0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: SENİ SEVİYORUM Allah"IM  (Okunma Sayısı 551 defa)
afatsum
afatsun
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 200


« Yanıtla #10 : 17 Aralık 2009, 11:46:16 »

selamaleyküm kardeş Allah RAZI OLSUN KARDEŞ GERÇEKTEN MÜKEMMEL PAYLAŞIM.
Moderatöre Bildir   Logged
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #11 : 25 Aralık 2009, 21:19:19 »

Ey Allah-u Teâlâ'nın kulu!


Bil ki: Gayelerin en üstünü, Allah-u Teâlâ sevgisidir.

Bu ise Allah-u Teâlâ'nın kulları üzerindeki hakkıdır. Bu sebeble hiçbir gaye bu gayeden üstün tutulmamalıdır.

Eğer Allah-u Teâlâ sevgisi ile vatan, aile, aşiret, mal ve bunlara benzer dünya zinetlerinden herhangi birinin sevgisi arasında bir seçim yapmak söz konusu olursa kesinlikle Allah-u Teâlâ sevgisini seçmelisin.

Allah-u Teâlâ yolunda herşey feda olsun!

Zira Allah-u Teâlâ yolunda kaybedilen dünyevi değerlerin pek önemi yoktur. Dünyevi değerler için hiç bir şey feda edilmez. Zira onlar geçici değerlerdir ve mutlak sevgiyi hakedecek üstün bir vasfa sahip değillerdir.

Biz müslümanlar dışında kalan kafir ve müşrikler, herşeylerini tagut için feda ederler. Öyleyse, sahip olduğumuz tüm değerlerimizi biz neden Allah-u Teâlâ için ve Allah-u Teâlâ yolunda feda etmeyelim ki?

Bilakis biz bunu yapmaya daha evlayız. Zira bizim Allah-u Teâlâ'dan ümidimiz var. Fakat taguta kulluk edenlerin ise hiç bir ümitleri yoktur. Allah-u Teâlâ sevgisi için Allah-u Teâlâ yolunda herşeyi feda etmek, iman ve tevhidin gereklerindendir. Her müslümanın bunu bilmesi gerekir. Böyle yapılmadığı müddetçe İslam iddiası gerçek ve doğru olamaz.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"De ki: "Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, elde ettiğiniz mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşunuza giden evleriniz Allah’tan, rasulünden ve onun yolunda cihaddan daha sevgili ise Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Şüphe yok ki Allah fasık olan kavme hidayet etmez." (Tevbe: 24)

Ayette kastedilen fısk; İslam milletinden çıkaran büyük fısktır. Çünkü ayetin siyakı, sibakı ve münasebeti buna delalet etmektedir. Ayrıca bu konuyla ilgili olan diğer naslar da bu manayı desteklemektedir.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #12 : 24 Şubat 2010, 15:07:52 »

