0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: VADELİ HESAP AÇMAK CAİZ Mİ?  (Okunma Sayısı 1885 defa)
Suanur
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 172


« : 09 Mart 2010, 14:10:45 »

Selamun aleyküm cemaat, Kuveyttürk gibi bir bankada vadeli hesap açmak caizmidir? Faiz adı altında geçmiyor onlarda bildiğim kadarıyla.Haram mı helal mi yardımcı olursanız sevinirim ünlem
Moderatöre Bildir   Logged
cebelinur
dogruhabergazetesi.com
Yardımcı Yönetici
****
Online Online

Mesaj Sayısı: 2144

ŞİMDİ DUA ZAMANIDIR......


« Yanıtla #1 : 09 Mart 2010, 18:25:01 »

vadeli hasapta çekersin 100 lira ertesi gün 100 liradan fazla ödersin. 4-5 lira gibi. banka dedinmi durup düşünecen. neden diye?
herhangi bir yerden kanıt getiremem ama çektiğin paradan fazla ödüyorsun. buda faizdir..
Moderatöre Bildir   Logged

Kabrin arkası için çalışınız. Hakiki saadet ve lezzet ordadır.
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5751


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #2 : 10 Mart 2010, 08:47:43 »

gorunus itibariyle faiz olarak gorunmesede şuvarki eger kar ortaklıgıysa neden hiç zarar etmedi bubankalar yada parasını vadeli kar amaclı yatıranlar ve hiç emek sarf etmeden risk almadan paraya para katmak nedir ?Allah resulu(s.a.s)süpheli şeylerden uzak durun durun demeside buna en guzel ornektir şüphelidir şüpheli şeylerden uzak durmak mu!minlerin vazifesidir slm ve dua ile...
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5751


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #3 : 10 Mart 2010, 08:53:04 »

İLMİHALE AİT OLMAYAN TAMAMLAYICI KONULAR
MEVDUAT HESABI VE BORÇ ALMA İLE İLGİLİ DİĞER HÜKÜMLER
Bankalar üç kısımdır:

1) Özel banka: Sermayesini bir veya birkaç kişinin oluşturduğu banka.

2) Devlet bankası: Sermayesinin devlet mallarından oluştuğu banka.

3) Müşterek banka: Özel sermaye ile devlet sermayesinin ortaklaşa oluşturduğu banka.

1- Özel bankalardan, ödenirken fazla olarak ödenmesi şartıyla alınan borç, faiz ve haramdır. Biri bu şekilde borç alacak olursa, borç sahihtir. Ancak şart batıldır. Dolayısıyla bu şarta uymak için fazlalığı ödemek ve almak haramdır.

Faizden kurtulmak için birtakım yollar zikredilmiştir. Örneğin:

1) Borç alan şahıs, farazi olarak bir malı bankadan veya onun vekilinden, gerçek fiyatından yüzde on veya yirmi daha pahalıya satın alır veyahut herhangi bir malı gerçek fiyatından düşük bir değere bankaya satarsa; aynı zamanda bu muamelenin içinde her iki tarafın da üzerinde uzlaştığı bir meblağı, belirli bir süre için ona borç vermesini şart koşarsa; işte böyle bir durumda bankadan borç almanın caiz olduğunu ve faize girmediğini söylemişlerdir. Lakin bu mesele sakıncasız değildir. Farz ihtiyat gereği bundan kaçınmak gerekir.

Aynı mesele, borç vermek şartı ile yapılan hediye, kira ve sulh için de geçerlidir.

Aynı şekilde, bu hüküm, ödemesi gereken borcun süresini uzatması şartı ile yapılan, gerçek fiyatından düşük veya pahalı satış için de geçerlidir.

2) Borcu satışa çevirme durumu: Bankanın belirli bir meblağı, örneğin, bir milyar lirayı iki ay sonrası için bir milyar iki yüz milyon liraya satması gibi.

Gerçi bu, faize dayalı bir borç olmasa bile, böyle bir satışın sahih olması müşküldür.

Elbette banka belirli bir meblağı örneğin, bin lirayı iki aylığına veresiye olarak borcu alana satıp, onun karşılığını daha sonra başka bir para biriminden, bin iki yüz lira değerinde alabilir. O süre tamamlanınca, banka borçlusundan kararlaştırılmış para birimini, ya da onun lira karşılığını alabilir. Böylece paraların cinsi farklı olduğundan, haram olan faizden kaçınılmış olur.

Böyle bir muamele, birinci alışverişte bankanın malı tekrar nakit olarak gerçek değerinden düşük fiyata, veresiye olarak alması şartına dayandırılırsa veya muameleden önce şart koşar ve muameleyi o şarta bağlarsa sahih olmaz. Fakat böyle bir şart söz konusu olmazsa, sakıncası yoktur.

Şunu da söylemek gerekir ki; bütün bu yollar sahih olsa bile, banka muamelelerinde, alınan borcun günü gelip geçtiğinde, gecikme zammı olarak fazla para talep etmesi caiz değildir. Zira her ne kadar muamelenin zımni bir şartı olarak önceden kararlaştırılmış olsa bile, borçlunun gecikmesi durumunda ondan alınan kâr faizdir ve haramdır.

2- Devlet bankalarından, fazla ödeme önkoşulu ile borç almak caiz değildir. Çünkü bu faizdir. Ayrıca bu hususta herhangi bir şeyi rehin olarak bırakmak ve bırakmamak arasında fark yoktur.

Biri bu şartla devlet bankasından borç alırsa, hem borç hem de şartın her ikisi batıl olur. Çünkü banka kendi mallarının maliki olmadığından onları, borç alanın mülkiyetine geçiremez.

Bu müşkülden kurtulmak için, borcu alan kişi istediği meblağı bankadan sahibi bilinmeyen mal unvanıyla almalıdır. İhtiyaten bu işi yaparken müçtehitten izin almalıdır. Müçtehide müracaat edip onun iznini aldıktan sonra, o malda tasarruf edebilir. Bu konuda, daha sonra bankanın bu parayı ve kârını kesinlikle alacağını bilmenin herhangi bir sakıncası yoktur. Eğer banka alacağını isterse, onu ödemek de caizdir. Çünkü onu ödemekten kaçınılamaz.

3- Özel bankalara mevduat bırakmak -yani onlara borç vermek- kâr şart koşulmazsa, (yani borç bırakmayı, bankanın kâr ödemesi önkoşuluna bağlanmazsa) caizdir. Bu durumda banka kâr ödemediği halde, şahsın niyetinde kâr talebinin olması sakıncasızdır. Çünkü bir şeyi talep etmekle, şart koşmamak çelişmez. Aynı şekilde, talep etmemekle şart koşmak, çelişkili değildir. İnsan herhangi bir şeyi istediği halde şart koşmayabileceği gibi, şart koştuğu bir şeyi de istemeyebilir.

