suskunlar meclisi - Sükûtumuz'dan anlamayan, sohbetimizden bir şey anlamaz..!
08 Eylül 2010, 13:44:33 *
Selamun Aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tağutu Reddetmek  (Okunma Sayısı 267 defa)
hamza01
Usta Üye
***

Puan: 35
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 846


tağutu red ALLAHA iman....


« Yanıtla #10 : 06 Nisan 2010, 21:18:27 »

2 - Taguta Yapılan İbadetin Batıl ve Geçersiz Olduğuna İnanmak


Bu, kulun; Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilen ve daha önce açıklanan taş, put, ağaç, kahin, sihirbaz, ilim adamı veya sapıklığa çağıran bir kişi veya Allah-u Teâlâ'nın kitabı ve Rasulünün sünnetinin dışında hüküm veren bir hakim veya birleşmiş milletler ve benzerleri veya İslam şeriatine bağlı olmayan parti, kavim ve bunlar gibi her türlü taguta yapılan ibadetlerin sapık ve şirk olduğunu bilip inanmasıyla olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"İşte böyle... Şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve O’nun dışında taptıkları ise şüphesiz batıldır. Muhakkak ki Allah yücedir, büyüktür." (Lokman: 30)

El Vezir b. El Muzaffer Es Sem’ani, El İfsah kitabında şöyle dedi:

"lâ ilâhe illallah’a şehadet etmek" demek, "lâ ilâhe illallah" şehadetini söyleyen kimsenin bu kelimenin manasını bilerek şehadet etmesi demektir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Bil ki! Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur." (Muhammed: 19)

"lâ ilâhe illallah" şehadetinde Allah-u Teâlâ'nın ismi, edat olan "illa" dan sonra gelmiştir. Bu ise uluhiyyet sıfatını sadece O’nun hak ettiğini göstermektedir. Bu sıfatı O’ndan başkası asla haketmez."

Sözlerine devam ederek şöyle dedi:

"Bu sözden istifade edeceğimiz şey şudur:

"lâ ilâhe illallah" sözü tagutu red ve Allah-u Teâlâ'ya imanı kapsar. Zira ancak sahte ilahlar reddedildiği ve uluhiyyet hakkı sadece Allah-u Teâlâ'ya verildiğinde tagut reddedilmiş ve sadece Allah-u Teâlâ'ya iman edilmiş olunur." (Fethül Mecid s: 35)

Her kim zikredilen ibadetlerden herhangi birisini tagutlardan herhangi birisine vermenin caiz olduğunu söyler veya bu konuda şüphe eder veya duraklarsa, taguta ibadet etmiyor olsa bile tevhidin rüknü olan tagutu red şartını yerine getirmemiş ve İslam’a girmemiş olur.
Moderatöre Bildir   Logged

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır.......
hamza01
Usta Üye
***

Puan: 35
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 846


tağutu red ALLAHA iman....


« Yanıtla #11 : 06 Nisan 2010, 21:22:30 »

3 - Taguta İbadeti Terkederek Ondan Beri Olmak


Bu, kulun; ibadetlerden herhangi birisini Allah-u Teâlâ’dan başkasına, yani tagutlardan herhangi birisine yapmamasıyla olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Şüphesiz her ümmete: "Allah’a ibadet edip taguttan kaçınsınlar diye rasuller gönderdik. Onlardan kimisine Allah hidayet etti, kimisine de sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!" (Nahl: 36)


Şeyh Abdurrahman b. Hasen şöyle dedi:

"Allah-u Teâlâ bu ayette, her bir insan taifesine gönderdiği rasulleri;

"Allah’a ibadet edip, taguttan kaçınsınlar diye" gönderdiğini haber veriyor. Bu ise; sadece Allah-u Teâlâ'ya ibadet edin ve O’ndan başkasına ibadeti terkedin, manasına gelir. Allah-u Teâlâ'nın şu ayette buyurduğu gibi:

"Kim tagutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Allah işitendir, bilendir." (Bakara: 256)

İşte bu, lâ ilâhe illallah’ın manasıdır. Çünkü sağlam kulp budur." (Fethul Mecid s: 19)


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Ad (toplumun)’a da kardeşleri Hud’u (gönderdik). (Hud, kavmine) dedi ki: "Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Sakınmaz mısınız?" (A’raf: 65)

Hud aleyhisselam’ın, Ad kavmine söylemiş olduğu söze karşılık Ad kavmi şöyle cevab verdi:

"Dediler ki: "Sen bize yalnızca Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım." (A’raf: 70)

Hud aleyhisselam kavmi olan Ad’ı Allah-u Teâlâ'nın tevhidine çağırdığı zaman onlar, babalarının tapmakta olduklarını tevhidin bir gereği olarak terketmeleri gerektiğini anladıkları için, cevap olarak işte bu ayette geçen;

"Sen bize yalnızca Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin?" sözünü söylediler.

