0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Tevhid Allah'ın Kullar Üzerindeki Hakkıdır!  (Okunma Sayısı 272 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5756


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« : 19 Kasım 2009, 08:47:00 »

Allah'ın Rasulü (s.a.s.) tevhidin, Allah'ın kullar üzerindeki hakkı olduğunu, ondan ayrılmanın ve gaflete düşmenin caiz olmadığını beyan etmesi bu ifadeyi desteklemektedir. Buhari ve Müslim'in Muaz b. Cebel'den rivayet ettiğine göre: Eşeğin üzerinde, peygamberin terkisindeydim. Bana dedi ki, Muaz, Allah'ın kullar üzerindeki, kulların da Allah üzerindeki hakkını biliyor musun? Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedim. Allah'ın kullar üzerindeki hakkı ona ibadet etmeleri, hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise; şirk koşmayana Allah'ın azap etmemesidir, buyurdu. Ey Allah'ın Rasulü! İnsanlara müjde vereyim mi, dedim. Hayır, buna güvenip dururlar, buyurdu.
Bu haktaki sır, Allah'ın insanı yoktan yaratması, sayısız nimetlerle donatması, güneşi, ayı, geceyi, gündüzü emrine amade kılması, akıl vermesi, konuşmayı öğretmesidir. Bu, yaratıcının, rızık verenin, nimetlendirenin, öğretenin, esirgeyenin, bağışlayanın hakkıdır ki; kendisine nankörlük edilmeyip şükredilsin, unutulmayıp zikredilsin, isyan edilmeyip itaat edilsin.
Bunun için, bu hakkın açıklanması, tekid edilmesi hukuk-u aşere (on hak) olarak bilinen ayetin ilk tavsiyesidir. Şöyle buyuruluyor: "Allah'a ibadet edin, ona bir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilikte bulunun." (Nisa, 36) En'am süresindeki on tavsiyeyi içeren ayette de aynı şey zikrediliyor: "De ki: 'Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilikte bulunun. " (Enam, 151)İsra süresindeki hikmet tavsiyeleri de bu kabildendir: "Allah ile beraber başka bir tanrı edinme, yoksa yerilmiş ve tek başına kalmış olursun. Rabbin, yalnız kendisine ibadet etmenizi ve ana-babaya iyilikte bulunmanızı emretmiştir." (İsrâ, 22-23)


Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5756


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #1 : 19 Kasım 2009, 08:47:44 »

Tevhid Müslümanın Hayattaki Çağrısıdır

Müslüman, hayatına tevhidle başlayıp, tevhidle sona erdiriyorsa; beşik ile mezar arasındaki görevi, tevhidi hakim kılma, ona davette bulunma olur, Allah, insan ve cinlerden mükellef olarak yarattıklarının görevini açıklarken şöyle buyuruyor: "Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. Onlardan bir rızık istemem. Beni doyurmalarını da istemem. "( Zariyat, 56-57)
Ayet-i Kerime, Allah'ın (c.c.) onları, sadece ortağı olmayan Allah'a ibadet etmek için yarattığını açıklıyor. Bu, onların yaratılışlarındaki hikmet ve gayedir. Allah onları, kendisini tanımaksızın, kadrini bilmeksizin hayvanlar gibi yiyip içsinler diye değil, huşu ve tevazu içinde, ibadeti yalnızca O'nun için yapsınlar diye yaratmıştır.
Kim ki; varlığının amacını, hayattaki görevini ki, yalnızca Allah'a ibadettir- gerçekleştirmeksizin ömrünü geçirirse;akıl sahibi insanların düzeyinden hayvanların düzeyine -belki de onlardan daha aşağıya- düşmüş olur.
.


Tevhid İslâm Milletinin Diğer Milletlere Çağrısıdır

Tevhid, hayatta müslümanın mesajı olduğu gibi, müslüman ümmetin bütün milletlere de mesajıdır. Bunun için; Nebi (s.a.s.), kisraya, kaysere ve yeryüzünün diğer krallarına, şu ayetle davetini ulaştırmıştır: "Ey kendilerine kitap verilenler! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirinizi Rabb olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda ortak bir kelimeye gelin. Eğer, yüz çevirirlerse; bizim müslüman olduğumuza şahid olun, deyin."(Al-i İmran, 64) Sahabe (Allah hepsinden razı olsun) ve onların yolundan gidenler, bu mesajı ve ona karşı olan görevlerini biliyorlardı. Fars orduları komutanı Rüstem, Kadisiye savaşında, Rıb'î b. Amir'e, siz kimsiniz, amacınız nedir, diye sorduğunda şöyle cevap verir Amir: Biz, insanları kullara ibadetden sadece Allah'a ibadete, dünyanın darlığından genişliğine, dinlerin zulmünden İslâm'ın adaletine götürmek için Allah'ın gönderdiği bir milletiz."

Tevhid Ne İle Gerçekleşir?

Peygamberlerin getirdiği, İslâm'ın kökleşmesine,desteklenmesine ve korunmasına büyük önem verdiği tevhid, şu unsurlar oluşmaksızın gerçekleşemez, kökleşemez, dallanıp budaklanamaz:
a- İhlasla sadece Allah'a ibadet etmek.
b- Bütün tağutları inkar etmek, bunlara ibadet edenlerden, onları dost edinenlerden uzaklaşmak.
c- Şirkin bütün derece ve türlerinden sakınmak, ona giden yolları tıkamak.

Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #2 : 26 Kasım 2009, 22:10:00 »

Tevhid mücadelemiz


Yaşadığımız dönemde çağdaş toplum adı altında kurulan beşeri ideolojiler
İnsanları pratikte üstün düzeydeki şeytani kodamanlarıyla kendi etkisi
Altına almıştır.

Hal öyle vahim bir şekil almıştır ki artık ilahi dava ve kanunları bir
Kenara bırakılmış, Kendi hazırlayıp düzenledikleri düşünce, gelenek ve değer ölçülerine, ekol, hareket ve yönetimlere "İslâmî birer etiket" yapıştırmayı ihmal etmemektedirler.

Evet durum böyle iken muvahhidler bundan sarsılmayıp daha çok
çaba sarfetmiş olarak dava sağlamlaştırma çalışmaları yürütmektedir.

Bu anti İslamcı didaktörler ve onların yardımcı dostları haykırılan
Tevhid çağrısına uymadıkları taktirde onlara karşı üstün düzeyde mucadele edilecektir. Bu mücadelemiz tüm rasullerin ortak davası Tevhid mücadelesidir.

Ancak çağımız zalim ideolojileri bu çağrıya anti yaklaşım sağladıkları
İçin onlarda firavunlar vb tağutlar gibi alaşağı edilip yerlerini gerçek
İslam devleti alacaktır.

Bu davanın hâkim olması için Allah'ın va'di muhakkak ki vaki, buyruğu da şüphesiz ki kaimdir:

"Yemin olsun ki peygamber kullarımıza verdiğimiz yardım va'dimiz hükme bağlanmıştır. Onlar, kesinlikle yardım olunacaklardır. Ve muhakkak galip olacak kimseler de bizim askerlerimizdir." (es-Saffat:171-173)

Belki bu zaferin zahiri eserleri gecikebilir. Beşerin mahdut ömrüne göre değişebilir. Ama asla şaşmaz ve bozulmaz bir va'ddir bu. Sonra bu, beşerin kavrayamayacağı bir biçimde de gerçekleşmiş olabilir. Çünkü insan (nedense) alışagelen yardım ve zafer biçimlerinden başkasını aramaz ve -aradan bir zaman geçmedikçe- daha başka bir biçimde de gerçekleşen kanunu kavrayamaz. İnsanlar, Allah'ın orduları ve peygamberlerin tabileri için zafer ve yardım biçimlerinden sadece birini isterler. Allah İse daha başka bir biçimi irade buyurur. Daha mükemmel ve daha kalıcı olanını..
(Seyyid kutup)

Bu kesin vaade karşılık bize düşen tüm beşeriye şu cümleyi
Haykırmaktır.

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #3 : 27 Kasım 2009, 00:24:30 »

Tevhidi Düşünceye göre bütün güç ve kuvvetin sahibi ve her şeyi baştanbaşa düzenleyen terbiye eden Alemlerin Rabbi Allahtır.

Böylelikle inanan insan çevresindeki maddi ve geçici

sadece görüntüde bir varlık arz eden güçlerden korkup çekinmez.

Çünkü imanlı insan bunlara karşı gücünü Allahu Teala'dan almaktadır
Moderatöre Bildir   Logged
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #4 : 27 Kasım 2009, 10:05:27 »

Yasama hakkını yalnız Allah-u Teâlâ'ya tanımak tevhid inancının gereğidir. Bunu bu şekilde kabul etmedikçe tevhid akidesi sıhhat kazanamaz. Bu da yani; tevhid akidesinin sıhhat kazanması da ancak tağuti her türlü unsuru reddetmekle olur.
Tağut sadece tek şekilde karşımıza çıkmayabilir. Şühpesiz ki, tağut ne şekilde olursa olsun, tevhid akidesi onu kesinlikle reddetmeyi gerektirir.
Çağımızda tağut özellikle teşri (kanun) koyma ve emir verme şeklinde karşımıza çıkıyor.
Çağımızdaki tağut; ilahi kanunlar dışında, insanların koydukları kanunlar, emirler ve değer yargıları şeklinde de ifade edilebilir.
Buna göre, kanun koyan ister bir diktatör, ister halkın seçtiği seçkin bir zümre, ister toplumda yer etmiş bir grup bilim adamı, isterse halkın sevdiği bir komutan olsun farketmez, yine de tağuttur.
Bu durum karşısında, tevhid akidesini korumak isteyen herkes; bu çağdaş tağutu inkar etmek, Allah'ın kanunlarına zıt olan emirlerine uymamak, ondan uzaklaşmak, ona tabi olanların (koyduğu ölçülere uyanların) küfrüne hükmetmek ve onlardan olmadığını ilan edip onlara düşman olmak zorundadır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"İbrahim ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar milletlerine şöyle demişlerdi: "Biz sizden ve Allah'dan başka taptıklarınızdan beriyiz. Sizi tekfir ediyoruz. Bizimle sizin aranızda, yalnız Allah'a inanıncaya kadar ebedi bir düşmanlık ve kin baş göstermiştir." (Mümtahine: 4)

Şu iyice bilinmelidir ki; tevhid akidesi, yasama ve emir sultasının yalnız Allah-u Teâlâ'ya ait olmasını gerektirir. Ancak bu vazife yerine getirildiğinde tağutu inkar gerçekleşmiş olur.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #5 : 16 Mart 2010, 21:14:29 »

TEVHİD ( İbn Kayyım el- Cevziyye)


TEVHİD


Tevhid iki nevidir.
1 - İlimde ve itikadda tevhid,
2 - İrade ve amaçda tevhiddir.

Birinciye ilmi, ikinciye kasdi- iradi tevhid denir. Çünkü birincisi haber verme ve marifetle ilgilidir, ikincisi kasd ve irade ile ilgilidir. Bu ikinci kısım tevhid de iki nevidir.
Rububiyette tevhid, uluhiyette tevhiddir. İşte tevhidin üç türü budur.

İlimde olan tevhide gelince, bu tevhidin dayanağı Allah’ın kemal sıfatlarını isbat etmek, teşbih ve misali nefyetmek, kusur ve eksikliklerden tenzih etmektir. Mücmel ve Mufassal olmak üzere iki şey bu tür tevhide delalet eder.

Mücmel olan, hamdin Allah Teala’ya isbat edilmesidir.

Mufassal olan ise, Allah’ın İlahlık, Rablık, Rahmet ve Meliklik sıfatlarıdır. Bütün isim ve sıfatlarının medarı da bu dört sıfattır.

Hamdin ihtiva ettiği Hususlara gelince:

Hamd; Kemal ve Celal sıfatlarıyla övülmüş olan Allah’ın medhini ifade eder. O’nu sevmek, O’ndan razı olmak ve O’na boyun eğmek yanında övülmüş olan sıfatlarını inkar eden, O’nu sevmekten veya O’ndan haşyet duymaktan yüz çeviren kimse gerçek manada ona hamdetmiş olmaz.

Hamdolunanın kemal sıfatları ne kadar çok olursa, ona hamd etmek de o kadar mükemmel olur. Kemal sıfatları azaldıkça o oranda ona hamd etmek de azalır. İşte bundan dolayı, Allah’dan başka kimsenin sayamayacağı kadar çok olan bütün hamdlar Allah’a aittir, sıfatlarının kemali ve çokluğundan dolayı bu böyledir. Bundan dolayıdır ki mahlukatından hiç biri O’nun övgüsünü sayamaz, çünkü o’nun kemal ve celal sıfatlarının sayısı da, kendisinden başkasının sayamayacağı kadar çoktur. Bu sebeple Allah Teala kafirlerin ilahlarını yermiş, onlardan kemal sıfatlarını kaldırmak suretiyle onları ayıplamıştır. Bu ilahları işitmemek, görmemek, hidayete erdirememek, fayda ve zarar verememekle ayıplamıştır.

İşte bunlar, Cehmiyye’nin ilahının sıfatları olup Allah putları bunlarla ayıplamış, fakat aynısını Cehmiyye Allah’a da nisbet etmişlerdir. Allah Teala, zalimlerin, inkarcıların söyledikleri şeylerden yüce ve münezzehtir. Allah Teala halili İbrahim (a.s)’ın babasına hüccet getirişini hikaye ederek şöyle buyurur:

“Ey babacığım, niçin işitmeyen, görmeyen, sana hiçbir fayda vermeyen şeylere tapıyorsun” (Meryem, 42).

Eğer İbrahim’in İlahıda da bu vasıfda ve seviyede olsaydı, babası Azer ona, senin ilahın da böyledir, nasıl olur da benimkini inkar ediyorsun? derdi. Fakat Azer, müşrik olmakla beraber Allah’ı Cehmiyye’den daha iyi tanıyordu. Aynı şekilde Kureyş kafirleri de müşrik olmakla beraber Allah’ın sıfatlarını ve yaratıklardan üstün oluşunu kabul ediyorlardı.

Yine Allah Teala şöyle buyuruyor:

“Musa Kavmi, Musa gittikten sonra süs eşyalarından böğürerek ses çıkaran mücessem bir buzağı heykeli yaptılar, onu tanrı edindiler. Sanki onlar o buzağının kendileriyle konuşup onları doğru yola iletmeyeceğini bilmiyorlar mı? Fakat o buzağı heykelini ilah edindiler ve zalim oldular”. (Araf, 148)

Eğer mahlukatın ilahı da böyle olsaydı, onların bu konuda inkarlarına ve ilahlarının bu şekilde batıl olduğuna istidlale gerek kalmazdı.

Eğer, Allah Teala kullarıyla konuşmaz, denilecek olursa deriz ki, hayır şüphesiz Allah kullarıyla konuşmuştur. Kullarının bir kısmıyla perde arkasında konuştu, bir kısmıyla da Musa (a.s)’da olduğu gibi vasıtasız konuştu. Allah bazı kullarıyla melek olan elçisinin lisanıyla konuştu. Bunlar nebilerdir. Allah Teala diğer insanlarla da rasullerin lisanıyla konuştu. Allah, Rasullerin diliyle olan kendi konuşmasını kelamını, rasulleri aracılığı ile kullarına iletti. Rasullerde insanlara “Bu Allah’ın konuştuğu ve bizim size tebliğ etmemizi emrettiği kelamıdır” derler.

Bundan dolayı selef (r.a):

“Kim Allah’ın mütekellim olduğunu inkar ederse o rasullerin hepsinin risaletini inkar etmiş olur. Çünkü risaletin esası Allah’ın kelamını kullarına tebliğ etmekten ibarettir. Allah’ın kelamı inkar edildiği zaman risalet de nefyedilmiş olur” demişlerdir.

Samiri hakkında Taha Suresi’nde Allah Teala:

“Onlar için böğürtüsü olan bir buzağı heykeli yaptı, onlar da ‘sizin ve Musa’nın ilahı budur, fakat onu unuttu’ dediler. Onlar bu buzağının kendilerine bir söz yöneltmeyeceğini, ne bir fayda ne de bir zarar veremeyeceğini sanki bilmiyorlar mı? (elbette biliyorlar)” (Taha, 88) buyurur.

Bu ayette geçen sözün rücu etmesi (döndürülmesi) konuşmaktır. Allahu Teala:

“Allah şu iki adamı da örnek verir: birisi dilsiz hiçbir şeye muktedir değildir ve efendisinin üzerinde bir yüktür. Onu nereye gönderse, hiç bir hayır getirmez. Bu dilsiz adamla adaleti emreden ve sırat-ı müstakim üzerinde olan insan bir midir? “ (Nahl, 76) buyurur.

Görüldüğü gibi kelam sıfatının inkarı, ilahlığın da batıl olmasını gerektirmektedir. Fıtraten, aklı selimle ve semavi kitablarla sabittirki kemal sıfatlarını kaybeden ilah, müdebbir ve Rabb olamaz. O, yerilmiş kusurlu ve noksandır, onun ne dünyada ve ne de ahirette kendisine hamdedilmeye hakkı yoktur. Dünya ve Ahirette hamd, ancak kemal ve celal sıfatlarıyla hamdedilmeye layık olana aittir.

Bu sebeple selef alimleri, ehl-i sünnetin görüşleri Rabb Teala’nın sıfatları, mahlukundan yüce oluşu ve kelamı konusunda tasnif ettikleri kitablara tevhid adını vermişlerdir. Çünkü bu sıfatların inkarı,Sanii, yaratıcıyı inkar ve reddetmektir.

Allah’ın tevhidi, O’nun kemal sıfatlarını isbat etmekle olur.

Muattıla (Mutezile) sıfatları inkar etmeyi ve Sani’den soyutlamayı Tevhid saymışlardır. Bunların Allah’a isnadını teşbih, tecsim ve terkib olarak kabul etmişlerdir. Halbuki böylece rağbet sağlamak, nifaklarını yaldızlı göstermek için batıla Hakk adını vermişlerdir. Hakk’tan uzaklaştırmak için ona da batıl ismini vermişlerdir.

İnsanların çoğu paranın zahirine bakar. Onlarda sarrafların hakkı batıldan ayıran ölçüleri yoktur.

“Allah kime hidayet ederse o hidayet bulmuştur. Allah’ın sapıttığı kimse için de asla bir veli bulamazsın”
(Kehf, 17).

Övülen kesinlike yokluğu veya suskunluğundan ötürü övülmez. Ancak ayıplar ve noksanlıklar kaldırıldığı zaman övgü söz konusu olur ki bu noksanlıkların zıddı olan müsbet kemal sıfatlarının varlığını da ifade eder. Aksi takdirde salt bir soyutlamanın hamd, medh ve kemal diye bir vasfı yoktur.

Allah Teala’nın, herşeyin kendisine muhtaç olduğu (Samediyyet), gani ve melik oluşu, her şeyin kendisinin kölesi olduğu hususundaki kemalini ihtiva eden çocuk edinmeme özelliği ile kendini övmesi de böyledir. Çocuk sahibi olmak bu hakikatlere ters düşer. Allah Teala bir ayette şöyle buyurur:

“Onlar, Allah çocuk edindi, dediler. Allah çocuk edinmekten münezzehtir. O Ganidir, göklerdeki ve yerdekiler O’nundur.” (Yunus, 67)

Allah’ın kendisini, ortağının bulunmaması yönüyle övmesi , Uluhiyet ve Rububiyette tek oluşunun, kendisinden başka bir varlığın sahip olup da ortak olamayacağı kemal sıfatları bulunuşunun bir ifadesidir.

Eğer bu sıfatlar yok sayılacak olursa, varolan herşey ondan daha mükemmel olur. Çünkü mevcut, madumdan daha mükemmeldir. Bu sebeple Allah sübhanehu kendisini yoklukla övmez. Ancak menfilikle övülmesi, kemalinin ifadesi olursa bu müstesnadır.

Nitekim mükemmel bir şekilde hayatta oluşunu ifade ettiğinden dolayı kendisini ölmemekle övmüş ve nitelemiştir.

Kayyum oluşunun kemalini ifade ettiğinden dolayı kendisini uyku veya uyuklama tutmamasıyla hamdetmiştir.

Allah’ın kendisini, yerde ve gökte zerre miktarı, daha büyük ve daha küçük bir şeyin bilgisinin dışında kalmamasıyla Övmesi, ilminin, kemalinin ve genişliğinin ifadesidir.

Hiç kimseye asla zulmetmemekle kendisini övmesi adalet ve ihsanının kemalini ifade eder.

Gözlerin O’nu idrak edememesi azametinin kemalindendir.

O görülür fakat idrak olunamaz. Nitekim O bilinebilir fakat bilgice kuşatılamaz. Sadece Allah’ın görülmesini kaldırmak kemal ifadesi değildir. Çünkü görülmeyen yok demektir. Bir varlığın görülmüyor olması kesinlikle kemal değildir. Asıl şudur ki Allah görülür, fakat azametinden ve mahlukatın kendisini idrakten aciz ve onlardan yüce (müteal) olduğundan dolayı, görüş ve idrakçe kuşatılıp kavranamaz. Aynı şekilde Allah, ilmini kemalinden dolayı, nisyan ve gafletinin olmaması ile de kendisini övmüştür.

Kur’an’da Allah’ın kendini övdüğü her olumsuz vasıf Allah’ın bu olumsuz vasfın zıddına sahib olduğunu ve zıddının kemalini içerdiğini ifade eder.

Görüldüğü gibi hamdin esası kemal sıfatlarının varlığına tabiidir.

Bu sıfatların inkarı Allah’ın hamdinin inkarı anlamına gelir, inkarı da zıddının varlığını kabul etmek demektir.
İbn Kayyım el- Cevziyye
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #6 : 18 Mayıs 2010, 20:12:35 »

DİNİN TEMELİ TEVHİDDİR

Kişiyi Ancak Tevhid ve Rasûlulah'a İman Cehennemden Kurtarır

Buhâri'nin Sahîh'inde Ebû Hüreyre'den şöyle dediği nakledilir:

"Yâ Rasûlullah, kıyamet günü şefaatinle daha mutlu olan kimdir? dedim.

"Kalbden samimi olarak "Lâ ilâhe İllAllah" -Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur-, diyendir" (Ahmed İbn Hanbel ll / 307, 518) buyurdu."

Yine Ebû Hûreyre'den Müslim'in Sahih'inde şöyle bir rivayet nakledilir:

Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

"Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır ve her peygamber henüz dünyadayken onu kullandı. Bense onu kıyamet gününe şefaat olarak sakladım. İnşâAllah, ümmetimden Allah'a şirk koşmayan, herkese ulaşır" (Ahmed İbn Hanbel V/326)

"Sünen" lerde Avf b. Malik'ten şöyle dediği rivayet edilir:

Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

"Bana Rabbimin yanından bir elçi geldi ve beni ümmetimin yarısını cennete sokmakla şefaat arasında muhayyer bıraktı. Ben şefaati seçtim. O, Allah'a ortak koşmadan ölen içindir"

Rivayetin başka bir lâfzı şöyledir:

"Her kim Allah'a şirk koşmadan ölürse, o şefaatim altındadır" (Tirmizî, Kıyâme 13; İbn Mâce, Zühd 37; Müsned ll / 75)

*********************************************************************************
Tevhid, Allah'ın Ne Öncekiler, Nede Sonrakiler İçin, Kendinden Başkasını Din Olarak Kabul Etmediği İslâm'ın Temelidir

Bu temel, yani tevhid, Allah'ın ne öncekiler, ne de sonrakiler için, kendinden başkasını din olarak kabul etmediği İslâm'ın temelidir.

Allah, peygamberleri onunla göndermiş ve onunla kitaplar indirmiştir.

Nitekim şöyle buyurmaktadır:

"(Ey Muhammed)ünlem Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere sor, Biz, Rahman olan Allah'tan başka kulluk edilecek ilahlar meşru kılmış mıyız?" (43 Zuhruf 45)

"Senden önce hiçbir rasul göndermiş olmayalım ki ona: "Benden başka ibadete layık ilah yoktur, yalnız bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım." (21 Enbiyâ 25)

"Andolsun, biz her ümmete: "Allah'a kulluk/ibadet edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir Rasul gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün. (16 Nahl 36)

Allah Azze ve Celle bütün peygamberlerin davetinin:

"Allah'a kulluk/ibadet edin, O'ndan başka ibadete layık ilahınız yoktur" sözüyle başladığını zikretmektedir.

