0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Şia'ya Göre Sünnilerin islami Dairede Konumu  (Okunma Sayısı 203 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 16 Haziran 2010, 21:19:03 »

Şer'i Açıdan Şia'ya Göre Sünnilerin Konumu

--------------------------------------------------------------------------------

 

 Lübnan Hizbullah hareketinin önde gelen liderlerinden Şeyh Muhammed Yezbek, Şiilere Göre Sünnilerin Konumunu yazıyor

Bütün hamd edenlerin hamdinin üzerinde Allah’a hamd olsun. Bize ikram ettiği hediye ettiği nimetler için, sancağını bizim ellerimize verdiği için Allah’a şükürler olsun.

Salât ve selam Allah’ın varlığın özü olarak, tamamlanmış bir kılındığı, âlemlere rahmet ve insanlara yol gösterici seçtiği arınmış habibi, son peygamber Muhammed bin Abdullah’ın üzerine olsun.

Salât ve selam Hz. Peygamberin temiz soylu, insanlara verilmiş Kevser, kıyamet gününe kadar onun halefi olan arınmış Âline, onun yolundan yürüyen ashabına ve tabiinin üzerine olsun.

Değerli âlimler, değerli konuklar Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsu. Hoş geldiniz.

Burada Lübnanlı âlimler birliğine böyle zor bir zamanda ‘’Tekfircilik fitnesi karşısında İslami Vahdet’’ isimli konferansın düzenlenmesi için gösterdikleri cabadan dolayı teşekkür ediyorum. Bu zamanda âlimlerin ilmi bir şekilde ümmetin birliği yönünde ortak bir dil oluşturmaları gerekmektedir.

Bu konferansta sizlere ‘’ Şeri bakış acısıyla Şiilere göre Sünnilerin konumu’’ başlıklı bir konuyu anlatmak benim için büyük bir şeref. Ümit ediyoruz ki bu sunumla istenilen hedefe ulaşılır ve konu etrafındaki evhamlar ortadan kalkar. Haktan başka bir şey istemiyoruz zan ve vehim hakikat adına bir şey ifade etmezler.

Buradan bulunan değerli âlimler sizlere bu konuda çeşitli zamanlarda yaşamış Ehli Beyt mektebine mensup âlimlerin görüşlerini nakletmeden önce, onların fikirlerinin mesnedi olan Ehli Beyt imamlarının bu konudaki görüşlerini nakletmek istiyorum.Ben Şia,Sünni kavramlarını kullanmaktan hiç hazzetmiyorum aslında ama mecburiyetten kullanıyorum.Ama ben ümmetin değerli alimlerinin hepsine büyük saygı duyuyorum.Burada şunu da belirtmek istiyorum ki;çok keskin bir silah olan bölünme ve guruplaşma fitnesine hayat bulacağı bir ortam bırakmamalıyız.Fakat maalesef ümmet bu günlerde böyle bir alana yitilmek isteniyor.Özellikle Irakta görülmüştür ki tekfir kavramı etrafında şekillenen bir hareket büyük düşmanımız Amerika’ya ve evlatlığı İsrail’e fayda salmaktan başka bir işe yaramıyor.Burada şu açığa çıkacaktır ki bizler Şia olarak bu kavram üzerinden konum belirlemiyoruz.Bu gerçek alimlerimize referansla konu değerlendirildiğinde çok daha belirgin hale gelecektir.

Ehli Beyt imamlarının(r.a) hayatlarından örnekler;

İlk olarak; İmam Ali’den kendisine halife olarak beyat ettikten sonra bazı nedenlerden dolayı onunla savaşanlar hakkında sorulduğunda ‘’Onlar bizim kardeşlerimizdir fakat bize karşı gelmişlerdir’’ şeklinde cevap vermiştir. Ve arkasında şimdi söyleyeceğim ayete atıfta bulunmuştur. ‘’ Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah'ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, âdaletli davrananları sever. Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.(Hucurat/9-10)

İmam onlar için kâfir olmuşlardır onlara İslam’ın hükmünü uygulamak gerekir dememiştir. Kadınları ve malları size helaldir dememiştir. İmam ‘’onlar Ehli Kıbledir’’ diyince İmam’ın tutumunu garipsediler.

İkinci olarak; Hamran bin Iyn, İmam Muhammed Bakır’dan şu şekilde rivayette bulundu. ‘’İman kalbe yerleşir, insan onunla Allah’a ulaşır. Onu yapıp etmeleriyle doğrular. Namaz, Zekât, Oruç ve hac üzere ittifak edenler kâfir değildir. Kim sözle ve yapıp etmeleriyle Müslüman olduğunu idea ediyorsa, onun kanı haramdır miras düşer ve onunla nikâhlanmak caizdir ‘’(El Kafi/56.sayfa/İman ve Küfür bölümü 5.hadis)

İmam bu hadisiyle bütün guruplardan insanların içerisinde bulunduğu hal İslam’dır. Ve onun kanı haramdır ve saydığı hükümler onun için caridir. İslam olmak kâfir olmamaktır. İslam olmak iki şahadeti ikrar etmektir.’’ Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka İlah yoktur. Ve ben yine şahadet erdim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir.’’Bütün bunlardan sonra herhangi biri kalkıp da Ehli Kıbleden birini nasıl tekfir eder.