Mekke müşrikleri de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bu şekilde bir cevap vermişlerdi.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Onlara lâ ilâhe illallah denildiğinde büyüklenirlerdi ve derlerdi ki: "Deli olan bir şair için ilahlarımızı mı terkedeceğiz?" (Saffat: 35-36)

Bu ayet; kafirlerin "la ilahe ilallah" sözünden, Allah-u Teâlâ'dan başka veya Allah-u Teâlâ’la birlikte ibadet edilen bütün sahte ilahların terk edilmesi ve onlardan beri olunması gerektiğini gayet iyi anladıklarını göstermektedir.


Zamanımızda ise şaşırtıcı olan şöyle bir durum vardır:

Bu dinin mensublarından müslüman olduklarını zanneden kimseler "lâ ilâhe illallah"ı, geçmiş müşriklerin anladıkları gibi Allah-u Teâlâ'dan başka veya Allah-u Teâlâ’la birlikte ibadet edilen bütün sahte ilahların terk edilmesi ve onlardan beri olunması olarak artık anlamamaktadırlar. Bu sebeble de Allah-u Teâlâ'ya tapıyor olmalarına rağmen, O’na birçok eşler koşarak aslında Allah-u Teâlâ'dan başkasına tapmaktadırlar. lâ ilâhe illallah’ı eski müşriklerin anladıkları gibi anlayamayanlara yazıklar olsun!


Ebu Süfyan, Hrakl’in yanında bulunduğu bir sırada Hrakl, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hakkında Ebu Süfyan’a şöyle dedi:

"O, size neyi emrediyor?"

Ebu Süfyan:

"O bize şöyle diyordu:

"Allah-u Teâlâ'ya ibadet edin, O’na ortak koşmayın ve babalarınızın söylemekte olduklarını terkedin!" (Buhari)


Allah-u Teâlâ tarafından gönderilen nebi ve rasullerin hepsi kavimlerini, ilk olarak taguta ibadet etmeyi terketmeye, yani tagutu redde çağırıyordu. Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edegeldiklerini terketmedikleri sürece de onların imanlarını kabul etmiyor, onlara müslüman ismi vermiyorlardı.

Allah-u Teâlâ, Kur’an’da ilk inen ayetlerde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle buyurdu:

"Ey örtüye bürünen! Kalk ve uyar! Rabbini yücelt! Elbiseni temizle! Kötü şeylerden sakın (putları terket)ünlem Yaptığın şeyleri çok görerek başa kakma! Rabbin için sabret!" (Müddessir: 1-7)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu ayetle rasul oldu.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"İbrahim babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç sizin taptığınızdan uzağım. Beni doğru yola iletecek muhakkak O’dur." (Zuhruf: 26-27)

Bunu öğrendikten sonra, Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenler terkedilmedikçe, tagutun reddedildiği iddiasının ne kadar yalan olduğunu veya şirk ve tagutu pratikte terketmedikçe, sadece onun batıllığına inanmanın yeterli olmayacağını şimdi daha iyi anlamış oldun.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Biz sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız." (Mümtahine: 4)
Moderatöre Bildir   Logged

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır.......
hamza01
Usta Üye
***

Puan: 35
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 846


tağutu red ALLAHA iman....


« Yanıtla #12 : 06 Nisan 2010, 21:25:51 »

4 - Onlara Düşman Olmak, Onlara Buğzetmek Onlardan ve Onlara Tapanlardan Beri Olmak


Her kim tagutu terkeder, onun batıllığına inanır fakat ona ve ona tapanlara buğzetmez ve hem ondan hem de ona tapanlardan beri olmazsa Allah-u Teâlâ'nın kendisine farz kıldığı ve onsuz müslüman olunamayan, "tagutu red" şartını yerine getirmemiş olur.


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri ve aşiretleri olsa bile, Allah’a ve rasulüne karşı gelenlere sevgi gösterdiklerini göremezsin." (Mücadele: 22)


Beydavi, bu ayet hakkında şöyle dedi:

"Allah-u Teâlâ bu ayette; Allah-u Teâlâ'ya ve ahiret gününe gerçek manada iman eden bir kimsenin, en yakın akrabası bile olsa, Allah-u Teâlâ'ya ve rasulüne karşı geldikleri anda onlarla dostluk ilişkisine giremeyeceğini haber veriyor. Çünkü Allah-u Teâlâ ve rasulüne karşı gelenlere dostluk göstermek, Allah-u Teâlâ'ya ve ahiret gününe imana zıddır. Bu ikisinin birarada bulunması asla mümkün değildir. Tıpkı su ile ateşin bir arada bulunamaması gibi..." (Beydavi Tefsiri)


Şeyh Süleyman b. Abdullah bu ayet hakkında şöyle dedi:

