0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: TÜM RESULLERİN ORTAK DAVETİ  (Okunma Sayısı 207 defa)
EBU_HUZEYFA
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


« : 11 Şubat 2010, 02:17:38 »

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Muhakkak Hamd Allah’adır. O’na Hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah (cc)’a sığınırız. Allah (cc)’ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O’nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki; Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O’nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki; Muhammed (sav) Allah’ın kulu ve Resûlüdür.
“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran 103)
“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde tam bir gözetleyicidir.” (en-Nisâ 1)
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. Ki o (Allah) amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.” (el-Ahzâb 70-71)
Bundan sonra, şüphesiz sözlerin en güzeli Allah (cc)’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlardır. Her sonradan çıkarılan şey bidattir ve her bidat sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.

MUKADDiME

Tüm Resullerin ortak davetidir; LailaheillAllah.
Kavimleri Müslüman ve kâfir diye ayıran,
İnsanların dünya ve ahirette varacakları sonun belirleyicisidir bu kelime…
Bu kelimedir baba ile oğlu karşı karşıya getiren tarih sayfalarında…
Bu kelimedir Nuh (as)’ı kurtuluş gemisine alıp; ciğerparesini azgın dalgalarda boğmaya mahkûm eden…
Bu kelimedir Lut (as)’ı kurtulanlardan kılıp; karısının başına gökten yağmurlar yağdıran…
Bu kelimedir İbrahim (as)’a; babasına ve kavmine karşı tüm cesaretiyle “siz de babalarınız da sapıklarsınız “ dedirten…
İsrailoğullarını zamanın tağutundan kurtaran, bu kelime üzerinde sabretmeleriydi; kırk yıl çöllerde dolaştıran da bu kelimeye olan ihanetleriydi.
Tüm aristokratların, peygamberlerine eziyet etme sebebiydi.
Kur’an’da peygamberlerin mücadelesini anlatan her ayetin başlangıcını oluşturan bu kelimeydi.
Zamanın en güveniliri iken, Resulullah (sav)’e birden; yalancı, şair, mecnun damgası vurduran da bu kelimeydi.
Arapları zillet ve kölelikten kurtarıp, yeryüzünün efendileri yapan yine bu kelimeydi.
Daha sayacak olursak bu kelimenin önemini anlatan yüzlerce cümle ve delil sayabiliriz. Gerek peygamberler tarihinde olsun gerek de son peygamber Muhammed Mustafa (sav) döneminde olsun, önemi ve çizgileri bu kadar belirgin olan bu kelime, asrımızın en yitik kelimesi halini almıştır. Neredeyse davetçiler bu kelimeyi unutmuş ve davet listelerinden çıkarmışlardır…
Şirkin yaygınlaşıp, en karanlık dönemini yaşadığı bu zamanda, her davetçinin üzerine düşen, bu kelimeyi, bu kelimenin manasını ve şartlarını Kur’an menhecine uygun olarak, apaçık bir şekilde anlatmasıdır. Ta ki bu kelimeye sadık olanlarla, bu kelimeye karşı hain konumunda olanlar belirginleşsinler...
Allah (cc)’a hamd olsun ki yaşadığımız topraklarda bu kelimeyi anlayan, yaşamaya çalışan bir nesil yetişiyor. Bazı kardeşlerim bu kelimeyi ders yapacakları zaman, konuyu, ders yapılabilecek bir şekilde anlatan bir eserin yokluğundan sürekli yakınıyorlardı. Biz de hem İslam ümmetine tevhid davetinde katkımız olsun, hem de bu kardeşlerimize davet yolunda bir yardımımız dokunsun diye yüce Allah’tan yardım dileyerek bu risaleyi yazmaya karar verdik. Konu başlıkları altında konuya dair ayet ve hadislerin Arapçasını vermeye çalıştık. Ta ki ezberlemek isteyenler için kolaylık olsun. Ne çok geniş açıklama ne de çok özet olmamasına dikkat ettip, konuları orta seviye denilebilecek şekilde açıklamya çalıştık.
“Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O’na dayandım ve yalnız O’na döneceğim.” (Araf 88)













NEDEN KELİME-İ TEVHİD?








NEDEN KELİME-İ TEVHİD?

Genel olarak davetçiler bu kelimeden bahsetmezler. Onlara göre herkes Müslüman olduğundan, çoğunluk bu kelimeyi nutuk ettiğinden bu kelimeden bahsetmeye lüzum yoktur. Oysa ilerleyen sayfalarda görüleceği gibi bu kelime; bu kelimeyi söyleyen çoğu insana fayda sağlamayacaktır. Evet, çoğunluk bu kelimeyi nutketse de, manasını bilmediklerinden, şartlarından habersiz olduklarından dolayı, bu insanlarda bu kelimeye muhalif ve zıt olan her türlü fiil ve sözü bulmak mümkündür. Bu risaleyi okuyanların aklına şöyle bir soru gelebilir:
Neden LailaheillAllah?
LailaheillAllah kelimesini ele alıp incelememizdeki sebepleri sıralayacak olursak;

1- BU KELİME TÜM PEYGAMBERLERİN
ORTAK DAVETİDİR

Yüce Allah Enbiya suresinde şöyle buyurur;
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ
25. Senden önce hiçbir Resûl göndermedik ki ona: “Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.

Nahl suresinde ise;
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ
36. Andolsun ki biz her ümmete, “Allah’a kulluk edin ve Tâğut’tan sakının” diye (emretmeleri için) bir peygamber gönderdik.
İleride geleceği gibi Allah’a kulluk ve tağuttan sakınma LailaheillAllah’ın manasıdır. Aynı şekilde Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin tarihini anlatan surelerden A’raf suresini ele alacak olursak göreceğiz ki tüm peygamberlerin kavimlerini ilk davet ettiği gerçek bu kelimedir.
لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحاً إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـهٍ غَيْرُهُ إِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
59. Andolsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.”
   هُوداً قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـهٍ غَيْرُهُ أَفَلاَ تَتَّقُونَ  وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ
65. Ad kavmine de kardeşleri Hûd’u (gönderdik). O, dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin; sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâla sakınmayacak mısınız?”
وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحاً قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّه مَا لَكُم مِّنْ إِلَـهٍ غَيْرُ هُ
73. Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin; sizin O’ndan başka ilahınız yoktur.”
وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْباً قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّه مَا لَكُم مِّنْ إِلَـهٍ غَيْرُهُ
85. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin; sizin ondan başka ilahınız yoktur.”
Ayetlerde görüldüğü gibi her bir peygamberin kavminde Allah (cc)’ın haram kıldığı içki, zina, tartıda hile vs. gibi ameller bulunmasına rağmen onlar davetlerine bu kelime (tevhid) ile başlamışlardı...
Allah,  Peygamberimiz (sav)’e şöyle emreder En’am suresinde;
أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ
   90. İşte bunlar Allah’ın hidayet ettikleridir. Sen onların hidayetine uy.
Evet, Resulullah (sav) bu peygamberlerin yoluna uymuş ve kendisi de kavmini ilk olarak bu kelimeye davet etmiştir.
Mekke toplumu, cahiliyyenin en karanlık dönemini yaşıyordu. Haramlar ve İslam şeriatında rezillik diye vasfedilen her şey bu toplumda övünme aracıydı. Buna rağmen peygamberimiz (sav) insanları öncelikle ahlaka değil, Kelime-i Tevhid’e davet etmiştir. Bugünün davetçileri de onun sünnetine ve tüm Resullerin davetine uymak istiyorlarsa onların başladığı yerden davetlerine başlamalıdırlar.
Tabi şeytanın en büyük aldatması olan; “Bu toplum müslümandır, bu toplumun ahlak ve tezkiyeye ihtiyacı vardır.” gibi sözler hakikatten bir şey yansıtmaz. Bu zihniyette olan insanlar ya şirkin ne olduğunu anlamamış veya anlamamazlıktan gelmişlerdir…
Her iki toplumu karşılaştıracak olursak:
Peygamberimizin geldiği toplumda insanlar, salih insanların heykeli diye putlardan yardım diliyorlardı, bizim toplumumuzda ise salih insanların yatırları diye insanlar yatır ve türbelerden yardım diliyorlar. Acaba eskilerin putu boyuna uzun bizimkilerin ki ise enine uzun olunca bu fiil şirk olmaktan  çıkıyor mu?ünlem
Peygamberimizin (sav) geldiği toplumda insanlar kanun koyma yetkisini o günün şartlarında yapılmış, derme çatma bir yapı olan Dar’un-Nedve’ye veriyor, bizim toplumumuz ise bu yetkiyi modern dünya kriterlerinde inşa edilmiş bir bina olan Meclis’e veriyor. Acaba birinin derme çatma, diğerinin modern oluşu kanun yapma yetkisini Allah (cc)’tan başkasına vermeyi şirk olmaktan çıkarıyor mu?
Yine o toplumda insanlar, hayatlarının gelecek günlerinde ne ile karşılaşacaklarına dair haberleri, gaybı bildiklerine inandıkları kâhinler ve fal okları aracılığıyla tespit ediyorlardı, bizimkiler ise gazetelerin burçlar kısmına bakıp bu ihtiyaçlarını gideriyorlar. Hatta ne idüğü belirsiz cinci hocalara, sözüm ona medyumlara ve falcılara gidiyorlar. Arada ne fark var ki, bu dönemde yapılanı şirk olmaktan çıkarıyor?
O gün savaşlar, sevgiler, dostluk ve düşmanlıklar; kabile, vatan, para ilkesi üzerine kurulurken, bugün değişen nedir?
Daha verebileceğimiz birçok örnek ve yapabileceğimiz birçok kıyas sonucunda iki toplum arasında hiçbir farkın olmadığı görülecektir. Eğer iki toplumda aynı şirk ve küfür bataklığında yüzüyorsa, neden biz de Resullerin başladığı kelimeden başlamıyoruz? Yoksa biz onlardan daha iyi davetçi olduğumuza inandığımızdan dolayı mı onların davet metodundan yüz çeviriyoruz? Veya biz de Mekkeli müşrikler gibi bu kelimenin hak olduğunu, bazı manalarının anlatılabileceğini kabul ediyoruz da, yükünü ve getirilerini mi kabullenmiyoruz?
Tevhidden başlamama sebebimiz ne olursa olsun, eğer iki toplum arasında fark olmadığı halde davetçilerimiz Resullerin metodundan yüz çevirip, kendi bildikleri davet metodunu uyguluyorlarsa, bu onlara açıktan muhalefet ve amellerin boşa çıkması demektir.
فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ  أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ {ىعق
“O’nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.” (Nur 63)
İbni Kesir: “Onun emrine muhalefet, O’nun davetine ve menhecine muhalefet etmektir” der. “İsabet edecek olan fitneyi de; küfür, nifak ve bidat olarak tefsir” eder.
Zadu’l Mesir’de İbnu’l Cevzi Resule muhalefet edenlere isabet edecek olan fitnede üç görüş olduğunu söyler:
a) sapıklık   b) küfür   c) dünyada bir bela
Şeyh Şankiti tefsirinde, Kur’anda fitnenin dört manada kullanıldığını belirttikten sonra kendisi şunu tercih eder: Buradaki fitne sapıklıktır. Yani Resule muhalefet edenlerin Allah (cc) sapıklıklarını artıracaktır.
Acaba davetçiler Resulullah (sav)’ın emrine davet noktasında neden muhalefet ediyorlar? Keşke Allah (cc)’tan korksalar ve kıyamet gününde bu yaptıkları davetin boşa gideceğini bilselerdi. Bugün şirkin her türlüsüne bulaşmış olan halk, bu sahte davetçiler sayesinde kendilerinin Müslüman olduklarını zannediyor ve şirklerinde debelenmeye devam ediyorlar. Kendisine sadece namaz, oruç, kumar vs anlatılan toplum, dini anlamda yaşadığı problemin sadece bu alanda olduğunu zannediyor ve ne de olsa Allah Müslümanları affeder düşüncesiyle hakkı araştırma gibi bir eğilim de göstermiyor. Bugün insanlara tevhidden bahsetmeyen bu topluluğa yüce Allah (cc)’ın şu ayetini hatırlatıyoruz:
“Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için (öyle derler). Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür.” (Nahl 25)
Yine şunu hatırlatmak isteriz ki, Resuller dahi dini yayma noktasında tercih hakkına sahip değillerdi. Onlara, tevhid daveti vahyedilmiş ve bu davetin olduğu gibi insanlara ulaştırmaları kendilerinden istenilmişti.
“Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır.” (Maide 67)
Son olarak;
Bir amelin Allah katında kabul edilmesi için, amelin ihlâsla yapılması ve sünnete uygun olması şarttır. Yoksa bu amelin Allah katında hiçbir değeri olmaz. Davet de bir ameldir. Bu amelin kabul olup ecrinin alınabilmesi için davetçide ihlâs ve davet metodunun sünnete uygunluğu şarttır. Peygamberimiz (sav) Buhari ve Müslim’in Aişe annemizden rivayet ettikleri bir hadisi şerifte:
“Kim bizim yapmadığımız bir ameli yaparsa, o amel Allah katında reddedilir.” buyurmuşlardır. Davet metodunda Resulullah (sav)’ takip etmeyen bir insanın yapmış olduğu amel ka-bul edilemez.
Yüce Allah ayeti kerimede;
فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً
“Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın. (Kehf 110)
İbni Kesir: Ayette geçen salih amel ve şirk koşmama amelin kabul şartlarıdır. Amelde ihlâs olacak ve Resulullah (sav)’in şeriatı üzere olacak.
Başka bir ayette;
بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ  فَلَهُ أَجْرُهُ عِندَ رَبِّهِ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
“Bilakis, kim Muhsin olarak yüzünü Allah’a döndürürse (Allah’a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de onlar üzüntü çekerler’’ (Bakara 112)
İbni Kesir: Sait bin Cübeyr (ra)’den; ihlâs ve Resulullah (sav) ‘e tabi olacak. Sonra İbni Kesir bu ayette de amelin kabul şartının iki olduğunu zikreder ve yukarda zikrettiğimiz hadisle de bunu destekler. Ve der ki; amelde ihlâs olsa da eğer o amel sünnete uygun değilse o amel makbul değildir. Aynı şekilde sünnete uygun olan amel de ihlâslı değilse, o amel de makbul olmaz…
Bu delillerle dayanarak diyoruz ki; zamanımızda davet yükünü omuzlamış olan davetçiler bu amellerinin boşa gitmemesi için Resulullah (sav)’in davet metodunu incelemek zorundadırlar. İnceleyenler de çok net bi şekilde göreceklerdir ki O’nun davetinin temeli, başı, sonu hiç tevhitsiz olmamıştır. O ilk geldiğinde kelime-i tevhidle davete başlamış, vefat edeceği anlarda da ümmetini kabirleri mescit edinmekten sakındırmıştı.  Ölüm anında dahi ümmetine tevhid ve tevhid esaslarını telkin etmekten geri durmamıştı.

2 - BU KELİME İLE YARATILIŞ GAYEMİZ BİRDİR

İnsanoğlunun yaratılış amacı ile bu kelimenin manası aynıdır. İnsanın yaradılış amacı ve tevhidin içeriği ise tek kelimeyle, ibadettir. 
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
   “Ben insanları ve cinleri sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56)
Kelime-i tevhid’in ibadet ile alakasını kavramak için, ilah kavramını anlamamız bize yetecektir.
Ayeti kerimede yüce Allah;
وَإِلَـهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ
“İlahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. O rahmandır, rahimdir.” (Bakara 163)
Ayetteki “İlah” kavramını İslam âlimleri şöyle açıklamışlardır:
İmam Taberi; kendisine itaat edilip, sadece ibadeti hak eden. Razi; ilah kendisine ibadet edilendir. Beydavi; yani sizden, sadece ibadeti hak edendir.
   وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزّاً. كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ
“Onlar kendilerine bir kuvvet olsun diye Allah’ın dışında ilahlar edindiler. Hayır asla! O ilah edindikleri onların ibadetlerini yalanlayacaklardır.” (Meryem 81-82)
Dikkat edilirse yüce Allah önce onların Allah’ın dışında ilah edindiklerini bildirmiş, sonrada bu sahte ilahların kendilerine yapılan ibadetleri inkâr edeceklerini açıklamıştır. Bu da gösterir ki; İlah kendisine ibadet edilen demektir.
Öyleyse yaratılış gayemiz olan sadece bir olan Allah’a ibadet etme ile Kelime-i Tevhid’in manası aynıdır. İkisinin de özü ibadettir. Bundan dolayı Kelime-i Tevhid’e, manasına önem göstermek gerekir.
   (İbadet meselesini kitabin ilerleyen sayfalarında anlatacağımızdan, meseleyi burada uzatmadık.)



3-BU KELİMEYİ İLK SÖYLEYENLERLE BİZİM ARAMIZDAKİ FARKTAN ÖTÜRÜ

Bu kelimeyi ilk söyleyen insanlar tamamen değişiyor, cahiliyyenin tüm pisliklerinden arınmış olarak yüce Allah (cc)’a teslim oluyorlardı. Bu kelimeyi söyleyen insanlar zamanın tağutlarına kafa kaldırıyor, kalplerinde dinmeyen bir coşku hissediyorlardı.  Bu kelime onların hayata bakış açılarını değiştiriyor, onlara yeni bir düşünce yapısı kazandırıyordu. Onların dostluk ve düşmanlıklarındaki temel esas bu kelimeydi. Onlarda kardeşlik ölçüsü bu kelimeydi. Onlar için bu kelimeyi kabul etmek demek, dünyada azabın her türlüsünü kabul etmek demekti. Ahlaksızlıkta yarışan bu insanlar, bu kelimeyle tarihte eşi görülmemiş ahlaki bir yapı oluşturmuşlardı. Geçim kaynakları insanlara zulüm, yağma, faizle fakirleri sömürme olan bu insanlar, bu kelimeden sonra ellerinde olanın hepsini Allah (cc) yolunda vermeye başlamışlardı.
Firavunun sihirbazları, sadece dünyalık olan insanlarken, tağuttan alacakları iki kuruş için yaşayan o dönemin resmi memurlarıyken, bu kelimeyi söyledikten sonra çocukları diri diri öldüren, Allah’ın, zulmünü Kur’an’a konu ettiği Firavuna kafa tutuyorlardı.
İman etmeden önceki halleri;
“Sihirbazlar Firavun’a geldi ve: “Eğer üstün gelen biz olursak, bize kesin bir mükâfat var mı?” dediler. Firavun: “Evet hem de siz mutlaka yakınlarımdan olacaksınız,” dedi.” (Araf 113-114)
İman ediyorlar…
“Sihirbazlar ise secdeye kapandılar. “Âlemlerin Rabbine iman ettik” dediler. “Musa’nın ve Harun’un Rabbi’ne” dediler.” (Araf 120-122)
Firavun tehditler savuruyor...
“Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden O’na iman mı ettiniz? Bu, hiç şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında (başınıza gelecekleri) göreceksiniz. Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım!” ” (Araf 123-124)
İman ettikten sonraki halleri;
“Onlar da: “Biz zaten Rabbimize döneceğiz” dediler. Sen sadece Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, Müslüman olarak canımızı al” dediler.” (Araf 125-126)
“Dediler ki: “Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin.” ” (Taha 72)
AllahU EKBER!!! Sadece “iman ettik” dedikten sonra değişen şu cümleler üzerinde biraz düşünelim...
Yine hepimiz Ashab-ı Uhdud kıssasını biliriz. Onlar ilk başta kralın nasıl insan öldürdüğünü izlemek için meydanlara toplanmış şakşakçılarken, birden hep bir ağızdan ‘‘çocuğun Rabbine iman ettik’’ dediler ve hiçbiri, ateşte yanmak pahasına da olsa imanlarından dönmediler. 
Ya bu kelimeyi söyledikten sonra Ashabın çektikleri! Musap, Habbab bin Eret, Bilal, Ammar ve ailesi... Ve düne kadar köle olan bu insanların, bu kelimeyle tanıştıktan sonra yaşadıkları sistemin tüm aristokratlarına kafa tutmaları...
Bu kelime değil miydi çevre imparatorluklara göre zillet içerisinde yaşayan Arapları hiçlik çölünden alıp her şey olma zirvelerine taşıyan?
Biz de bugün bu kelimeyi söylüyor hatta söylemekle kalmıyor vird haline getirip sürekli ağzımızda tekrarlıyoruz. Ama hayatımızda değişen hiçbir şey yok. Eskilerin hissettiği coşkudan, imani ateşten eser yok. Tağutlara kafa kaldırmak bir yana; boyun eğmekten, zillet içerisinde yaşamaktan boynumuz çürüyor. Yeni bir hayat, nizam, düşünce bir yana, daha fazla cahiliye bağlarına sarılıyoruz. İzzet ve medeniyet bir yana; her geçen gün kanımız, namusumuz İsrail ve Amerika domuzlarının ayakları altında daha da bir ucuzluyor.
Bu kelimeyi söyleyen ilk nesil ve bizim aramızdaki bu açık farkın sebebi nedir acaba? Farkın sebebi şudur ki; onlar bu kelimeyi söyledikten sonra hakkıyla yaşamış, bizler ise bu kelimenin ne olduğunu, neyi kabul ettiğimizi bilmeden bu kelimeyi söylemişiz.
O zaman ilk neslin anladığı gibi, bu kelime tekrar irdelenmeli ve kaybolan manaları, zaman içerisinde unutulan şartları tekrar gündeme getirilmelidir. Ta ki aradaki fark kapansın, yollarına uymakla emrolunduğumuz insanların anladığı gibi bu kelimeyi anlayalım ve yaşayalım.

4- BU KELİMENİN ÖNEMİNE BİNAEN

Bu kelime, Allah’ın seçkin kullarına melekler vasıtasıyla bildirdiği kelimedir;
“Allah, kendi emriyle melekleri, kullarından dilediği kimseye, vahiy ile “Benden başka ilah olmadığına dair (kullarımı) uyarın ve benden korkun” diye gönderir.” (Nahl 2)
“Senden önce hiçbir Resûl göndermedik ki ona: “Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya 25)
Bu kelime kopması olmayan sapasağlam kulptur;
“O halde kim tâğutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (Bakara 256) 
Bu kelime takva kelimesidir;
“O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi, onların takvâ sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir’’ (Fetih 26) 
Bu kelime dünya ve ahirette müminleri sabit kılacak olan kelimedir; Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar.” (İbrahim 27) 
Bu kelime; kökleri sabit, dalları ise semada olan söze, yüce Allah’ın güzel misalidir;
“Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).” (İbrahim 24) 
Bu kelime ateşten kurtuluş kelimesidir;
Müslim Sahih’inde Resulullah (sav)’den şu rivayeti kaydeder; Müezzin ezan okurken “şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur” kısmını okuyunca Resulullah (sav) ateşten kurtuldu buyurdular. 
“Kim “LAİLAHEİLAllah, MUHAMMEDUN RESULULLAH” derse Allah cc ateşi ona haram kılmıştır.” 
Bu kelime mizanda her şeye ağır gelecek olan kelimedir.
“Nuh (as) vefat ederken oğluna şöyle dedi; sana LAİLAHEİLLAH’ı emrediyorum. Eğer bu kelime mizanın bir kefesine, yedi gök ve yerde diğer kefesine konsa bu kelime ağır gelirdi.” 
Yine Resulullah (sav) kıyamet gününde adamın birinin 99 günah defteri olacağını ve Allah’ın o günah defterlerini, Kelime-i Şehadetin olduğu bir kart ile tartacağını ve Kelime-i Şehadetin ağır geleceğini bildirir. 
Bu kelime dünyada insanın malını ve canını koruma altına alır;
“Kim “LAİLAHEİLAllah”der ve Allah’ın dışında ibadet edilenleri inkar ederse malı ve canı haram olur (koruma altına alınır)”
İmam Buhari, Müslim ve başkalarının birçok sahabeden rivayet ettikleri meşhur hadiste Resulullah (sav) şöyle buyurur;
“Ben, insanlarla kelime-i şahadeti söyleyip, namazı kılıp, zekâtı verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Eğer bunu yaparlarsa mallarını ve canlarını benden korumuş olurlar...”
Bu kelime imanın en faziletli şubesidir;
   “İmanın altmış küsur şubesi veya yetmiş küsur şubesi vardır. En faziletlisi LAİLAHEİLLAllah, en düşüğü ise yoldan eziyet veren maddeleri gidermektir. Hayâ da imandandır.” 
Yine bu kelime savaşların sebebidir. Baba ile oğlu karşı karşıya getiren, anne ile evladını düşman yapan, başta Resulul-lah (sav) ve diğer tüm peygamberlerin uğruna her türlü eziyete katlandığı kelimedir. Hiç bir şekilde karşısında taviz verilmeyecek olan kelimedir. Hiçbir zaruretin, tebliğinden ve muhtevasından yüz çevirmeyi mubah kılamayacağı tek kelimedir. O, dinin zirvesi olan cihadın dahi uğrunda yapıldığı kelimedir. O Nuh (as)’ın bıkmadan usanmadan dokuz yüz elli sene kendisine çağırdığı kelimedir. Saymakla fazileti, önemi anlatılamayacak kadar büyük olan kelimedir O!
Madem bu kelime bu kadar önemli ve faziletlidir, madem dünya ve ahiret saadeti bu kelimeye bağlıdır; o zaman başlanılması, anlatılması, yazılması en uygun olan kelime de yine bu kelimedir.











