0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Tek türkiye, çok hurafe!  (Okunma Sayısı 408 defa)
Şehid Renginde
Fî Sebilillâh
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 788


Birgün gelir kavuşuruz.."özgürlüğün gölgesinde.."


« : 20 Mart 2010, 14:15:48 »

Samanyolu Tv’de Perşembe akşamları halkı şöyle damardan besleyen Tek Türkiye adında bir dizi yayınlanıyor. Biliyorsunuz son zamanlarda bu tip diziler halkın büyük ilgisini toplamakta, adeta gündemini belirlemektedir. Mesela Kurtlar Vadisi dizisinin yayınlandığı saatte Türkiye’de adeta hayat durur. İşte bu diziden esinlenerek yapılan ve Samanyolu Tv tarafından güya alternatif bir dizi olarak sunulan Tek Türkiye dizisinin de çok izlenen diziler arasında olduğu görülüyor. Bu dizinin birkaç bölümünü izledim ve karşısında geçirilen zamanın israf olduğu kanaatine vardım.

Rabbimiz, Mü’minun Suresi’nde Mü’minlerin vasıflarından söz ederken “Onlar, boş şeylerden yüz çevirenlerdir’’ buyurmaktadır. Evet, Rabbimiz, bizlerden boş ve amaçsız konuşmalara itibar etmememizi, boş işlerle vakit kaybetmememizi istemektedir.
Belki milyonlarca lira harcanarak hazırlanan bu tür diziler adeta halkın afyonu işlevi görmektedir. Milyonlarca insan saatlerce zamanını bu tür dizileri izleyerek geçirmekte ve ardından da gün boyunca aralarında bu diziler üzerine yorumlar yapmaktadır. Bu diziler, insanları gerçeklikten ve gerçek gündemden kopararak, sanal bir gündeme mahkum etmektedir.

Tek Türkiye dizisini özelde ele aldığımızda, halk tarafından benimsenebilmesi için bu diziye birtakım dini motifler giydirmeye çalışıldığı görülüyor. Ancak bu motiflerin hangi dine ait olduğunu açıkçası ben çıkarabilmiş değilim!
İsminden de anlaşılacağı üzere ufku ve çapı Misak-ı Milli sınırlarının ötesine geçemeyen ve 1923’lerde ümmet anlayışının yerine ikame edilmiş olan ulusçu anlayışı dini motiflerle zenginleştirme kaygısıyla kurgulandığı anlaşılan Tek Türkiye dizisinin gerçeklerden ziyade, belli bir kesimin zihniyet dünyasını yansıttığı çok açık. Önüne gelene “provokatör” damgası basılıyor, “Tek Türkiye” adı altında mevcut ulus-devlet kutsanıyor ve Kürt meselesinde İslam, çözümün ana unsuru yerine bir motif konumuna indirgeniyor. Dizide ulus-devlete “dini kullanın” davetiyesi çıkarılıyor.

Koca bir ümmet coğrafyası yok sayılarak bir “ulusal coğrafya”nın kutsandığı bu dizide Kürdü, Arabı, Lazı, Gürcüsü, Çerkez’i ve nicesi ancak Türk devletinin uysal vatandaşları olarak vasf ediliyor. Dizi yapımcılarının İsmet Özel gibi “Türk eşittir İslam” mantığıyla hareket ettiği anlaşılıyor. Allah Allah! Bu da yeni bir din olsa gerek.

Diziye bakıldığında, Güneydoğu’da bir ilçe özelinde Kürt meselesine çözüm arayışı söz konusu ediliyor diyebiliriz. Senaryoya bakılırsa, bu işi çözümü için öncelikle olağanüstü dini yetenekleri olan bir derviş bulmak gerekiyor! Ancak bu derviş suya sabuna dokunmayacak, yaşanan hayatın dine, Kitab’a uymasına gerek yok. Yapılanları dine uygun göstermesi yeterli. Şöyle gösterişli bir sarık ve şalvar giyecek, olağanüstü durumlarda gözükecek… Kısacası din adına hurafeler bidatler gırla gidecek. Bu derviş halka yönelik teörrist saldırılarda ortaya çıkıp kerametler gösterecek halkı koruyacak! Peki sormazlar mı adama, bu dervişler, Irak’ta, Afganistan’da, Filisitn’de, Çeçenistan’da zulme uğrayan Müslümanlara niçin hiç yardıma gitmiyor. Yoksa bu lahuti zatlar da mı ulusçuluk hastalığına tutulmuş! ın zulme uğradığı mekanlarda neredeydiler. Peygamberin kafası parçalandığı ,dişinin kırıldığı zamanda hangi alemde geziniyorlardı da Allah’ın peygamberini korumuyorlardı?

Senaryonun en ilginç tarafı da, İslam’ın sahih söylemlerinin, militanlar olarak dizide yer verilen kişilere söyletilmesi! Mesela dizinin son bölümde bu haftanın “Kutlu Doğum Haftası” olduğu işlenmekte, ancak bu tür bir hafta kutlamanın İslam’ın aslında olmadığı, bidat ve hurafe olduğu bir militanın ağzından söyletilerek, doğru din algısı halkın gözünde mahkum edilmek istenmektedir.