"Allah-u Teâlâ bu ayette, Allah-u Teâlâ'ya ve rasulüne karşı gelenlere, velev ki bu kimseler; baba, kardeş, oğul ve onlar gibi yakın akraba olsun, dostluk gösteren kimselerin imanını reddetmiştir. En yakın akrabalar için durum böyleyse, Allah-u Teâlâ'ya ve rasulüne karşı gelen ve akraba dahi olmayan kimselere dostluk gösterenlerin durumu nasıl olur acaba? Elbette bundan daha kötüdür." (Ed-Durerus Seniye kitabında geçer. Evsak Ura’l iman risalesi)


El Muvala ve’l Muada (Dost ve Düşman) kitabının yazarı şöyle dedi:

"Sahabelerin, tabin ve tabei tabin alimlerinin hepsi ve (selef-halef) bütün müslümanlar; bir kimse, büyük şirki terketmediği, bu şirki işleyenlerden beri olmadığı ve gücü, imkanı nispetinde onlara buğzedip, düşmanlık göstermediği sürece o kimsenin müslüman olamayacağında ittifak etmişlerdir." (El-Muvala ve’l Muvada Kitabı c: 1 s: 170)


Allah-u Teâlâ'ya dostluk ancak; en yakın akraba bile olsalar, bütün kafirlerden beri olmakla gerçekleşir. Allah-u Teâlâ'ya ve ahiret gününe iman, Allah-u Teâlâ'ya düşman olan kimselerle dost olmaya zıddır ve bu ikisi bir kulun kalbinde asla bir arada bulunamaz.

İşte bu, Allah-u Teâlâ'nın hükmüdür. Allah-u Teâlâ'ya iman ancak, Allah-u Teâlâ'ya dostluk göstermek ve müşriklerden beri olmakla gerçekleşir.


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır." (Mumtahine: 4)


Ayette geçen "bede" lafzı "apaçık ortaya çıktı" manasındadır. Bu kelimeyi dikkatle düşün!

Ancak uzuvlarla belli olan düşmanlığın, sadece kalpte oluşan kinden önce zikredildiğini de dikkatle düşün!

Bu gösteriyor ki, tagutlara ve bağlılarına buğzederek onlara zahirde sevgi göstermemek yeterli değildir. Onlardan, uzuvlarla belli olan apaçık düşmanlıkla da uzak durmak gerekir.

Ayette, taguttan önce taguta tapanlardan uzak olmak gerektiği bildirilmiştir. Çünkü taguta tapanlardan uzak olmak, tagutu reddi gerektirir. Bunun aksi ise böyle değildir. Zira taguttan uzak olmak, tapanlardan da uzak olmayı gerektirmez.

Allah-u Teâlâ İbrahim aleyhisselam hakkında şöyle buyuruyor:

"İbrahim babasına ve milletine dedi ki: Beni yaratan hariç sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola iletecek şüphesiz O’dur." (Zuhruf: 26-27)

"İbrahim şöyle demişti: "Şimdi, gerek siz ve gerekse daha evvelki atalarınız, nelere ibadet ettiğinizi görüyor musunuz? Alemlerin rabbi hariç onların hepsi benim düşmanımdır." (Şuara: 75-77)

"(İbrahim dedi ki) Size ve Allah’ı bırakıp da ibadet ettiğiniz şeylere yazıklar olsun! Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?" (Enbiya: 67)

Örnek almamız gereken güzel örnek işte bu örnektir:

İbrahim’in milleti...

Bu milletten yüz çeviren kimse ancak kendini bilmeyen kimsedir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"İbrahim’in milletinden kendini bilmeyenden başka kim yüz çevirir?" (Bakara: 130)
Moderatöre Bildir   Logged

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır.......
hamza01
Usta Üye
***

Puan: 35
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 846


tağutu red ALLAHA iman....


« Yanıtla #13 : 06 Nisan 2010, 21:29:00 »

5 - Tagutlara ve Onlara Tapanlara, İmkan Dahilinde Düşmanlık Göstermek, Onlarla Dil ve Elle Cihad Etmek
İslam akidesinin, "Allah-u Teâlâ için sevmek, Allah-u Teâlâ için buğzetmek" ifadesi üzerine bina ettiği en büyük kaide olan "dostluk ve düşmanlık" kaidesi, imanın şartı ve tevhidin rüknudur.

Bunun, imanın şartı olduğunu Allah-u Teâlâ'nın şu ayeti ifade etmektedir:

"Eğer onlar Allah’a, nebiye ve ona inene iman etmiş olsalardı onları dost edinmezlerdi." (Maide: 81)

Tevhidin rüknü olduğunu ise Allah-u Teâlâ'nın şu ayeti göstermektedir:

"Kim tagutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Allah işitendir, bilendir." (Bakara: 256)


Vela ve bera -Allah-u Teâlâ için sevmek, Allah-u Teâlâ için buğzetmek- kaidesi; lâ ilâhe illallah’ın gerektirdiği şeylerin en önemlisidir.

