0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Tevhid ve şirk çağa ne diyor?  (Okunma Sayısı 171 defa)
hamne
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 726



« : 06 Ağustos 2009, 15:43:15 »


Çağımız insanı “Tevhid ve şirk mücadelesi” deyince sizce bir şey anlıyor mu?

Veya “Hak ile batılın ezeli ve ebedi kavgası.” deyince…

Bu argümanlar sanki sıradan bir laf gibi söylenip geçiliyor; idraklere dokunmuyor, zihinleri yırtmıyor, yürekleri sarmıyor.

Halbuki bunlar dünyanın gelmiş geçmiş en muhteşem sözleridir.

Ne var ki 1400 sene önce söylenmiş…

Çağımız insanına sanki arkeolojik kazıdan çıkmış bir Sümer tapınak metni gibi geliyor…

Peki ne demek tevhid-şirk mücadelesi?

Ne manaya geliyor hak-batıl savaşı?

Bunlar çağımıza ne söylüyor?

Bugünkü insanlıkta karşılığı ne?

Bunları iyi bilmek lazımdır. Tüm da günümüzü anlatmaktalar.

Çağımızın idrakine seslenerek ve genelden özele doğru açarak bakın tevhid-şirk mücadelesi ne demek…

***

Önce bütün vardı.

Gökler ve yer başlangıçta bitişikti (ratk), sonra parçalandı (fetk) ve yaşayan her şey sudan varedildi (Enbiya; 21/30).

Önce birlik vardı.

İnsanlık bir zamanlar tek bir topluluktu (ümmet-i vahide). Sonra aralarındaki kin ve düşmanlık sebebiyle anlaşmazlığa düşüp parçalandı. Allah da tekrar birlik ve bütünlüğü sağlamak için “adaletin yolunu gösteren” peygamberler gönderdi (Bakara: 21/213).

Önce barış vardı.

Yeryüzünde kan döküp fesat çıkaranlar ne zaman savaş için ateş tutuştursa Allah hep onu söndürdü. (Maide; 5/64).

Önce tek bir insanlık vardı.

Sonra ayrılıp parçalandılar. İnsanlığın birliğine savaş açtılar. Kendilerini ana insanlık yolundan ayrırarak büyüklendiler. Böyleleri, Allah’ın yani insanlığın yoluna dönmedikleri sürece alçaklık damgası yemeye mahkum olacaklardır (Al-i İman; 3/112)…

***

Bunları söyler insanlığın vicdanı (Basairu li’n-Nas) olan Kur’an…

Bir tarafta birlik, bütünlük, barış, adalet, insanlık… Diğer tarafta parçalama, kan döküp fesat çıkarma, zulüm, savaş…

Bir tarafta gerçeğin ta kendisi (hak)… Diğer tarafta gerçek dışı, yalan, dolan, sahte, kof (batıl)…

Tevhid; birleme, birleştirme, bütün olma… Şirk; parçalama, ayırma, bütünlüğü bozma ve böylece parçalayıp ayırdığına sahiplenerek bütüne ortak olmaya kalkışma…

 Tevhidi ve şirki iyi anlamak istiyorsanız  hayata, tabiata dönün, yere inin, yeryüzüne… Dünyanın cehennemine, cennetine…

***

Allah’ı insandan; insanı Allah’tan ayıranlar…

Allah’ı tarihten; tarihi Allah’tan ayıranlar…

Allah’ı hayattan; hayatı Allah’tan ayıranlar…

Allah’ı tabiattan; tabiatı Allah’tan ayıranlar…

Dünyayı ahiretten; ahireti dünyadan ayıranlar…

Dini devletten; devleti dinden ayıranlar…

Ruhu bedenden; bedeni ruhtan ayıranlar…

Kur’an’ı Peygamberden; Peygamberi Kur’an’dan ayıranlar…

Devleti milleten; milleti devletten ayıranlar…

Arap’ı Acem’den; Acemi Arap’tan ayıranlar…

Türk’ü Kürtten; Kürt’ü Türk’ten ayıranlar…

Zengini yoksuldan; yoksulu zenginden ayıranlar…

Doğuyu batıdan; Batıyı doğudan ayıranlar…

Güneyi kuzeyden; kuzeyi güneyden ayıranlar…

Toprağı tohumdan; tohumu topraktan ayıranlar…

Irmağı denizden; denizi ırmaktan ayıranlar…

Kışı bahardan; baharı yazdan ayıranlar vs. vs….

Bunlar arasındaki birliği, bütünlüğü, birbirini tamamlayışını, tek bir bütünün öteki yüzleri olduğunu göremeyenler…

Bütün bu yüzlerin tek bir “Allah” kavramı içinde ifade edildiğini, bütün yüzlerin farklılıklarını koruyarak ve birbirini yok etmeden tek bir “Allah” ta ifadesini bulduğunu, bu anlamda Kur’an’ın “Allah” dediği şeyin bütün bunların ışığı (nuru), canlılığı (ruhu), kapsayıcı/kuşatıcı (muhit), birleştirici (ehad) ve bütünleştirici (samed) kudret eli (yed-i kudreti/gücü) olduğunu bilmeyenler…

Tevhidi/Samedi (Biri/Bütünü) anlayamazlar.

Tüm yelpazesi ile tarihi, bütün renkliliği ile hayatı, tüm cıvıltısı ile tabiatı, sessizce akan zamanı, yer kaplayan mekanı ve boyuna devinen görkemli evreni “Allah” ile tek bir nokta-i nazar haline getirirseniz Birin/Bütünün ne olduğunu da anlarsınız…

Çünkü bu insan zihninin ulaştığı en son noktadır.

İnsanoğlu olup biten her şeyi tek bir nokta-i nazardan ancak bu şekilde kavrayabilir.

***

“İnsan” nokta-i nazarı yoksa beyni, kalbi, gönlü, aklı, vicdanı, vahyi, ilhamı, ayağı, eli, kadını, erkeği, beyazı, siyahı, zenciyi, sarıyı, Arabı, Acemi anlayamazsınız…

“Hayat” nokta-i nazarı yoksa iyiyi, kötüyü, doğumu, ölümü, acıyı, tatlıyı, zulmü, adaleti, hüznü, vuslatı, sokağı, sarayı, varlığı, yokluğu vs. anlayamazsınız…

“Tarih” nokta-i nazarı yoksa Sümer’i, Babil’i, Asur’u, Çin’i, Hind’i, Roma’yı, Mısır’ı vs. anlayamazsınız…

“Tabiat” nokta-i nazarı yoksa dağı, ırmağı, denizi, ayı, yıldızı, güneşi, kumu, çölü, ovayı, çimeni anlayamazsınız…

“Hayvan” nokta-i nazarı yoksa arslanı, tilkiyi, ceylanı, kurdu, kuşu, karıncayı, böceği, anlayamazsınız…

“Bitki” nokta-i nazarı yoksa çiçeği, gülü, meşeyi, kavağı, çamı, söğüdü, kaktüsü anlayamazsanız…

“Renk” nokta-i nazarı yoksa siyahı, beyazı, maviyi, kırmızıyı, alı, moru, yeşili anlayamazsınız…

“Allah” nokta-i nazarı (bakış noktası/perspektifi/kavrayış ufku) yoksa da bütün bunları anlayamaz ve anlam veremezsiniz…

Kamu aleme “bir” noktadan bakabilmeniz gerekir.

İşte bu birci ve bütüncü bakışa “tevhid” diyoruz.

Bunları parça parça etmeye, yetmedi bunları birbiri ile savaştırmaya, kavga ettirmeye, böylece birliği ve bütünlüğü bozmaya da şirk…

Onun için Kur’an diyor ki: “Allah (tarih, hayat, tabiat, insanlık) birdir ve bölünmez bir bütündür!” Ve o Allah “Yerlerin ve göklerin nurudur, size şahdamarınızdan daha yakındır, her nereye dönseniz oradadır, hiçbir şey onun dengi değildir!”

***

Demek ki müşrik “bütünü” parçalayan, böylece bütüne ortak koşan oluyor.

Günümüzde müşrikler, bütünden ayrılıp modern kum tepelerinde (ahkaf) yaşayanlardır…

Günümüzde müşrikler, bütünden ayrılıp tiranlaşanlar, tağutlaşanlardır…

Günümüzde müşrikler, bütüne tepeden bakan, bütünü böcek sürüsü gibi gören, asude kulelerinden aşağıya sigara külü çırpanlardır…

Günümüzde müşrikler, bütüne karşı böl, parçala, yönet politikası izleyenlerdir… Bütün büyük bütünleri yok edip küreselciliği hakim kılmak isteyenlerdir…

Çağımızda müşrikler bölmek, parçalamak, kendileri dışında herkesi ve her şeyi parça parça etmek isteyenlerdir…

Bunlar kendi içlerinde bir ve bütün olmaya çalışırlar fakat insanlık kaygısı güttüklerinden değil; dünyanın geri kalanını daha fazla parçalamak, bölmek ve sömürmek için. Nihai olarak “insanlığın birliği” fikrinden uzaktırlar. Kendilerini insanlık bütününden özenle ayrı ve üstte tutarlar. Kendi beyaz nüfusları dışındakileri telef edilmesinde bir sakınca olmayan sürüler olarak görürler. Onun için hayvan avlar gibi Afrika’da insan avına çıkarlar. Yakaladıklarını sürüler halinde gemilere doldurup ülkelerine köle yapmaya, yük taşıtmaya, tuvalet temizletmeye, yol süpürmeye, asude gölgeliklerinde ırgatlık yapmaya ve savaş çıktığında da cephelere sürmeye götürürler…

Tanıyın bunları, çağımızın müşrikleri bunlardır.