İbn Hanbel'in Müsned'inde İbn Ömer'den yapılan rivayette Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

"Kıyametin kopmasına yakın kılıçla gönderildim. Tâ ki ortağı olmayan tek Allah'a ibadet edilsin. Rızkım, mızrağımın gölgesinde kılındı. Emrime karşı çıkan için zillet ve küçüklük vardır. Her kim bir kavme kendisini benzetirse, onlardandır" (Ahmed İbn Hanbel ll / 50, 92)

Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #7 : 18 Mayıs 2010, 20:17:01 »

Müşrikler; Gökleri ve Yeri Yaratanın Sadece Allah Olduğunu Kabul Ediyorlardı

Kur'an'ın müşrikliklerini haber verdiği, Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in kan ve mallarını heder etmeyi, çoluk çocuklarının esir edilmesini helâl kıldığı ve cehennemi onlara zorunlu kıldığı Kureyş ve diğer müşrikler; gökleri ve yeri yaratanın sadece Allah olduğunu kabul ediyorlardı.

Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır:

"Andolsun onlara; "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, hiç tartışmasız; "Allah" diyecekler. De ki; "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu bilmezler." (31 Lokman 25)

"Andolsun ki onlara. 'Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?' diye sorsan, şüphesiz 'Allah'tır' derler. Öyleyse niçin (aldatılıp) döndürülüyorlar" (29 Ankebût 61)

"(Ey Muhammed!) De ki: "Biliyorsanız söyleyin, Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" 

"Allah'ındır" diyecekler. "Öyleyse ders almaz mısınız (öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?) de" .

"Yedi göğün Rabbi ve o yüce arşın Rabbi kimdir?" de.

"Allah'tır" diyecekler. "Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de." 

"Biliyorsanız söyleyin, her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?" de.

"Allah'tır" diyecekler. "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz?" de. "Hayır! Biz onlara gerçeği getirdik ama onlar yalancıdırlar."

"Allah, hiç bir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiç bir ilah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden yücedir.  (23 Mü'minûn 84-91)

********************************************************************************
Müşrikler, Edindikleri İlâhların Yaratılmış Olduğunu Kabul Ediyorlardı. Lâkin Onları Şefaatçi Aracı Ediniyor ve Onlara İbadet Etmekle Allah'a Yaklaştıklarını Sanıyorlardı

Allah'la birlikte başka ilâhlar edinen müşrikler, edindikleri ilâhların yaratılmış olduğunu kabul ediyorlardı. Lâkin onları şefaatçi (aracı) ediniyor ve onlara ibadet etmekle Allah'a yaklaştıklarını sanıyorlardı.   

Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Onlar Allah'ı bırakarak kendilerine ne zarar ve ne de yarar dokunduramayan putlara tapıyorlar ve "Bunlar Allah katında bizim aracılarımızdır" diyorlar. Onlara de ki; "Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz? Allah onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir." (10 Yûnus 18)

"(Bu) Kitabın indirilmesi, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi bulunan Allah (katın) dandır. 

"Ey Muhammed! hiç şüphesiz, biz sana bu Kitabı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a  kulluk/ibadet et." 

"İyi bil ki!, halis (katıksız) din Allah'ındır (Allah'a dönüktür); O Allah'ı bırakıp da putlardan kendilerine bir takım başka veliler/dostlar edinenler: "Onlara, bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye kulluk/ibadet ediyoruz" derler. Şüphesiz Allah ihtilaf ettikleri (ayrılığa düştükleri) şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve kâfir kimseyi hidayete (doğru yola) eriştirmez." (39 Zümer 1-3)

Müşrikler, telbiyelerinde şöyle diyorlardı:

"Buyur (Allah'ım)ünlem Ortağın yoktur! Ancak bir ortağın vardır. Sen ona maliksin ama o sana değil" (Müslim, Hacc 22)

Yüce Allah yine şöyle buyurmaktadır:

"Allah size kendinizden bir misal vermektedir:Size verdiğimiz rızıklarda, emrinizde bulunan kölelerinizin de eşit şekilde hak sahibi olmalarına razı olur ve birbirinizi saydığınız gibi bu ortaklarınızı sayar mısınız? Düşünen kavme âyetleri böylece uzun uzadıya açıklarız.

Hayır, zulmedenler, körü körüne kendi heveslerine uymuşlardır. Allah'ın saptırdığı kimseleri kim doğru yola eriştirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.

O halde sen, Hakk'a yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın yaratışında değişme yoktur, işte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkanın da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız" (30 Rum 28-32)

Her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah, kendilerine verdiği örnekte, sahibi bulunduğu şeyin kendisine ortak olmasının yaraşmadığını belirterek şöyle buyurmaktadır:

"Size verdiğimiz rızıklarda emrinizde bulunan kölelerinizin de eşit surette hak sahibi olmalarına razı olur musunuz?"