Allah'A İMAN
     Allah'a iman akide ile ilgili bütün meselelerin başında gelir. İmanın diğer şartlarına olan inancın sıhhati Allah'a olan imanın sıhhatine bağlıdır. Allah'a iman eden kişi, eğer inancında samimi ise O'nun meleklerine, kitaplarına, elçilerine, kıyamet gününde huzurunda hesap vereceğine, hayır ve şerrin O'nun takdiriyle meydana geldiğine inanacaktır. Çünkü Allah'a iman bunları zorunlu kılar. Kitabı gönderene inanmadan kitaba inanmak, zerre miktarı dahi olsa yaptığı iyilik ve kötülüğün karşılığını verecek olan zata inanmadan ahiret gününe inanmak mümkün değildir. Bir insanın müslüman sayılabilmesi için Allah'a şu şekilde inanması gerekir:
     Allah vardır ve kemal sıfatlara sahiptir. O'nun varlığı ve sıfatları hiçbir mahlukunkine benzemez. O tektir. Fakat bu teklik sayı yönüyle değil, eşi, ortağı, dengi ve benzeri olmaması yönüyle tekliktir. O'nun tekliği sıfatlarındaki, uluhiyyetindeki ve rububiyyetindeki tekliktir. Yani; tüm mahlukatın yegane yaratıcısı, sahibi, rızık vericisi, terbiye edicisi O olduğu gibi, yarattıkları üzerinde tasarruf hakkına sahip olan, onların yaşamlarını düzenleyici emir ve yasakları bildiren yegane teşri (kanun koyma) mercii,  göklerde ve yerde kanunlarına tabi olunup, hükmüne teslimiyet gösterilmeye layık yegane varlık yine O'dur. İbadet ve itaat yalnız O'nun hakkıdır. Bunun aksi bir hay yani, Rabbi Zü'l Celal'in uluhiyyeti ve rububiyyeti ile ilgili herhangi bir sıfatın herhangi bir mahluka verilmesi, yalnız O'nun hakkı olan ibadet ve itaatin yaratılmışlardan birisine, aynen Allah'a yapıldığı gibi yapılması Allah'a imanı geçersiz kılan ve sahibine müşrik sıfatını kazandıran amellerdir. Yegane rızık verici Allah olmasına rağmen, bir yaratılmıştan rızık beklemek, her şeyi hakkıyla bilen ve gören "O" olmasına rağmen, bu sıfatları bir yaratığa vermek, yegane kanun koyma hakkı O'na ait olmasına rağmen kişi ya da kişilerce vazedilmiş beşeri kanunları kabul etmek; adaleti sadece Allah'tan beklemenin gerekliliğine rağmen, özü zulme ve beşeri ihtiraslara dayalı sistemlere muhakeme olmak ya da bunu istemek ve böylelikle Allah'ın reddettiği zalimlerden  adalet beklemek Allah'a imanı bozcu amellere bazı örneklerdir. Allah'a iman ancak bu tür şirklerden uzak olarak yerine getirilen imandır. Yoksa, Allah’ın varlığına inanıldığı halde yalnız O'nun hakkı olan ibadet, itaat ve teşri (kanun koyma)nın şu veya bu şekilde, şu veya bu yaratığa verilmesine, uluhiyyetinde ve rububiyyetinde Allah'a şu veya bu şekilde ortak koşulmasına elbette "Allah'a iman" denemez.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
islam_resul
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #13 : 24 Şubat 2010, 17:15:16 »

İslâm dini, insanların muaşeretine, yani, birbiriyle görüşüp konuşmalarına, medenî toplu bir halde yaşamalarına büyük bir ehemmiyet vermiştir. Müslümanların muaşeretlerinde samimiyet, tevazu, sadelik zorakilikten uzak, karşılıklı yardımlaşma, nezaket, hürmet, muhabbet, hayırseverlik bir esastır.
Müslümanın edebi, irfanı, asaleti, olgunluğu münazaa zamanında belli olur. Olgun ve terbiyeli Müslüman, arasında niza yani anlaşmazlık bulunan kişiye düşmanlık etmez. Her hâl ü kârda mürüvvetten, adaletten, insaftan ayrılmaz. Olgun ve terbiyeli Müslüman konuşur ve yazarsa hayır söyler. Olgun ve terbiyeli Müslüman, ehil ve layık olmadığı hizmeti, makamı, mevkii, riyaseti istemez; ona teklif edilirse ehil değilse kabul etmez. İyi bir Müslüman kötülüğü iyilikle def eder.
Parası, geliri, serveti yoksa, sıkıntı içindeyse peynir ekmek yer, lakin asla haram gelir, haram para peşinde koşmaz, haram yemez. Haram yemektense ölmeyi tercih eder.
Terbiyeli ve olgun Müslüman asla meddahlık, dalkavukluk, yağcılık, yalakalık yapmaz.
Kendini hiç övmez.
Şarlatanlık yapmaz.
Ben ben ben demez.
Fitne, fesat ve nifak çıkartmaz.
Olgun ve terbiyeli Müslüman doğru ve dürüsttür, eğri değildir.
Olgun ve terbiyeli Müslüman iyice düşünmeden konuşmaz.
İnsanların ayıplarını araştırmaz, tecessüs etmez. Kazara öğrenirse gizler. Asla gıybet yapmaz ve laf taşımaz.
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: 1 [2] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: