0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Şehidlerin efendisi Hazreti Huseyini hürmetle ,minnetle ,sadakatle yad ediyoruz  (Okunma Sayısı 254 defa)
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« : 14 Aralık 2010, 11:13:32 »

Şehidlerin efendisi Hazreti Huseyini hürmetle ,minnetle ,sadakatle yad ediyoruz.ne mutlu bizlere ki Kerbela mihrabına talebe ve Aşura kervanına yoldaş olmuşuz. Ne mutlu bizlere ki İsbahul Xuda ve Sefinet-ul Necat olan Huseyne yar ve ensar olmuşuz.Ve ne mutlu bizlere ki, Şehidi Kerbelanın şahsında tüm zamanların şehidleriyle ahdu  Peyvan etmişiz.Hiç bir yerde ve hiç bir zaman zillet altına girmeyeceğimize söz vermişiz.

Ve bizler eza ve matem günlerinde ahdimizi bir kez daha tazeliyor ve Yüce Allah'ı şahid tutarak kanımızın son damlasına ve ömrümüzün son anına kadar Şehidlerimizin yolunu sürdüreceğimizi ilan ediyoruz. Şehidlerin efendisi Hazreti Huseyin'i anmak her şeyden önce Rahmeten Lilalemin olan Hazreti Muhammede olan sadakat ve minnetimizin bir gereğidir. Çünkü hazreti Muhammed şöyle buyurmaktadır ''Huseyini minni ve en minel huseyin'' Huseyin bendendir bende Huseyin denim.

Bugün bizler şehidlerin efendisi Hazreti Huseyini derin bir elem ve dinmez bir acıyla anarken aynı zamanda hazreti Resulu Ekremin matemini paylaşıyoruzçünkü hazreti peygamber Hazreti Huseyin doğduktan sonra matem tutmuştur huseyini yad etmek resulullahı yad etmektir.

Aşura meselesini muayyen bir kesime hasmetmek mezhebi bağnazlıklarla yada sapkın modern anlayışlarla aşura misyonundan yüz çevirmek cehalet ve delaletin ta kendisidir.

Aşura islam ümmetinin muayyen bir kesiminin değil hangi kavimden hangi kesimden olursa olsun müslüman her kesin meselesidir çünkü bu mesele bir ictihat meselesi değildir. Resulullah bir çok hadisinde Ehli beytini bir hidayet menbaı olarak beyan etmiş ve  ümmetinden pak ve mutahhar olan ehlibeytinin izlenilmesini istemiştir.

O halde bizlerde Resulullahın Ehli Beytini özelde de Hazreti Huseyini idrak etme ve onların nur hattında yürüme noktasında salih bir niyet ve ciddi bir gayret içerisinde olmalıyız hepimiz biliyoruz ki Hazreti Huseyini anmak sadece tarihte olan bir olayı konu almak yada tartışmak durumunda değiliz elbet bir kıyamı kavramak için tarihte ne olduğunu öğrenmemiz gerekir ancak tarihte öğrendiğimiz bu hakikatleri yaşadığımız çoğrafya içinde bulunduğumuz  şartlar altında kendi hayatımızda rehber edinmedikten sonra zamanın zalim ve tağutlarına karşı Huseyince ve Zeynepçe bir kıyam kuşanmadıktan sonra öğrendiğimiz bilgilerin bir anlamı olmayacaktır sadece sözlerle ve törensel matemlerle Hazreti Huseyini anmak sadece onun fazilet ve kerametlerinden söz etmek gerçekten onu hakkıyla idrak etmemek ve ona dürüstçe sadakat göstermemek manasına gelir nasıl olurda Huseyine yar ve ensar olduğunu söyleyenler Huseyinin uğrunda can verdiği ve en yakınlarını Aziz İslamı firavunların sürdürdüğü saldırı ve hakaretler karşısında sahipsiz bırakabilir

Kerbela mihrabından ve tüm şehidlerin kanlarından aldığımız ilham ve gayretle müstekbirlerin ve tağutların hiç bir baskı zulum ve tehditlerine boyun eğmeden ömrümüzün son anlarına ve kanlarımızın son damlasına kadar Muhammedi bayrağı kaldıracak hakkı koruyacak ve mazlumları savunacağız
 İslamın bir hükmünün ve ümmetimizin hiç bir ferdini saldırı ve hakarete  uğramasına İslam çoğrafyasının hiç bir karışının esaret ve işgal altında kalmasına rıza göstermeyeceğiz.
Bizler Kuran'ın her bir harfine şeriatın her bir hükmüne rehberimizin her bir sözüne feda olmaya İslamın şiarı olan Kudüs için bir baş örtüsü için kurban olmaya hazırız.

