (korkutmadan) onu çevirip bana getiriniz.
Adam çevrilip Hz. Peygamber´in huzuruna getirildi ve Hz. Peygamber;
-´Seni çıkışından ötürü affediyorum´ demek suretiyle kişinin aleyhinde kabaran gergin havayı dağıttı.(186)

Cabir şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber, Hayber (bazı nüshalarda Huneyn) gününde Bilâl´in eteğinde ve kucağında bulunan gümüşleri alıp halka veriyordu. Bu esnada bir kişi öfkelenerek Hz. Peygambere şöyle haykırdı:
-´Ey Allah´ın Rasûlü! Adaletli hareket et!´
Hz. Peygamber ona
-´Sana rahmet olsun! Ben adalet etmedikten sonra artık adalet eden kimdir? Eğer ben adalet etmezsem sen mahrum olup zarar içerisinde kalmış olursun´.(187)
Bu durum karşısında Hz. Ömer (r.a) ayağa kalkarak Hz. Peygambere
-´Bu kişi münafıktır. Bana izin ver boynunu vurayım´ dedi.
Hz. Peygamber, Hz. Ömer´e şöyle dedi:
-´Senin bu dediğinden Allah´a sığınırım. Böyle yaptığımız takdirde, Muhammed arkadaşlarını öldürüyor diye propaganda yaparlar.´(188)

Hz. Peygamber bir savaşta bulunuyordu. Bu esnada düşmanlar, müslümanların gafletinden istifade ederek casuslarını İslâm ordusunun içerisine saldılar. Hatta bir adam yalın kılıç gelip Hz. Peygamber´in başucunda durdu ve Hz. Peygamber´e şöyle hitap etti:
-´Seni benden kurtaracak kimdir?´
Hz. Peygamber´Allah!´diye haykırdı. Adamın elinden kılıç yere düştü.Hz.Peygamber kılıcı alıp adama şöyle dedi:
-´Seni benden kim kurtaracak?´
Adam; ´Kılıcı alan, en hayırlı bir kimse ol! (beni öldürme)´ diye yalvardı.Hz.Peygamber şöyle buyurdu:
-O halde Allah´tan başka ilah olmadığına ve benim Allah´ın Râsûlü olduğuma şâhitlik et.
-Hayır! Ben bunu demem! Ancak bundan böyle ne seninle savaşır, ne seninle beraber olur, ne de seninle savaşan bir kavimle beraber olurum.
Bu şart ile Hz. Peygamber onu serbest bıraktı. O, arkadaşlarına gelip şöyle dedi: ´İnsanların en hayırlısının nezdinden size geliyorum!´(189)

Enes şöyle rivayet eder: Bir yahudi kadın, Hz. Peygamber´e zehirli bir koyun gövdesi getirdi ki Hz. Peygamber ondan yesin... Bu hâdise keşfedilince kadın Hz. Peygamber´e getirildi. Hz. Peygamber kadına ´Neden böyle yaptın?´ dedi. Kadın ´Seni öldürmek için!´ diye cevap verince Hz. Peygamber kadına şöyle dedi:
´Allah seni bu işte muvaffak kılmaz´. Ashabı kirâm ´Ey Allah´ın Râsûlü! Kadını öldürelim mi?´ dedi. Hz. Peygamber ise kabul etmedi.(190)

Hz. Peygamber´e, yahudilerden bir kişi sihir yaptı. Cebrâil gelip Hz. Peygamber´e durumu haber verdi. Hz. Peygamber adam gönderip sihir yapılan tarağı (Zervan kuyusundan) çıkarttı. Düğümlerini açınca bedeninde hafiflik hissetti.(191)Bu hadîseyi sihirci yahudiye ne söyledi ne de yüzüne vurdu.