KELİME-İ TEVHİD’İN MANASI












KELİME-İ TEVHİD’İN MANASI

Kelime-i tevhidin manasının anlaşılması için geçen sayfalarda zikrettiğimiz gibi ilah kavramının anlaşılması yeterlidir. Çünkü bu kelimenin özü tüm ilahların reddi ve bir ilahın kabul edilmesidir.
Kimdir reddedilen ve kabul edilen ilah?
Ayeti kerime’de yüce Allah;
وَإِلَـهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ
“İlahınız tek bir ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. O rahmandır, rahimdir.” (Bakara 163)
Ayetteki İlah kavramını İslam âlimleri şöyle açıklamışlardır.
İmam Taberi; kendisine itaat edilip, sadece ibadeti hak eden.
Razi tefsirinde konuyu açıkladıktan sonra; bunlar gösterir ki ilah kendisine ibadet edilendir.
Beydavi; yani sadece, sizden ibadeti hak edendir.
Bu nakillerde anlaşılan ilah, kendisine ibadet edilen demektir. Buna işaret eden birkaç ayet daha zikredecek olursak:
   وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزّاً.كَلَّا سَيَكْفُرُون بِعِبَادَتِهِمْ
            “Onlar kendilerine bir kuvvet olsun diye Allah’ın dışında ilahlar edindiler. Hayır asla! O ilah edindikleri onların ibadetlerini yalanlayacaklardır.” (Meryem 81-82)
Dikkat edilirse yüce Allah önce onların Allah’ın dışında ilah edindiklerini bildirmiş, sonra da bu sahte ilahların, onların kendilerine yaptıkları ibadetleri inkâr edeceklerini açıklamıştır. Bu da gösterir ki; İlah kendisine ibadet edilen demektir.
LAİLAHEİLLAllah demek Allah (cc) dışında tüm ibadet edilen sahte ilahların inkar edilip,  ibadet mercii olarak sadece O’nun belirlenmesidir. Bu kelimeyi nutk eden insan yüce Allah’a ibadet edeceğini ve O’nu ibadette birleyeceğini baştan kabul etmiş demektir.
“LA” denilince nefy (inkâr), “İLLA” denilince de ispat vardır.
“Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: “Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana ibadet edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya 25)
Bu kelime, tüm resullere vahyedilmiştir. Biz, peygamberlerin kavimlerine bu kelimeyi sunumlarına bakarsak, kelimenin manası daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü kitabımız Kur’an bazen bir yerde özet anlattığı bir meseleyi bir başka surede daha geniş anlatır. Buna en güzel örnek peygamber kıssalarıdır. Şimdi Resullerin bu kelimeyi sunumlarına bakalım, ta ki kelime tafsilatıyla anlaşılsın.
“Andolsun ki biz her ümmete, “Allah’a ibadet edin ve Tâğut’tan sakının” diye (emretmeleri için)  bir peygamber gönderdik.” (Nahl 36)
“Andolsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur.” ”
“Ad kavmine de kardeşleri Hûd’u (gönderdik). O dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin; sizin O’ndan başka ilahınız yoktur.” ”
İşte peygamberlerin dilinden bu kelimenin özü bir olan Allah’a ibadet etmek ve onun dışında ibadet edilen tüm sahte ilah ve tağutları inkâr etmek ve onlardan uzak durmaktan ibarettir.
Kelimenin manasını sadece ve sadece Allah (cc)’a ibadet etmek olarak açıklayınca, belki bazılarının aklına şu soru gelebilir: “Allah’tan başkasına ibadet eden mi var ki bu kelimenin yeniden anlaşılmasından bahsediyorsunuz?” İşte asıl sorun da budur. İnsanlar ibadetin ne manaya geldiğini anlamayınca veya ibadeti sadece namaz, oruç, zekât, hacdan ibaret sanınca, bu soru çok doğaldır. Bu kelimeyi gündeme getirmemizin sebebi: LailaheillAllah’ı söyleyip, ibadetin anlamını bilmediği için veya dar bir çerçevede anladığı için, sadece Allah (cc)’a ibadet ettiğini zannedip, Allah ile beraber binlerce sahte ilaha ibadet eden zavallıların aydınlatılmasıdır. Olur ki yanlışlarının farkına varır ve debelendikleri şirk bataklığından kurtulurlar.
İbadet kelimesi arapça (a’-be-de) kökünden türemiştir.
Şu manalara gelir;
a) Kölelik
b) Boyun eğerek itaat etme
c) Tapmak, ibadet etmek
d) Bir şeyin bir şeye bağlı olması, ondan kopmaması
e) Bir şeyin başkasını yapacağından alıkoyması
Kur’an-ı Kerim’de ibadetin kullanımına birkaç örnek verelim. Bu örneklerle beraber çevremizde yaşayan insanların kime ibadet ettiğini anlamaya çalışalım.

KURAN’DA İBADET

1- HÂKİMİYET YETKİSİNİN BAŞKALARINA VERİLMESİNİN İBADET OLUŞU

اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَاباً مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَـهاً
وَاحِداً لاَّ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
“(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilâha ibadet etmeleri emrolundu. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” (Tevbe 31)
Bu ayeti Resulullah (sav) şöyle tefsir etmiştir:
Resulullah (sav), “ONLAR HAHAM VE RAHİPLERİNİ Allah’IN DIŞINDA RABLER EDİNDİLER.” ayetini okurken cahiliyyede Hıristiyan olan Adiy bin Hatim boynunda gümüşten bir haç takılıyken geldi. “Onlar haham ve rahiplere ibadet etmediler,” dedi. Resulullah (sav.) şöyle dedi; “Din adamları onlara Allah’ın helallerini haram, haramlarını da helal kıldılar, onlar da buna tabi oldular. İşte bu, onların din adamlarına ibadetleridir.” 
Hidayet ve rahmet olan Kur’an ve onun açıklayıcısı Resulullah (sav) ehli kitabın, din adamlarına Allah (cc)’ın haram ve helallerini değiştirme yetkisini vermesini ibadet olarak isimlendirmiş ve bu yetkiyi onlara vermekle onların, Allah’ın dışında ibadet ettikleri Rabler edindiklerini söylemiştir. Onun görevi Kur’anı bize ulaştırmak ve açıklamaktır.
“Biz sana, insanlara indirileni açıklayasın diye kitabı indirdik.” (Nahl 44)
Şimdi şöyle bir düşünün. Bugün kelime-i tevhidi söyleyen hatta söylemekle kalmayıp vird haline getiren, demokratik seçimlere katılıp, oy vererek Allah’ın kanunlarını değiştirme, yenileme, hükmünü iptal etme yetkisini parti ve sahışlara verenler! Acaba söyledikleri Kelime-i Tevhid gereği sadece Allah (cc)’a mı ibadet etmişler, yoksa Allah’ın dışında ibadet ettikleri rabler mi edinmişlerdir?
İnsanların Kelime-i Tevhidin özü olan ibadet etme ve Allah -azze ve celle- yi ibadette birleme noktasında bu kadar açık sapıklık ve şirk içerisinde olmaları bu kelimenin içeriğinin gündem yapılması için yeterlidir.
Tabi burada bazıları şöyle diyebilir: Haklısınız!!!! Ayet ve tefsirinde olduğu gibi bu yanlıştır. Fakat bugün insanlar seçimlerde oy kullandıkları zaman kimseye Allah’ın kanunlarını değiştirme yetkisini vermek amacıyla oy vermezler. Özellikle de islami olan partilere-ki İslam bunlardan, bunlar da İslamdan uzaktırlar- oy verenler…
Biz de cevaben bunlara deriz ki;
- Rivayete dikkat edilirse bunu yapan Ehli kitab da bunun böyle olduğunu bilmiyorlardı. Fakat bu onların Allah’tan başkalarına ibadet ettikleri ve onları Allah’ın dışında rabler edindikleri gerçeğini değiştirmemişti.
- Bu konuda daha başka ayetlerde bu yetkinin Allah’tan başkasına verilmesinin küfür olduğuna işaret eder.
إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ أَمَرَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ
   “Hüküm sadece Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf 40)
   Bu ayette yüce Allah hükmün kendisine ait olduğunu beyan ettikten sonra başkalarına ibadet etmeyi yasaklamıştır. Dikkat edilirse hükmün Allah’a ait kılınması ve ibadet peş peşe zikredilmiştir.
أَمْ لَهُمْ شُرَكَاء شَرَعُوا لَهُم مِّنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَن بِهِ اللَّهُ
“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği konularda onlara kanunlar yapan ortakları mı vardır.” (Şura 21) 
Allah (cc)’ın izin vermediği konularda kanun yapanlar, Allah’ın dışında ortak edinilmişlerdir. Bunun asrımızda ki en açık şekli, demokrasi dininin gereği olarak seçimlere katılmak ve kullanılan oylarla bu yetkiyi insanlara vermektir.