Zaten bu ve benzeri dizilerde cennet bileti almak çok kolay: ‘İyilik yap, cenneti kap!’’ Gerisi teferruat zaten!

Neticede, bu dizide insanlara din diye anlatılanların neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor. Hurafe, olağanüstücülük, gerçeklik yerine sanallık bu ve benzeri dizilerin din anlayışında öne çıkan hususlar olarak göze çarpıyor.
Selam ve dua ile...


Hamza KARAHAN
Moderatöre Bildir   Logged

" Anne!
Boyum tamamdır.
Artık Şehid olabilirim.
Dünya benim neyime. . "
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #1 : 20 Mart 2010, 14:52:59 »

çocuklara izletilmemesi gereken bir dizi... filmin temasında, islamı cihadı kuşanmış müslümanalara hakaret var...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #2 : 20 Mart 2010, 23:33:09 »

liderlerifeto gülen mosad tarafindan abd çiftliklerinde korunuyorsa ve cemaatleride jitem tarafindan yünlendiriliyorsa

ve kedi tv lerinde koskoca kürt halkini hiçe sayiyorlarsa

ve tekn türkiye diye irkçiliği her dizlerinde yayiorlarsa


Şeyh Süleyman b. Abdillah al’eş-Şeyh bu ayetin tefsiri hakkında şöyle diyor:

“Allah (c.c) yahudi ve hristiyanları dost edinmelerini mü’minlere yasaklamış ve mü’minlerden onları dost edinen kimsenin onlardan sayılacağını bildirmiştir. Bu ise; mecusileri putperestleri ve diğer kafirleri dost edinen bir kimsenin hükmünün dost edindiği kafirlerin hükmü gibi olduğunu ve o kimsenin onlardan sayıldığını göstermektedir.” (Ed-Düreru’s-Seniyye c: 8 s: 127)

INSANLAR SEVDIKLERIYLE HASR OLACAKLARDIRHz Muhammed.(s.a.v)

Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #3 : 20 Mart 2010, 23:35:41 »

amerikanın maddi desteyini ülkemizde okullar açarak dershaneler açarak ordunun içine ajanlar yerleştirmeye çalışması orduda söz sahibi olmaya çalışması ilginç değilmi.

gülen bu kadar parayı nerden bulduda bu işlere el attı acaba..yoksa oda tayyip erdoğan gibi oğlunun düğününden toplanan paralarlamı okulları dershaneleri açtı..

neden bir fabrika yok neden insanların geçimini sağlayacağı iş imkanı sağlamazda sürekli beyinleri yıkamak için illada okulalr açarlar..

okullara tabiki karşı değiliz ama burda amaç belli fakir halkın çocuğunu alacak okutacağım diye beynini boşaltacak istediği gibi robotlaştıracak..
Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #4 : 20 Mart 2010, 23:43:21 »


Fethullahçılar, bugüne kadar A.B.D. derin devleti (NSA, CIA, FBI, SDDS, NSC vd.) ile ilişkilerini inkâr edecek bir açıklama yapmaktan sürekli kaçındılar. Hatta bu tür şüpheleri, hem de hocaefendilerinin ağzından "dünya jandarmasının arkalarında olduğu" kanısını uyandıracak, kamuoyunda kendilerine daha bir olağanüstü güç hamlettirecek açıklamalarla artırmak için özel çaba sarfettiler

 Şimdi, fethullahçı yapılanmasının istihbarat tekniğine dayalı kısa bir irdelemesi, sizleri olası bir inkârın tüm dayanaklarını ortadan kaldıracak verilere götürecektir. İsterseniz en basitinden başlayalım, daha teknik ayrıntı ve bilgileri DGM Savcısı ile Askeri Savcıya bırakalım:


