suskunlar meclisi - Sükûtumuz'dan anlamayan, sohbetimizden bir şey anlamaz..!
30 Temmuz 2010, 13:10:25 *
Selamun Aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Savaş OyunLarı  (Okunma Sayısı 76 defa)
ÂmâK-ı HâYâL
An azaDi an qet
Onur Üye
***

Puan: 155
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1258


sükût gibi münzevî, çığlık gibi hür..!


« : 29 Ocak 2010, 12:46:06 »

Hepimiz bir zamanlar çocuktuk.

   Başbakan da, Cumhurbaşkanı da, bakanlar da, Genelkurmay’daki omzu kalabalık paşalar da.     

   Oynadığımız oyunlar belki o zamanlar hep birbirine benzerdi.

   Küçük yaşlarda kutu kutu pense ile başlayan oyunlarımız, bezirgân başı, saklambaç, körebe, elim sende, istop, yakan top, seksek, çelik çomak... vesaire olurdu. Erkek çocuklar bir de o zamanlar dekmancılık denilen tahta silahlarla savaş oyunu oynarlardı.

   Okula başlayınca isim şehir, amiral battı falan oynanırdı. Kâğıt kalemle tanışma oyunları...

   Üç beş erkek çocuk biraraya gelip “önümüze gelene bir tekme” oynarlardı teneffüslerde. Bu biraz sanki üçten fazla kişinin biraraya gelmesiyle oynanan dayanışmacı, birbirinden güç alan küçük çaplı bir çetecilik oyunuydu.

   Bu oyunların içinde kişiliğimizi buluyorduk belki de. Oyun sırasında herkes “rakip” olarak gördüklerine karşı kendini ispatlama çabasında içinde olurdu.

   Ama oyun esnasında rakipler olsa da, bunlar hiçbir zaman “düşman” olarak görülmezdi. “Birlikte oynadığımız”, hoşça vakit geçirdiğimiz arkadaşlarımızdı hepsi...

   Hayat yolunda rollerimiz belli olmaya başladığında değişiyor her şey sanırım. Şimdilerde önemli mevkilere gelmiş olanlara kızma birader diyerek sormak isterdim, çocukluğunda en çok hangi oyunu severdin diye... Özellikle de, Genelkurmay’daki paşalara... (Sabih Kanadoğlu’nu da çok merak ediyorum. Öyle sanıyorum ki, bütün oyunlardan atılan mızıkçı bir çocuktu. “Bu hükümet yeni anayasa yapamaz” diye buyurduğunu işitince, içimden “Mızıkçı, mızıkçıı” diye seslenmek geldi.)

   Belki bu soruşturmadan müthiş sosyolojik ya da pedagojik bulgular elde etmiş olmayacağım ama, son “balyoz savaş oyunu” üzerine böyle bir haletiruhiyeye büründüm.

   Türkiye’de on yıllardır olup bitenlere bakınca, bu oyunları oynayan çocukların nasıl olup da bu hale geldiğini çözebilmiş değilim. Çeteler, mafyalar, gizli örgütler... Bir otopark için, bir çay bahçesi için, üç beş karış toprak için silah çekmeler...

   Daha sonra ülke çapında daha büyük oyunlar... İktidar oyunları, darbe oyunları... Dünya ölçeğine bakınca da, savaş oyunları, egemenlik oyunları...

   “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka nedir ki” denir Kur’an’da. Evet, en küçük ölçeklisinden en büyüğüne, türlü oyunlar oynuyoruz dünyada. Beş milyar küsur insan bir küresel oyunun içindeyiz. Fakat, aslında “kendimiz için istediğimizi başkaları için de istemek” üzerine kurgulanmış bu oyunu, nasıl bu hale getiriyoruz? En fazla yetmiş seksen sene yaşayan insanların, dünya sahnesinde birbirlerine çektirdikleri nedir diye düşününce pek işin içinden çıkılmıyor.

   Mesela, aralarında bulunmaktan kıvanç duyduğum Taraf’ın geçen hafta ortaya çıkardığı “Balyoz planı” da, Genelkurmay tarafından “rutin bir savaş oyunu” olarak geçiştirildi. Temsili yurtsever askerler, ülkeyi temsili milis kuvvetlerinden temizlemek için bir oyun oynuyorlar. Cami bombalamaca, adam öldürmece falan var içinde.

   Kanlı bir oyun.

   Bir askerî bölgenin kenarından geçerken nöbet kulübesinde bekleyen askerleri görünce yüreği merhamet dolmayan yoktur.

   Çünkü onlar her bir yöreden gelmiş bu halkın çocukları.

   Fakat, gönderdiğimiz çocukları sınırlarda, nöbet kulübelerinde bekleten “omzu kalabalık”ların, o çocukların sahiplerine karşı kalkıştıkları oyunları görünce, insanın yüreği burkuluyor.

Bu mudur, diyorsunuz. Türk Silahlı Kuvvetleri bu mudur?

   Hani bazı çocuklar küçüklüğünden bellidir. Yanındaki çocukları oynatmaz, gözü hep karşısındakinin üzerindedir, diğer çocuk eline bir oyuncak alsa onu kapar, her yeri kırar döker, sürekli hoşnutsuzluk götürür gittiği yerlere.

   TSK’nın generalleri de böyle çocuklardan oluşuyor sanıyorum. Başkasına hiç oynayacak alan bırakmak istemeyen, her karışı kendine ait zanneden, bu dürtüyle diğerlerini hep itip kakmaya çalışan...

   Böyle çocuklar, bu huylarından vazgeçip “kardeş kardeş” oynamaya razı olmadıkça hiçbir ortamda sevilmez ve hiçbir oyuna dahil edilmezler.

   Genelkurmay’ın sayın paşaları... Sanırım sizin de akıbetiniz böyle olacak.

   Üzgünüm ama bunu siz istediniz.



Elif Çakır
Moderatöre Bildir   Logged

Af Benim i$im DeğiL .. .. ..
kilimce
Yeni Üye
*

Puan: 13
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 42


« Yanıtla #1 : 29 Ocak 2010, 20:49:17 »

razı olsun
Moderatöre Bildir   Logged
ÂmâK-ı HâYâL
An azaDi an qet
Onur Üye
***

Puan: 155
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1258


sükût gibi münzevî, çığlık gibi hür..!


« Yanıtla #2 : 30 Ocak 2010, 00:21:48 »

amin cümlemizden inş.
Moderatöre Bildir   Logged

Af Benim i$im DeğiL .. .. ..
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.071 Saniyede 16 Sorgu ile Oluşturuldu