0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: ünlü deyimlerin hikayeleri...  (Okunma Sayısı 1145 defa)
kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1880


inadına özgürlük inadına direniş...


« : 08 Aralık 2010, 10:51:21 »

Afyonu patlamak
Eski tiryakiler , ramazanda afyonu macun haline getirir ve mercimek büyüklüğünde toplar yapıp her sahurda iki üç tane yutarlarmış . Ancak her bir macunu sırasıyla bir , iki , üç kat kağıtlara sarmayı da ihmal etmezlermiş . Böylece kağıt , mide öz suyunda eriyince macun midede dağılır ve birkaç saatliğine keyif devam edermiş . Tabii ki iki kat kağıda sarılan macun , birkaç saat sonra , üç kat kağıda sarılı macun da onu takiben kana karışınca tiryaki iftara kadar rahat etmiş oluverir. Ancak bu planın yolunda gitmediği , afyonun kağıdının zor parelendiği yahut kana karışması geciktiği durumlarda tiryaki krizlere girer ve dış dünyadan adeta kopar . Afyonu patlayıp kana karışasıya kadar farklı tepkiler verir.
Konuşulan veya yapılan şeye uygun karşılık verilmeyen , anlama ve algılamada geciken durumlarda '' Daha afyonu patlamadı galiba ünlem '' gibi cümleler söylenmesi bundandır .
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1880


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #1 : 08 Aralık 2010, 10:59:01 »

Cemaziyülevvelini Bilmek
Ay takviminin beşinci ayı, büyük tövbe ayı. 26 Aralık 1925' te kabul edilen Milâdî Takvim' den önce kullandığımız Rûmî Takvim'e göre ayların isimleri şöyleydi: Muharrem, Sefer, Rebiyülevvel, Rebiyülahır, Cemaziyülevvel, Cemaziyülahır, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce. 1 Ocak 1926' dan itibaren senenin ayları bugünkü isimlerini aldı. Osmanlı Devleti zamanlarında memurların sıkıntıda olanları evrakların toplandığı, saklandığı eskimiş çuvalları atmazlarmış. Bunlara ay torbası da denirdi. Atılacak olan bu ay torbalarını alan zor durumdaki memurlar, bunlardan don, fanilâ gibi iç giysileri yaparlardı.Tuvalette arkadaşının donunun üzerindeki " Ay İsmini " gören bir arkadaşı, daha sonra memurun atıp tuttuğunu görünce, " Çok konuşma, ben senin Cemaziyülevvelini bilirim! " diye ikaz etmesinden doğduğu söylenmektedir.
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1880


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #2 : 14 Aralık 2010, 11:09:07 »

DOLAP ÇEVİRMEK

Gizli kapaklı işler yapanlar hakkında söylenen dolap çevirmek deyimi, bize eski konak geleneğinin bir yadigarıdır.

Kaç göç devirlerinde, zengin konaklarının erkekler kısmına selamlık; kadınlar kısmına da haremlik denirdi. Aile dışından kimseler geldiği vakit, kadın ile erkekler ayrı oturduklarından konağın harem ile selamlığın arasındaki duvarda bulunan dolap devreye girer ve iki taraf arasındaki hizmetler böylece yürütülürdü.

Dolap, eksen etrafında dönen, silindir şeklinde bir aparattır. Raflar halinde düzenlenmiştir ve kadınlar tarafından raflara yerleştirilen yemekler, dolap çevrilerek erkekler kısmına geçer, oradan boşalan kaplar yine aynı usul ile alınırdı. Eski konakların çoğunda yemek servisi böyle yapılır, mahremiyet hissi de dolapların her vakit kullanılmasını zaruri kılardı.