Günümüzde müşrikler, Türk’ü Kürt’ten, Alevi’yi Sünni’den ayırmak ve birbirine kırdırmak isteyenlerdir…

Bunlar, bu görkemli coğrafyanın ne kadar rengi varsa hepsini birbirine düşman etmek isterler. İşleri güçleri fitne ve fesat saçmaktır. Yaralarımızı kaşır, ihtilaflarımızı körüklerler.
Tanıyın bunları, çağımızın müşrikleri bunlardır.

***
Günümüzde muvahhidler ise, birleştirmek, yanyana getirmek, yekvucut yapmak isteyenlerdir… Kalpleri ortak bir “sinede” birlikte atanlardır…

Çağımızda muvahhidler, yeryüzünde “adalete dayalı dünya düzeni” isteyenlerdir…

Çağımızda muvahhidler, halkları parça parça sınıflara ayırarak erkeklerini boğazlayıp, kadınlarını hayasızlığa zorlayan modern Firavunları, yaşadıkları asude tepelerinden alaşağı edip ezilenleri yeryüzünün önderleri yapmak isteyenlerdir…

Evet, bu bir tevhid-şirk mücadelesidir!

Birleştirmek isteyenlerle, parçalamak isteyenlerin mücadelesi…

Bütünün haysiyetini ve onurunu savunanlarla, bütünü bölmek, parçalamak, zayıf düşürmek, korkutmak, aciz bırakmak ve böylece Tanrı gibi olarak yıkılmayacak bir hükümranlığın (melekeyn) yolunu açmak isteyenlerin mücadelesi…

Uçsuz bucaksız kum yığınları ile kum tepelerinin mücadelesi…

Halklarla halk düşmanlarının mücadelesi…

Onun için “Lailaheillalah”, insanlığın birliğine inanan ve bütünlüğünü savunanların, tepeleşmelere itiraz edenlerin, uçsuz bucaksız insan yığınlarının ezeli ve bedi tevhid şiarı, insanlık parolasıdır…


Moderatöre Bildir   Logged

''Ne mutlu Hanne gibi adayanlara ünlem
Ne mutlu Meryem gibi adananlara ünlem
Ne mutlu Zekeriya (a.s) gibi bahçıvanlara ünlem
Ne mutlu Yahya ve İsa (a.s) gibi (manevi kurban) kurbanlara ünlem''
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #1 : 06 Ağustos 2009, 15:46:08 »

Yeryüzünde kan döküp fesat çıkaranlar ne zaman savaş için ateş tutuştursa Allah hep onu söndürdü. (Maide; 5/64).

elhemdulillah
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #2 : 02 Eylül 2009, 00:01:22 »

Tevhid Ve Şirk


 O (Allah) ki; yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip sizlere rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi. (Bunları) bile bile artık Allah'a endad edinmeyin (eşler koşmayın).Bakara(22 )
 
Allah (c.c) devamla insanlara şöyle buyuruyor: «Rabbiniz olan Allah; yeryüzünü yuvarlak olmasına rağmen açılmış bir yaygı gibi yaparak sizlerin içinde rahatlıkla dolaşabileceğiniz, ihtiyaçlarınızı rahatlıkla giderebileceğiniz, göğü de çeşitli eziyetlerden (yıldızlar, göktaşları, gezegenler, zararlı ışınlar vb. şeylerden) korunabileceğiniz bir şekilde yarattı. Üstelik bununla da kalmadı. Sizin için gökten su indirip bununla size rızık olmak üzere yerden ürünler çıkardı. Bundan hem kendiniz faydalanmaktasınız hem de hayvanlarınız faydalanmakta. Sizler bunu bilmektesiniz. Oysa sizler kafanıza göre hareket ediyor, Allah'a eşler koşuyorsunuz. Böylece Rabbiniz olan Allah'a O'nun gösterdiği şekilde ibadet etmiyorsunuz. Allah'a gerçekten inanmış ve O'ndan hakkıyla korkmuş olsa idiniz kendi heva ve heveslerinize göre değil de Rasulünün göstermiş olduğu şekilde Allah'a ibadet ederdiniz. Sizler Allah'ın sizi ve sizden öncekileri yarattığını, yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir bina kıldığını, gökten su indirip sizlere rızık olmak üzere ürünler meydana getirdiğini bildiğiniz halde Allah'la birlikte taş, ağaç, güneş, ay, resul, şeyh, cin, yıldız, melek veya başka varlıklara ibadet ederek bu varlıkları Allah'a denk tutmaktasınız.»

