0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: YALNIZ Allah'TAN YARDIM İSTEMEK VE RABITA  (Okunma Sayısı 493 defa)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« : 21 Mart 2011, 14:17:53 »


Ebu Bekr es-Sıddık (r.a)'den şöyle rivayet edilmiştir:

«Hicrette, Rasulullah ile beraber mağarada bulundum.

Bir ara başımı kaldırdım ve Kureyş casuslarının ayaklarını gördüm. Bunun üzerine:

«Ya RasulAllah! Bunlardan birkaçı gözünü aşağı eğse, bizi görür» dedim. Rasulullah:

«Sus ya Eba Bekr! İki yoldaş ki, onların üçüncüsü Allah'tır» buyurdu.

(Buhari-Müslim)
   
     
  HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ

1 -Bazı tarikat ehli bu hadisi rabıta hususunda dayanak alıp müridin korku ve sıkıntılı anlarında, şeyhini düşünüp onun bu sıkıntıyı veya korkuyu giderme hususunda yegane merci tanınmasına delil getirdiler. Bu sebeple herkesin mutlaka bir şeyhe bağlanması gerektiğine, Ebu Bekir'in bile mağarada iken Rasulullah'dan birtakım zikir metodları ve rabıtayı öğrenerek ilk tarikat müessesini kurduğuna bu hadisle destek sağlamak istediler. Bunların hepsi kesinlikle yanlış ve tutarsızdır. Zira, Ebu Bekir'in müşriklerin ayaklarını gördüğünde bunu Rasulullah'a aktarmasındaki yegane gaye, Rasulullah'ın hayatını tehlikede görüp ne yapmaları gerektiğini öğrenmektir. Yoksa buradan onun, Rasululah'ın tehlikeyi ve sıkıntıyı gidermesini taleb ettiği anlaşılamaz. Böyle bir düşünce Allah (c.c) kendisinden başkasına sığınılmasını kesinlikle yasakladığı halde Rasulullah'ın bunu emrettiğine çıkar ki bu Allah'a ve Rasulüne karşı apaçık bir iftiradır.

2 - Rasulullah (s.a.s)'in, Allah'ın yardımının kendileriyle beraber olduğunu bilmesi ancak vahiy ile olmuştur. Yani bu, kendisine Allah tarafından bildirilmiştir.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #1 : 24 Mart 2011, 15:53:39 »

Bizler kafamızı kur’an ayetleri ile değil, veliler edindiğimiz kişilerin yanlış sözleriyle, hurafe bilgilerle o kadar doldurmuşuz ki, Bir çok ayetlerde Rabden  gerçek bilgiler, bu yanlış bilgilerin yanında yer almamak için adeta kaçarak uzaklaşmak isityor. Yanlış bilgilendirilmenin hezeyanına  kapıldığımızda, geri dönüşü olmayan yola girdiğimizde, kitap önümüze konduğunda, bizlere yardım edecek kimse olmayacak.

Bizleri süslü sözlerle, duygusal yalanlarla Allah ile aldatmak isteyenler, hesabın görüleceği gün, Rabbim e ve elçisine attığı iftiralar yüzünden, yüzleri kapkara olacağını ve cehennem ehl-i olduklarının  uyarısını, Rabbim çok açık yapıyor.


Rabbimden dileğim, hesabın görüleceği o çetin gün, cümlemizin yüzleri ak olur. O çetin günde hesabın tutulduğu kitabımızın, sağ tarafımızdan verilen kullarından oluruz inşAllah.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #2 : 10 Haziran 2011, 15:37:37 »

  HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ

1 -Bazı tarikat ehli bu hadisi rabıta hususunda dayanak alıp müridin korku ve sıkıntılı anlarında, şeyhini düşünüp onun bu sıkıntıyı veya korkuyu giderme hususunda yegane merci tanınmasına delil getirdiler. Bu sebeple herkesin mutlaka bir şeyhe bağlanması gerektiğine,

Ne büyük gaflet..
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
_uMuT_
Mir Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4510


seven sevilene tabi olur.


« Yanıtla #3 : 10 Haziran 2011, 16:50:31 »

 Nasıl yani dua ederken bazen diyoruz "falan zatın" hatırına bu belayı bizden def et diye. Bu durumda suçmu işliyoruz.?
Moderatöre Bildir   Logged

                                                                 (dualar sana filistin)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2261


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #4 : 10 Haziran 2011, 18:11:52 »

Allah'TAN BAŞKASI SIKINTILARI GİDEREMEZ BU AYETLER BUNA DELİLDİR.


قُلِ اللّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ

En'am:64 - De ki: “Sizi onlardan ve bütün sıkıntılardan kurtaran, Allah’tır. Sonra siz yine de şirk koşarsınız.
  