Hz. Ali şöyle der: Hz. Peygamber (s.a) beni, Zübeyr´i ve Mikdad´ı göndermek üzere vazifelendirerek şöyle dedi:´Hâh´ (Mekke,Medine arasında bir yer) bahçesine varıncaya kadar gidiniz. O bahçede hevdecinde bulunan bir kadın vardır. O kadınla beraber bir mektup bulunuyor. Mektubu kadından alıp getirin.
Hz. Ali der ki: Biz ´Hâh´ bahçesine varıncaya kadar gittik. Kadına mektubu çıkartmasını söyledik. Kadın ´Yanımda mektup yok´ dedi. Bunun üzerine kadını tehdit ederek dedik ki: ´Ya mektubu verirsin veya kontrol etmek için elbiselerini teker teker bedeninden soyarız´. Bu tehdit karşısında kadın, saç örgülerinin arasından mektubu çıkardı. Biz mektubu Hz. Peygamber´e getirdik. Baktı ki, mektupta Hatib b. Ebî Beltâ Mekkeli müşriklerden bazılarına bir şeyler yazmış. Hz. Peygamber´in ne yapacağını onlara haber veriyordu. Bu durum karşısında Hz. Peygamber, Hatib´e hitaben ´Bu nedir ya Hatib?´ diye sordu. Hatib de şöyle cevap verdi: ´Ya Rasûlullah! Benim hakkımda acele etme! Ben kavmine sonradan gelip katılmış bir kimseyim. Seninle beraber bulunan muhacirlerin Mekke´de akrabaları vardır.Onların Mekke´de kalmış aile efradını himaye ederler. Bu bakımdan, benim soydan gelen akrabalarım Mekke´de yoktur ki, benim orada kalmış aile efradımı korusun... Ben istedim ki, onlara bir iyilik yapayım. O iyiliğimden dolayı orada kalmış yakınlarımı himaye etsinler. Ben mektubu kâfir olduğumdan veya İslâm´dan sonra küfre rıza göstermemden veya dinimden döndüğümden dolayı yazmış değilim´.
Bu söz karşısında Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: ´Hatib doğru söyledi!´ Hz. Ömer (r.a) ´Ya Rasûlullah! Bana izin ver de bu münafığın boynunu vurayım!´ deyince, Hz. Peygamber (s.a) şöyle dedi:
´Hatib Bedir savaşına katılmış bir kimsedir! Ey Ömer! Ne biliyorsun belki Allah Bedir´e katılanlara şöyle demiştir: İstediğinizi yapın! Muhakkak ben sizi affettim.(192)

Hz. Peygamber (s.a) bir ara ganimet malını taksim etti. Ensar´dan bir kişi ´Bu öyle bir taksimdir ki, bu taksimle Allah´ın cemâli kastedilmiş değildir!´ dedi. Onun bu sözü Hz. Peygamber´e nakledildi. Hz. Peygamber´in yanakları kıpkırmızı kesilerek şöyle buyurdu:
Allah kardeşim Musa´ya rahmet eylesin! Bu zahmetlerden daha fazlasına mübtelâ olmuş ve sabretmiştir.(193)

Sakın sizden herhangi bir kimse, benim ashabımın herhangi birinden bana birşey getirip söylemesin. Çünkü ben istiyorum ki, göğsüm sapasağlam olduğu halde sizin yanınıza çıkmış olayım.(194)

186)Daha önce geçmişti.
187)Ebu Şeyh,(İbn Ömer´den)
188)Müslim
189)Müslim,Buhârî
190)Müslim
191)Nesâî
192)Müslim,Buhârî
193)Müslim,Buhârî
194)Ebu Dâvud,Tirmizî
Moderatöre Bildir   Logged

                                                                 (dualar sana filistin)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Hz.peygamberİmİzİn (s.a.v) Mektubu Hz.Muhammed (S.a.v) Xerip 1 181 Son Mesaj 06 Mart 2008, 12:12:40
Gönderen: garip
ÜMMETİ MUHAMMED'İN AFFI Hz.Muhammed (S.a.v) kördüğüm 4 147 Son Mesaj 09 Ocak 2009, 22:44:48
Gönderen: harras
PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) GENÇLİĞİ Peygamber Efendimizin Hayatı vuslat 0 200 Son Mesaj 20 Mayıs 2009, 11:13:33
Gönderen: vuslat
PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) TEBLİĞİ Peygamber Efendimizin Hayatı vuslat 0 225 Son Mesaj 20 Mayıs 2009, 11:16:18
Gönderen: vuslat
PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) HAYASI Peygamber Efendimizin Hayatı vuslat 0 217 Son Mesaj 20 Mayıs 2009, 11:17:18
Gönderen: vuslat
PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) NEZAKETİ Peygamber Efendimizin Hayatı vuslat 0 212 Son Mesaj 20 Mayıs 2009, 11:18:27
Gönderen: vuslat
PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) ADALETİ Peygamber Efendimizin Hayatı vuslat 0 224 Son Mesaj 20 Mayıs 2009, 11:19:11
Gönderen: vuslat