Muaviye bin Vehp’den nakledilen hadis şu şekildedir;

‘’Ona sordum, bizimle aynı fikirde olmayan, kavmimizle arkadaşlarımızla nasıl bir ilişki kuralım? Dedik ki; İmamlarınıza bakın ve onlara uyun. Onlar ne yapıyorsa siz de aynısını yapın. Zira İmalar diğerlerinin hastalarını ziyaret eder, cenaze törenlerinde bulunur, onlara şahitlik eder ve onlara emanet eslim ederlerdi.’’(El Kâfi/2.Cüz/636/1.hadis)

Üçüncü olarak; İmam Es Sadıktan rivayet olunan hadis şu şekildedir;

‘’Müslüman’ın kanı haramdır, ona emanet teslim edilir ve onlarla nikâhlanmak caizdir’’

Burada Ehli Beyt imamlarının hadislerinden yaptığımız iktibaslar sonucunda Ehli Kıble ile ne şekilde alaka kurulacağı ortaya cıkmış oluyor. Onların takipçilerinin onların yaşam biçimlerine ve sözlerine karşı çıkmaları nasıl düşünülebilir.

Ehli Beyt mektebine mensup âlimlerin bazılarının bu konudaki görüşleri

1.El Muhakkik Hilli Eş Şeyh Ebi Kasım Necmeddin Muhammed bin Hasan Huzeyli;

Şeyh Şerai Ül İslam’da( 4.Bölüm/175-176.sayfa/Kitabul Hudud) İslam demek, Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka İlah yoktur. Ve ben yine şahadet erdim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir, demektir.

Cenaze namazı bahsinde(1.cilt/103.sayfa) ‘’İki şahadeti ikrar ve izhar edenin cenaze namazı kılınır’’ demiştir.

Nikâh bahsinde(Kitabun nİkah/2.cild/299)’’Nikâhın şartı iki tarfın da Müslüman olmasıdır’’ demiştir.

Miras bahsinde(Kitab ul Faraiz/3.Cilt/13)’’Müslümanlar farklı mezheplere mensup olsalar da birbirlerine varis olabilirler’’demiştir.

Muhakkik Hilli Hicir 602 ‘de dogdu ve 73 sene yaşadı ve büyük bir âlimdi. Muhakkik Hilli (k.s)’’ Şerai ül İslam Fi Mesail ül Helal Vel Haram’’ isimli bir kitap yazdı. Bu kitap yazıldığı günden bu yana büyük ilgi görmüş, üzerine onşlarcaşerh ve haşiye yazılmıştır. Hatta şeyhimiz Muhakkik Razi ‘’Kitabuz Zeria’da’’ haşiye ve talikler hariç 82 tane şerh saymıştır. Ben yaptığım nakilleri ‘’Şerai ul İslam’dan’’ yaptım ki Ehli Sünnet kardeşlerimiz Şia’nın Ehli Sünnetle alakadar ne düşündüğü açıkça ortaya cıksın diye.

2.İmam Seyid Abdulhüseyin Şerüfiddin(k.s)

Seyyid ‘’Fusul El Mühimme fi Telif Ul Ümme ‘’isimli kitapta Ehli Sünnet’in Müslüman olduğuna dair imamlardan nakiller yaptıktan sonra ‘’Onlara tıpkı Şiiler gibi İslam’dan kaynaklanan bütün hükümler uygulanır’’şeklinde devam etmiştir.

‘’Mısıra gittim ve büyük âlimlerden Ezher Şeyhi, Şeyh Selim Beşri Maliki ile görüştüm. Ona derim üzüntümden dolayı serzenişte bulundum, o da aynı dertle muzdarip olduğundan bana dert yandı. Allah bu Kitabı bu ümmeti birleştirmek için gönderdi, şimdi bu insanlar bu kitap üzerinde ayrılığa düşüyorlar diye düşünürken sanki saatler durmuştu. Esasında biz Ehli Sünnet ve Şia’nın aynı şekilde hanif İslam dinine inandıklarını ve Resul’ün getirdiklerini kabullendiklerini, aralarındaki ihtilafın şerefli İslam dinine zarar verecek asla dair bir ihtilaf olmadığını biliyoruz.’’ Bu sözler Seyitten nakledilmektedir.

Seyyid Beyrut’taki ‘’Cami Ül Amri’nin’’ minberine çıktığında şu sözleri söyledi;

‘’Bu ümmet görüşlerini, hedeflerini, mezheplerini ve İlay-ı Kelimetullah yolunda planlarını birleştirmediği sürece ona hayat hakkı yoktur. Ümmet öyle bir hale gelmeli ki doğudan batıya tek vücut haine dönüşmelidir. Herhangi bir uzvunun bitkin düştüğü yerde diğerine yardım etmelidir. Ancak bu şekilde aldatılmaktan, kandırılmaktan, teslim alınmaktan kurtulabilir.’’