Aşkın, her devrin en geçerli duygusu olduğuna şüphe yoktur. Konaklardaki köleler, arabacılar, bahçıvanlar, vs. ile aşçılar, hizmetçiler, yamaklar, dadılar, kalfalar arasında, fırsatını bulunca ilanıaşk için kırmızı gül demetleri, çiçekler, ipekli mendiller, lokumlar, lavantalar vs. de bu dolaplara konularak karşı tarafa gönderilir, böylece konak sahibine sezdirmeden dolap çevrilmiş olurdu. Hüseyin Rahmi'nin romanlarında, heyecanlı örneklerin abartılarak anlatılan dolap çevirmelerden günümüze bu deyim kalmıştır.
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1880


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #3 : 14 Aralık 2010, 11:11:16 »

Hacı Mandal mührü

Dilimizde Hacı Mandal mührü diye bir deyim vardır; genellikle, “dediğim olsun da sonu nereye varırsa varsın” makamında kullanılır. İşte bu deyimin ortaya çıkışıyla ilgili olarak da hatıramızda bir mülemma vardır.

Rivayete göre bir ramazan günü, yeni cami avlusundaki mühürcülerden birinin başına bir denizci dikilmiş. Gayesi mühür kazıtmak. Ancak mühürde her şey olsun istiyor ve ısrarla ;
-Yaz baba, yaz. Ben İneboluluyum. Orada bize Hacı Kara Mandal Oğulları derler. Denizde bir teknem var; teknemin ardında da bir sandal bağlıdır. Bunların hepsi mühürde yer alsın ha, diyor!...

İhtiyar mühürcü bu kadar sözü madeni para büyüklüğündeki bir mühür üzerine nasıl sığdıracağını düşünürken, bereket versin, o sırada yoldan geçen şair yaratılışlı biri, muhavereyi duyup imdada yetişmiş:
-Efendi baba, kaptanın istediklerini ben söyleyeyim, siz yazın:

"Es-Sefînetü maa's-sandal
İnebolulu Hacı Kara mandal”

Adamın söze verdiği icazı yine nazmen tercüme etmek gerekirse :
“Sandalı arkasında bağlı bir gemi
İnebolulu Hacı Kara Mandal, sahibi”
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1880


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #4 : 14 Aralık 2010, 11:16:28 »

Yok Devenin Başı

Olmayacak şeyler hakkında inanılmayacak sözler karşısında yahut abartılmış yalanlar hakkında bir alay ifadesi olarak Yok devenin başı deriz. Hikaye Hoca Nasrettin'in çocukluğunda geçmiş.

Nasrettin'in dul annesi ince eğirip sıkı sardığı ipleri oğluna verir götürüp pazarda uygun fiyata satarak geçimlerini temin etmesini istermiş. Nasrettin yumakları pazara götürür saatlerce elinde gezdirir hatta bazı zamanlar satamadan geri getirirmiş. Nasrettin'in saflığından istifade etmek isteyen bazı uyanıklar aralarında anlaşıp yok ipin kötü eğrilmiş, yok gevşek sarılmış vs diyerek sözlerini yandaşlarına tasdik ettirip malı ucuza kapatmaya dadanmışlar.

Nasrettin eve gelip de annesinden azar işitmeye başlayınca aldatıldığının farkına varır ancak iş işten geçmiş olurmuş. Bir iki derken Nasrettin bu işe içerlemiş ve pazar çetesine bir oyun oynamayı planlamaya başlamış.

Bir kurban bayramı ertesi olsa gerek Nasrettin bir deve kellesi ele geçirip annesinin iplerini ona sarmış Tabii yumak hem büyük hem de ağır olmuş. Pazara vardığında ber mutad aynı madrabaz müşteriler etrafını çevirmişler. Ancak ne var ki yumak pek öyle ucuza kapatılacak gibi değil. Evirip çevirdikten sonra fiyatını sormuşlar Nasrettin o güne dek kendi hakkından ne kadar çaldılarsa hepsini toplayıp uygun fiyatı söylemiş O sırada içlerinden biri güya fiyatı kırmak için alaylı alaylı söylenmiş;

" Nasrettin Yumak oldukça büyük pek de ağır İçinde taş olmasın"

Soruyu;

" Yok devenin başı" diye cevaplar Nasrettin.