Acaba hangi dünyevi tamah ve endişe bizleri bu yoldan ve bu kıyamdan  alıkoya bilir
birilerinin çok sevdiği mal mülk ve makam  mı birilerinin çok korktuğu zalım ve müstekbir ve tağutlar mı birilerin korkup kaçtığı mermi işkence zindan mı
        İşte bizler bu inanç ve kararlılıkla bu azim ve sebatla aşuradan ve şehidlerimizin kanından aldığımız gayret ve ilhamla yarınlara doğru yürüyoruz yılmayacağız korkmayacağız asla bu yoldan dönmeyeceğiz taki şehid olacağız yada zaferi kazanacağız ki her ikiside bizim için galibiyettir. Allah yolunda cihadda yenilgi yoktur demişti Seyyidi Şuheda
Eğer kanım dökülmeden ayakta durmayacaksa ceddim Muhammedin dini ey kılçlar durmayın parçalayın parça parça edin bedenimi
Direnişin bayrağı ve halkımızın şiarı olan Şeyh Said nasıl haykırmıştı Mucadelem din için ve Allah için olduktan sonra değersiz sehpalarda asılmama pervazım yoktur
       Nasıl kükremişti mazlum Ustadımız Saidi Nursi Hazretleri .Başımdaki saçlarım sayısınca başım olsa Şeriatın bir hükmüne hepsini feda etmeye hazırım.
 
Ve nasıl feryat etmişti ümmetin iftiharı ve islam inkılabının Aziz Rehberi Rahmetli İmam
Küfür ve şirk var oldukça bizlerde var olacağız bizler var oldukça mucadelemiz devam edecektir.
Anonim
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« Yanıtla #1 : 14 Aralık 2010, 17:26:21 »

Sabahın erken saatlerinde başlayan kanlı direniş, artık yerini sükûnete bırakmıştı. Kuru sahrada binlerce kişilik düşman ordusu karşısında yarensiz kalan Hüseyin (a.s), feryadına henüz bir cevap alabilmiş de değildi. Hayata karşı dakika dakika yabancılaşıyor, adeta yeni bir dünyayla tanışıyordu. Bir an için eskiye dönmüş; çektiği sıkıntıları, tattığı acıları tek tek gözden geçiriyordu:

Ceddi Resul-u Ekrem’in (s.a.a) rihleti ve onun ardından anası Fâtıma’nın (s.a) bitmek bilmeyen çileler zinciri, çektiği ıstırap ve işkenceler; babası Hz. Ali’ye (a.s) yapılan zulümler ve onun hazin sonu; kardeşi Hasan’ın (a.s) Muaviye karşısında sabrı ve o melun tarafından şehit edilişi ve bir de bu acılara ek olarak Kerbela faciası..

İşte tüm bu çileler Hüseyin (a.s) için örülmüş, onun için takdir edilmişti. Bu yüce şahsiyet, Resul-u Ekrem’in “İyisi de var, kötüsü de” şeklinde beyanlarda bulunduğu ashap ve tabiinin arasındaki “iyi” olarak tanınan “kötüler” sınıfının kurbanı olmuş, tüm Ehl-i Beyt gibi, o da bunun cefasını çekmişti.

Artık Hüseynî çadırlarda Hüseyin’den (a.s) başka savaşabilecek kimse kalmamıştı. Vefalı dostların tümü, az önce arka arkaya aşk diyarına doğru süzülmüşlerdi çünkü. Hüseyin yavaş yavaş çadırlara doğru yürürken Ehl-i Beyt hatunlarına sesleniyordu:

-Ey Sakine, ey Fâtıma ve ey Zeynep! Allah’ın selamı size ve yanınızdaki diğer Ehl-i Beyt’ime olsun. Bu, benim size olan son selamım, sizinle son görüşmemdir. Bilesiniz ki, artık hüzün defteri size yeni yeni sayfalar açacak, keder size daha da yakınlaşacaktır!..

İmam, daha fazla dayanamamış, ağlamaya başlamıştı son sözlerinden sonra. Bu sözler, aynı zamanda onun hazin sonunun da habercisiydi. Gözyaşları Kerbela sahrasında kaybolup giderken herkes susmuştu şimdi.

Ne var ki bu suskunluk fazla sürmemişti. Kahkahalar, küfürler ve nâralar... Az önceki sessizlik, düşman askerlerinin bu çirkin çığlıklarıyla tekrar bozulmuştu.

Onların bu çirkin saldırıları Kerbela’yı kuşatmışken Hüseyin (a.s) çadırların hemen önlerinde toplanan birkaç şehidin yanı başındaydı. Buruk bir dille, onların huzurunda feryadını tazeliyordu:

-Bana yardım edecek kimse yok mu?

Bu cümlenin hemen ardından gözyaşlarına mani olamayıp ağlamaya başladı:

-Abbas, Müslim, Kâsım!.. Neredesiniz? Neden Hüseyin’e cevap vermiyorsunuz? Siz değil miydiniz bir seslenişime bin can veren fedailer, şimdi ne oldu da cevap vermiyorsunuz bana?

İmam, Allah’a şikâyetini böyle dile getirmeye, acısını böyle dindirmeye çalışıyordu. Yarenlerinin, biricik yavrularının ve can dostu yakınlarının cansız bedenleri onu epey hüzünlendirmiş, yasa boğmuştu çünkü.

O, şimdi kendi çadırına yönelmiş, Ehl-i Beyt’ine uyarılarda bulunuyordu:

-Gördüğünüz ve göreceğiniz cefalar karşısında sabredin. Yüksek sesle ağlamayın. Düşman sesinizi duyup da sevinmesin sakın!