2- DUANIN İBADET MANASINDA KULLANILMASI

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ
“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Gafir 60)
Ayette önce “bana dua edin” buyuruluyor ve hemen ardından “o ibadetimden yüz çevirenler” deniliyor. Bu da yüce Allah’ın yanında duanın ibadet olduğuna delildir.
Ayrıca bu ayetin tefsirinde Tirmizi ve Ebu Davut Numan bin Beşir’den şu hadisi naklederler; Resulullah (sav) şöyle buyurdu; “Dua ibadetin ta kendisidir” sonra da “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir”  ayetini okudu.
Görüldüğü gibi Resulullah (sav) de bu ayete dayanarak duanın ibadetin ta kendisi olduğunu beyan etmiştir. Kelime-i Tevhidin manasının Allah’ı ibadette birlemek ve O’nun dışında ibadet edilenleri yalanlamak olduğunu beyan etmiştik. Eğer dua ibadet ise, peki bugün kabirlerde salih insanlar dedikleri yatır ve türbelere dua eden veya sıkıştı mı yüce Allah’tan önce aklına Abdulkadir Geylani gelen insanların durumu ne olacaktır? Bunlar manasını bilmeden telaffuz ettikleri Kelime-i Tevhidle ne denli bir tezat içerindedirler varın siz düşünün. Ağızlarıyla söylediklerini, hal lisanıyla yalanlayan bu zavallılar keşke ebu Cehil kadar bu kelimenin manasını anlasalardı!.. Bunların hali ben hırsız değilim, ben ahlaklıyım deyip de, aynı anda birinin cebine elini sokan adam gibidir. Allah’tan başka tüm ibadet edilenleri reddettim (lailaheillAllah) diyerek girdikleri yatırlardan, Allah’ın dışında birine ibadet etmiş vaziyette çıkarlar.
Bu zavallılara Yüce Allah’ın şu ayetlerini hatırlatırız;
“El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak O’dur. O’nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Hâlbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kâfirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.” (R’ad 14)
“Allah’a iftira eden ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır! Onların kitaptaki nasipleri kendilerine erişecektir. Sonunda elçilerimiz (melekler) gelip canlarını alırken “Allah’ı bırakıp da çağırdıklarınız (dua ettikleriniz)  nerede?” derler. (Onlar da) “Bizden sıvışıp gittiler” derler. Ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.” (A’raf 37)
“Allah’ı bırakıp da sana fayda veya zarar vermeyecek şeylere çağırma (dua etme). Eğer bunu yaparsan, o takdirde sen mutlaka zalimlerden (müşriklerden)  olursun. Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir. (Yunus 106-107)
“Eğer onları çağırırsanız (Allah’ın dışındakilere dua ederseniz), sizin çağırmanızı işitmezler. Faraza işitseler bile, size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin koştuğunuz şirki reddederler.” (Fatır 14)
İbadet hayatın her alanını kapsar, Allah (cc)’ın sevip razı olduğu her şey ibadettir. Ona has olan, O’ndan başkasına yapılması yasaklanan her şey ibadettir. Müslüman; hayatının her alanının ibadet olduğu bilinciyle Allah’a yönelendir. Onun namazı, kurbanı, ölümü, hayatı kısacası her şeyi, ortağı olmayan Allah (cc)’a aittir.

3- İTAATIN İBADET MANASINDA KULLANILMASI
   
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آَدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ  وَأَنِ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
“ “Ey Adem oğulları! Size şeytana ibadet etmeyin, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır” demedim mi? Ve; “Bana ibadet ediniz, doğru yol budur” demedim mi?” ” (Yasin 60-61)
Ayeti kerimede Allah, “şeytana ibadet etmeyin” buyuruyor. Genelde müfessirler buradaki ibadetin itaat manasında olduğunu bildirmişlerdir. Evet, insanın itaat mercii olarak belirlediği varlık aynı zamanda ibadet ettiği mercidir. İnsanoğlu hangi kanunlara göre hayatını belirliyor, neye itaat ediyorsa ibadetini de ona sunuyor demektir. Mutlak itaat Allah ve Resulüne yapılır. Resule itaat dahi Allah (cc) emrettiği içindir. Bugün mutlak itaati Allah’a değil de Birleşmiş Milletlere yapan yöneticiler, Allah’ın değil mutlak itaat ettikleri mercilerin kullarıdırlar. Aynı zamanda oy kullanıp, itaat edilecek kanunlar yapma yetkisini Allah’ın dışındaki kurumlara verenler de ibadetlerini, bu kurumlara yapan insanlardır.
İbadet olup, insanı dinden çıkaracak olan itaat, küfür alanında yapılan itaattır. Küfür ameli olmayan şeylerde yapılacak olan itaat, isyan olup insanı dinden çıkarmaz. Bunun en güzel örneği şeytan ve Adem (as)’ın kıssasıdır. İkisi de Allah’a isyan etmiş, onun emrini çiğnemişlerdi. Şeytan kafir diye isimlendirilmiş, Adem (as) ise, asi olarak isimlendirilmişti.
“Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem’e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.” (Bakara 34)
Çünkü şeytan Allah’ın emrine karşı gelmiş ve bunu da kibrinden yapmıştı. Allah’ın emirlerine kibirle karşı gelmek küfür olduğundan şeytan, kâfirlerden olmuştur.
“Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. (Bu suretle) Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı.” (Taha 121)
Adem (as), küfür olmayacak bir amelle şeytana uyduğundan kafir olmamış, asi olmuştu.
Bu saydıklarımızın dışında Kur’an ve Sünnette geçen “Allah’ın sevip razı olduğu ve sadece Allah’a yapılan her şey” ibadettir. Bunları Allah’tan başkasına sarf eden insan Kelime-i Tevhidin özüne aykırı davranmış ve diliyle ikrar ettiği hakikati, lisan-ı haliyle yalanlamıştır. Kurban, adak, tavaf amelleri gibi. Maalesef bu ibadetler bugün yüce Allah’a değil de, cahiliyyede olduğu gibi salih olduğu iddia edilen insanların türbe ve yatırlarına yapılır hale gelmiştir.