Alaylı alaylı Pazarlık biter ve Nasrettin parasını alıp güle oynaya evin yolunu tutar Ertesi gün yumağın içinden gerçekten deve başı çıktığını gören uyanıklar(ünlem ) Nasrettin'i tutup doğru kadının huzuruna götürürler. Kadı sorar;

" Yumağın hileli imiş Niye hileli mal sattın"

Nasrettin itiraz eder;

"Zinhar kadı efendi Bunlar bana sordular İçinde taş mı var diye Ben de Yok devenin başı dedim Buna rağmen onlar yine de satın aldılar Bunda benim ne kabahatim ve hilem olabilir"

O gün, küçük Nasrettin mahkemeyi; Türk dili de bu deyimi kazanmış...
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

cebelinur
dogruhabergazetesi.com
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2346

ŞİMDİ DUA ZAMANIDIR......


« Yanıtla #5 : 18 Aralık 2010, 17:04:33 »

Yok devenin başı diyorum, başka da bişey demiyorum Smiley
Moderatöre Bildir   Logged

Kabrin arkası için çalışınız. Hakiki saadet ve lezzet ordadır.
cebelinur
dogruhabergazetesi.com
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2346

ŞİMDİ DUA ZAMANIDIR......


« Yanıtla #6 : 07 Haziran 2011, 20:33:06 »

çizmeyi aşma!

19. yüzyılda, Fransız ressamlarından Delacroix Paris’te bir resim sergisi açmıştı. Sergiyi gezenlerden bir kişi, büyükçe bir şövalye tablosunun önünde uzun süre durarak, yakından uzaktan ciddi ciddi seyreder, beğenmediğini belirten bir biçimde de başını sallarmış. Bu durum ilgisini çeken ressam yanına gelerek sormuş.
— Bu tablo ile çok ilgilendiğiniz belli oluyor.
— Evet demiş adam. Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.
— Peki nasıl anladınız?
— “Ben kunduracıyım, çizme dikerim.” deyince ressam hemen tuvalini ve boyalarını getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi düzeltmiş ve gerçekten daha iyi olduğunu görmekten memnun olarak adama teşekkür etmiş. Fakat adam yine tablonun başından ayrılmadan, bu kez de şövalyenin pantolonunda ve kemerinde de hatalar olduğunu belirtince bu çokbilmişliğe dayanamayan ressam,
— Bak dostum demiş, sen kunduracısın, çizmeyi aşma!
Moderatöre Bildir   Logged

Kabrin arkası için çalışınız. Hakiki saadet ve lezzet ordadır.
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
işte civcivlerin ilk resimleri ve hayat hikayeleri :P Resimler ve flashlar гüъεyyε 4 683 Son Mesaj 07 Mayıs 2009, 14:33:58
Gönderen: гüъεyyε
Namaz Hikayeleri..! Mümin'in Miracı: Namaz « 1 2 3 » Mahya 28 1321 Son Mesaj 22 Haziran 2011, 15:01:58
Gönderen: bymusab
Amerika da ünlü bir avukatın kaybettiği tek dava: Kişisel Gelişim kördüğüm 2 226 Son Mesaj 05 Kasım 2009, 09:06:23
Gönderen: kördüğüm
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış... Kişisel Gelişim cebelinur 1 226 Son Mesaj 21 Kasım 2009, 11:10:22
Gönderen: vuslat
Ünlü Turk Masonlar Serbest Bölüm mizgin_turabii 0 171 Son Mesaj 18 Mayıs 2010, 19:27:57
Gönderen: mizgin_turabii
Fehmi ve Şebisteri'den şem ve pervane hikayeleri Tassavvuf « 1 2 » vuslat 14 1402 Son Mesaj 03 Şubat 2012, 11:24:23
Gönderen: vuslat
En Ünlü Anne Sözleri... Kişisel Gelişim cebelinur 0 206 Son Mesaj 01 Ağustos 2011, 09:59:36
Gönderen: cebelinur