4- Özel bankalara mevduat bırakmak -yani onlara borç vermek- kâr ödemesi şartı koşulursa, caiz olmaz. Eğer biri böyle yaparsa mevduat bırakması sahih, ancak şartı batıldır. Banka kârı öderse ona malik olmaz. Ancak eğer bankanın maliklerinin -hatta şer’i olarak onların malikiyetinin olmadığını bilmesi durumunda bile- verilen kârda tasarrufta bulunmasına razı olduklarından emin olursa, onu kullanmasında sakınca yoktur; çoğunlukla da öyledir.

5- Devlet bankalarına mevduat bırakmak -onlara borç vermek manasında- kâr almak şartı olursa caiz değildir. O kâr, faizdir. Hatta bu tür bankalara mal vermek, kâr alınmazsa bile, şer’i açıdan o malı telef etmektir. Zira daha sonra bankadan geri aldığı meblağ, bankanın malı değildir, sahibi bilinmeyen mallardandır. Dolayısıyla insanın, yıl boyunca elde ettiği gelirler ve kazançlarını, humusunu ödemeden devlet bankalarına bırakması sakıncasız değildir. Zira o, ancak yıllık geçimini sağlamak hususunda bu malları kullanma hakkına sahiptir. Dolayısıyla onları telef etmesi caiz değildir. Eğer telef edecek olursa, onun humusunu sahiplerine ödemekle yükümlü olur.

6- Mevduat bırakma hususunda -açıklandığı gibi- vadeli hesapla vadesiz hesap arasında fark yoktur.

7- Müşterek bankalar -daha önce zikretmiştik- devlet bankaları ile aynı hükmü taşır. Onda bulunan mallar, sahibi bilinmeyen mal hükmündedir ve müçtehidin izni olmadan onları kullanmak caiz değildir.

8- Özel bankalar ve devlet bankalarına mevduat bırakma ve onlardan borç alma konusunda söylenenler, İslami bankalara ilişkin hükümleridir. Lakin sermayesi, malları muhterem sayılmayan kâfirlere ait olan bankalara kâr elde etmek amacı ile -ister özel banka olsun ister devlet bankası- mevduat bırakmak caizdir. Zira onlardan faiz almak caizdir. Ancak onlardan kâr önkoşulu ile borç almak haramdır. Bundan kurtulmak için onlardan alınan parayı borç adı ile değil de, ganimet unvanı ile almalıdır. Ayrıca kullanmak için müçtehitten izin almasına gerek yoktur. Her ne kadar daha sonra bunun kârı ile birlikte kendisinden alınacağını bilse de hüküm aynıdır.

Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5751


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #4 : 10 Mart 2010, 08:53:48 »

KREDİLER
Krediler iki çeşittir:

1) İthalat için alınan krediler: İthalat mallarını getirmek isteyen kişi bankaya müracaat eder ve kendisi için kredi açılmasını ister. Sonuçta banka ithal edilmiş malların senetlerini kredi sahibine teslim ederek istenilen meblağı malı ihraç edenin hesabına geçirir.

Yapılan muamele tamamlandıktan sonra ihracatçı ile yazışarak veya ülke içindeki vekili ile görüşerek malların miktar ve kalitesi ile ilgili bilgileri içeren dokümanı alır, onların bir kısmının karşılığı olan meblağı bankaya yatırır, banka da sonuçta senetleri alarak, ithal edilen malların ücretini satıcıya gönderir.

2- İhracat için alınan krediler: Bu kredinin yukarıdaki kredi türü ile sadece isim farkı vardır. O da şu ki: Krediyi alan kişi yurt dışına mal ihraç etmek istemektedir. Yurt dışındaki yabancı alıcı, onunla irtibat kurmak için bankada kredi hesabı açar. Buna göre banka da ihraç edilecek malların senetlerini alıcıya, yukarıda zikredilen aşamalardan sonra gerekli meblağı da ihracatçıya verir.

Sonuçta bu iki kredi türünün aslında birbirinden farkı yoktur. Kredi, -ister ithalat için olsun ister ihracat için- bankanın, müşterisine taahhüt ettiği bir borçtur. Yani satın alınmış malın değerini satıcıya, malın senetlerini de müşteriye teslim etmektir.

Bir başka kredi türü daha vardır. O da şu ki: İhracatçı çıkaracağı malların miktar ve kalitesini belirten bir listeyi, ithalatçı ile herhangi bir muameleye girmeden, bankaya veya onun ülkedeki şubesine gönderir. O kişi, listede sözü edilen malı almak istediği takdirde bankada kredi hesabı açmasını ister. Banka da malların senetlerini verip karşılığındaki meblağı alır.

9- Zahiren bankalarda zikredilen kredileri açtırmak caizdir.

10- Banka kredi sahibinden iki şekilde kâr elde eder:

1) Bankacılık hizmetlerinden ettiği kâr: Mesela, belli meblağı vermeyi taahhüt etmek, ihracatçı ile irtibat kurmak, malların senetlerini almak, onları alıcıya vermek ve vs. işler.

Bu tür kâr alımı caizdir. Zira cüâle akdine girer. Yani kredi sahibi, bu hizmetlerine karşılık bankaya belirli bir meblağı tahsis eder. Aynı zamanda -sahih olma şartlarını taşıdığı takdirde- bunu kira akdine de dahil etmek mümkündür.

2) Banka malın değerini müşterinin hesabından değil de kendi malından öderse, onu belirli bir müddete kadar müşteriden istememek karşılığında, ödediği meblağın tümünün belirli yüzdesinden, belirli bir kâr elde eder.

Bu tür kâr elde etmenin, şu şekilde sahih olabileceği söylenmiştir: Banka, kredi sahibine verdiği parayı borç olarak vermezse, borç akdi okunmadığından verilen para onun mülküne girmez ve böylece faiz söz konusu olmaz. Banka müşterinin isteği üzerine onu başka birine öder. Buna göre kredi sahibinin zamaneti (telef etme kaidesine göre) zarara uğratma sonucu doğan bir zamanettir. Dolayısıyla borç zamaneti olmadığından kâr almak da faiz olmaz.

Fakat kredi sahibinin, sadece bankaya olan borcunun aslına zamin olduğu açıktır. Dolayısıyla, bankanın ödeme konusunda ona verdiği müddet karşılığında, kâr alması faiz ve haramdır.

Elbette kredi sahibi borcunu ödeme karşılığında, bankadan taraf asıl borcu ve süre karşısındaki kârını -mesela iki aylık- cüâle yapabilirse, bu cüâle akdine gireceğinden muamelenin sahih olması kuvvetle muhtemeldir.

Yine bu muamelenin faizli olmasında kurtulmak ve kâr almayı sahih kılmak için onu alış-veriş akdine çevirmek de mümkündür. Çünkü banka malın fiyatını ihracatçıya yabancı parayla ödediğinden, o miktar yabancı parayı müşterinin zimmetine geçirip, ülkedeki yaygın olan paraya satmak mümkündür. Bu durumda, ödenen ve alınan cinsler farklı olduğu için, elde edilen kâr faiz olmaz.