3.İmam Şeyh Al Kâşif Ul Gıta (k.s)

‘’Müslümanlar her ne kadar usul ve füruda ihtilafa düşseler de şimdi zikredeceğimiz hadisin kesinliğinde müttefiktirler. Her kim iki şahadeti ikrar eder ve İslam’ı din olarak kabul ederse onun kanı, malı, ırzı haramdır. Kim biz kıblemize dönüp namaz kılarsa, kestiğimizi yer ve dinimiz kabullenirse o bizdendir, bizim olan onundur, zararımıza olan onun da zararınadır.

Bu zikrettiğimiz sözler ‘’ Risaletül İslamiye/3. Aded/51)

4.Seyyid Muhsin el Emin

‘’İslam ümmeti tek bir ümmettir. Tek bir dindir, tekbir kitabı vardır, tek bir peygamberi vardır bu nedenle heva ve taassup nedeniyle parçalanmamalıdır’’

Bu zikrettiğimiz sözleri Seyyid ‘’ Sekafet ul İslamiye ‘’ nin 11. Sayısında dillendirmiştir.

5. Büyük Üstad Seyyid Muhammed Sadı Es Sadr (k.s)

Dedi ki;

‘’Şia’yı ve Ehli Sünnet’i siyaset ayırmıştır bu gün onları siyaset birleştirebilir.Dün Şia ve Ehli Sünnet’i siyaset saflara ayırmıştı bu gün onların kalplerini birleştirebilir.Bu iki gurup arasında öze dair bir ayrılık yoktur kardeşliğin geliştirtmesi ,ihtilafların ise anlam bulduğu tarihin içinde terk edilmesi gerekmektedir.Çünkü Allah biridir,Kuran biridir,Peygamber biridir ,fıkhi ihtilaflar ise içtihat farklılıklarından ibarettir.Bu tip farklılıklar Ehli Sünnet’in kendi mezhepleri içerisinde de vardır.’’

6.Allame Seyyid Cemalettin El Afgani

Dedi ki;

‘’İslam dini u güm Muhammed Bin Abdullah(s.a)’in inşa ettiği bir gemidir ve bu mukaddes gemiye binmek özel ve genel anlamda bütün Müslümanların hakkıdır.’’

7.Allame Şeyh Muhammed Cevat Muuğniye

Dedi ki;

‘’İslam’ın usul be Furua dair bürün söylediklerini kabullenen kişi Müslüman’dır. Usul’e dair olanlar Tevhit, Nübüvet ve Mead’dır bürün bunla şüphesiz iman eden kesinlikle Müslüman’dır. Bunlardan şüphesi olan ise Müslüman değildir.’’

Dedi ki; Şia’nın mezhebine dair zorunlu saydığı iki şey vardır.

Birincisi; Usule dair olandır ki Bu İmamettir. On İki İmam Şia’sına mensup bir kişinin On İki Ehli Beyt İmamının imametini kabul etmesi gerekir. Herhangi bir kişi bilerek veya bilmeyerek On İki İmam’ın imametini kabul etmezse Şia değildir, fakat Müslüman’dır. O kişi için İslam’ın öngördüğü bütün hükümler geçerlidir.

İkincisi; Furua dair olanlardır. Boşanma için şahit gerekliliği, içtihat kapısının acık olması vb konular furuatın içinde zikredilebilir. Yani diğer İslam mezheplerin de olmayıp da Şia da olan hükümler Şia’nın furuatıdır kendisi için bunlar acık bir gerçeklik halinde iken bunu halen inkâr eden Şia değildir.(Risaletül İslam/4.sayı)

İmam Eş Şehit Muhammed Bakır Es Sadr(k.s)

Dedi ki;

‘’Aziz Irak Halkı, Sizlere, hayatınızı cihada adadığınız ve zor şartlar içerisinde olduğunuz bir dönemde, Arap, Kürt, Sünni, Şia bütün guruplarınız ve cemaatlerinizi kastederek söylemek istiyorum ki; bu gün başımıza musallat olan bela sadece bir mezhebi veya ırkı hedef almış değil bütün Irak halkına musallat olmuş bir beladır. Bu nedenle sizlerin bu belaya karşı cihadi bir tavır takınarak aranızda ayrım yapmadan birlikte değerlerinizi savunmalı ve onun için cihat etmelisiniz. Ben kendimi bildim bileli varlığımı Şia ve Ehli Sünnet’i bir tutarak İslam uğruna cihat etmeye adadım. Sürekli olarak onları birleştiren ve onların hepsini kapsayan bir risalet anlayışını savundum. Ben kendi içimde tek bir hedefi olan halis İslam anlayışından başka bir şey yaşamadım. Aziz Şia ve Sünni kardeşlerim ben sizinle İslam’a bağlılığınız ölçüsünde aranızda bir ayrım yapmadan birlikteyim.’’ (Senavat Ul Mihne ve Eyyam Ul Hasara/Şeyh Muhammed Rıza Nimani/305)

İmam Seyyid Humeyni (k.s)

Dedi ki;