Hocaefendilerin tümünü "masum" varsayalım: A.B.D.'nde ikâmetin yasayla belirlenmiş katı koşulları bulunmaktadır. Hiç kimse yasal olarak, resmi başvuru yapmaksızın ve de gerekçesini belgelemeksizin -defactor statüsü hariç- bu ülkede altı aydan uzun bir süre kalamaz. Kaldı ki bu hocaefendilerin en ünlüsü, Haziran 1999'da Show TV'de Reha Muhtar'a yaptığı bir saati aşan açıklamada, 14 gün sonra Türkiye'ye döneceğini taahhüt etmiştir. Tabii ki hem de kamuoyuna yapılan bu taahhüt sahibi tarafından bugüne kadar hâlâ yerine getirilmiş değildir. Hocaefendilerin tümünün yeşil karta sahip olmaları teknik açıdan olanaksız, çünkü yasal koşullar uymamaktadır. Bu ülkede yaşayanlar, sıradan insanlar için lotarya şansı (ünlem) dışında yeşil kart almanın zorluğunu ve formalitelerini çok iyi bilmektedirler. Gerçekte, ABD'de derin devlet koruması altındaki hocaefendilerin, "kaç!" komutunu aldıkları andan itibaren CIA "İltica ve Taraf Değiştirme Departmanı"nın acil (exfiltration) planına dahil olarak kendilerine tanıdığı kolaylıklardan yararlandıkları bilinmektedir. Bu arada, Merve Kavakçı gibi ABD vatandaşlığına alınmışlarsa o başka. O zaman her şey apaçık ortada olacağı için bu irdelemenin ayrıca bir anlamı kalmaz. Bu arada, ABD Büyükelçiği ve Konsoloslukları, hocaefendilerini ziyaret amacıyla cemaatten usulüne uygun gönderilen tüm ziyaretçilerin vize problemini -10 yıllık vize vererek- çözümlemektedir. Cemaatten sızan bilgilere göre, cemaate dahil dışticaretle iştigal eden tüm şirketler, temsilcilik açarak bu ülkeye sermaye aktaracakları taahhüdünde bulunmuşlardır. Hocaefendinin haleflerinden biri olan Amerika Kıta İmamı ve aynı zamanda cemaatin ABD Başkanı İ. İsmail Büyükçelebi, -Başkanlık (imamet ve riyaset) merkezi New Jersey'de bulunmaktadır- ülke (yeni vatan) çapındaki sistematik örgütlenme çalışmalarına 11 Haziran 2000'de ABD'nin en kuzeybatısındaki Seattle'daki bölge toplantısı ile start vermiştir. Bugüne kadar daha ziyade saf insanlarımızdan para çarpmak için düzenledikleri himmet toplantıları, örgütlenme toplantıları ile çeşitlilik göstermiş bulunmaktadır. Aynı toplantıların Kanada'yı da kapsayacağı, cemaatin burada da sermaye aktarımı yoluyla göçmen vizesi kolaylığından faydalanarak koloniler oluşturacağı önesürülmektedir. Zaman gazetesinden Nuh Gönültaş'ın deyimi ile "Amerika'nın zorunlu keşfi" başlamıştır. Herhalde hocaefendileri, tarihe pekçok sapkınlıklarının yanısıra, müritlerinin ikinci Kristof Kolomb'u olarak da geçme niyetindedir...
Hocaefendilerin aldıkları ilkokul mezunu emekli maaşı ile bunca süre ABD'de nasıl -hem de Mayo Fethullahçı Kliniği dahil- tedavi görüp, 24 saat süreyle doktor gözetiminde nasıl kalabildiğini; çiftlikte rutin harcamaların yanısıra, kâhya, aşçı gibi personelin maaşlarını nasıl ödeyebildiğini; her hafta onlarca, bazen yüzlerce misafirin ağırlama masrafını nasıl karşılayabildiğini kerametle açıklayan müritlere inanmak ne derecede olanaklı?ünlem. Keza, ilkokul mezunu olmanın verdiği yabancı dil düzeyi (ünlem) ile İngilizcenin güncel terminolojisini de kullanarak "Fountain" dergisine yazdığı akademik (ünlem) düzeydeki makalelerin kerameti -her ne kadar inanmasak da- nereden geliyor? Amazon şirketi, ingilizce yazılmış kitaplarını nasıl pazarlıyor? CIA ile organik dayanışma içindeki ABD üniversitelerinden hangilerinde hocaefendilerinin bilimsel (ünlem) çalışmaları ile ilgili onlarca doktora çalışması yürütülüyor? Paul Henze, Graham Fuller, Lois Freeh, Carey Cavanaugh gibi ünlü istihbaratçı ve malûm kişilerle, hatta çiftlikte beraber kalıp, eyaletleri birlikte gezdikleri istihbarat memurları (handolder) ile hangi dil düzeyi ile iletişim kuruluyor? Hiç şüphesiz bunlar küçük ve önemsiz sorular.
Fethullahçı yapılanma, CIA'nın öngördüğü tarikat (sözde sivil toplum cemaati) modeline -Mormon, Moon, Scientology vd. gibi- tıpatıp uymaktadır. Modelin amacı, tarikatları, birer sivil toplum örgütü (NGO) olarak yeniden yapılandırmak; küreselleşme sürecinde mevcut düzene karşı çatışma görünümü yaratmadan uysallaştırmak... Öncelikle müridin toplumsallaşması ile başlatılan süreç, suya bir taşın atılmasıyla oluşan halkalar gibi müridi kuşatan çevreler yaratmaya dayanıyor. Bu çevreler;
Sosyal çevre/yakın çevre olarak ailenin ve müridin içinde bulunduğu bir anlamda özel alan olan cemaat;

Cemaatın kendi ekonomik, eğitim, sağlık, teknolojik, politik ve kültürel sistemlerine dayalı kamusal alan (cemaatın kendi gereksinimlerini karşılarken, bu sistemler aracılığıyla cemaatin sürdürülebilirliğine, gelişmesine ve yayılmasına olanak sağlamaktadır);

Tüm bunları da içine alan, cemaatın inanç-düşünce sistemine göre oluşturulan yönetim sisteminden oluşmaktadır.

Yönetim sisteminde, kâinat imamından, düz müride kadar inen hiyerarşik sıralama önem taşımaktadır. ABD için hiyerarşinin sadece tepesini kontrol altında tutmak yeterlidir, çünkü cemaat disiplini nedeniyle tabanda sıkıntı yaşanmayacaktır. Oysa, ulus-devlet yapılanması içinde sömürüye dur diyenler her zaman var olacaktır, dolayısıyla da hedef ülkeye yönelik her yatırımının maliyeti ve riski yüksek olacaktır. ABD'nin tarikatlara öngördüğü modelde, önemli olan hiyerarşinin tepesinde yer alan tek karar vericiyi ve veliahtlarını-varislerini sımsıkı kontrol altında tutabilmektir. Bu modelde, hocaefendinin yanısıra, kıta imamları ülke imamları ve de az sayıdaki danışman ABD'ne (CIA) muhataptır. Dolayısıyla istihbari gizlilik sadece bu üst kesim için sözkonusudur. Daha altta yer alan bölge imamları, il-esnaf-semt-ev imamları, ortaokul-lise ağabeyleri, serrehberler ve şakirtler, cemaatin özgün gizlilik kuralları çerçevesinde faaliyet göstermektedirler. Örneğin, ışıkevlerinin gizliliği, en az emniyetteki kadroların gizliliği kadar önem taşımaktadır. Yurtdışı faaliyet göstermeye tam yetkili muhatapların mutlaka kod adları (alias) bulunmaktadır. Örneğin, hocaefendilerinden birinin Türkçe kod adları arasında "Abdülfettah Şahin", "***" (üç yıldız), "Molla", "Dahhak" (arapça gülen anlamında) bulunmaktadır (CIA nezdinde geçerli ingilizce kod adları henüz deşifre olmamıştır).
Pennsylvania'daki çiftlik adresinin gizliliği, en tepedeki hocaefendinin Türkiye'deki eski ikâmetgahı konusu için de geçerlidir. Örneğin, resmi makamlara (mahkemelere) hâlâ ikâmet adresi olarak (Accommodation Adress) bir aracı adres verilmektedir. Adres incelendiğinde, İzmir'de faaliyet gösteren cemaate ait bir yayınevi çıkmaktadır. Tüm resmi yazışmalar, İzmir Kemeraltı'daki bu adres üzerinden yapılmaktadır. Hatta adıgeçen, ABD'de yaşadığı halde, bu ikâmet adresinde hala 150.000.000 TL (yüzellimilyon TL) maaşla redaktör olarak çalışıyor gösterilmektedir. Aynı kişinin İstanbul'daki resmi ikâmetgahı ise kayıtlarda yeralmazken, okul, dernek ve vakıf binalarında kendisine tahsis edilen özel katlarda kaldığı, faaliyetlerini buralardan sürdürdüğü ve her ziyaretçi grubundan sonra sık sık adres değiştirdiği bilinmektedir. Legal, devlet karşıtı olmayan, salt dinsel ya da siyasal faaliyetlerde bile bu olağanüstü gizliliğe gerek duyulmazken, fethullahçıların bu aşırı duyarlılığının özel nedenleri olsa gerektir. Bu örgütsel yapı ve gizliliğe verilen aşırı önem, fethullahçıların bir Ajan Şebekesi (Agent Net) olduğuna ilişkin kuşkuları kuvvetlendirmektedir.
Sayıştay ve Danıştay başta olmak üzere adli ve idari yargıya, Anayasa Mahkemesi'ne, İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlıkları dahil devletin stratejik önemi haiz tüm kurum ve kuruluşlarına ötedenberi sızma çabası içinde bulunan fethullahçılar, Türk Silahlı Kuvvetleri içinse özel bir (infiltration) stratejisi izlemektedirler. Saptanan fethullahçı ajanların ordu ile ilişkisi Yüksek Askeri Şura kararları ile kesilse de, bu stratejinin mimarlarının ve yöneticilerinin yaptıkları bugüne kadar yanlarına kâr kalmaktaydı. Şimdi, gecikmeli de olsa, bu sızma girişimlerinin sorumluları da -başta hocaefendileri, bölge ve il imamları, askeri okul sınavları için özel ders veren dersane yönetici ve öğretmenleri olmak üzere- geriye dönük olarak hesap vereceklerdir (gelecek sayıda, fethullahçılara uygulanacak askeri ceza mevzuatının yanısıra, İmralı ve diğer askeri hapisanelerde --beyazsaray- konuklar için uygulanan günlük program verilecektir. Takip eden yazılarda da fethullahçı yapılanmanın tüm sorumluları; şûra üyeleri, kıta ve ülke imamları, bölge ve il imamları, medya ve eğitim sorumluları, temsilciler, emniyetçiler ve de üst düzey bürokratların isimleri çarşaf listeler halinde deşifre edilecektir -N.H.).
Bizzat kendi yandaşlarının açıklamalarına göre, hocaefendileri, yakın zaman öncesine kadar Türk devletinin istihbarat örgütlerine ajanlık yapmaktaydı; bir başka ifadeyle gerekli ve önemli bulduğu sakıncasız bilgileri -sırf gizli ilişkilerin ve amacın örtülmesine yönelik olarak (second cover)- Türk ilgili makamlarına iletmekteydi. CIA ile bağlantının gelişmesinden sonra bu tür enformasyon hizmeti, (double-agent) statüsü içinde bir süre daha devam etti. CIA bağlantısı, fethullahçıların ve de hocaefendilerinin yerinde yani kendi vatanlarında taraf değiştirmeleri (defection in place) sonucuna yol açtı; ta ki bu çarpık ilişkiyi Türk silahlı Kuvvetleri ve MİT farkedinceye kadar kamuoyu onları "barışın, hoşgörünün, uzlaşmanın" simgesi olarak tanımaya devam etti...
Fethullahçılar, bir yandan Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sızmaya çalışırken, diğer taraftan malûm hasım ülke istihbaratçıları tarafından öngörülüp geliştirilen (active opposition) stratejisi çerçevesinde alternatif aktif direniş oluşumunu da hızlandırdılar. Pompalı tüfek satışlarındaki patlamanın, yaz kamplarında uzak doğu dövüş sanatlarının öğretilmesinin yanında, çok daha etkili olarak Polis Kolejlerine ve Polis Akademisine el attılar. Alternatif silahlı kuvvetler, böylece 1975'lerden itibaren giderek güç kazandı. Buralardan mezun olan fethullahçılar, tercihan polis okullarına, eğitim, istihbarat, personel, bilgi-işlem birimlerine dağılıp kadrolaştılar. Emniyet içindeki nakşi-fethullahçı çıkar kavgasına dayalı anlaşmazlık sonucunda, yakın tarihte ilk ve son kez olarak fethullahçılar aleyhine -eksik de olsa- bir rapor yayınlandı. Ancak bu raporu yayınlayanlar, yaklaşık on yıldır süregelen ama hiç kimseyi rahatsız etmediği anlaşılan "telekulak" skandalı gerekçe gösterilerek tasfiye edildiler. Cüretlerini iyice artıran fethullahçı emniyetçiler, son kaset olayından sonra ABD'ne sığınan hocaefendilerine resmi koruma sağlama çabası sergilediler. Hiç şüphesiz, hakkında DGM tarafından hazırlık soruşturması yürütülen hocaefendiyi devletten maaş alan emniyetçilerin tabiri caizse -kulağından tutup- Türkiye'ye getirmeleri gerekmekteydi. Ama öyle olmadı, devletin parasıyla -hem de tüm yasal harcamaları karşılanarak- bu ülkeye gönderilen bir başkomiserin moral anlamda "koruma" görevini üstlenmesi, etki ajanlarının gücünü gösteren bir çelişkiyi de ortaya koydu. Özellikle sözkonusu başkomiserin görevini uzatma belgesinin altında imzası olan Sadettin Tantan'ın hâlâ görevini sürdürüyor olması ve de diğer imza sahibinin (dönemin İçişleri Müsteşarı) şimdi Ankara Valiliği görevinde bulunması, sözkonusu çelişkinin boyutlarını gösteren çarpıcı örnek oldu. Bilindiği kadarı ile, gerek basında yeralan emniyetçi fethullahçılara ilişkin haberlere, gerek devletin diğer istihbarat kuruluşlarının arşivinde mevcut bilgi ve belgelere ve gerekse de MGK'nın yakın takibine rağmen, Emniyet Disiplin Yönetmeliği, bu şeriatçı organize suç örgütü üyelerine değil de, onlara karşı olan memurlara karşı işletildi. Örneğin, geçtiğimiz yılın sonunda, fethullahçı kadrolaşmaya karşı dikkat çeken Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün ünlü raporuna katkıda bulunan emniyetçilerin tamamı dahil, 38 kişiye çeşitli disiplin cezaları verilirken, aralarında hiç fethullahçının bulunmaması oldukça dikkat çekiciydi. Oysa, "telekulak" olayının gerçek faillerinin fethullahçılar olduğunu duymayan kalmamıştı. Hatta, Alaattin Çakıcı ile Eyüp Aşık arasındaki telefon görüşmesinin kasetlerinin, keza Korkmaz Yiğit ile ilgili kasetlerin hükûmeti sonlandıracak sonuçlar vermesi, fethullahçıların MİT ve Genel Kurmay İstihbaratı'na muadil ve alternatif bir sivil istihbarat örgütü kurma çabalarını hızlandırdığı kaydedilmişti. Bu örgütün, (audio surveillance) hizmeti, cemaati gizlemeye yönelik yanıltıcı bilgi (build up material) üretme hizmeti dahil, tüm teknik hizmetlerini fethullahçı emniyetçilerin yürüteceği, siyasilere ve de hedef kişilere yönelik tehdit-şantaj amaçlı özel bilgi bankası gibi çalışılacağı öğrenilmişti. Bu duyumların üzerine gidildi mi? Kim gidecekti? Başbakan mı, yoksa yardımcıları mı, yoksa İçişleri Bakanı mı? Yoksa, diyorsunuz, "mütareke İstanbulunun işbirlikçi Osmanlı devlet adamlarının ruhları Ankara'da mı dolaşmakta?ünlem."
Fethullahçıların ABD casusu, etki ajanı, yönlendirici ajanı ya da kısaca nüfuz casusu olmadığını bugüne kadar iddia eden çıkmadı. Hatta kendi yayın organlarında bile bu yolda bir inkâr sözkonusu olmadı. Fethullahçılar, hocaefendileri ABD'nde (refugee) statüsünde kalıcı olmadığını iddia etseler de, CIA nezdinde tüm fethullahçılar, (walk-in) tabir edilen bir kategoride tutulmaktadırlar; yani kendi ayaklarıyla ve gönüllü olarak ajanlık hizmetini talep ederek gelmişlerdir. Fethullahçılara göre, nasıl Humeyni zorunlu sürgün sonrası bir gün İran'a dönmüşse, hocaefendileri de öyle anlı-şanlı bir biçimde dönecek ve doğrudan Çankaya'ya oturacaktır. Bu beklentinin devamında, ABD ise, küreselleşme önünde en tehlikeli bir ulus-devleti ortadan kaldırmanın, yerine kendi ılımlı, uysal müslüman patriğini getirmenin nimetlerini görecektir. Ancak çift taraflı bu beklentiler, fethullahçı gerçeğini ifadeye yeterli olmamaktadır. Fethullahçılar, asla ve asla ABD'ye sığmayacak, CIA ile yetinmeyecek büyük ihtiraslara sahiptirler. "Kâinat İmamlığı"nı hiyerarşide en üst makam olarak kabul eden fethullahçılar, her konuda olduğu gibi ajanlık konusunda büyük düşünmekte ve büyüğe oynamaktadırlar. Bir yandan ABD ile ilişkiyi sürdüren fethullahçılar, diğer yandan Vatikan, Fener Rum Patrikhanesi, Musevi Hahambaşısı derken, farklı ülkelerin istihbarat servisleri tarafından yönetilen-yönlendirilen çeşitli uluslararası kuruluşlarla da paslaşmaya başlamışlardır. Kimi zaman Lordlar Kamarası'nda İngiltere Kraliçesi adına Lord Rotherham'ın elinden "İngiltere'ye Üstün Hizmet Ödülü" alan fethullahçılar, kimi zaman İspanya'da "Leaders Club", "Editorial Office" gibi kuruluşlardan ya da Orta Asya'da faaliyet gösteren "Booruker Vakfı" gibi NGO (ünlem)'lardan ödül almaktadırlar. Örneğin, Özbekistan'da 21 okulun, Hong Kong'da ise 1 okulun kapatılmasından sonra, gerek Çin Halk Cumhuriyeti'nin ve gerekse Özbekistan'ın üzerinde büyük nüfuz sahibi olan Almanya ile de temas kuran fethullahçılar, Alman dış istihbarat servisi olan BND'nin tavassutuyla, ilk adımda Afganistan'daki okul sayısını 6'ya yükseltmişlerdir. BND bağlantısı dolayısıyla Almanya'nın iç istihbarat örgütü olan "Federal Anayasa'yı Koruma Teşkilâtı"nın desteğini de otomatikman alan fethullahçılar, yaklaşık 2.400.000 vatandaşımızın yaşadığı bu ülkede, himmet parası toplama ve yandaş-mürit kazanma amacına yönelik olarak Köln, Hanover, Münih, Ausburg, Stuttgart gibi Türklerin yoğun olara yaşadıkları tüm şehirlerde "Y. Burg A.Ş." gibi şirketlerin yanısıra, "Dost Yolu Derneği", "Türk Alman Akademisyenler Birliği", "İslâm Din Birliği" gibi çok sayıda aktif çalışan örgüte sahip olmuşlardır. Anlaşılacağı üzere, fethullahçılar sadece CIA hesabına çalışan tek taraflı ajan değil, (double-agent) olarak da piyasalarını yükseltmişlerdir. İngiltere'de de okul açan ve Londra'da büyük bir merkez binası satın alan fethullahçılar, İngiltere'nin dahilde yabancılara dönük faaliyet gösteren MI5 ve dış istihbarat servisi MI6'nın Uzak Doğuya yönelik faaliyet gösteren departmanı (CIFE) ve Orta Doğuya yönelik faaliyet gösteren departmanı (MEIC) ile okullar konusunda müşterek çalışma yürütmektedirler. Daha çok yakın zamana kadar Nakşibendiler ve İsmailiye mezhebi mensupları üzerinde tartışmasız kontrol gücüne sahip olan İngiltere, fethullahçıları desteklemekle Türk müslümanları konusunda da söz sahibi olma niyet ve iradesini ortaya koymuştur. Örneğin Lord Rotherham, Londra'daki sözkonusu ödül töreninde, fethullahçıların toplam okul sayısını kendi okulları gibi kabul ile övünerek "50'den fazla ülkede 500'den fazla müessese" olarak açıklamıştır. Keza, fethullahçıların Balkanlarda Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Moldova gibi ülkelerdeki okullarının sayısını artırma çabalarının yanısıra, Yunanistan'da da okul açma pazarlıkları bilinmektedir. Fethullahçıların şirket-okul açma, örgütlenme çabası içinde oldukları diğer ülkeler ise aynen şöyledir: Fransa, Belçika, İsveç, Norveç, Hollanda, Finlandiya, Danimarka, İspanya, Kanada, Çin ve Japonya. Tüm bu ülkelerdeki okulların açılmasında Türkiye'nin sözkonusu ülkelerle imzaladığı ikili kültürel antlaşmalar kesinlikle devredışıdır. Dolayısıyla fethullahçıların yurtdışındaki okullarında Milli Eğitim Bakanlığı'nın herhangi bir denetimi de sözkonusu değildir. Diyelim ki olsa bile bu denetimi yapacak birimin başında hâlâ militan bir fethullahçının bulunması, devletin ve sistemin aczi adına oldukça manidardır. Dolayısıyla tüm bu okulların açılma izni ve denetimi, ilgili devletlerin istihbarat servislerine aittir. Dolayısıyla, fethullahçıların ikili ajan rolü oynadıklarına inanmak da doğru olmaz, onlar multi-ajan statüsü ve işlevi dahilinde hareket etmektedirler. Fethullahçılar, Türkiye'nin hasmı olan ülkeler için en uygun ve en zengin ajan borsasını oluşturmuşlardır. İyi derecede yabancı dil bilen, hocaefendilerine "dog" sadakati ile bağlı, okul ve şirket açma izni karşılığında her şeye, kendi devletine, ulusuna, gerektiğinde kendi söylemlerine bile ihanet edebilen -örneğin, Doğu Türkistan Türklerini, Kosova Türklerini, Kerkük Türklerini yok sayacak kadar sağırlaşabilen- fethullahçılar, artık ulusal bir cemaat değildirler. Olsa olsa uluslararası bir ajan borsası: Okul-şirket açma izni ver, istediğin kadar ajanı tepe tepe kullan!..
Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #5 : 20 Mart 2010, 23:45:30 »