Yukarıda açıklanan meselelerin tümü, özel bankanın, açılan hesapların muhatabı olması halindedir. Hâlbuki devlet bankası veya müşterek bankalarda, borç talipleri sahibi bilinmeyen maldan kredililerini ödedikleri için şer’i açıdan şahıs, bankaya borçlanmaz. Dolayısıyla asıl borcunu kârı ile birlikte ödemeyi taahhüt etmesi faiz kabilinden olmaz ve haram değildir.



YED’İ EMİN
Bazen banka ihracatçının malını ithalatçıya ulaştırmada aracılık yapar ve onu ithalatçının hesabında saklar. Şöyle ki; ihracatçı ile ithalatçı arasında mukavele imzalandıktan ve malın ücreti ödendikten sonra, malın ulaşması durumunda banka onun senetlerini ithalatçıya gönderir. Böylece malın ulaştığını ona bildiri. İthalatçının malı geç alması halinde, banka o malı, onun hesabında saklayarak buna karşılık belirli bir ücret tayin eder. Aynı şekilde eğer ihracatçı, ithalatçı ile herhangi bir anlaşma yapmadan bankaya mal gönderirse, banka gelen malın listesini muhtemel alıcılara gönderir. Eğer o malı hiç kimse almazsa banka onu saklaması karşılığında ihracatçıdan belirli bir ücret alabilir.

11- Bankanın herhangi bir malı saklaması, ihracatçı veya ithalatçının isteği ile olursa veya yapılan anlaşmanın zımnında olursa -her ne kadar söz konusu şart söylenmeden yerleşik olursa- o malı saklama karşılığında bankanın ücret alması caizdir. Aksi halde hiçbir şey hak etmez.



VAZGEÇİLMİŞ MALLARIN SATIŞI
Mal sahipleri, banka tarafından kendilerine tebliğ geldikten sonra, mallarını teslim almaz ve banka ücretini ödemezlerse, banka o malları satarak kendi hakkını alabilir.

12- Zikredilen durumda, banka için o malı satmak, diğerleri için de satın almak caiz olur. Çünkü bu tür hallerde, bankanın, mal sahipleri mallarını almaktan imtina ettiklerinde, onlardan taraf vekil olarak, söz konusu malları satıp kendi hakkını alması konusunda, açık veya yerleşik şart vardır.



BANKA KEFALETİ
Bazen kişi veya kişiler, ortak olarak bir devlet kurumu veya başka bir kurum karşısında okul, sağlık ocağı, ve köprü yapmak gibi belirli bir projeyi gerçekleştirmeyi taahhüt etmektedirler. Bu tür durumlarda kendisine proje sunulan taraf, projeyi sunan ve yapmayı taahhüt eden kişi veya kişilerden, belirlenmiş süre zarfında proje gerçekleşmezse zararlarının ödenmesi için, garanti isterler. Onların taahhütlerinden emin olmak için de, o proje hususunda kendilerinden kefil isterler. İşte burada taahhütte bulunan kişi, bankaya müracaat eder. Kefalet senetleri düzenleyerek belirlenmiş süre zarfında, müteahhit projesini gerçekleştirmediği ve zararı ödemediği taktirde banka zararı ödemeye kefil olur.

13- Bankanın müteahhit tarafından sunulan projenin arkasında durması ve kararlaştırılmış zaman zarfında gerçekleşmemesi durumunda, zarara kefil olması mali bir kefalettir.

Mali kefaletin zamanetle şu farkı vardır: Zamanette, kişinin zimmeti, zamin olduğu malın aynını üstlenir. Ona vefa etmeden ölürse mirası taksim edilmeden önce terekesinden alınır. Hal bu ki mali kefilin zimmeti kefil olduğu malın aynını üstelenmez, sadece onu ödemeyi üstelenir. Eğer onu ödemeden ölürse vasiyeti dışında terekesinden hiçbir şey alınmaz.

Kefalet akdi, kefilin taahhüt ve sorumluluk üstlenmesini gösteren her türlü hareket, söz ve yazıdan oluşan icabı ile lehine kefil olunanın rızasını belirten kabul ile gerçekleşir.

14- Banka, müteahhidin projesini gerçekleştireceğine dair kefil olması karşılığında, ondan belirli bir ücret alabilir. Buna cüâle kabilinden saymak mümkündür. Şöyle ki müteahhit kendisine kefil olması halinde banka için gelirli bir ücret tayin etmektedir. Bu durmada bankanın o meblağı alması da helal olur.

15- Eğer müteahhit kararlaştırılmış süre zarfında projesini gerçekleştiremezse öte yandan; iş verene belirlenmiş zararı ödemekten de imtina ederse, onun kefili olan banka iş verenin zararını ödedikten sonra, müteahhide başvurabilir. Zira bankanın kefaleti, müteahhidin şahsen talebi ile gerçekleşmiştir. Şu halde müteahhit taahhüdünün sonucu olarak bankanın uğrayacağı zararlara zamin olmuştur. Dolayısıyla, banka ona müracaat ederek uğradığı zararı talep edebilir.



HİSSE SATIŞLARI
Bazen hisse sahibi şirketler hisselerini satması için bankaları aracı etmekte, bankalar da belirli bir ücret karşılığında söz konusu şirketleri temsilen o hisseleri satışa çıkarmaktadır.

16- Banka ile böyle bir muameleye girmek caizdir. Çünkü bu ya kira veya cüâle sayılır. Şöyle ki; şirket bu işi yapması için belirli ücretle bankayı ecir tutmuştur. Ya da bankaya bu işi yapması halinde belirli bir ücret vereceğini taahhüt etmiştir. Her iki durumda da muamele sahih ve banka yaptığı işin karşılığında ücreti hak etmiştir.

17- Şirketlerin muameleleri haram olmazsa, bu tür hisselerin alım ve satımı sahihtir. Şarap alış verişinde veya faize dayalı diğer alışverişlerde olduğu gibi. Eğer böyle olursa bu tür şirketlerin hisselerini almak ve onlara şerik olmak caiz değildir.



TAHVİL SENETLERİ SATIŞI
Tahvil senetler; ilgili yasal kurumlar tarafından çıkarılmış belirli bir değeri, ismi, süresi olan ve isim değerinden daha ucuza satılan senetlerdir. İsim değeri 1000 lira olan bir senedi, nakit 950 liraya satmak örnek olarak gösterilebilir. Ancak gelecek yıl o senedi 1000 liraya alması şatı vardır. Bazen banka belirli bir ücret karşılığında bu senetleri satma sorumluluğunu üstlenir.

18- Bu muamele iki şekilde gerçekleşebilir:

1) Senedi çıkaran, gerçekte onu satın alandan 950 lira (yukarıdaki örneği göz önünde bulundurursak) borç alır ve belirlenmiş süre dolduğunda senedi satın alana 1000 lira iade ederse; 950 lira asıl borç, 50 lira da fazlalık olduğundan bu faiz olur ve haramdır.