ÖNEMLİ BİR HUSUSUN AYDINLATILMASI

Birçok insana Kelime-i Tevhidin manası sorulduğunda “Allah’TAN BAŞKA İLAH YOKTUR” der. Peki, Allah’tan başka ilah yoktur ne demektir diye sorarsanız genelde cevap şöyle olur;
- Yani bizi yaratan odur, bize rızkı veren odur.
Oysa daha önce de belirttiğimiz gibi Kelime-i Tevhidin manası bu değildir. Allah’ın yaratıcı olduğunu, rızkı verdiğini Mekkeli müşrikler de biliyordu. Ama bu, onları İslam dairesine sokmamış, Resulullah (sav)’ın kılıcından kurtaramamıştı.
Allah (cc) müşriklerin kendisini yaratıcı ve rızkı veren olduğunu kabul ettiklerini şu ayetlerde açıklamıştır.
“Andolsun ki onlara: “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?” diye sorsan, mutlaka, “Allah” derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?.. Andolsun ki onlara: “Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?” diye sorsan, mutlaka, “Allah” derler. De ki: (Öyleyse) Hamd da Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu (söyledikleri üzerinde) düşünmezler’’ (Ankebut 61-63).
“(Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rızkı veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hâkim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor? “Allah” diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan) sakınmıyor musunuz?” (Yunus 31)
İki farklı sureden örnek verdiğimiz ayetlerden anlaşılan, insanın Allah’ın yaratıcı, rızkı veren, tüm işleri yöneten olduğunu, dirilten ve öldüren olduğunu bilmesi onu İslam dairesine sokmaz. Eğer Kelime-i Tevhidin manası bu olsaydı Mekkeli müşriklerle bu kelimeyi söyleyene kadar savaşmak abes olurdu. Yukarıda zikrettiğimiz gibi kelime-i tevhidin manası ve özü; Allah’ı ibadette birlemek ve O’nun dışında ibadet edilen sahte ilahları “LA” diyerek inkâr etmektir.
Bugün kelime-i tevhidi söyleyip de, sadece bu kelimeden yaratanın Allah olduğunu anlayan insanlar acaba İslam dairesine girer mi? Eğer bunlar bu sapık anlayışlarıyla İslam dairesine girebiliyorlarsa acaba Mekkeli müşrikler neden girememişti?
Çünkü onların sorunu Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul etmekte değildi. Onların sorunu ibadeti Allah’ın dışında bir takım varlıklara yöneltmeleriydi. Mesela onlar dua edecekleri zaman salih olduklarına inandıkları şahısların heykellerine dua ederlerdi. Çünkü onlar günahkârdı. Mutlaka onlarla Allah arasında, onlara aracılık yapacak, onlara şefaat edecek birileri lazımdı. Dün; bugüne ne kadar da benziyor!.. Bugün de bu kelimeden sadece Allah’ın yaratıcı olduğunu anlayan insanlar, salih olduklarına inandıkları ölülerin kabirleri başında veya uzaktan bu insanları çağırıyorlar. Gerekçeleri dahi aynıdır. “Biz kimiz ki, bunlar Allah katında değerli, salih insanlardır. Bunlar bizim şefaatçilerimizdir.”
“Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler:” Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz”, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.”(Zümer 3)
Oysa dua, Kur’anda ibadet manasında kullanılıyordu. O gün insanlar bu ibadeti (duayı) taşlara sarf etmişler ve kâfir olmuşlardı. Hatta Allah’ı tanıyıp, onun varlığına iman ettikleri halde kâfir olmuşlardı. Acaba bugün dua ibadetini Allah’tan başkasına sarf edip, yaratıcı olarak Allah’ı tanıyan ve bununla da İslam dairesine girdiğini zanneden insanlar ne oluyorlar Huh?   
Yine o günün müşrikleri Allah’ı tanıyor, iman ediyor fakat itaat etmek, hâkimiyet yetkisini ona vermek yerine kabile reislerine ve yöneticilere veriyorlardı. Bunu yaptıkları zaman da Allah’ı bilmeleri ve ona iman etmeleri onları İslam dairesine sokmamıştı. Bugün de Kelime-i Tevhidden sadece Allah’ın yaratıcı olduğunu anlayan bir takım insanlar hâkimiyet yetkisini kabile reislerine değil de parti reislerine ve milletvekillerine oy aracılığıyla veriyorlar. Ama bunlar İslam dairesinde sayılıyorlar. Acaba bu torpili onlara kim geçmiştir? Yahudiler de her türlü haram ve şirki işleyip biz Allah’ın sevgili kulları ve oğullarıyız, bize ateş dokunmayacaktır diyorlardı. Ama onların bu zanları ve Allah’a yaptıkları iftira da onları kurtaramamıştı.
“İsrail oğulları: “Sayılı birkaç gün müstesna, bize ateş dokunmayacaktır,” dediler. (Onlara) De ki: “Siz Allah katından bir söz mü aldınız -ki Allah sözünden caymaz-, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?..” Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.” (Bakara 80-81)
Bu saydıklarımızdan anlaşıldığı gibi insanın Kelime-i Tevhidden faydalanıp, İslam dairesine girebilmesi için bu kelimenin özü olan İLAH ve İBADET kavramlarını anlaması ve hayatına geçirmesi gerekir. Tabi bu kavramları babalar ve atalar dininde olduğu gibi değil, hidayet rehberi olan Kuran ve Sünnette geldiği gibi anlamalı ve yaşamalıdır. Ayrıca daha bu kelimenin özünü anlamayan veya yanlış anlayan insanlar acaba şirkten nasıl kaçacaklardır? Şeytan insanları saptıracağına dair Allah (cc)’a söz vermiştir. Şeytana en fazla haz veren şey insanları şirke düşürmektir. Çünkü şirk sahibi, şirkinden tevbe etmeden ölürse onun Allah katında affı yoktur. Şirkin, ibadetin, ilahın ne olduğunu bilmeyen insanın bu konuda kandırılmasından daha kolay ne olabilir? Biz Müslüman davetçilere düşen insanların cahil olduğu ve dinin esası olan bu kavramları her mecliste her ortamda gündeme getirmektir.

                 










KELİME-İ TEVHİDİN ŞARTLARI









KELİME-İ TEVHİDİN ŞARTLARI

Bu bölümde Kuran ve Sünnet ışığında bu kelimenin şartlarından bahsedeceğiz inşaAllah. Bazı kendini bilmez halk sömürücüleri, halkın cehaletinden ve muvahhid ilim adamlarımızın azlığından istifade ederek halkı çok ucuz bazı şüphelerle kandırmışlardır. Halka, sürekli  geçim kaynakları olan mevlit, taziye gibi vasıtalarla resmi minberlerden şöyle seslenirler; “KİM LAİLAHEİLLAllah DERSE CENNETE GİRER.”
Bu; hadisi şeriftir. Ama başı sonu kesilmiş, kanlar içerisinde feryat eden bir hadistir. Gerekleri, manası, şartları ve bozan unsurlarından soyutlanmış, kuru bir kelime halinde zikredilen bir hadis. Bu bel’amların durumu; insanlara namaz kılın deyip de abdesti, kıbleye yönelmeyi, avret yerlerini örtmeyi, namazı bozan unsurları öğretmeyen ve bu şekilde kılacakları namazın kendilerini cennete götüreceğini söyleyenlerin durumu gibidir.
Allah (cc) namazı emretmiştir, Resulullah (sav) hadislerinde teşvik etmiştir. Ama hangi namazı? Sadece kelime ve hareketlerden oluşan namazı mı, yoksa abdest, kıbleye yönelme ve diğer şartlarını de içeren namazı mı? Kelime-i Tevhid de bunun gibidir. Sadece kelimeden ibaret değil bilakis şartları, bozan unsurları olan anlamlı bir eylemdir. Nasıl ki namaz şartları ve rükunları yerine gelmeden batılsa ve sahibine fayda vermiyorsa, aynı şekilde şartları ve rükunları yerine gelmemiş Kelime-i Tevhid de batıldır ve sahibine fayda vermez.




ŞART NE DEMEKTİR?

Usul âlimlerimiz şartı Usu’lul Fıkıh kitaplarında şöyle tanımlamışlardır;
Şart; kendisi olmadığı zaman şart koşulduğu şeyi geçersiz kılan .
Veya;ortadan kalktığında, şart koşulduğunun hükmünü iptal eden geçersiz kılan.
Genelde âlimler namaz ile abdesti örnek verirler veya zekât ile üzerinden bir senenin geçmesini(Havl). Açıklayacak olursak; abdest namazın şartıdır. Abdestsiz namaz kılınırsa bu namaz kendine şart olan abdest olmadan kılındığından geçersiz ve batıldır.
Konumuza dönecek olursak Kelime-i Tevhidin bazı şartları vardır. Bu şartlar yerine gelmeyince Kelime-i Tevhid, sahibine abdestsizin kıldığı namazın kendisine fayda vermediği gibi fayda vermeyecektir. Abdestsiz namaz kılan bir insan sürekli namaz kıldığını iddia etse de bunun namazı yoktur. Kelime-i Tevhidi söyleyen bir insanda günde yüzlerce defa da tekrarlasa ama şartlarını yerine getirmese bu insanın Kelime-i Tevhidi kendine fayda vermez ve batıldır.