Sonra, kız kardeşi Zeynep’e döndü:

-Hatırlıyor musun; sana hep derdim “Sonsuz hayat sahibi yalnız Allah’tır” diye. Ey kardeşim! Benden sonra kadınlar ve çocuklar sana emanet!

Zeynep ağlamaya başladı. Kızı Sakine de... Onlar, Hüseyin’in meydana çıktıktan sonra bir daha geri dönmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Onun da diğer şehitler gibi paramparça edileceğini, atların altında lime lime edileceğini ve şehadet şerbetini içip sonsuz diyara doğru uçup gideceğini biliyorlardı. Bu ayrılık ateşi onları tamamen yasa boğmuştu. Şimdi her üçü de ağlıyordu. Hüseyin (a.s) içindeki ıstırabı beyitlere dökerek kızı Sakine’ye seslendi:

 

Benden sonra çok ağlayacaksın kızım

Istırabın artacak, keder sahibi olacaksın

Ama en azından hayatta olduğum

Ve seni görebildiğim müddetçe

Islak gözlerinle yakma kalbimi!

Hasret gözyaşlarını şimdiden akıtma!

Eğer cansız bedenim yere düşer de

Tutunacak hiçbir dalım kalmazsa

Ey güzel kızım benim!

İşte o zaman sarılır, ağlarsın bana!..

 

Vedalaşmak için sırada en küçük yavrusu Ali vardı. Kerbela’nın en küçük kahramanı Ali Asgar’dan da vedalaşmak istiyordu şehitler serveri.

Zeynep’e dönerek minik yavrusunu istedi:

-Ey benim vefalı kardeşim; kundaktaki yavrumu getir bana, gönlüm onunla da vedalaşmak ister!

Bir müddet sonra Ali Asgar da getirildi. Kızgın güneşe karşı gözlerini sıkı sıkı kapayan minik yavru, susuzluktan neredeyse kurumak üzereydi. Hüseyin, yavrusunun kuruyan dudaklarına son kez sıcak bir buse etti. Ancak yüreği onun acı feryadına dayanamıyordu. Minik yavruyu havaya kaldırıp Kûfelilere seslendi:

-Ey Yezid'in yandaşları! Sizin gözünüzde ben zalim ve dinden çıkmış biri de olsam en azından şu masum çocuğa Muhammed'in (s.a.a) dini hatırına su verin!

O sırada Kûfe ordusu içerisinde Harmile b. Kâmil adlı bir okçu da onları sinsice izliyor, şeytani planlar kuruyordu. Özel olarak hazırladığı üç başlı çatallı oku torbasından çıkarıp yayına yerleştirerek minik yavruyu nişan aldı.

Kısa bir süre sonra ok yayından çıkmıştı bile... Hüseyin’in veda öpücüğü henüz sıcaklığını kaybetmemişken Ali Asgar’ın narin bedeni bir anda sarsılmış, bembeyaz kundağı bu okla al kanlara bulanmıştı.

Ali Asgar babasının elinde can verirken düşman saflarından yükselen sevinç çığlıkları daha da fazlalaşmıştı. Küçük yavru, gerdanına saplanan okla birlikte babasının kucağından halası Zeynep’in kucağına taşındı. Hüseyin, avuçlarına dolan kızıl kanları gökyüzüne saçarken bir yandan da bağırıyordu:

-Musibet ne türden olursa olsun, tahammülü benim için o denli kolaydır. Şüphe yok ki Allah, beni görmede, bilmededir!..

Alıntı
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Güllerin Efendisi'ne en güzel güller..Bir gülde siz ekleyin... Resimler ve flashlar « 1 2 ... 14 15 » diyar2 143 42480 Son Mesaj 15 Şubat 2012, 10:56:10
Gönderen: Âl-i İmran
Malatyalılar Hazreti Peygamberi andı Hz.Muhammed (S.a.v) kuranehli 4 284 Son Mesaj 08 Nisan 2008, 22:11:44
Gönderen: Şehid Rehber
hazreti fatıma İstek, Öneri ve Şikayetleriniz MuSLiM 0 221 Son Mesaj 28 Şubat 2009, 16:12:56
Gönderen: MuSLiM
Hamas: Şehidlerin Kanları Yerde Kalmayacak.. Filistin Özel __YaZ_yAğMuRu__ 3 202 Son Mesaj 05 Haziran 2009, 09:10:48
Gönderen: MERXAS
Esselam GüLLerin Efendisi! Peygamber Efendimizin Hayatı ÂmâK-ı HâYâL 0 664 Son Mesaj 10 Haziran 2009, 09:43:50
Gönderen: ÂmâK-ı HâYâL
davet hz.huseyini anma etkinlikleri Yurttan haberler MERXAS 0 152 Son Mesaj 15 Ocak 2010, 08:49:07
Gönderen: MERXAS
sizi Örtünmeye Davet ediyoruz... Sohbetler/Seslendirme vuslat 0 200 Son Mesaj 11 Temmuz 2010, 12:59:32
Gönderen: vuslat