2) Senedi çıkaran, belli bir süre sonra ödenecek olan 1000 lira değerindeki senedi, nakit olarak 950 liraya satması halinde; bu işlem gerçi faize dayalı bir borç değil ancak, -daha önce de belirtildiği gibi böyle bir muamele- sakıncalıdır. Sonuçta resmi kurumlar tarafından düzenlenmiş olan söz konusu senetlerle yapılan muameleyi sahih saymak mümkün değildir.

19- Bankaların bu tür senetlerin alım satımıyla ilgilenmesi caiz olmadığı gibi, bu iş karşısında ücret almaları da caiz değildir.



İÇ VE DIŞ HAVALELER
20- Fıkıh ıstılahında havale, havale verenin zimmetindeki borcun havale edilenin zimmetine intikali demektir. Lakin burada daha genel bir anlamda kullanılmıştır. Banka havalelerinden bir takım örnekler aşağıda açıklanmıştır.

1) Banka, müşterisi için havale çıkarmak karşılığında, bir meblağı kendisinin içerideki veya dışarıdaki şubesinden müşterinin hesabına (eğer bankada hesabı varsa) aktararak bu işlem karşılığında belirli bir ücret alması zahiren caizdir. Zira bankanın başka bir bankada müşteriye olan borcunu ödememe hakkı vardır. Şu halde bankanın kendi hakkından vazgeçerek, başka bir yerde müşteriye borcunu ödemesi karşılığında ücret alması caizdir.

2) Banka bir şahıs için havale çıkartır, buna karşılık o şahıs belirli meblağı (müşterinin hesabının olmadığı) içerideki veya dışarıdaki bir bankadan borç olarak alırsa; banka, bu işin karşılığında ücret alabilir. Bankanın böyle bir havale çıkarma karşısında ücret alması, zahiren caizdir. Çünkü gerçekte birinci banka ikinci bankayı söz konusu şahsa, o bankada bulunan birinci bankaya ait mallardan borç vermesi için vekil etmiştir. Buna karşılık zahmet hakkı almaktadır. Bu yapılan, iş karşılığında zahmet hakkı almaktır. Sadece borç vermek olmadığı için de haram olmaz. Borç verme konusunda, birini vekil etme karşılığında, alınan meblağ kabilindendir. Dolayısıyla ücret ödemek verilen borç ile alakalı değildir. Ücret borç vermesi için vekil tutma karşılığında alındığından sakıncasızdır.

Eğer söz konusu meblağ döviz cinsinden olursa banka için başka bir hak oluşur. O da şu ki; borçlunun zimmeti havalede söz konusu olan dövizi ödemek durumunda ve zorundadır. Dolayısıyla banka bu hakkından vazgeçer ve borçlunun o parayı ülkedeki yaygın para cinsinden ödemeği kabul ederse; hakkından vazgeçmesi karşılığı belli bir meblağ alması caiz olur. Aynı şekilde onu fazlası ile birlikte ülkedeki yaygın olan paraya çevirebilir.

3) Şahıs belirli bir meblağı mesela Ankara’daki bir bankaya bırakır ve aldığı bir havale ile aynı meblağı (ya da onun karşılığını) İstanbul’daki bir bankadan veyahut dışındaki bir bankadan almak isterse, banka bu hizmeti karşısında ücret alabilir. Bu iki şekilde olabilir:

a) Şahıs ülkede mütedavil olan para cinsinden bir meblağı bankaya döviz cinsinden bir meblağa karşılık kendi parasının değerine satar. Havale alması karşılığında ve diğer banka hizmetlerine karşılık da belli bir ücret öder. Bunun herhangi bir sakıncası yoktur. Benzeri hüküm daha önce zikredildi.

b) Şahıs belli bir meblağı bankaya borç olarak bırakır, buna karşılık içerde veya dışarıda ki başka bir bankaya havale etme durumunda havale ücreti ödememeyi şart koşarsa sakıncalıdır. Burada ki sakınca şundan ibarettir: Havale çıkarmak mali değeri olan saygın bir iştir. Borç verenin borç alana bu işi yapmayı şart koşması, mali değeri olan bir şeyi şart koşması kabilindendir. Bu da şer’i açıdan haramdır. Ancak özel naslardan anlaşıldığı kadarı ile borcu veren alacağını istediği bir yerde almayı borcu alana şart koşabilir. Dolayısıyla, havaleyi de şart koşabilir. Eğer bu şart bedava ve karşılıksız caiz ise, belirli bir ücreti olan iş karşılığında daha da uygun olur.

4) Bir şahıs, mesela Ankara’daki bir bankadan belirli bir meblağı alır ve karşılığında, ödediği paranın karşılığı içerideki veya dışarıdaki bir bankadan alsın diye bankaya havale verirse; banka, bu havaleyi kabul ettiği taktirde ücret alır. Bunun iki şekli vardır:

a) Banka, şâhısa ülkedeki yaygın para cinsinden belirli bir meblağı döviz değerinden ve zahmet hakkı karşılığında satar, müşteri de bankayı, ücreti alması için başka bir bankaya havale ederse, bu caizdir.

b) Banka şâhısa belirli bir meblağı borç olarak verir, onun borcunu başkasının zimmetine intikal ettirerek farklı bir yerde o meblağı almasını sağlarsa, bunun karşılığında da belirli bir el emeği ücreti şart koşarsa, bu faiz olur. Zira bu, her ne kadar havale verme karşılığında olsa bile, borcun üzerine fazlalığı almayı şart koşma, kabilindendir.

Elbette eğer bu ön koşulsuz olursa, şöyle ki; önce şahıs bankadan belirli bir meblağı borç alır, ardından kendi borcunu ödemek için alacaklı olan bankayı, başka bir bankaya havale derse, banka da bu havale karşılığında zahmet hakkı isterse, bu durumda onu ödemek caizdir. Çünkü banka kendisinden alınan borcun başka bir bankaya intikal edilmesini kabul etmeme ve borcu alan şahısın şartına uymama hakkına sahiptir. Dolaysıyla bu hakkından vazgeçtiği için belirli bir ücret alması caizdir. Bu, alacaklının alacağı meblağın süresini uzatması karşılığında, aldığı ücret kabilinden olmadığı için, faiz değildir. Banka bu ücreti, söz konusu meblağı başkasının zimmetine geçirip, başka bir yerden alması karşılığında istediğinden, bunun sakıncası yoktur.

21- Bazen bir havale iki havaleyi içerebilir. Mesela, borçlu kendisinden alacaklı olanın ismine bir çek çıkarır ve onu bankaya havale eder, banka da, alacaklı söz konusu meblağı alabilsin diye, çekte yazılı olan meblağı alacaklının şehrindeki şubesine veya başka bir bankaya gönderir. Burada gerçekte iki havale ile karşı karşıyayız:

a) Bu havalede, borçlu alacaklısını bankaya havale eder. Böylece banka o şâhısa borçlanmış olur ve banka alacaklıyı kendi şubelerinden birine veya başka bir bankaya söz konusu meblağı alması için gönderir.