1.ŞART: TAĞUTU İNKÂR ETMEK

Tağutu redd etmek, imanın olmazsa olmazı, kelime-i tevhidin ilk şartıdır. Bunun delili şu ayeti kerimedir;
فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Kim Tağutu inkâr eder Allah’a iman ederse, işte o kopması olmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara 256)
Ayette Allah (cc) sapasağlam kulpa yapışabilmek için iki şart sayıyor:
a)Tağutun inkâr edilmesi   b)Allah’a iman edilmesi
Kopması olmayan sağlam kulp nedir;
Tefsircilerden Mücahit bunun iman olduğunu, Suddiy İslam olduğunu, İbni Abbas ve Sait ibni Cübeyr bunun LAİLAHEİLLAllah olduğunu beyan etmişlerdir. Enes (ra) Kur’an demiştir.
İmam Kurtubi ve İbni Kesir bu yorumları naklettikten sonra hepsinin aynı manaya döndüğünü, aralarında çelişki olmadığını söylerler. Sahabe ve selefin yaptığı tefsirlere dikkat edilirse hepsi ayette geçen sağlam kulpu; dinin olmazsa olmazlarına benzetmişlerdir.
Evet, kopması olmayan kulp imandır, İslamdır, Kelime-i Tevhiddir. Kişi bu sayılan dairelere girebilmek için mutlaka ayetin başında şart edatıyla zikredilen Tağutu inkâr ve Allah’a imanı yerine getirmelidir. Bu şart, onun bunun belirlediği bir şart değildir. İnsanların Kelime-i Tevhidle dine girebileceğini Allah (cc) belirlemiş olduğu gibi, bu kelimenin şartlarını da yine O belirlemiştir. Yani insanın bunda seçim hakkı yoktur. Allah’tan olan tüm şartlarda olduğu gibi bunda da kişi yaptığı veya söylediği amelden faydalanıp, şer’an amelinin kabul olmasını istiyorsa şartı yerine getirecektir. Şartı açıklarken namaz örneğini vermiştik. Nasılki namazın şartı olan abdest olmadan namaz olmuyorsa, aynı şekilde dine girebilmenin ilk şartı olan Tağutu inkâr olmadan da dine giriş gerçekleşemez.
Tağutu inkâr şartına Resulullah(sav) de dikkat çekmiştir.
   مَنْ قَالَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَكَفَرَ بِمَا يُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ حَرُمَ مَالُهُ وَدَمُهُ وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ
“Kim LAİLAHEİLLALAH der ve Allah’ın dışında ibadet edilenleri inkâr ederse onun canı ve malı haram olmuştur. Hesabı da Allah’adır.” 
“İslam beş şey üzere bina edilmiştir” şeklindeki hadisler genelde ilk sırada Kelime-i Şehadet gelir. İmam Müslim’in bir rivayetinde Resulullah (sav) Kelime-i Şehadetin manasını açıklarmışçasına şöyle buyurur;
“İslam beş şey üzere bina edilmiştir. Allah’a ibadet edip, O’nun dışında ibadet edilenleri inkâr etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, hacca gitmek ve ramazan orucu” 
Bu hadisten ve ayetlerden anlaşılır ki sağlam kulp olan Kelime-i Tevhid ve İslam’ın üzerine bina edildiği ve olmazsa olmazı
Moderatöre Bildir   Logged

Eğer Rasulullah’a (s.a.v) yardımdan geri kalırsak analarımız bizi yitirsin!

Şeyh Usame Bin Laden (Hafizahullah) - Avrupaya Mesaj
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #1 : 15 Şubat 2010, 12:09:52 »

Esselamualeykum



  "Bil ki! Bütün rasullerin getirdiği İslam’ın rükunlarının en büyüğü; tek olan Allah-u Teâlâ'ya iman etme ve tagutu reddetme rüknudur. Zaten bu rükun, rasullerin gönderilme ve kitapların indirilme gayesidir. Namaz, zekat, oruç, beyti hac etme ve bunlar gibi diğer ibadetlerden önce bu rüknu yerine getirmek, kul üzerine öncelikle farzdır. Tagutu reddetmedikçe asla iman geçerli olmaz, hiçbir amel kabul edilmez ve kan korunmaz.
 
 
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: 
 
"Şüphesiz her ümmete: "Allah’a ibadet edip, taguttan kaçınsınlar diye rasuller gönderdik. Onlardan kimisine Allah hidayet etti, kimisine de sapıklık hak oldu." (Nahl:36) 

Bu ayet gösteriyor ki; istisnasız bütün rasullerin ilk görevi, ayette bildirildiği gibi, insanları Allah-u Teâlâ'ya ibadet ettirmek ve tagutlardan sakındırmaktır.
 
 
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
 
"Kim tagutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Allah işitendir, bilendir." (Bakara: 256)
 
Allah-u Teâlâ'nın bu ayette, tagutu reddetmeyi Allah’a imandan önce zikretmesinde çok büyük ve önemli işaretler vardır. Bunlardan bazıları:
 
1 - Tagutu red meselesinin küçük görülüp de ihmal edilmemesini, tagutu reddetmenin çok önemli bir asıl olduğunu, bunun dışındaki asıl ve teferruatların ise ona bağlı olduğunu belirtmek içindir.

2 - İmandan önce tagutun reddinin gerekli olduğunu bildirmek içindir. Çünkü kişi tagutu reddetmeden önce iman ederse bu iman, tagutu red ve şirki terkedinceye kadar sahibine hiçbir fayda vermez.

3 - Allah-u Teâlâ'ya iman ile taguta iman, bir kulun kalbinde bir an bile olsa asla bir arada bulunamaz. Çünkü birisine iman, diğerine iman etmeye zıddır. Bunlardan birisine iman edilirse diğeri reddedilmiş olur. Çünkü iman ile küfür bir kalpte asla bir arada bulunmaz.

Buna göre, ya tagutu reddettikten sonra iman edilir ya da taguta iman ederek Allah-u Teâlâ reddedilir. Taguta iman ile Allah-u Teâlâ'ya imanın bir kulun kalbinde aynı anda bir arada bulunmasını düşünmek, birşeyin zıddıyla birlikte aynı anda var olduğunu düşünmek demektir. Bu ise imkansız bir şeydir.
 
 
Ayetteki "urveti’l vuska" (sağlam kulp) hakkında alimlerden bazıları; "sağlam kulp; imandır."

Bazıları; "sağlam kulp; İslam’dır."

Bazıları da; "sağlam kulp; lâ ilâhe illAllah’tır" dediler. Bu manaların hepsi doğrudur. Aralarında bir zıtlık yoktur. (İbni Kesir Tefsiri-Bakara: 256 ayetinin tefsirine bak)

Bu ayet gösteriyor ki;

Her kim Allah-u Teâlâ'ya iman ettiği halde tagutu reddetmez veya tagutu reddettiği halde Allah-u Teâlâ'ya iman etmezse sağlam kulpa tutunmamış ve lâ ilâhe illAllah’a gerçek manada şehadet etmemiş olur.
 
 
 Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem sahih bir hadiste şöyle demiştir:
 
"Kim lâ ilâhe illAllah der ve Allah-u Teâlâ'dan başka tapılanları reddederse malı ve kanı haram olur. Onun hesabı Allah’a aittir." (Müslim)
 
 
Bil ki! Tagutu reddetmediği halde lâ ilâhe illAllah diyen kimse, bir şeyi zıddıyla beraber aynı anda söylemiş gibidir. Yani aynı anda bir şey hakkında hem var hem de yok demiş gibidir. Çünkü lâ ilâhe illAllah şehadeti tagutu reddi gerektirir.

Tagutu reddetmeyen kişinin misali, sözüyle Allah-u Teâlâ'dan başka ibadete layık ilah yoktur diyen, fakat aynı anda diliyle veya haliyle Allah’la beraber ibadete layık ilah vardır, diyen kimsenin durumuna benzer.

Tevhidi kabul ettiğini söyleyen bu kimse aslında yalancı, münafık, zındık, Allah-u Teâlâ'nın diniyle alay eden kafir bir kimsedir. Zira bu kimse, hem Allah-u Teâlâ'dan başka ibadete layık ilah olmadığını söylemekte hem de aynı anda var olduğunu söylemektedir.

İşte bunun delilleri:

Yalancı olmasına gelince; bir şeyi aynı anda zıddıyla birlikte söylemesidir. Zira bu kimse Allah-u Teâlâ’ tan başka bütün ilahları reddettiğini iddia etmekle beraber taguta iman etmekte ve O’na ibadet etmektedir. Bu sebeble, tevhid üzerinde olduğu iddiasında yalancıdır.

Münafık olmasına gelince; bir şeyi kabul ettiğini söylemesine rağmen ona zıd olan şeyi üzerinde bulundurmasıdır. Zira bu kimse diliyle muvahhid olduğunu söylediği halde taguta ibadet küfrünü gizlemiştir.

Zındık olmasına gelince; taguta ibadet ettiğinden dolayı kendisine küfre girdiğine dair deliller gösterilince, lâ ilâhe illAllah’ı söylediğini, bu sebeble müslüman olduğunu, kafir olmadığını iddia etmesidir.

Allah-u Teâlâ'nın diniyle alay etmesine gelince; muvahhid olduğunu yüzlerce defa iddia ettiği halde tevhidin zıddına bir söz söylemekten veya amel işlemekten hiç çekinmemesidir. Allah-u Teâlâ'nın şeriatiyle bundan daha büyük bir oyun olabilir mi? Allah-u Teâlâ'nın diniyle bundan daha başka bir alay ve onu hafif görme var mıdır?
 
 
Nebinin dini, tevhid dinidir.
 