Kafirlere karşı düşmanlık göstermek ve onlara buğzetmek, tevhidin rüknu olan tagutu reddin pratik göstergesidir. Aynı şekilde İbrahim aleyhisselam’ın milleti ve bütün nebilerin dininin pratik tercümanıdır.

Zaten, İslam ümmeti bu meseleyi ihmal ettiği için zelil olmuş, onlara kafirler tarafından hükmedilmiş, İslam dini zayıflamış ve bu sebeble tevhid yok olmaya yaklaşmıştır. İşte, bu asılın ihmal edilmesinden dolayı kopmak bilmeyen sağlam kulp kopmuştur.

Nebilerin babası ve muvahhidlerin imamı İbrahim aleyhisselam, sadece lâ ilâhe illallah’ın söylenmesini yeterli görmemiş ve Allah-u Teâlâ'ya olan sevginin, ancak kafir ve müşriklere düşmanlık ve kin göstermekle tamamlanacağını, "vela" ve "bera"nın Allah-u Teâlâ için olması gerektiğini bizzat pratik hayatında yaşayarak göstermiştir.

Allah-u Teâlâ onun hakkında şöyle buyuruyor:

"İbrahim şöyle demişti: "Şimdi, gerek siz ve gerekse daha evvelki atalarınız, nelere ibadet ettiğinizi görüyor musunuz? Alemlerin rabbi hariç onların hepsi benim düşmanımdır." (Şuara: 75-77)

İşte bu lâ ilâhe illallah’ın manasıdır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"İbrahim babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola iletecek muhakkak ki O’dur. Böylece (İbrahim) belki dönerler diye ardından gelenlere bu kelimeyi devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı." (Zuhruf: 26-27)

İbrahim aleyhisselam, Allah-u Teâlâ'ya dostluk göstermeyi ve Allah-u Teâlâ'dan başkasına ibadet etmekten kaçınıp ona düşmanlık göstermeyi, kendisinden sonra gelenlere bir miras olarak bırakmıştır. İşte onun bıraktığı kelime budur!

Muvahhidlerin imamı İbrahim aleyhisselam’dan sonra kendisine tabi olanların ve ondan sonra gelen bütün nebilerin miras olarak bırakmaları gereken yine; "sadece Allah-u Teâlâ'ya dostluk göstermek ve Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenleri reddetmek" idi. Miras bırakılacak şey, ancak işte bu kelimedir.

Allah-u Teâlâ, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i son rasul olarak gönderdiği zaman, babası İbrahim aleyhisselam’ın söylediği kelimeyi söylemesini ona emretti ve bu kelimeyi açıklayan tam bir sure indirdi. İşte bu, Kafirun suresidir.

"De ki: Ey kafirler! Ben sizin taptığınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapmazsınız. Ben sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz sizin, benim dinim benimdir." (Kafirun: 1-6)

İşte bu sure, lâ ilâhe illallah şehadet kelimesini açıklamaktadır. Aynı zamanda İbrahim aleyhisselam’ın miras olarak bıraktığı kelimenin manasının da açıklamasıdır.


İmam İbni Teymiye şöyle dedi:

"lâ ilâhe illallah’ı söylemek"; manasını bilmeden ve gerekleriyle amel etmeden sadece dille söylemek değildir. Münafıklar bu kelimeyi söylemelerine, sadaka vermelerine ve namaz kılmalarına rağmen cehennemde kafirlerden daha aşağıda, cehennemin en dibinde olacaklardır.

"lâ ilâhe illallah’ı söylemek"; "bu sözü söylemekle beraber kalbin bu kelimenin manasını bilmesi, inanması, sevmesi ve bu kelimeye bağlı olanları sevmesi, bu kelimeye muhalefet edenleri ise sevmemesi, onlara buğzetmesi ve düşmanlık göstermesidir." (Mecmuatut Tevhid s: 108)


Şeyh Hamed b. Atik şöyle dedi:

"Müslüman ve müminlere düşen en önemli görev; Allah-u Teâlâ'yı ve O’nun sevdiği gizli aşikar bütün söz ve amelleri, O’nun sevdiği kulları (melekler ve Adem oğullarının salih kullarını) sevmek, onlara dost olmak, Allah-u Teâlâ'nın buğzettiği gizli veya aleni bütün söz ve amellere ve bunları işleyenlere buğzetmektir.

İşte bu temel, müminin kalbine tam olarak yerleşirse Allah-u Teâlâ'nın düşmanına karşı asla mutmain olmaz, onlarla oturmaz, haşir neşir olmaz ve onlara devamlı kötü gözle bakar.

Fakat bu asıl, insanların çoğunun kalbinde zayıflar veya azalırsa Allah-u Teâlâ'nın düşmanlarına karşı gösterdikleri tavır, Allah-u Teâlâ'nın dostlarına gösterdikleri tavıra eşit olur, her iki topluluğa da güler yüz gösterirler. Böylece harp diyarı, İslam diyarı gibi olur. Böyle bir duruma düştükleri zaman artık Allah-u Teâlâ'nın gazabından çekinmez olurlar.