‘’ Ey İslam hakikatine iman etmiş dünya Müslümanları ayağa kalkın ve İslam’ın mesajının gölgesinde toplanın, müstekbirlerin ülkeniz ve mallarınız üzerindeki tahakkümünü kırı. Aranızdaki ihtilafları ve nefsi çekişmelerinizi bir kenara koyun ve İslam’a dönün zira sizler gerekli olan her şeye sahibisiniz.’’ (12.9.1980 tarihli beyanı)

‘’Bu gün tıpkı geçmişte de olduğu gibi İslam’ın maruz kaldığı tehlike şerefli İslam dininin bayrağı altında toplanmak yerine guruplaşmak ve bölünmektir.’’(10.4.1982 tarihli beyan)

10.İmam Seyid Ali Hamenei

Dedi ki;

‘’Biz İslami değerleri, insanı insanlığından eden, dünya değerleri gibi karartmak istemiyoruz ve İslami değerleri onlarla değiştirmek istemiyoruz. Biz Müslümanlar olarak aynı sözde buluşmalı ve ihtilaflardan uzak durmalıyız zira ihtilaf ancak düşmanlık doğurmaktadır. Biz Müslümanlardan kendi mezheplerine özgü inançlarını terk etmelerini istemiyoruz fakat onlardan ihtilaf noktalarının üzerinde ittifak edebileceğimiz noktaların var olduğunu anlamalarını anlatmak istiyoruz. Bu nedenle Şia ve Ehli Sünnetin kardeşlik ve sevgi duygularıyla bu iki mezhebin yakınlaşması ve aralarındaki sorunları halletmeleri için ellerinden geleni yapmaları gerekmektedir.’’(Hadi el Velaya/1.cilt138)

Buraya kadar Şia âlimlerinden naklettiğimiz bu sözler Ehli Sünnet ve Şia’nın aynı dine inanan kardeşler olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenler Şia’nın akaid ve fıkıh kitaplarına başvurabileler. Görülecektir ki âlimler Şia ve Ehli Sünnet arasında içtihat farkından öteye giden bir fark olmadığını söylüyorlar. Bunu söylerken o kadar acık bir şekilde söylüyorlar ki ortalığı karıştırmak isteyecek kimselere hiç fırsat kalmasın. Zira kötü resmedilmek istenen kimseler ancak evrensel adaletin sağlanacağı İslami bir devletten başka bir şey arzulamıyorlar.

Elhamdulillahirabbilalemin

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahl

Bu makale Emrah Kekili tarafından VELFECR için çevrildi.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #1 : 16 Haziran 2010, 21:20:27 »

Şer'i Açıdan Sünnilere Göre Şia'nın Konumu


--------------------------------------------------------------------------------

 
 Lübnan'ın önde gele Ehl-i Sünnet alimlerinden Muhaddis ve muhakkik Şeyh Züheyr Şaviş, Şer'i Açıdan Sünnilere göre Şia'nın Konumunu yazıyor

Elhamdulillahi Rabbilalemin “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar’’ (1)

Salât ve Selam efendimiz Muhammed’e, onun Tayyip ve mutahhar Ehli Beytine ve müminlerin annesi zevcelerine olsun (2)

Allah onu sağ ehli bütün ashabından razı olmuştur. Onun ashabı Allah’ın dinine yardım etmiş, onun mesajının taşıyıcılığını yapmış, emanetini üstlenmiş, hicri 17 yılda fethedilen ülkemiz Lübnan da dâhil birçok ülkeyi fethetmişlerdir. Allah onlardan sonra gelenlere rahmet etsin, Onlar tevhidin ve İslam inancın, fıkıh kurallarının ve seçkin ahlakın taşıyıcılığını yaptılar.

Aziz kardeşlerimiz düzenledikleri konferansa ‘’Tekfir fitnesi karşısında İslami Vahdet ‘’ismini verdiler. Ve bu konuda konuşulması gereken konuları kısımlara ayırdılar. Ve kendi iradelerine uygun olarak ilim ve fikir adamlarından bazılarını belirli konularda konuşmak üzere seçtiler.

Aziz kardeşim Şeyh Muhammed Yezbek bana ‘’Şeri bakış acısıyla Sünniler göre Şia’nın konumu’’ anlatmayı teklif etti.

Bütün zorluğuyla beraber bana teklif edilen bu görevi kabullendim.

Bu konuyu içimde tekfir fitnesi ile olan alakası nedeniyle çok fazla büyüttüm.

Fakat şu an elimde bulunan bu kâğıdı yazmaya başladığında gördüm ki bu mesele büyüttüğüm kadar zor bir mesele değilmiş.

1.Taha Suresi/25-28

2.Aynı şekilde evlatları Kasım, Zeynep, Rukayye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve anneleri Hatice’ye de selam olsun. Aynı şekilde Tayyip ve Tahir lakaplı Abdullah’a ve Kıpti Maria’dan odlu İbrahim’e de selam olsun. Fakat onlar Hz. Peygamberden önce vefat ettiler ve bir tek Fatıma kaldı. Bu konuda Şeyh Abdulhamid Zehravi’nin yazdığı, Mektep el İslami tarafından yayınlanan,’’Ümmül müminin Hatice kitabına bakılabilir. Aynı şekilde ‘’Hz. Peygambere salât’ın fazileti ‘’isimli risaleye bakılabilir. Bu kitabı İmam İsmail bin İsak el V,Cehdami El Kadi yazdı ve Şeyh Muhammed Nasır Ed Din Elbani tarafından yayına hazırlandı.