Üstad Bediüzzaman ömrünü islam düşmani bir rejimle mücadele ile geçirirken f. gülen Üstadın düşman olduğu rejimi ayakta tutmak için mücadele etmektedir.
Üstad Bediüzzaman saldırgan emperyalist hristiyanların yüzüne tükürürken, f. gülen onlarla diyalog içerisinde islama karşı cephe almış bulunmaktadır.
Üstad Bediüzzaman mektebini, dersini leduni olarak Ehli beytten aldığını belirtirken, f. gülen ehli beyt mektebini en büyük düşman olarak görmektedir.
Üstad Bediüzzaman m. kemali süfyan olarak nitelerken, f. gülen bir halk kahramanı olarak değerlendirmektedir.
Üstad hiç bir kafirin ayağına gitmeye tenezzül etmezken, f. gülen yüzünü papanın eşiğinde aşındırmaktadır.
Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #6 : 20 Mart 2010, 23:48:00 »

Fetullah Gülenin sağ kolu sayılan Alaaddin Kaya Papa Gülen görüşmesinde Peygamber Efendimize(HAŞA) Sahtekar diyen Papa 2. John Paul Elini öpüyor
Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #7 : 20 Mart 2010, 23:49:38 »

bitmiyor tabı devamıda var
REZALET


Papaz Okulu Hartford Seminary Başkanı Heidi Hadsell ve Dr. Ali Bayram ile yapılan para bağışı imza töreni

HAYIRLI OLSUN!!!! fETULLAH GÜLEN CENMAATİNDEN PAPAZ OKULUNA 2 MİLYON DOLARLIK BAĞİŞSonunda bu da oldu! İlkkez Müslüman bir cemaatten, Hıristiyan misyonerler yetiştiren bir okula tarihi değerde bir para yardımı yapıldı. Dinler arası diyoğun bir parçasımı bu bağış. Yoksa başka sebeplermi var.
Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #8 : 20 Mart 2010, 23:57:55 »

işte fetonun çirkin  wahşinin gerçek yüzü

http://www.soztv.org/Fethullah-gulen-Dosyalari-98.htm
Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #9 : 21 Mart 2010, 00:17:13 »

Birkaç hafta önce İşçi Partisi’ne katılan Nurettin Veren, 35 yıllık yol arkadaşını anlattı
''Fethullah Gülen'in falakasından geçmeyen yok''

İzmir doğumlu olan Nurettin Veren, meslek lisesi öğrencisiyken, 16 yaşında Fethullah Gülen ile tanıştı. Makine mühendisliği mezunu. Gazeteci ve Yazarlar Vakfı Kurucu Başkanı. Zaman Gazetesi Kurucusu ve eski genel müdürü, aynı zamanda Samanyolu TV kurucusu, eski yönetim kurulu üyesi ve ortağı. Azerbaycan, Gürcistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Moğolistan, Arnavutluk ve Romanya'da açılan okulların, üniversitelerin kurucu başkanı.
   