Oysa Allah-u Teâlâ'nın gazabına gökler, yerler ve dağlar bile dayanamaz...

Onların kalplerinde dünya metaının çok önemli bir yeri vardır. Bu sebeble dünya metaını elde etmeye çok önem verir ve bütün çabalarını buna göre harcarlar. Hatta, Allah-u Teâlâ'ya karşı gelmek söz konusu olsa bile, dünya metaını elde etmek için bütün güçleriyle çalışırlar." (Eddurerüs Seniye 7. bölüm. s: 196)


Şeyh Hamed b. Atik bir başka yerde şöyle dedi:

"Bütün rasullerin dininin aslı; "tevhidi yerine getirmek, onu ve ona bağlı olanları sevmek, onlara dost olmak, şirki reddetmek, şirk ehlini tekfir etmek, onlara buğzetmek ve onlara düşmanlık göstermektir."

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır." (Mumtahine: 4)

Allah-u Teâlâ'nın bu ayette buyurduğu "Bede" (başladı) sözü; "apaçık bir şekilde belli oldu" demektir ve bu söz, Allah-u Teâlâ'yı birlemeyenlere (tevhid etmeyenlere) karşı kin ve düşmanlığın devam ettiğini ifade eder.

Her kim bu şartları bilir, ameliyle uygular ve bulunduğu yerdeki insanlara bunu açıkça söyleyebilirse, bulunduğu yerden hicret etmesi üzerine farz olmaz. Fakat kim de bu söylenenleri yapamaz, buna rağmen o beldede namaza, oruca, haccetmeğe izin verilmesine bakarak hicret etmesinin üzerine farz olmadığını zannederse aslında o, İslam dininden haberi olmayan, rasullerin risaletinin mahiyetini bilmeyen, bu konuda gaflete düşmüş cahil bir kimsedir." (Eddurerüs Seniye 7. bölüm s: 199)


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Küfrün önde gelenleriyle savaşın! Zira onların yeminleri yoktur." (Tevbe: 12)

Ayetteki "küfrün önde gelenleri" tagutlardır.

"Onlarla savaşın ki Allah, sizin elinizle onlara azab etsin, onları zelil etsin ve onlara karşı size yardımda bulunsun." (Tevbe: 14)
Moderatöre Bildir   Logged

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır.......
hamza01
Usta Üye
***

Puan: 35
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 846


tağutu red ALLAHA iman....


« Yanıtla #14 : 06 Nisan 2010, 21:33:13 »

6 - Onlardan Uzak Durmak ve Onlarla Haşir Neşir Olmamak



Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Taguta kulluk etmekten kaçınarak Allah’a yönelenlere müjde vardır. O kulları müjdele!" (Zümer: 17)

"Şüphesiz biz her ümmete, Allah’a ibadet edip taguttan kaçınmaları için rasuller gönderdik." (Nahl: 36)

İbrahim aleyhisselam hakkında Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Sizden ve Allah’tan başka yalvardıklarınızdan uzaklaşıyorum." (Meryem: 48)

"(İbrahim) onlardan ve Allah’tan başka ibadet ettiklerinden uzaklaşınca, ona İshak ve Yakub’u bağışladık. Ve her ikisini de nebi yaptık." (Meryem: 49)

İbrahim aleyhisselam, tagutlardan ve onlara tapanlardan uzak durduktan sonra Allah-u Teâlâ ona mükafat olarak, her birisi salih ve nebi olan İshak ve Yakub’u verdi.
Moderatöre Bildir   Logged

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır.......
hamza01
Usta Üye
***

Puan: 35
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 846


tağutu red ALLAHA iman....


« Yanıtla #15 : 06 Nisan 2010, 21:36:28 »

7 - Onlara Karşı Yumuşak Değil Sert Davranmak


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Sizde bir sertlik bulsunlar." (Tevbe: 123)

"Allah’ın rasulü Muhammed ve beraberindekiler kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise yumuşaktırlar." (Fetih: 29)[/
Moderatöre Bildir   Logged

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır.......
hamza01
Usta Üye
***

Puan: 35
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 846


tağutu red ALLAHA iman....