Bu mesel hakkında yazmak için Allah’ın kitabına ve ResulAllah’ın sahih sünnetine ve sahabe dönemindeki duruma ve âlimlerden nakledilen sözlere yöneldim.

Ve gördüm ki Allah’a imin her iki tarafta ve her iki tarafa eklemlenen guruplarda yekpare bir gerçek.

Allah’ın kitabı olan Kuranı Kerim ise elimizdedir ve ona ne önden ne arkadan bir batıl arız olmuş değildir. Zira ‘’ Şüphesiz o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.’’ Ayeti bu gerçeğe işaret etmektedir.(3)

Bu kitap elimizdedir ve doğudan batıya insanlar bu kitapla ibadet etektedir.

İki tarafta efendimiz Muhammed’e tabi olmanın vacip olduğu konusunda müttefikler. Hz. Peygambere ilk iman eden Hatice bin Huveylit(r.a)’dır.Daha sonra Ebu Bekir(r.a),Zeyd bin Sabit (r.a) ve genç Ali bin Ebi Talip Müslüman olmuşlardır.

Daha sonra birbiri adına insanlar Hz. Peygamber’e iman ettiler. Daha önce iman edenler evleviyete sahip olmakla birlikte iman noktasında bir farklılıktan söz etmek doğru değildir.

Fakat daha sonra cennetle müjdelenenler, dünyada velayet sahibi olanlar gibi konularda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Eğer mezhebi taassubu bir kenara bırakacak olursak, kişilerde fazla aşırıya gitmeksek, ibadetlerde bitata sapmazsak orta yol bulabiliriz. Çünkü bu meselelerde bir ilerleme kaydedemedik.

Fıkhi konularda bir ayrışma olduğu doğrudur fakat buradan hareketle ihtilaf çıkarmak doğru değildir. Ehli Sünnet ve Şia’nın bazı fıkhi konularda ortak düşündüklerini görmekteyiz. Buradan hareketle ayrımın öze dair bir ayarım olmadığı ictihad farklılığı olduğunu söylemek mümkün. Dolayısıyla ayrışmadan yana değil birleşmeden yana tavır almak daha faydalı olacaktır.

Hilafet meselesinde tartışmalar olmuş fakat bu meseleler zamanında halledilmiştir. Bu konuma kim layıktı kim değildi tartışmaları da yapılmıştır şimdi biz bu tartışmalar girmiyoruz.

3.Hicr Suresi/9.ayet

Hâsılı Hilafeti de İmameti de saltanatı da eline alanlar ahirete intikal ettiler. Aynı şekilde oranın hakkı olduğunu düşündüğü halde ondan mahrum kalanlar da ahirete intikal etti. Allah’ın iradesi ile zaman çarkında sıra bize geldi. Şimdi onlar Allah katında karşılıklı olarak oturmaktalar.

İtikat konusunda uzman Ehli Sünnet âlimlerinin konu hakkındaki görüşlerine baktım ve Elhamdülillah gördüm ki bu konuda hep birlikte şöyle düşünüyorlar;

Ehli kıble Müslüman ve mümindirler. Bu görüşte olanlara misal olarak tabiinden fıkıh konusunda uzman büyük alimlerden, Said bin Müseyyip,Urve bin Zubeyir,Ata bin Ebi Ribah,Zühri,Tavus,Mücahid,Hasan el Basri,Medine alimlerinden(4) bir çoğu ve daha başkalarını sayabiliriz.

Daha sonra bu konuda diğerleriyle görüş birliği içinde olan, kendilerine milyonlarca insanın tabi olduğu imamlar bu konuda aynı görüşü savundu. Bunlara örnek olarak Ebu Hanife, Malik, Şafi, Evzai, Davud Zahiri, Taberi, İbni Hazm,Gazaki,Nevevi,Az İbni Abdusselam ve daha birçokları sayılabilir.

Yine bu görüşe sahip akide konusunda uzman alimlerden Ahmed bin Muhammed Bin Hanbel,Maturidi,İbn el Hasan el Eşari, ‘’Beyanı Ehli Sünne ve Cemati’’in sahibi Tahavi daha sonra gelenlerden ‘’ Akide tüt Tahavi’’nin şarihi İmam ibni Haz el Hanifi ve Şeyh ül İslam İbni Teymiye’yi burada zikredebiliriz.

Sadattan bu görüşe sahip alimlere örnek olarak Ahmed Er Rıfai,Abdulkadir Geylani,Ebi Hasan Eş Şazeli, ve daha bir çok sufiyi ve selfi davetin sahibi Muhammed bin Abdulvehab’ı burada zikredebiliriz.