Ayette geçen  «endad» kelimesi «nid» (denk) kelimesinin çoğuludur. «Nid» ise bir mahluğu Allah'a denk tutmaktır ki bu şirktir.

Allah'a denk tutmak : Yalnız Allah'a ait olan hak, sıfat ve yetkilerden herhangi birini Allah'tan başkasına aynen Allah'a verildiği gibi verilmesidir. İbadetlerden herhangi birini Allah'tan başkasına yapmak yalnız Allah'ın hakkı olan hüküm verme yetkisini Allah'tan başkasına vermek, Allah dışındaki bir varlığı Allah gibi kudretli görmek gibi...

Allah (c.c) bu ayetinde müşriklere seslenerek onlara; «Siz varlık alemindeki benim rububiyetime delalet eden ayetleri apaçık gördüğünüz, benim rububiyetimi yakinen bildiğiniz halde bana denkler ve ortaklar tutmayın» diyerek onları azarlıyor.

Allah (c.c) bu ayetinde Rububiyet tevhidini anlatarak kullarından uluhiyet tevhidini, yani yalnız yaratıcının hakkı olan ibadeti O'ndan başkasına yapmamalarını istemektedir.

 Öldükten  Sonra  Dirilmenin 

Hak  Olduğunun  İspatı:

 

Bu iki ayet bizlere; ahiret gününde yeniden dirilişin var olduğunu üç şekilde göstermektedir:

1 - «Sizi  ve  sizden  öncekileri  yaratan» ayetinde Allah (c.c) bütün insanları yoktan varettiğini bildiriyor. O halde insanları yoktan vareden Allah onları tekrar diriltmeye de kadirdir. Çünkü bu ilkinden daha kolaydır.

 

2 - «Yeri  bir  döşek,  göğü  de  bir  bina kıldı» ayetinde, Allah (c.c) gökleri ve yerleri kendisinin yarattığını bildiriyor. Gökler ve yerler yaratılış itibarıyla insandan daha büyük şeylerdir. Öyleyse böyle büyük şeyleri yaratan Allah onlara nazaran daha basit kalan insanı yeniden diriltmeye de kadirdir. Bu Allah'a daha kolaydır.

3 - «Gökten su indirip sizlere rızık olmak üzere ürünler  meydana  getirdi» ayetinde Allah (c.c) ölü olarak gözüken toprağa, yağmur göndererek yeniden can verdiğini bildiriyor. O halde bunu yapan Allah (c.c) insanı yeniden yaratmaya da kadirdir.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
bir soru : peygamberimiz ''çağa uyun'' demiş midir??? İstek, Öneri ve Şikayetleriniz гüъεyyε 9 574 Son Mesaj 15 Ağustos 2009, 11:55:53
Gönderen: MERXAS
Şirk ve Şirk Ehlinden Beri Olmak Tevhid Ve Akaid hamza01 0 115 Son Mesaj 19 Kasım 2009, 22:33:23
Gönderen: hamza01
Tevhid ve Şirk [İslama sızan şirk] Sohbetler/Seslendirme Hannâne 0 220 Son Mesaj 20 Ocak 2010, 16:45:42
Gönderen: Hannâne
Bediüzzaman Temyiz Mahkemesi'ne gönderdiği dilekçesinde şöyle diyor.! İslami Hayat Tarzı Kıyam 0 132 Son Mesaj 05 Mart 2010, 19:51:50
Gönderen: Kıyam
Mustazaf-der evet diyor siz ne diyorsunuz? Yurttan haberler Qum_Feenzır 2 222 Son Mesaj 17 Eylül 2010, 21:45:41
Gönderen: mustafa21
Beni sevmiyorsun diyor Çocuk Eğitimi Âl-i İmran 0 364 Son Mesaj 12 Ocak 2011, 12:57:48
Gönderen: Âl-i İmran
Selahaddin Öncesi Çağa Dönüş Projesi… Düşünce yazıları/Makaleler 3RK4N 0 139 Son Mesaj 06 Nisan 2011, 08:48:11
Gönderen: 3RK4N