Nurettin Veren 
 
 

●Cemaate bağış yapan işadamlarına, benimle irtibatlarını kesmeleri için yemin ettirildi

●ABD’ye Vatikan’ın desteğiyle gitti, tepkiden çekindiği için hastalığı uydurdu

●Yanında kalanların çoğu ondan dayak yemiştir, biliyorum çünkü falakanın bir ucundan da ben tutuyordum

●Yıllarca ütüsüz pantolon giyerken, şimdi tavşan tüyünden iç çamaşır kullanıyor

●Şömine demiriyle bana vurmaya kalktı. Kendimi sakınmasaydım, ölebilirdim

●Karımı ve çocuklarımı benden uzaklaştırdı. Gülen, insanı inleterek öldürüyor


                                                                                                                     


Yaklaşık 35 yıllık Fethullahçı, henüz birkaç haftalık İşçi Partili Nurettin Veren’le Gülen’in tanışıklığı, İzmir Kestanepazarı Camii’nde bir Cuma namazı sonrasına dayanıyor. O günlerde Nurettin Veren henüz 16 yaşında bir lise öğrencisi, Fethullah Gülen ise 26 yaşında genç bir vaiz. Genç vaizle lise öğrencisinin yol arkadaşlığı, Gülen’in tahta kulübesinde başlamış.

 

Cami yaptırmak yerine fakir talebe okutmak; vatansever, dindar, aydın gençler yetiştirmek için evler, yurtlar, okullar hazırlamak fikrini; Nurettin Veren’in deyimiyle ‘saf Anadolu insanına’ birlikte anlattılar.

 

Milletin ve devletin desteğiyle, Türkiye’de ve Türki cumhuriyetlerde çığ gibi büyüdüler. Ama bu başarı, birilerinin iştahını kabarttı. Nurettin Veren’e göre, devlet-millet işbirliğiyle ortaya konulan bu milli servet, bazı siyasilerin ve gizli merkezlerin çıkarlarına alet edildi, hedeften saptırıldı.

 

Nurettin Veren, 35 yıl boyunca Fethullah Gülen’le birlikte yürüdü. Cemaatin etkinliği altında olduğu bilinen Samanyolu TV, Zaman gazetesi, FEM Dershaneleri ve beş üniversitenin kuruculuğunu yaptı. Ancak beş yıl önce Fethullah Gülen’le yolları ayrıldı. Veren’in hikâyesi, aslında bundan sonra başlıyor. 35 yıl boyunca Gülen ve cemaatine hizmet eden Nurettin Veren, şimdi Fethullah Gülen tarafından ‘hain’ ilan edildiğini ve kendisini ‘öldürtmek isteğini’ iddia ediyor. Oysa Gülen de, Veren’in Amerika’ya kendisini öldürmek üzere geldiği konusunda ısrarlı. 35 yıllık dostluk, bugün yerini düşmanlığa bırakmış durumda. Nurettin Veren, dışlandı. Enteresan olan, Cumhuriyet savcılarının, her iki tarafın da iddialarını suç duyurusu olarak kabul etmemesi.

 

1 Kasım tarihi itibarıyla İşçi Partisi’nin üyesi olan Nurettin Veren, geçmişi ve bugünüyle ilginç bir portre. Veren, Samanyolu TV’deki tecrübesini artık Ulusal Kanal’da kullanacak. Bu arada, Gülen Cemaati hakkında konuşmaya devam edecek.


---
Haber: Nilüfer KAS

 

Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Türkiye 'de Dini Özgürlüklerde Kısıtlamalar Var İslamda Kadın ve Tesettür kuranehli 4 298 Son Mesaj 13 Kasım 2008, 15:27:53
Gönderen: garip
Lübnan-Türkiye Arasında Vize Kalkıyor Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 156 Son Mesaj 11 Ocak 2010, 08:01:48
Gönderen: musabbinumeyr29
Türkiye, Büyükelçi Çelikkol'u Geri Çağırdı Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 129 Son Mesaj 13 Ocak 2010, 07:25:48
Gönderen: musabbinumeyr29
Türkiye Karşısında İsrail'in Ödü Kopuyor! Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 124 Son Mesaj 14 Ocak 2010, 09:05:05
Gönderen: musabbinumeyr29
Hamas Türkiye ile İttifak Kurmak İstiyor Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 121 Son Mesaj 16 Ocak 2010, 09:03:22
Gönderen: musabbinumeyr29
''Türkiye ve İran Güçlerini Birleştirmeli'' Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 119 Son Mesaj 20 Ocak 2010, 07:30:56
Gönderen: musabbinumeyr29
Türkiye El Kaide Sorumlusu Yakalandı Yurttan haberler musabbinumeyr29 0 124 Son Mesaj 23 Ocak 2010, 10:03:54
Gönderen: musabbinumeyr29