Yine Resullalah’ın sözlerine tabi olan ve onu bizlere aktaran ve güvenirli bir şekilde elimizin altında

(4)Medine’de o dönemde bir sürü büyük âlim vardı. Onların birçoğu tabiinden ve tebei tabiindendi.’’Red el Vafir’’ isimli kitapta tedvin edilmiş fıkhi görüşleri olan âlimlerin listesi vardır. Bu kitap âlimleri tabakalara ayırarak onları anlatmaktadır. Orada ismi geçen âlimleri her biri ‘’Şeyh ül İslam’’ lakabını hak edecek ilme sahiptiler. Onlar insanları ilim ve anlama yönünden geride bırakacak insanlardı. Bütün bunlara ayrıntılı olarak ‘’Red el Vifar’’ kitabının 51 sayfası ve sonrasından okuyabilirsiniz. Bu kitap 1991 yılında benim tahkikimle üçüncü baskısını yaptı.

Bulunan hadisleri bizlere ulaştıran hadis âlimleri de bu konuda diğerleriyle aynı görüşü paylaşmakta.

Ehli Sünnetin son dönemde yaşamış âlimleri de bu konuda diğerleriyle aynı görüşü paylaşmakta. Bunlara örnek olarak Şehit Hasan el Benna, Şeyh Mahmud Şeltut, Şeyh Abdulmecid Selim, Şeyh Muhammed Gazali, Şeyh Abdulaziz bin Baz, Şeyh Abdulaziz bin Abdullah Ali Şeyh-(ki son ikisi Sudi Arabistan müftüsüdür ve defalarca Müslümanlardan hiç kimsenin tekfir edilemeyeceğine dair fetva yayınlamışlardır-)örnek verilebilir.(5)

Son olarak Şehit Hasan Halit ve Müftümüz Dr. Şeyh Muhammed Raşit Ragıp Kabbani ve onlardan başka birçok ilim adamını burada zikredebiliriz. Bu iki müftünün azından ne küfür ne de bunu çağrıştıran bir şey çıkmamıştır.

Burada aslında ben benden talep olan konuyu açıklamış bulunuyorum.

Ama ben yine de beni ikna eden bazı ayrıntılara girecek ve âlimlerden bazılarının sözlerini zikredeceğim. Bu sözlerin tereddüt edenleri ikna etmesini temenni ediyorum. Bu nakledeceğim sözler Ehli Kıblenin tekfir edilemeyeceği ve özellikle Şia’nı tekfir edilemeyeceği ile ilgili sözler.

İlk olarak ‘’Ehli Sünnet ve Cemeat inancının açıklanması’’(6) isimli kitabın yazarı İmam Cafer Ahmet bin Muhammed bin Selame Et Tehavi’nin (Hicri 239-321)sözlerini nakletmek istiyorum. Onun sözlerinden bütün Müslümanların imanı ile alakadar beş bölüm nakledeceğim.

1.Peygamberimizin bütün getirdiklerini kabullenip tasdik ettikleri sürece Ehli Kıble Müslüman’dır.

2.Ehli Kıbleden herhangi birini onu helal saymadığı müddetçe işlediği haram nedeniyle tekfir edemeyiz.

5.Bu konudaki görüşlerini ayrıntılı olarak öğrenmek için ‘’Mecma ül Feteva’’ ve El Müstakil radyosunda bir sene iki ay boyunca yaptığı konuşmalara müracaat edilebilir.

6.Bu kitap Mektebe tül İslami tarafından bütün şerhleri ile birlikte yayınlanmıştır.

3.İman tektir ve müminler arasındaki üstünlük takvadan hevadan uzak durmaktan ve evla olanı tercih etmekten. Kaynaklanmaktadır.

4.İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, resullere, kıyamet gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmaktır.

5.Bu bizin zahir ve batın inancımız itikadımızdır. Söylediğimiz açıkladığımız şeylerde hata varsa Allah’ın affetmesini niyaz ediyoruz.

Aynı şekilde size Şeyh El İslam İbni Teymiye el Harrani’den sözler nakledeceğim. Bu nakledeceğim sözlerin bazılarının ona muhalefet etmesine neden bazı farklı içtihatlarından kaynaklanan yanlış anlaşılmaları izale etmesini umuyorum.

Şunu söylemek gerekiyor ki, bizlerin acilen yakınlaşmamız gerekiyor. Evet, iki mezhep arasında vaki ihtilafların olduğu gerçektir. Usulde ve delillerde farklılıklar olabilir ve birinin diğerine tabi olması gerekmez ve bütün bunlar Şia ve Ehli Sünnet’in birbirini tekfir etmesini gerektirmez. Bence bizlerin her biri kendi alanında uzam âlimlerin bir araya gelerek aramızdaki ihtilaflı meseleleri tartıştığı yeni platformlar meydana getirmeliyiz. Bu platformlarda tartıştığımız konular ikna edici sonuçlar doğurabilir ve bu da bizim yakınlaşmamızı sağlayabilir.