Birbirinizi saydığınız gibi kölelerinizi de sayıyor musunuz?

Sizden her biriniz, kölesinin kendisine ortak olmasına razı olmadığına göre, başkasını Rabbınıza ortak koşmayı nasıl kendinize yaraştırıyorsunuz?

Bu, Allah'ın kızları bulunduğunu söylemelerine benzer. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Onlar, Allah'a, hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak en güzel olanın 'kendilerinin olduğunu' düzmektedir. Hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve hiç şüphesiz onlar, (cehennemde) öncülerdir. (16 Nahl 62)

"Onlardan birine dişi (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle taşarak yüzü simsiyah kesilir." 

"Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm ne kötüdür?" 

"Ahirete inanmayanların kötü örnekleri vardır, en yüce örnekler ise Allah'a aittir. O, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (16 Nahl 58-60)

Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #8 : 23 Temmuz 2010, 12:31:49 »

İSLAMA GİRİŞ KAPISI TEVHİD

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Bil ki! Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur." (Muhammed: 19)

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Ancak Kelime-i Şehadetin manasını bilerek Kelime-i Şehadet getirenler bundan müstesnadır."
(Zuhruf: 86)
     Ebu Abdullah Tarik b. Eşyam (r.a): «Rasulullah (s.a.s)'in şöyle dediğini işittim» demiştir:
   «Kim La ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah der ve Allah'tan başka ibadet edilenleri reddederse malı ve kanı haram olur. Sonra onun hesabı Allah'a aittir.»         
(Müslim)

Bu ayetlerde kelimeyi tevhidin manasını bilerek şehadet getirenler hakkıyla iman edenlerdir. Bilmeden tekrar edenler ise neyi ret neyi kabul ettiğini bilmeyen-lerdir. Bir şeyi bilmeyerek söyleyen neye iman etiğini de bilemez. Bir şeyi ret yada kabul etmek, o şeyi bil-meyi gerektirir.

1 - Allah(c.c)’yu hakkıyla bilmeyen ona hakkıyla kul olamaz.

2 - Allah (c.c)’nün yetkilerini sıfatlarını ve ona ya-pılması gereken ibadetleri hakkıyla bilmeyen, bu sıfat, yetki ve ibadetleri yaratılmışlardan birine vere bilir. Bu durumda Allaha değilde bu yetki ve sıfatları kime ver-diyse ona kul olmuş olur.

3 - İbadetin şeri ve kelime anlamını bilmeyen, bil-meyerekte dahi olsa ibadeti kendini yaratana değil de kendisi gibi bir yaratığa ibadet yapa bilir. Allahtan baş-kasına bilmeyerek ibadet edenlerde Müslüman olamaz. İstediği kadar. Namaz kılsın, zekat versin, Allah bu, amellerini ondan kabul etmez ve yine istediği kadar hac yapsın yaptığı bu hac turistik seyahatten başka bir şey ifade etmez. Çünkü bu ameller tevhide bağlıdır. Tevhi-din ihtiva ettiği ret ve kabul rükünlerini yerine getirme-den hiçbir ameli Allah(c.c)’u kabul etmez.

4-Bir kimsenin Allahtan başka tapılan tağutları, put-ları kanunları, ilahları ve şeri düzenin dışındaki tüm sistemleri reddedip Müslüman ola bilmesi için, bu sah-te ilahları tanıması ve ona göre bilerek ya kabul yada red etmesi gerekir. Zira kişi bilmediği ve tanımadığı varlıkları neden niçin red ettiğini bilemez. Bir şeyi red etmek yada kabul etmek mutlak bilgiyi gerektirir.

Bu gün dünyada tevhidin ihtiva ettiği manayı bilmeyen kimselere. İslama nasıl girildiği sorulduğunda Lailahe İllAllah muhammeden rasulullahder islama gi-rer ve Müslüman oluruz derler. Fakat bu kelimenin ne mana ya geldiğini yada ne ifade ettiğini, bu kelimeyi bilerek söyleyenin neleri ret veya terk etmesi gerektiğini bilmediğini görürsünüz, tabi sizlerde tevhidi bilenlerden iseniz.

Bu kimseler den çoğu sabahtan akşama kadar şehadet kelimesini tekrar edenlerdir. Fakat şehadetin ihtiva ettiği hakikatı anlamaz sadece, papağan gibi tek-rarlar dururlar. Tevhid kelimesi hayatlarında ve günlük yaşamlarında bir değişiklik meydana getirmez, çünkü bilerek yada idrak ederek bu kelimeyi söylemedikleri gibi, bu kelimenin ifade ettiği mana hayatlarında yada dünya görüşlerinde bir değişiklik meydana getirmez.
Bu kimseler tevhidi ikrar etmekle birlikte, hayatla-rında hala tağuta tabi olmaya ona uymaya korumaya kollamaya devam ederler. Çünkü bilmedikleri bir keli-meyi kullandıkları için hayatlarına yansıyacak bir durumda söz konusu olamaz.