« Yanıtla #16 : 06 Nisan 2010, 21:43:37 »

8 - Onlarla Dost Olmamak, İşbirliği Yapmamak Onlara Meyletmemek


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"O küfredenler, beni bırakıp da kullarımı kendilerine dost edinebileceklerini mi sanmaktadırlar?" (Kehf: 102)

İşte! Allah-u Teâlâ'nın kulları, Allah-u Teâlâ'dan başka hiç kimseyi dost edinmezler. Ancak imanlarını kaybettiklerinde Allah-u Teâlâ'dan başkalarını dost edinirler.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Kafirleri dostlar edinmeyin!" (Nisa: 144)

"Onları kim dost edinirse, muhakkak ki o da onlardandır." (Maide: 51)

"Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kavmin, Allah’a ve rasulüne karşı gelip düşmanlık edenlere sevgi beslediklerini göremezsin." (Mücadele: 22)

"Benim de sizinde düşmanınız olan kimseleri dostlar edinmeyin! Onlara sevgiyle yaklaşıyorsunuz." (Mümtahine: 1)

"Zulmedenlere (la terkenu) meyletmeyin! Yoksa size ateş dokunur. Sizin için Allah’tan başka dost yoktur. Sonra yardım da görmezsiniz." (Hud: 113)
Ayette geçen "terkenu" hafif bir meyil, manasındadır.

İbni Abbas radiyallahu anh ayetteki "la terkenu" lafzını "meyletmeyin" olarak açıklamıştır.

İmam Sevri şöyle dedi:

"Kim onlara bir mürekkeb veya bir kağıt verir veya bir kalem açarsa onlara meyletmiş ve bu ayetin hükmüne muhatab olmuş olur."

İbni Mes’ud radiyallahu anh şöyle dedi:

"Kafir ve münafıklara karşı cihad et!" (Tevbe: 73)

Bu ayette Allah-u Teâlâ, elle cihad yapmayı, buna güç yetirilemezse dille cihad yapmayı, buna da güç yetirilemezse kable cihad yapmayı, ayrıca kafir ve münafıklara karşı kinli, kızgın ve sert mizaçlı olmayı emretmiştir." (Mecmuatit Tevhid, Evsuk Uri’l İman Risalesi)

Tagutu reddetmek işte böyledir ve böyle olmalıdır!

Tagutlara dost olan, sevgi gösteren, meyleden, onları savunan, insanlara onları müslüman göstermek için sapık teviller yapan ve bu tagutlara düşman olan tevhid ehline karşı onlara yardım eden bir kimsenin bütün bunlara rağmen tagutu reddettiğini zannetmesi gerçekten gülünç bir haldir. Çünkü böyle yapan bir kişi, tagutu gerçek manada asla reddetmiş sayılmaz ve bu sebeple mümin de olamaz.

Maalesef zamanımızda çok hayret verici bir durum vardır. O da; insanların, kendilerini İslam alimi olarak tanıdıkları kimselerin, gerek korkmaları, gerek bir takım menfaatler elde etmek istemeleri ve gerekse bir takım menfaatlerin ellerinden gitmesi endişesiyle, zamanımızdaki tagutlara, özellikle de hüküm konusundaki tagutlara düşman olma, buğzetme, onlara karşı savaşma meselesini, uzak durulması gereken bir fitne olarak göstermeleridir.

Hatta onlar bununla da yetinmeyerek, müslümanlar ve müslümanların imamları hakkında zikredilen nasların, bütün küfür ve nifak sıfatlarını üzerlerinde bulunduran bu hüküm tagutları hakkında zikredildiğini söyleyerek nasları tahrif ederler ve insanları kandırırlar.

Onlara ve onları destekleyenlere diyorum ki:

"Her nebi bir taguta mübtala olmuştur. O tagut, ona eziyet etmiş, nebi ve ona bağlı olanlar da ona karşı çıkmış, onu tekfir etmiş, şirk ve küfürlerini ona açıkça haykırmışlardır. İşte! Tagutlara karşı takınılması gereken bu tavır; gerçek imanlı ve sabırlı mücahid ile cihad yapmayan münafığı birbirinden ayırır. Allah-u Teâlâ'nın şu ayetlerde buyurduğu gibi:

"İçinizden cihada çıkanları ve sabredenleri bilmek ve imanınızı denemek için sizi mutlaka deneyeceğiz." (Muhammed: 31)

"İnsanlar: "İman ettik" deyip imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut: 2)
Ey nebilere bağlanılması ve onların örnek alınması gerektiğini söyleyenler!

Bunu söylediğiniz halde, sizlerin de kendisiyle imtihan edileceğiniz, kendilerine karşı çıkarak tevhidi açıklayacağınız tagutlar neden olmasın?

Kendisiyle imtihan edileceğiniz, onlara karşı cihad yapmanız gereken tagutlar konusunda nebilerden ve onlara bağlı olanlardan neden kendinizi ayrı tutuyorsunuz?

Oysa zamanımızda, Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilen tagutlarla yeryüzünün dolu olduğu açıkça görülmektedir.

Siz tagutlara karşı çıkmanın, onları tekfir etmenin ve onları yok etmeye çalışmanın fitne olduğunu söylüyorsunuz. Maalesef, gerek farkında olarak gerek farkında olmayarak bu fitneye düşen bizzat sizlersiniz!