Birinci havalede bankanın rolü, havaleyi kabul etmek ikincisinde ise, havale çıkarmaktır. Her iki havale de şer’i açıdan sahihtir. Lakin bankanın kendi şubesine havale etmesi, havale veren bankanın zimmeti ile aynı olursa, fıkhı deyimle ona havale denilmez. Çünkü onda borcun intikali gerçekleşmemiştir. Gerçekte banka kendi vekilinden belirli bir şahsın alacağını belirli bir yerde ödemesini istemiştir.

Her ne şekilde olursa olsun, yukarıda belirtilmiş olan işler karşılığında, hatta bankada hesabı olan kişiden bile, bankanın el emeği ücreti alması caizdir. Zira bu havale borçlu birine havale temek kabilindendir. Kabul etmeme hakkına sahiptir. Fakat bu hakkından vazgeçmesi ve kabul etmesi halinde ücret alması caiz olur.

22- Havalenin kısımları ve hükümleri hakkında belirtilenler, şahıslara havale etmek durumunda da aynı şekilde geçerli olur. Şöyle ki; şahıs belirli bir meblağı birine ödeyerek ondan başka bir şehir için havale alabilir. Buna karşılık da ücret alabilir. Yahut birinden belirli bir meblağı alır ve onu başka bir şâhısa havale ederse, bunun karşılığında ücret alabilir.

23- Geçen meselelerde, borçlunun şahsına veya başka birine havale yapılması arasında hiç fark yoktur. Birinciye örnek olarak havale edildiği şahsın yanında mali bir hesabı vardır; ikinciye örnek mali hesabı yoktur.


Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5751


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #5 : 10 Mart 2010, 08:54:26 »

BANKA ÖDÜLLERİ
Bazen bankalar kendi mevduat sahipleri arasında, onları daha fazla mevduat bırakmaya teşvik etmek için kura çeker. Kurada ismi çıkanlara ödüller verir.

24- Acaba bankanın yaptığı bu iş caiz midir? Bu konuyu biraz açmak gerekmektedir.

Mevduat sahipler mevduat bırakmayı kura çekilişi şartına bağlamazlarsa; bankalar sadece onları ve diğerlerini daha fazla mevduat bırakmaları için teşvik amacıyla bu işi organize ederse, caizdir ve kazananların ödüllerini almaları da caizdir. Fakat bankalar devlete ait veya müşterek ise ihtiyat gereği alınan ödülleri sahibi bilinmeyen mal olarak saymalı, dolayısıyla onları alıp tasarruf etme hususunda müçtehitten izin almalıdır. Banka özel banka olursa, ondan ödül almak ve onu kullanmak caizdir. Müçtehitten izin almaya da gerek yoktur.

Lakin eğer mevduat sahipleri mevduat bırakmalarını banka ile aralarında geçen akdin zımnında veya başka bir şekilde kura çekilmesi şartına bağlayacak olurlarsa, banka da bu şartı gerçekleştirmek amacıyla kura çekecek olursa, bu caiz olmaz. Aynı şekilde kurada ismi çıkan şahsın verilen ödülü alması söz konusu şarta ulaşmak için olursa, caiz değildir. Şartı mülahaza etmezse, ödülü alması caiz olur.



SENET ULAŞTIRMA
Banka hizmetlerinden biri de kendi müşterisini temsilen senet ulaştırma işlemidir. Şöyle ki; senedin tarihi gelmeden banka, karşılığını ödemek için kendisini hazırlasın diye, onu imzalayana tarih ve meblağını bildirir. Senedin karşılığı bankaya ulaşınca da onu müşterisinin hesabına geçirir. Veya nakit olarak ona öder. Banka bu hizmet karşılığında ücret alır. Aynı şekilde banka kendi müşterisini temsilen onun bulunduğu şehirden veya başka bir şehirden çek alır. Çekin hamilinin bizzat kendisinin çeki almak istemediği durumlarda da onu temsilen çeki alır. Bu hizmet karşılığında da ücret alır.

25- Senet almak ve karşılığında ücret almak birkaç şekilde olur:

1) Senet kullanan şahıs onu havale edilen banka dışında bir bankaya verir, ödediği belirli ücret karşılığında senetteki meblağı almayı ister.

Zahiren bankanın sadece senedi alması şatıyla, bu hizmet karşılığında aldığı ücret caizdir. Lakin onun faize dayalı kârını almak caiz değildir. Fıkıh açısından burada alınan ücreti cüâle saymak mümkündür. Zira bununla birlikte, alacaklı banka yoluyla alacağına ulaşmak ister.

2) Senetten faydalanan şahıs onu havale edilen bankaya gösterir. Lakin banka onu imzalayana borçlu değildir. Yahut kendisine havale edilen paranın haricinde başka bir para birimi ödemeye borçlu değildir. Bu durumda banka söz konusu havaleyi kabul etme karşılığında -birinci meseledeki şartla- ücret alabilir. Zira bankanın, borçlu olmadığı birinin havalesini kabul etmesi veya borcunu havale ile kendisine ulaşan paranın dışında başka bir para cinsine çevirmesi vacip değildir. Dolayısıyla bankanın bu hakkından vazgeçmesi ve hizmet karşılığında ücret alması sakıncasızdır.

3) Senedi imzalamış olan şahıs, bankada bulunan hesabı ile bunun ödeneceğinden hareketle, süresi geldiğinde hesabından kesilerek, senet sahibinin hesabına aktarılsın veya nakit olarak ona ödensin diye, onu bankaya havale eder. Burada senedi imzalayan şahıs, kendisinden alacaklı olan kişiyi, kendisine borçlu olan bankaya havale etmiştir. Dolayısıyla bu borçluya havale etmek kabilindendir. Kendisine havale edilen banka bu durumda havaleyi kabul etmek zorundadır. Eğer banka bunu kabul etmezse geçerli olmaz. Dolayısıyla bankanın bu havale karşılığında ve havale edenin borcunu ödemesine karşılık, ücret alması caizdir.



DÖVİZ ALIM SATIMI
Bankaların yaptığı işlerden biri de döviz alım satımıdır. Bankalar müşterilerinin özellikle de dışarıdan mal ithal edenlerin, dövize olan ihtiyaçlarını temin etmek için, yeterli ölçüde döviz bulundurmak amacı ile, onun alış verişini yapar ve bu arada alış ve satış arasındaki fiyat farkından kâr elde eder.

26- Döviz alım satımı ister piyasa fiyatına olsun ister daha ucuz veya pahalı sahihtir.



HESABINDAN FAZLA ALMAK
Bankada cari hesabı olan herkes -mevduatından fazla olmayacak şekilde- istediği miktarı alabilir.