O zaman mezhepler arasında yakınlaşma sağlanabilir(birleşme demiyorum).Bu gerçektir. Ben bunu ‘’Vahdet el İslamiyye’’ isimli kitabımda anlatım. Yine ‘’Merkez ül Beyan es Sekafi’’ isimli mekânda Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in de katıldığı oturumlarda da bu konuyu anlattım.Yine11 Ağustos 1995 tarihinde Tahranda ‘’Uluslar arası İslami Vahdet’’ isimli konferansta ‘’Ehli Sünnet’in Kütübü Sittesi ve Şia’nın Kütübü Erbaası ışığında mezheplerin yakınlaşma imkânı’’(7) isimli konuşmamda bu konuyu anlattım.

İmam Ahmet bin Teymiye’nin bu konudaki görüşü;

Kitap ve Sünnet’in işaret etmesiyle Ehli Sünnet ve Cemaat Ehli kıble günah nedeniyle tekfir edilemez şeklindeki görüşte karar kıldı. Herhangi bir kişi zina, hırsızlık, içki içme gibi haram edilen işleri yapması halinde kâfir olmaz denilmiştir.(Cool

7.Selefiler ve Şia’nın ilişkisi ile alakadar Hasan Musa Saffar’ın ‘’Şia ve Selefiler arasındaki en iyi ilişki kurulabilmesi hakkında’’ isimli kitaba bakılabilir.

İbni Teymiye’nin Şia ve Mutezile hakkındaki görüşleri;

Bu mezheplere mensup olanların insanları İslam’a davet etmek noktasında önemli caba sarf ettikleri vakıadır ve onların eliyle birçok kâfir Müslüman olmuştur.

İbni Teymiye birilerini tekfir etmekten sürekli kaçınmıştır. İslam tarihçisi İmam Hafız Muhammed Şemseddin Ez Zehebi, Zahir Serahsiden naklen diyor ki;

‘’Bağdat’taki evimde babam Hasan Eşari için toplanmıştık, beni çağırdı ve gittim. Ve dedi ki; şahadet ederim ki ben Ehli Kıbleden kimseyi tekfir etmedim. Çünkü onların hepsi aynı mabuda ibadet ediyorlar, Geri kalan ihtilaflar dilsel ihtilaflardır.

Dedim ki(Yani Zehebi);Biz bunu böylece kabul ediyoruz zira şeyhimiz İbni Teymiye ömrünün son demlerinde ‘’Ben ümmetten kimseyi tekfir etmiyorum zira Hz. Peygamber ‘’Abdesti sadece müminler alır(10) ve kim abdest alıp namaz kılıyorsa o Müslüman’dır(11)’’ buyurmuşlardır, diyordu.

Yani Tekfir meselesinde dikkatli olmak gerekiyor. Şeyh ül İslam İbni Teymiye bu konuda şöyle diyor; Benimle oturup kalkanlar şunu çok iyi bilirler ki ben belirli bir kişinin kâfirlikle, fasıklıkla ve günahkârlıklar suçlanmasından en çok sakındıran insanlardan biriyim. Ancak o kişinin kâfirliği, fıskı ve günahkârlığı risaletin getirdiği kıstaslara göre ispatlanmışsa o kişiye kâfir, fasık veya günahkâr denilebilir.(12)

Aynı şekilde İbni Teymiye muhaliflerin mazur görüleceği durumlar olduğunu söyler.

10.Bu hadis efendimiz Sevban’dan rivayet edilen hadisin bir parçasıdır o hadis şu şekildedir; Doğru yolda yürüyün sapmayın ve bilin ki sizine en önemli ameliniz namazınızdır. Bu hadisi efendimiz Abdullan bin Amr bin As (r.a)rivayet etmiştir. Bu hadis için Sahihi Süneni İbni Mace /224,Mişkati/292,İrva/412,Musacele,(Regaib gecesi namazı bahsinde)/17’ye bakabilirsiniz. Bu kitapların hepsi Mektebi İslami tarafından yayınlanmıştır.

11.’’Siretül İlamün Nübela’’ İmam Eşari biyografisi 10.bölüm 88.sayfa/Müessetül Risale tarafından 1994 de yayınlanmıştır.

12.Feteva el Kübra/3/229

İbni Teymiye’nin ibareleriyle ‘’ Derim ki; bu inanca sahip olanların hepsinin helak olması gerekmez. Eğer karşı çıkan yanlış içtihatta bulunan bir müçtehitse umulur ki Allah affeder. Belki bu konuda kesin kanaat getirmesine neden olacak derecede ilme ulaşmamıştır da Allah onun iyiliklerini kötülüklerine kefaret sayar.(13)

İbni Teyniye diyor ki;

Herhangi bir kişinin diğerini tekfir etmesi hatalı ve yanlıştır. Eğer böyle bir şey yapılacaksa bunun acık delilerle ispatlanması gerekir. Yani herhangi birinin Müslümanlığı yakin ile sabit de küfründen şüphe ediliyorsa o Müslüman’dır.

Ben şimdilik burada bu kadarıyla yetiniyorum, daha bunun gibi onlarca kelime sayabilirim. Şunu söylemek istiyorum ki ben Şeyh el İslam İbni Teymiye’nin Şii kardeşlerimize kâfir dediğine rastlamadım.