Zira böyle söylemekle siz, fitnenin en geniş kapısından girmişsiniz de farkında değilsiniz.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Onlardan: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyenler vardır. Bilesin ki, onlar zaten fitnenin içindedirler." (Tevbe: 49)
Moderatöre Bildir   Logged

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır.......
hamza01
Usta Üye
***

Puan: 35
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 846


tağutu red ALLAHA iman....


« Yanıtla #17 : 10 Nisan 2010, 09:15:18 »



İşte hakiki müslüman
 
 

Müslüman olabilmek için önce kişinin, Allah'tan başka ilahlık taslayanları ve Allah'ın kanunlarına karşı kanun koyanları, ölçüler koyanları reddedip vede bunları destekleyenleri de reddedip tekfir etmek müslüman olabilmenin ilk şarttıdır.
Allah (c.c)'u imanın kabul şartını, tağutu reddetmeye bağlamıştır. Kim tağuta tabi olanlarla beraber tağutu  reddederse vede bu şekilde silsileyi imanında işletirse, o zaman kişi müslüman olur.
Tağutu reddetmeden, müslüman olmak mümkün değildir.


Dinde zorlama yoktur; artık doğru ile eğri birbirinden ayrılmıştır. Artık kim tâğutu reddedip Allah'a iman ederse, kopmaz ve kırılmaz, sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah ise herşeyi işiten, herşeyi bilendir. (Bakara:256)

İslam'ın hassas bir yönü vardır ki, oda şudur; tağutlardan evvel, tağutlara tapanlar reddedilir ve bu silsile ile tabandan başlanır, tavanda biter. Zaten tağutları, tağut yapan ve sonrada tapan cahil halkın bizzat kendisidir.
Onun için mümtahine 4 ayetinde ilk olarak tağuta tapanlar reddedilir, sonra bizzat tağutun kendisi, imanda silsile bu şekilde işlenir.
Tağutu tekfir nasıl olmalı?
Tağutu tekfir üç şeyle olur. Şayet bu üç şarttan biri olmazsa, tağut tekfir edilmiş olmaz. Dolayısıyla kişi müslüman vasfını kazanamaz.
Bu şartların birincisi, kalbinde tağutları tekfir etmektir. Onlardan nefret edip, kin beslemesi gerekir. Ta müslüman olana kadar kin devam etmelidir.
İkincisi, sözleriyle tekfir etmektir. Yani, "Bunlar tağuttur, bunları tekfir etmek farzdır" demelidir.
Fakat bu sözle tekfiri, her yerde söylemeye mükellef değildir. Bazı korku ortamlarında söylemeye mecbur değildir. Üçüncüsü ise, fiille tekfir etmesidir. Yani, ikrah olamadan onların küfrüne itaat etmemelidir. Şayet ikrah olmadan onlara itaat edip, desteklerse bu fiilinden dolayı küfre girer.

Allah (c.c)'u  tağutun tekfirinin üç şeyle olduğunu şu ayette beyan etmiştir. 

"İbrahim ve bareberinde olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani bir zaman onlar kavimlerine şöyle demişlerdi:

"Biz sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Yalnız Allah'a iman etmenize kadar bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin ortaya çıkmıştır."

(Mümtahine: 4)

Hakiki bir müslüman tağutlardan değil, Allah'tan korkmalıdır. Zira tağutların en çok yaptığı şey, Allah yolunda mücadele veren çağrıcıyı öldürüp, şehid etmektir.

Fakat eğer, Allah kişiye kızarsa ebedi hayatını cehenneme çevirir. Kişi hem dünya, hem de ahirette hüsranı boylar.

Aslen tağutun istila ettiği diyarda yaşayan muvahhid müslümanlar, iki şeyin arasında kalmışlardır. Ya Allah'ın kanunlarına itaat edip, tüm beşeri sistemleri reddederler; yada müstekbirlerin ideolojilerine itaat edip ona göre hayatlarını tazim aderler.

Tabii ki bu arada eğer Allah'a kulluk yapsalar, tağutlar tarafından çeşit çeşit işkencelere maruz bırakılırlar. Ama eğer Allah'ın kulluğunu bırakıp beşer kanunlarına itaat ve kulluk yapsalar, o zaman Allah (c.c) kızıp dünyalarını harap, ahiretlerini serap yapar.

Dolayısıyla kişi iki korku arasında kalır. Hangi tarafa giderse bedel ödemeye mecburdur.

böyle bir atmosferden kurtarmak için Allah (c.c) kişiye yön verip, "İnsanlardan korkma, Benden kork ünlem der. Çünkü insanların korkusu, Benim korkum yanında korku bile sayılmaz.

"Hizbullah" ünvanı Kur'an mektebinin nurlu kavramlarından birisidir.                       

  Allah (c.c)  şöyle buyuruyor:

 Kim Alah'ı , peygamberini, ve müminleri yar edinirse, şüphesiz ki üstün gelecek olanlar, HİZBULLAH 'dır.   ( Maide: 56)

 

"Hizbullah" kavram olarak Allah'ın taraftarı, Allah'ın ordusu anlamına gelir. Başka bir şekilde ifade edersek; Allah tarafından seçilmiş ve islam dinine yardım edenlere Hizbullah denir.