Bazen banka bazı hesap sahiplerine olan güveninden dolayı hesaplarındaki miktardan daha fazlasını almalarına izin verir. Buna, hesabından fazla almak denir. Bunun karşılığında banka kendisi için belirli bir kâr öngörür.

27- Fazla almak, aslında kâr ödeme şartıyla bankadan alınan borçtur. Neticede, faize dayalı bir borç olduğundan haramdır. Bankanın fazlalık çekmek karşılığında istediği meblağ faiz olan kârlar türündendir ve haramdır.

Elbette eğer banka devlete ait veya müşterek olursa, ondan borç olarak değil de -ikinci meselede geçtiği gibi- sahibi bilinmeyen mal olarak çekmenin sakıncası yoktur.



ÇEK-SENET KIRDIRMA
Alışverişin borç ile birtakım farklılıkları vardır.

1) Alış veriş bir şeyi herhangi bir şeye karşılık tarafın mülküne geçirmektir. Hâlbuki borç; ödeme taahhüdü karşılığında belirli bir malı birinin mülküne geçirmektir. O mal misli ise misli olarak verilmesi, kiymi ise kıymetinin ödenmesi şarttır.

2) Faizli alışveriş temelde batıldır. Oysa faizli borç böyle değildir. Borcun aslı sahihtir, sadece şart koşulan fazlalık batıldır.

3) Borçta şart koşulan her türlü fazlalık faizdir ve haramdır. Tam aksine alışveriş ölçü ve ağırlık birimiyle yapıldığı zaman fazlalık aynı cinsten olursa, mutlak olarak haramdır. Ancak cinsler farklı olursa veya ölçü ve ağırlık birimiyle satılan türden olmaz ve yapılan muamele nakit olarak gerçekleşirse, alınan fazlalık faiz olmaz ve muamele sahih olur. Lakin eğer muamele süreli olursa mesela, 100 yumurtayı daha sonra alacağı 110 yumurtaya satarsa veya 20 kg pirinci bir ay sonra alacağı 40 kilo buğday karşılığında satacak olursa, böyle bir muamelenin faizli olmaması müşküldür. Farz ihtiyat gereği böyle bir muameleden sakınılmalıdır.

Banknotlar sayılı nitelikte olduğundan onların farklı cinsten olmaları durumunda satışı ve değiştirilmesi -her ne kadar fazlasına ve eksiğine olsa bile- ister nakit olsun, ister veresiye caizdir. Lakin eğer aynı cinsten olurlarsa onları fazlasına satmak ancak muamele nakit olduğunda caizdir. Fakat daha önce geçtiği gibi, onları veresiye satmak sakıncasız değildir.

Bu durumda mesela, on Irak dinarı alacağı olan birisi, alacağını daha az bir fiyata mesela 9 Irak dinarına nakit olarak satabilir. Aynı şekilde onu başka cinsten bir paraya daha az bir fiyata nakit ve veresiye satması ( mesela 9 Ürdün dinarına) caizdir.

Çarşı esnafı arasında yaygın olan senetlerin, banknot gibi mali bir itibarı yoktur. Bu senetler sadece borç ispat etmeğe yarar. Üzerinde kayıtlı olan meblağın, imza edenin zimmetinde olduğunu ve ismine senedin düzenlendiği şahsa vermekle yükümlü olduğunu belirtir. Dolayısıyla bu muamelelerin onlar üzerinde bir cereyanı yoktur. Aksine bu senetlerin belirttiği mallar üzerinde cereyanı söz konusudur. Aynı şekilde eğer müşteri satıcıya bir berat veya senet verirse cinsin kıymetini ödememiştir. Dolayısıyla eğer o senet kayıp olur veya satıcının yanında telef olursa, onun malından telef olmuş ve müşterinin zimmeti kurtulmuş sayılmaz. Fakat cinsin değerinden bir kısmını banknotla ödemişse ve o banknot satıcının yanında telef olursa, satıcının malından telef olmuş sayılır.

28- Senetler iki kısımdır.

1) Gerçek borcu yansıtır nitelikte olan senetlerdir. Şöyle ki onu imzalayan, adına senet düzenlenmiş olan kişiye borçludur.

2) Gerçek borcu yansıtmayan suri senetler.

Birinci kısımda alacağı olan şahıs borçlunun zimmetindeki süreli alacağını nakit olarak daha düşük bir fiyata satabilir. Mesela, 100 lira alacağını nakit olarak 90 liraya satabilir. Elbette süresi olan bir şeye karşılık satamaz. Çünkü bu borcu borca satmak olur. Daha sonra banka veya başka biri borçludan (senedi imzalayandan) vakti geldiğinde senedin karşılığını alır.

Ama ikinci kısma gelince surî alacaklının senedi satması caiz değildir. Çünkü gerçekte bir borç olmadığından senedi imzalayanın zimmetinde bir şey yoktur. Sırf indirim için düzenlenmiştir. Halk arasında hatır çeki olarak tanınmaktadır.

Bununla birlikte ondaki indirim başka bir şekilde meşru bilinebilir. Şöyle ki; senedin değerini imzalayanın zimmetinde başka bir para ve değerinden daha düşük bir kıymete satsın diye, senedi imzalayan şahıs ondan faydalananı vekil eder. Mesela, eğer senet 50 Irak dinarı, gerçek değeri ise 1500 lira olursa, senedi kullanan şahıs 50 dinarı imzalayanın zimmetindekini vekâleten 1000 liraya satabilir. Muameleden sonra senedi imzalayanın zimmeti 50 dinar borçlanır. İmza edenin mülkü olan 1000 lirayı, senetten faydalanan kişi alır. Daha sonra senetten faydalanan şahıs, 1000 lirayı imza sahibinden vekâleten, kendisine zimmetindeki 50 dinarın karşılığında satar. Sonuçta imza edene karşı onun zimmeti, imzalanmış senedin değeri olan 50 dinar ölçüsünde, bankaya borçlu olur.

Lakin bu yolun yararı oldukça azdır. Çünkü sadece indirimin yabancı para ile gerçekleştiği yerde faydası varıdır. Fakat ülkede kullanılan para hususunda hiçbir etkisi yoktur. Zira alışveriş olarak bunu sahih saymak -sayılabilir şeylerin fazlalık şartı ile alışverişi konusunda geçen sakıncayı göz önünde bulundurunca- mümkün değildir.

Ama surî senedin kıymetinin bankada borç unvanı ile kırdırmak caiz değildir. Şöyle ki; borcu alan ve senedi kullanan kişi senedin isim değerinden daha az bir meblağı bankadan borç olarak alırsa, sonra da bankayı senedi imzalayana -borçlu olmadığı halde- onun tam değerini almak üzere havale ederse, bu faiz olur ve haramdır. Zira bankanın senedin değerini kırmakla ilgili şartı, aslında fazla almayı şart koşmasıdır. Bu ise haramdır. Her ne kadar fazlalık süre tanıma karşılığında olmayıp, bankacılıkla ilgili yapılan bir takım işlemler (mesela, alacağını kaydetmek ve almak gibi) olsa da hüküm aynıdır. Çünkü borcu verenin kendi lehine mali bir çıkar sağlayacak bir şartı, borcu alanın karşısına sürmesi caiz değildir.