Kişi bilmediği anlamadığı kavramadığı bir kelimenin manasını nasıl kabul edecek yada ona nasıl uyacak nelerden uzak kalacağını, yada kimlere yakın duracağı-nı nereden bilecek. Kendisine yabancı olan bir dilin ihtiva ettiği manayı nasıl anlayacak. Kişi bilmediği bir şeyi ne kabul nede ret edebilir çünkü bilmiyor. Fakat bu bilgisizlik içlerine düştükleri şik ve küfürden onları kurtarıp Allah katında mazur kılmaz. Kur’an ve sünne-te büyük şirk ve bizati küfürde bilmemek mazur değildir.
 
      Şeyhul İslam Mustafa Sabri şöyle diyor:Şeytanın varlığı dalâlet ve mâsiyet ehline nasıl ma-zeret sebebi olmazsa böyle münafık ve dalkavuk hoca-ların şaşırtıcı sözleri de müslümanlara hak ve hakikatin huzurunda sorumluluktan kurtuluş sağlamaz. Çünkü akıl ve baliğ olan her insan bizâtihî mükelleftir. Dünya kanunlarına muhalif hareket edenlerin cehaleti kendile-rini cezadan ve mahkûmiyetten kurtarmadığı gibi ahiret kanunları hakkında da cehalet özrü para etmez. Cahiller kıyamet gününde böyle alimleri göstererek:

Allâh (c.c) Şöyle buyurdu:
      "Sizden önce geçen cin ve insan topluluklarıyla beraber ateşin içine girin!" Her ümmet girdikçe yoldaşına la'net etti. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca sonrakiler, öncekiler için dediler ki: "Rabbimiz, bunlar bizi saptırdılar. Bunlara ateşten bir kat daha azâb ver!" (Allâh): "Hepsi için bir kat fazla (azâb) vardır, ama siz bilmezsiniz."(Araf:38) dedikleri zaman Cevabında:
 “Öncekiler sonrakilere, "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın" derler.”(Araf:
39) buyrulacaktır.

Onun için Tevhid ehli gözlerini açmalı ve hakkı söyleyen ulema ile bâtılı yayan münafıkları ayırmaya çalışmalıdırlar.

İbn Teymiyye Şöyle der:
“Cehalet içerisinde, hattâ taşkınlık ve şirk ile Al-lah'a ibadet eden kimse ise Allah Teâlâ'nın bildirdiği hıristiyanlara benzer”:

Allâh (c.c) Şöyle buyurdu:

"De ki: "Ey kitab ehli! Dininizde haksız yere aşırı gitmeyin! Daha önce sapmış, birçoğunu sap-tırmış ve doğru yoldan ayrılmış bir kavmin hevalarına uymayın!" (5 Mâide 77)

Şu halde birincisi taşkınlardan, ikincisi ise sapıtanlardandır.
Şüphesiz ki taşkınlık, hevâ ve hevese uymak,
Sapıklık da hidâyetten uzak olmaktır.
 
(İbn Teymiyye Feteva c.1)
Ebu hanidfe şöyle demiştir:
Bir kimse girdiği kapıdan geri çıkmadıkça tekfir edilmez. İmamın anlatmak istediği kapı tevhiddir. Tevhidi bilmeyen anlamayan kapıdan giremez. Bu kapıdan giremeyende iman etmiş olamaz. Kapıdan geri çıkmak ise, tevhidi bozucu her hangi bir söz, amel ve harekette bulunmak demektir.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Feminizmin Evlilik Üzerindeki Etkileri İslam'da Aile Hayatı vuslat 0 290 Son Mesaj 12 Eylül 2007, 23:46:30
Gönderen: vuslat
Allah CC SEVDİĞİ KULLAR OKUYALIM KARDEŞLER..... Öykü - Hikaye ve Kıssalar yusuf.y.ü.z.l.ü 8 478 Son Mesaj 05 Ocak 2009, 09:51:51
Gönderen: yusuf.y.ü.z.l.ü
Erkeğin kadın üzerindeki hakları İslam'da Aile Hayatı mariye 1 206 Son Mesaj 19 Mart 2009, 19:22:33
Gönderen: cebelinur
Kadınların erkekler üzerindeki hakları nelerdir? İslam'da Aile Hayatı mariye 2 210 Son Mesaj 24 Mart 2009, 23:18:37
Gönderen: mariye
Allah'ın kul üzerindeki hakkı İslami Hayat Tarzı MERXAS 0 117 Son Mesaj 05 Aralık 2009, 09:13:25
Gönderen: MERXAS
Erkeklerin kadın üzerindeki hakları nelerdir? İslam'da Aile Hayatı MERXAS 0 157 Son Mesaj 16 Ocak 2010, 10:01:25
Gönderen: MERXAS
Allah’IN SEVDİĞİ KULLAR KİMLERDİR? Kur'an-ı Kerim Genel Âl-i İmran 3 101 Son Mesaj 02 Şubat 2012, 14:28:47
Gönderen: nursena