Hakikatte galip olanlar, ancak Allah'ın ordusu veya Allah dostları veya Allah yardımcıları veya Allah taraftarları, Allah fırkasıdır. Asıl velayet Allah'ındır. Diğerlerin galebesi ise muvakkattır.

Hizbullah, önce tağutu ve putları reddedip, sonra Allah'ın hakimiyet gücüne iman eder.

Tağutu reddetmeyen, Allah'a iman edemez.  Allah'a iman etmeyen bir hizb hiçbir zaman Hizbullah olamaz.

Hizbullah, meselelerini Kur'an ve sünnet'e götürür. Meselelerini Kur'an ve sünnet'e göre halletmeyen  bir hizib, Hizbullah olamaz.

Hizbullah, müşriklerden ve müşrik düzenlerinden kesinlikle ayrılan, tevhidi bir hizibdir. İşte hakiki müslüman da, Hizbullah olan kimsedir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavmi, Allah'a ve peygamberine muhalefete kalkışan kimselerle sevişir bulamazsın; velev ki, hısım ve akrabaları olsun veya babaları, oğulları , kardeşleri olsun. İşte Allah, böyle kimseleri sevmiyen bir kavmin kalblerine imanı tesbit buyurmuş ve kendilerini  yüce katından bir rahmet ile kuvvetlendirmiştir. Onları, altından ırmaklar akan cennetlere koyacak, içlerinde ebedi olarak kalacaklardır. Öyle ki, Allah onlardan razı, onlarda Allah'tan razı... İşte bunlar HİZBULLAH' dır. Dikkat edin, HİZBULLAH' dan olanlar felaha erenlerin kendileridir. (Mücadele: 22)
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır.......
hamza01
Usta Üye
***

Puan: 35
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 846


tağutu red ALLAHA iman....


« Yanıtla #18 : 23 Mayıs 2010, 11:12:51 »

"İslâm'ın yöntemi ve hukukuyla (yasaları ve diğer öğeleri ile) egemen olduğu yerin dışında "dar-ul İslâm" yoktur.

"İman"dan sonra ancak "küfür" vardır.

"İslâm"ın dışında kalan her şey "cahiliye"dir.

"Hakkın" ötesinde ancak "sapıklık / dalâlet." vardır."

*************************************
Seyyid Kutub
Moderatöre Bildir   Logged

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır.......
hamza01
Usta Üye
***

Puan: 35
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 846


tağutu red ALLAHA iman....


« Yanıtla #19 : 25 Mayıs 2010, 20:56:36 »

Yasama hakkını yalnız Allah-u Teâlâ'ya tanımak tevhid inancının gereğidir. Bunu bu şekilde kabul etmedikçe tevhid akidesi sıhhat kazanamaz. Bu da yani; tevhid akidesinin sıhhat kazanması da ancak tağuti her türlü unsuru reddetmekle olur.
Tağut sadece tek şekilde karşımıza çıkmayabilir. Şühpesiz ki, tağut ne şekilde olursa olsun, tevhid akidesi onu kesinlikle reddetmeyi gerektirir.
Çağımızda tağut özellikle teşri (kanun) koyma ve emir verme şeklinde karşımıza çıkıyor.
Çağımızdaki tağut; ilahi kanunlar dışında, insanların koydukları kanunlar, emirler ve değer yargıları şeklinde de ifade edilebilir.
Buna göre, kanun koyan ister bir diktatör, ister halkın seçtiği seçkin bir zümre, ister toplumda yer etmiş bir grup bilim adamı, isterse halkın sevdiği bir komutan olsun farketmez, yine de tağuttur.
Bu durum karşısında, tevhid akidesini korumak isteyen herkes; bu çağdaş tağutu inkar etmek, Allah'ın kanunlarına zıt olan emirlerine uymamak, ondan uzaklaşmak, ona tabi olanların (koyduğu ölçülere uyanların) küfrüne hükmetmek ve onlardan olmadığını ilan edip onlara düşman olmak zorundadır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"İbrahim ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar milletlerine şöyle demişlerdi: "Biz sizden ve Allah'dan başka taptıklarınızdan beriyiz. Sizi tekfir ediyoruz. Bizimle sizin aranızda, yalnız Allah'a inanıncaya kadar ebedi bir düşmanlık ve kin baş göstermiştir." (Mümtahine: 4)

Şu iyice bilinmelidir ki; tevhid akidesi, yasama ve emir sultasının yalnız Allah-u Teâlâ'ya ait olmasını gerektirir. Ancak bu vazife yerine getirildiğinde tağutu inkar gerçekleşmiş olur.
Moderatöre Bildir   Logged

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır.......
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.166 Saniyede 18 Sorgu ile Oluşturuldu