Yukarıdaki hüküm özel bankalar hakkındadır. Devlete ait ya da müşterek bankalara gelince: Faizden kurtulmak için şu şekilde hareket edilebilir: Senetten yararlanan şahıs senedi kırdırırken onu satmayı veya borç vermeği niyet etmemeli, niyeti, sahibi bilinmeyen malı eline geçirmek olmalıdır. Bu durumda ihtiyat gereği müçtehitten izin alınmalıdır. Onu kullanmanın sahih olabilmesi için, daha sonra müctehide müracaat etmelidir. Süre sona erdiğinde, banka senedi imzalayanı, onun değerini ödemeye mecbur ettiği zaman, imza eden şahıs ödediğinin bedelini, eğer onun isteği ile senedi imzalamışsa, senetten faydalanan şahıstan talep edebilir.

Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5751


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #6 : 10 Mart 2010, 08:54:57 »

BANKADA ÇALIŞMA
Banka işlemleri iki çeşittir:

1) Haram olan işlemler: Örneğin, faizli muamelelerde icra edici rolü üstlenmek, onları kayıt altına almak, resmi olarak tanıklık yapmak, alıcıların lehine faizli kârı almak vs. işlemlerdir. Aynı şekilde faizli muamele yapan şirketlerin işlemleri ile ilgili çalışmaları veya şarap yapan fabrikaların finans işleri buna örnek verilebilir. Bankanın, onların hissesini satması ve onlara kredi açması haram işlemlerdir.

Bu işlemlerin tümü haramdır. Bu bölümde çalışmak da caiz değildir. Bu bölümde çalışmakla herhangi bir ücret hak etmez.

2) Caiz banka işlemleri: Yukarıda belirtilenlerin dışındaki bankacılık hizmetleri caizdir. Bu bölümde çalışan kişinin çalışması karşısında aldığı ücret de caizdir.

29- Faizli bir muamelede fazlalığı ödeyen kâfir ise, onun malı muhterem değildir. İster banka yabancı olsun ister başka biri, bu durumda daha önce de belirtildiği gibi, bu fazlalığı almak Müslüman biri için caizdir. Dolayısıyla banka da böyle bir faizle ilgili işlemleri yürüten bölümde çalışmak caizdir.

30- İslam ülkelerindeki devlete ait veya müşterek bankalarda bulunan mallar, sahibi bilinmeyen mal hükmünde olduğundan, müctehide müracaat etmeden onların üzerinde tasarrufta bulunmak caiz değildir. Şu halde bu tür bankalarda çalışmak ve şer’i hâkime müracaat etmeksizin, orada mallarını kullandıran müşterilerin mallarını almak ve ödemekle ilgili işlemlerin yağılmasını gerektiren tasarruflar sakıncalıdır.

31- Cüâle, kira, havale ve İslam ülkesindeki devlet bankasında yaygın olan diğer işlemlerin müctehidin iznine ihtiyacı yoktur. Müctehidin izni olmadan da bu tür muameleler sahihtir.



SİGORTA ANLAŞMASI
Sigorta, sigorta yapan ile sigorta olan arasında yapılan bir anlaşmadır. Bu anlaşmaya göre sigorta olan kişi aylık veya yıllık veyahut bir defaya mahsus belirli bir meblağı sigorta yapana ödemeyi taahhüt eder. Bunun mukabilinde sigortayı yapan kişi (sigortacı) sigortaya veya anlaşmada belirtilmiş olan üçüncü bir kişiye karşı, başına herhangi bir hadise geldiğinde veya sigorta anlaşmasında açıkça belirtilmiş bir zarara uğradığında, belirli bir meblağı, sabit bir ödemeyi veya başka bir mal vermeyi taahhüt eder.

32- Değişik sigorta çeşitleri vardır:

1) Ölüm, hastalık veya başka hadiselere karşı kişileri sigortalama.

2) Yangın, boğulma, hırsızlık vs. hadiselere karşı malları sigortalama. Örneğin, otomobil, uçak ve gemi sigortası gibi.

Sigortanın başka kısımları da vardır. Onların hükümleri zikredilen kısımlardan farklı olmadığı için, hepsini burada zikretmeye gerek yoktur.

33- Sigorta anlaşmasının birkaç rüknü vardır:

1 ve 2) İcap ve kabul: sigortalı ve sigortacı tarafından icap ve kabulü belirten her söz, yazı ve benzeri şey.

3) İster şahıs olsun ister mal, sigortalanan şeyin belirlenmesi.

4) Sigorta süresinin başlangıç ve sonunun belirlenmesi

34- Sigorta anlaşmasında tehlike ve zarar faktörünü, örneğin yangın, hırsızlık, boğulma, hastalık, ölüm vs. aynı şekilde aylık veya yıllık sigorta taksitlerini -eğer taksitle ödemiyorsa- belirlemek gerekir.

35- Sigorta anlaşmasında taraflarda ergenlik akıl, kasıt, irade ve mahcur olmamak (akli dengesizliği veya iflas etmiş olması yüzünden malında tasarruf hakkı bulunmamak) şattır. Eğer taraflardan biri ergenlik çağına ulaşmamışsa, deli ise, mecbur bırakılmışsa veya meçhul ise veyahut ciddi bir kasıt olmamışsa, anlaşma sahih değildir.

36- Sigorta anlaşması, uyulması gerekli anlaşmalardan olduğu için, ancak her iki tarafın rızası ile bozulabilir. Elbette eğer anlaşma anında sigortalının, sigortacının veya her ikisinin feshetme hakkını şart koşarlarsa, o şart uyarınca anlaşmayı bozmak caiz değildir.

37- Eğer sigortacı taahhütlerine amel etmezse, sigortalı -müctehide veya başka birine müracaat ederek- onu, taahhütlerini yerine getirmeye zorlayabilir. Aynı şekilde anlaşmayı da bozarak, sigorta ücreti olarak ödediği meblağın iade edilmesini isteyebilir.

38- Sigorta anlaşmasında sigortalının belirli bir meblağı taksitle ödemesi belirtilmişse, bununla birlikte taahhüdünü gerek belirlenen miktar, gerekse zaman konusunda yerine getirmezse, sigortacıya sigortalının herhangi bir hadise ve belirli bir zarara uğraması durumunda taahhüdünü yerine getirmesi vacip olmaz. Bu durumda sigortalı da yatırdığı sigorta ücretinin kendisine iade edilmesini isteyemez.

39- Sigortada özel bir sürenin olması şart değildir. Süre konusu tarafların, yani sigortalı ile sigortalı arasında yapılan anlaşmada belirlenir.