İbni Nasıreddin ed Dımaşki(15) bu konuda ‘’Hak olanda kuşku yoktur ve ona hiçbir eksiklik arız olmamıştır. Herhangi bir Müslüman’ın küfrüne hükmetmek Ehli ilmin üzerinde ittifak ettiği durumlar hariç caiz değildir. Herhangi bir şekilde küfür alameti taşıyanlar haklarında öngörülenden kurtulmak için halis olarak tövbe etmeli ya o işi ortadan kaldırmalı ya da makbul bir şefaat olmalıdır.

İmam Ebi Abdullah Ahmet Bin Muhammed bin Hanbel’den şu sözler nakledilmektedir. ‘’Ehli Kıble’den herhangi birini günah nedeniyle tekfir etmek gibi bir durum söz konusu değildir. İslam’dan insanlar amelleri nedeniyle çıkmazlar. Hz. Peygamberden rivayet edildi ki ‘’ Herhangi bir mümine Kâfir damgası vurmak, onu öldürmek gibidir.’’(17)

15.Muhammed bin Ebu Bekir Abdullah Kaysi İbni Nasıreddin Ed Dımaşki(Hicri/777-842),aslen Beka El Garbi’nin Harbetir Ruha beldesindendir.’’Redd el Vifar’’ isimli kitabın yazarıdır. Bu kitap İbni Teymiye’nin küfrüne hükmedenlerle alakadardır. İlk olarak 1980’de son olarak 1998’de yayınlanmıştır. İmam Nasıraeddin bu kitabın 32-33. Sayfalarında özetle ‘’ Ehli Kıbleden kimse ateşte kalmaz, Ehli Sünnet’e göre Ehli Kıble İslam milletinden çıkmaz.

17.Sahihi Camiüs Sagir /6269

Bütün bunlardan anlaşıldığı üzere biz Ehli Sünnet olarak;

Şahadet ediyoruz ki Ehli Kıble tekfir edilmez, Şia kardeşlerimiz Müslüman’dırlar.

Son sözümüz ‘’Şüphesiz ki hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır’’(17)

17.Yunus Suresi/1

Bu makale Emrah Kekili tarafından VELFECR için çevrildi.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
HabiR
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 16 Haziran 2010, 23:41:32 »

Görülüyor ki ne sünni alimleri ne de şia alimleri ehli kıbleden olan hiç kimseye tekfir edilemeyeceği konusunda hemfikir. Buna rağmen sünni birinin şiadan birine kafir damgası vurması ya da şiadan birinin sünniden birine kafir damgası vurması islam birliğini zedelemekten başka bir işe yaramıyor. İslam birliğini isteyen bir sünni, şiadan bir insanın yaptığı bir yanlıştan dolayı onu uyarmak yerine onu karalayacak, kafir damgasını vuracak şekilde gündeme getirmesi, islami bir hizmet yapıyormuş gibi bunu insanlara tebliğ etmeye çalışmasında şahsen islam birliği istemesi konusunda onun samimiyetinden şüphe ederim. böyle bir durum ayrılık getirmekten, Amerika  İsrail gibi devletlerin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramaz. bu durum aynı şekilde şiadan olan bir insan için de geçerlidir.
Rabbim bizleri; müslüman, ehli kıble kardeşlerimizi tekfir etmekten korusun inşAllah. Allah razı olsun vuslat abi faydalı bir paylaşım olmuş...
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Bediüzzaman'a Göre Anarşinin Nedenleri Risale-i Nur'dan Damlalar muhammed-i dava 0 190 Son Mesaj 22 Eylül 2008, 21:12:56
Gönderen: muhammed-i dava
Kur'an'a Göre Cahil Kimdir? Kur'an-ı Kerim Genel asra 0 120 Son Mesaj 30 Mart 2009, 15:53:43
Gönderen: asra
AYeTLeRe GöRe iNSaN TiPLeRi Kur'an-ı Kerim Genel MERXAS 1 170 Son Mesaj 20 Ağustos 2009, 12:13:56
Gönderen: Yusufça
MÜSLÜMAN ÇOĞUNLUĞA GÖRE DEĞİL, KURAN AHLAKINA GÖRE HAREKET EDER İslami Hayat Tarzı MERXAS 0 201 Son Mesaj 04 Mart 2010, 08:54:35
Gönderen: MERXAS
Savaş Çıkarsa Arapların Konumu Ne Olacak? / Yasir El ZEATİRE Haber Yorum ve Analizler vuslat 0 196 Son Mesaj 23 Eylül 2010, 15:47:09
Gönderen: vuslat
Kerbela'da kadınların konumu İslami Hayat Tarzı Âl-i İmran 0 118 Son Mesaj 11 Aralık 2010, 13:06:05
Gönderen: Âl-i İmran
DAVETİ TAŞIYANIN KONUMU Tevhid Ve Akaid ebudüccane 9 103 Son Mesaj 28 Mart 2012, 14:27:41
Gönderen: ebudüccane