Tevhid dini ise; lâ ilâhe illAllah Muhammedun Rasulullah’ı bilmek ve bunun gerekleriyle amel etmektir.

Fakat maalesef bazı insanlar lâ ilâhe illAllah kelimesinin manasını bilmemekte, onu bozacak ameller işlemekte ve bu kelimenin sadece; yaratıcı olan, rızık veren Allah-u Teâlâ’dır manasına geldiğini sanmaktadır. Onlar bu kelimeyi, ancak bu manayı kastederek söylerler. Oysa bu kelimeyi bu manayla söylemeleri onlara bir fayda sağlamaz ve onları muvahhid yapmaz. Çünkü, bu sözleriyle sadece rububiyyet tevhidini kabul etmişlerdir. Bu şekildeki bir kabulü müşrikler de yapmakta idi.

Lâ ilâhe illAllah kelimesinin manası, böyle cahillerin zannettiği gibi değildir.

Muvahhid olabilmek için "rububiyyet tevhidi" ni kabul etmekle birlikte "uluhiyyet tevhidi" nin de kabul edilmesi gerekir.

Uluhiyyet tevhidinin kabulü; bütün ibadetlerin sadece Allah-u Teâlâ'ya yapılması gerektiğine dair imanı gerekli kılar.

Bazı insanlar, lâ ilâhe illAllah’ın gerçek manasını bilmedikleri halde dilleriyle bu kelimeyi söylerler. Bu kişiler müslüman değildir. Çünkü onlar, lâ ilâhe illAllah’ın gerçek manasına iman etmemişlerdir. Oysa bu meseleyi çok iyi bilmek ve anlamak, o meseleye inanmak için gerekli olan şartlardır. Bir şeyi bilmemek ve anlamamak ise o şeye sahip olmamaya benzer.

Bazı insanlar da, lâ ilâhe illAllah’ın manasını bildikleri halde gerekleriyle amel etmezler. Bunlar da müslüman değildir. Çünkü tevhidle amel etmek, şirkten uzak olmak ve Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenleri hem söz hem de amelle reddetmek, tevhid şehadetinin en önemli gereklerindendir. Onlar bu gerekleri yerine getirmedikleri için kafirdirler.

Tevhid hem kalp hem dil hem de amelde sağlanmalıdır. Bunlardan birisini eksik yapan kimsenin müslüman olması mümkün değildir. Tevhidi bildiği halde onunla amel etmeyen kimse, Firavun ve İblis gibi inatçı bir kafir olmuştur.

Bazı insanlar ise lâ ilâhe illAllah’ı söyledikleri halde gerçek manasını hem anlamazlar, hem de akletmezler. Bu kişiler de lâ ilâhe illAllah’ın manasını bilmeyen kişiler gibi kafirdirler.

Buna göre, her kim lâ ilâhe illAllah’ı söylediği halde tagutu reddetmezse işte o kimsenin kıldığı namaz, tuttuğu oruç, yaptığı hac ve verdiği zekat gibi salih amelleri kendisine fayda vermez. Zira, lâ ilâhe illAllah’ı sözle söylemesine rağmen aynı anda onu bozucu ameller yapmaktadır.

Tagutun her türünü reddedebilmek ve sadece o gayeyle yaratıldığımız halis tevhidi gerçekleştirebilmek için tagutu, özellikle de zamanımızın tagutlarını, her çeşidiyle çok iyi bilmemiz gerekir.
 
 
 Alıntı  hak yayınları Tağutu red tevhidin gereğidir.Kitabı  Dr. Ziyaeddin el kudsi.

**************************************************
*************************************************
YARATILIŞIN GAYESİ
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

Gece ile gündüz  güneş ile ay  Allahın  varlığının  belgelerindendir. güneşe  ve  aya  sacde etmeyin eyer yanlız 
Allaha  kulluk  etmek  isti yorsanız  yanlız bunları yaratana secdeedin   (fussulet: 37)

"Kim tagutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Allah işitendir, bilendir." (Bakara: 256)

"Şüphesiz her ümmete: "Allah’a ibadet edip, taguttan kaçınsınlar diye rasuller gönderdik. Onlardan kimisine Allah hidayet etti, kimisine de sapıklık hak oldu." (Nahl:36)   
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
onuri
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 29


« Yanıtla #2 : 22 Şubat 2010, 23:23:47 »

Allah  c.c  senden ve  ümmetten razı  olsun
Moderatöre Bildir   Logged
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #3 : 25 Şubat 2010, 15:55:31 »

Günümüzdeki küfür düzenindeki mescitlerin fonksoyonu
*********************************************
soru: Gününmüzdeki tağutlar insanları mesciten engelemiyor ve ona karşı çıkmıyor Ama islam kanunlarının yürülüğe girmesini ise istemiyor neden ??

Cevap.Kendilerini, insanları İslam kanunları dışındaki kanunlarla yönetmede yetkili gören hakim kadro Allah (c.c)' nun mescidlerinin Allah'ın istediği şekilde kullanılmasına izin vermezler. Çünkü bu kimseler bilirler ki Allah (c.c)' nun istediği şekilde bu mescidlerin kullanılmasına izin vermek kendilerinin yıkımına sebeb olur. Bu sebeple mescidlerde ya otoritelerine zarar vermeyen ibadetlerin yapılmasına izin verirler ya da bu mescidleri kendi otoritelerini daha da sağlamlaştırmak için kullanırlar.

Bunun örneklerine günümüzde apaçık şekilde şahit olmaktayız.

Günümüzde öyle tağutlar görüyoruz ki bunlar Kur'an ve sünneti bir kenara itip heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunlarla insanlara hüküm veriyor ve İslam'ın hakim olmasını önlemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu amaçlarına ulaşmak için de Allah (c.c)'nun mescidlerini kullanıyor ve bu şekilde cahil insanları kandırıyorlar. Kendilerini Allah'ı ve İslam'ı seven müslümanlar olarak insanlara tanıtıyorlar. Ayrıca cuma ve bayram günleri gibi bazı günlerde mescidlere gelerek namaz kılıyorlar, hatta insanlara namaz da kıldırabiliyorlar. Oysa bu kimseler İslam'a düşmandırlar. Fakat cahil halk bunu anlamaktan aciz duruma getirilmiştir. Yine bu tağutlar Allah'ın mescidlerine kendi istedikleri kişileri tayin ederek kendi istedikleri fetvaları verdiriyorlar. Hatta bu mescidleri kendilerini övme yeri olarak kullanıyorlar. Üstelik imam olarak tayin ettikleri kimselere istedikleri şeyleri söylemeleri için maaş da veriyorlar. Bu imamlar da mescidlerde, tağutlara zarar vermeyecek şeyleri anlatıyorlar. Cahil halk da cahillikleri sebebiyle onların hilelerini anlayamıyor, körü körüne onlara bağlanarak gösterdikleri yolda yürüyor, böylece bilmeden de olsa küfre giriyorlar.

Böylece mescidler Allah'ın kelamının ve hükümlerinin yüceltildiği bir yer olmaktan çıkmış, tağutların hükmünü ve otoritesini sağlamlaştıracak bir yer haline getirilmiştir.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Evlilik Ortak Bir Projedir İslam'da Aile Hayatı Xerip 0 168 Son Mesaj 06 Mart 2008, 09:26:40
Gönderen: Xerip
Allah'A ORTAK KOŞAN KİMSE EBEDİ CEHENNEMLİKTİR Hz.Muhammed (S.a.v) arab 0 103 Son Mesaj 17 Şubat 2009, 21:38:32
Gönderen: arab
İran ve Venezzuella'dan Emperyalizme Karşı Ortak Cephe Dünyadan Haberler mariye 0 87 Son Mesaj 05 Nisan 2009, 19:39:20
Gönderen: mariye
Tüm Resullerin Ortak Daveti ! Resimler ve flashlar isimsiz12 2 186 Son Mesaj 12 Mayıs 2009, 09:44:56
Gönderen: MERXAS
DAVETİ TASIMADA SEBAT GOSTERMEK Tevhid Ve Akaid MERXAS 0 91 Son Mesaj 08 Haziran 2009, 16:31:57
Gönderen: MERXAS
Adamlık Dinindeki Ortak Psikoloji ve Davranış Biçimleri Çocuk Dersleri MERXAS 5 218 Son Mesaj 29 Ağustos 2009, 07:54:04
Gönderen: MERXAS
DAVETİ TAŞIMADA SEBAT GÖSTERMEK İslami Hayat Tarzı EBU_HUZEYFA 0 103 Son Mesaj 13 Eylül 2009, 18:26:25
Gönderen: EBU_HUZEYFA