40- Eğer bir gurup insan kendilerine ait ortak bir maldan sağladıkları sermaye ile bir şirket oluştururlar ve onların her biri şirket anlaşmasının zımninde kendisi veya malının başına her hangi bir hadise geldiğinde -tabi ki bu hadisenin ne olduğu da belirtilmelidir- diğer ortakların ortaya çıkan hasarı telafi etmelerini şart koşarsa, bu anlaşma devam ettiği sürece şirketin, meydana gelebilecek zararları kendi sermayesinden veya elde ettiği kârdan telafi etmesi ve bu şarta uyması vacip olur.



HAVA PARASI
Esnaf arasında yaygın olan muamelelerden biri de, hava parası veya öncelik hakkıdır. Kiracının kiralayıp tasarrufta bulunduğu bir mekân, iki tarafın anlaşması ile belirli bir meblağ karşılığında diğerine bırakması veya mülkün sahibinin belirli bir meblağı alma karşılığında kira müddeti dolduktan sonra kiracıyı, kiraladığı mekândan çıkarması veya kira ücretini artırmaktan sakınması bu türdendir.

41- Dükkân ve mağaza gibi herhangi bir yeri kiralamak, kiracı için ekstradan bir hak meydana getirmez. Dolayısıyla kira müddeti dolduktan sonra mülk sahibinin mülkünden tasarruf etmesine, orayı boşaltmasına veya kira fiyatını arttırmasına engel olamaz. Aynı şekilde kiracının çok uzun bir süre bir mekânda kalması, bu vesileyle o mekânın önem ve değer kazanması, ona orada kalma hakkı doğurmaz. Kira süresi bittikten sonra orayı boşaltıp sahibine teslim etmesi gerekir.

Eğer kiracı, mülk sahibinin oradan kendisini çıkarmasına ya da ücreti arttırmasına engel olan devlet kanunu arkasına alarak, söz konusu mekânı boşaltmaz veya kirayı arttırmazsa, yaptığı iş haramdır. Oradaki tasarrufu ise, mülk sahibinin rızası dışında gerçekleştiği için gasp sayılır. Mekânı boşaltmak karşılığında alacağı ücret ise haramdır.

42- Eğer mülk sahibi bir yeri bir yıllığına, mesela, on bin lira karşılığında kiraya verirse, buna ek olarak elli bin lira daha alır ve anlaşmanın zımninde kira fiyatını artırmadan her yıl bu para ile uzatacağını veya aynı ölçüde kiracının mekânı devredeceği kişiye (kinci kiracıya) kiraya vereceğini şart koşmuşsa, bu durumda kiracı malike nakit olarak ödediğinin aynı fiyatına ya da daha fazlasına veyahut daha az bir meblağ karşılığında önceden aralarında geçen şarta uygun olarak hakkını başka birine devredebilir.

43- Eğer malik yerini herhangi bir şahsa belirli bir süre için kiraya verirse, anlaşmanın içeriğinde -zikrettiği bir meblağ karşılığında veya hiçbir şey almadan- kira müddeti dolduktan sonra onun kira süresini her yıl birinci yıldan olduğu gibi veya her yılın normal piyasasına uygun bir şekilde uzatacağını kendisine şart koşarsa, bununla birlikte başka biri kiracıya sadece o mekânı boşaltması için belirli bir meblağ verirse -orada kalma hakkı ortadan kalkacağı için mekân boşaltıldıktan sonra malik istediği şekilde kiraya versin diye bu işi yaparsa- bu durumda kiracı anlaşılan meblağı alabilir. Bu hava parası sadece mekânı boşaltması karşılığındadır. Kiracının tasarruf hakkını ikinci bir şâhısa intikal karşılığında değil.

44- Melikin anlaşma zimmînde kendisi için koştuğu şartı yerine getirmesi vaciptir. Dolayısıyla 42. meseleyi dikkate aldığımızda, malik kiracıya veya lehine kiracının çekildiği şâhısa, kira ücretini artırmadan kiraya vermelidir. Aynı şekilde 43. meseleyi göz önünde bulundurduğumuzda, malikin kiracının istediği zamana kadar, aynı kira ücreti veya piyasada normal olan ücretle (belirttiği şartla) mekânda kalması için kira süresini uzatması vaciptir.

Eğer malik şartını yerine getirmez, kira süresini uzatmazsa, şer’i hâkime veya başka bir mercie müracaat ederek, onu, şartını yerine getirmek zorunda bırakabilir. Lakin her ne sebeple olursa olsun, onu, şartını yerine getirme zorunda bırakmazsa, malikin izni olmadan mekanda tasarrufta bulunması caiz değildir.

45- Kira anlaşmasındaki şart 42. ve 43. meselelerde farz edildiği gibi, fiil şartı şeklinde değil de netice şartı tarzında, yani kirayı uzatma şartı şeklinde olursa, şöyle ki; kiracı kendisinin doğrudan veya birinin aracılığı ile yıllık belirli bir meblağı veya piyasada normal olan ücreti ödeme karşılığında mekândan yararlanma hakkını şart koşarsa bu durumda kiracı -yahut kiracının belirlediği başka biri- mekanı kullanma hakkına sahip olur. Hatta bu hususta malikin iznine gerek kalmaz. Malik sadece üzerinde anlaşılmış olan ücreti talep edebilir.



Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
Suanur
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 172


« Yanıtla #7 : 12 Mart 2010, 09:30:26 »

Hımm tamam sağolun bi hocaya da danışmıştım zaten,hepsi aynı kapıya çıkıyor dedi.Sanırım öyle.Güya dini banka diye kandırıyoruz kendimizi.Kapatırız hesabı olur biter.Teşekkürler Allah razı olsun.
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
İnsanların Hesap için Toplanmaları Tevhid Ve Akaid MERXAS 3 114 Son Mesaj 18 Ekim 2009, 07:46:30
Gönderen: MERXAS
Hesap günü Dua penceresi kudus 0 114 Son Mesaj 27 Ekim 2009, 22:25:35
Gönderen: kudus
SenKapıyı tıkla Açmak içerdekinin işidir İslami Hayat Tarzı _uMuT_ 9 552 Son Mesaj 07 Aralık 2009, 20:13:18
Gönderen: HabiR
Ayet ve Hadislerle ahirette hesap... İslami Hayat Tarzı MERXAS 0 152 Son Mesaj 09 Ocak 2010, 09:04:56
Gönderen: MERXAS
Orucu Ölüm ile Açmak Serbest Bölüm Âl-i İmran 3 198 Son Mesaj 29 Ağustos 2010, 20:51:07
Gönderen: Âl-i İmran
halı saha açmak Fıkıh Köşesi 3RK4N 2 1034 Son Mesaj 24 Şubat 2011, 18:03:19
Gönderen: cebelinur
KAPIYI İÇERDEN AÇMAK Öykü - Hikaye ve Kıssalar cebelinur 2 200 Son Mesaj 06 Ocak 2012, 17:32:53
Gönderen: cebelinur