    
  Allah (c.c), önceki ayette şirk koşanları azarladıktan sonra bu ayette, yine onları şirkleri sebebiyle kınamaktadır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey Muhammed! O inkarcı ve müşriklere şöyle de: “Sizleri bu gibi sıkıntılardan kurtaracak olan yegane varlık sadece Allah’tır. Sizler bunu çok iyi bilmektesiniz. Fakat sizler buna rağmen sadece sıkıntı anında O’na dua eder, O’nu yardımınıza çağırırsınız. Allah, sizi ne zaman sıkıntıdan kurtarsa, hemen O’na eşler koşmaya devam edersiniz. Halbuki sizler, böyle yapmayacağınıza, bilakis iba-detleri sadece Allah’a has kılacağınıza, O’na hiçbirşeyi eş koşmayacağınıza dair sıkıntı anınızda yemin etmiş, söz vermiştiniz. Sizler, sözlerinizi ve yeminlerinizi unutarak yine de Allah’la beraber türlü türlü ortaklar koşarsınız. Artık düşünüp akletmez misiniz?”
  


İKİNCİ BİR MESELE KİŞİLERİ ARACI KILARAK DUA, BURADA KENDİ ŞAHSİ GÖRÜŞÜM DE AŞAĞIYA ALACAĞIM MEVDUDİ'NİN GÖRÜŞÜ DOĞRULTUSUNDADIR, ŞAHSEN NE KUR'ANDAKİ DUALARDA NEDE PEYGAMBERİN SAHABESİNE  ÖĞRETTİĞİ DUALARDA  BUNU GÖRMÜYORUZ.

SORU: Dualara, "filanın yüzüsuyu hürmetine, filanın hatrına" gibi ziyadeler yapılmaktadır Bu ziyadelerin şeriattaki yeri nedir? Rasulullah'ın Sünneti bu konuda ne söylüyor? Sahabe nasıl dua yapmış? Böyle yapmakla, yani dua ederken "filanın yüzüsuyu hürmetine" gibi sözler söylemekle herhangi dini bir kusur işlenmiş olur mu?

Yüzüsuyu hürmetine duanın hükmü nedir?


CEVAP: Duada, Allah'a(cc) herhangi birinin yüzüsuyu hürmetini vasıta yapmak, O'nun ve Rasulü'nün bize öğrettiği bir yol değildir Bildiğiniz gibi, Kur'an-ı Kerim bu tr anlayışlardan uzaktır Hadislerde de bu anlayışa temel oluşturabilecek bir örnek yoktur Duada bu yolu uygulamış olan veya bir başkasına öğreten sahabeden herhangi birisini de hatırlamıyorum Doğrusu Alemlerin Rabbi'ne dua ederken herhangi bir kulun yüzüsuyu hürmetine referans göstermek veya filan kulun hatrı için benim istek ve ihtiyaçlarımı karşıla demek manasına gelen anlayış tarzı Müslümanlara nasıl musallat olmuş anlamakta güçlük çekiyorum Ben böyle yapmanın yasak olduğunu söylemiyorum, sadece şu iki şeyi söylüyorum:

Birincisi; bu şekilde dua yapmak, Alemlerin Rabbinin bize öğrettiği dua yapma şekline ve metoduna aykırıdır Hz Peygamber(sas)'in doğrudan doğruya ashabına öğrettiği duya tarzına da aykırıdır Bu sebebledir ki, bu tarz duadan uzak durulmalıdır Zira Peygamber Efendimiz(sas) ve diğer bütün Peygamberler, Allah ile kullar arasındaki ilişkinin ve bağın doğru şeklinin ne olduğunu açıklamak için gelmişlerdir Öyleyse onların ne uyguladıkları ne de öğrettikleri bir dua şekli olan bu tarz bir dua şeklini, herhangi bir kimse uygulamaya kalkışırsa, şüphesiz o, muteber olan bir şekli terkedip, muteber olmayan bir şekli uygulamış olur

İkinci olarak da; bu dua şeklinin nefrete şayan bir yol olduğuna inanıyorum Başka bir kişinin bu dua şeklini benim gördüğüm gibi görmeyip başka bir açıdan bakması ve nefrete şayan bulmaması farklı bir durum Ben ne zaman bu dua şeklinin zararlarına dikkat etsem, gözümün önüne hemen çok mert ve çok cömert bir zat gelir: Onun kapısına gelen herhangi bir insanın arzuları anında yerine getiriliyor, feyz ve keremi herkesi kuşatıyor, her isteyen ondan dilediğini talep edebiliyor, lütfu herkese açık ve herkes ona kolaylıkla ulaşabiliyor Böyle bir zatın karşısına bir kişinin doğrudan gelerek: "Ey kerem sahibi, cömert insan! Bana yardım et" demek yerine, "Filan kişinin hatrına benim ihtiyaçlarımı gider" demesi ne kadar uygun düşer varın siz hesap edin Bu isteme biçiminde, o cömert kişinin merhameti ve cömertliği sebebiyle başkalarının ihtiyaçlarını gidermediği, fakat arkadaşlarının, dostlarının ve akrabalarının hatrına lütuf ve ihsanda bulunduğu su-i zannı gizlidir Eğer bunların vasıtasıyla dua edilmezse sanki o zaman ondan hiçbir şey alamayacağınız zannıyla ümitsizliğe düşüyorsunuz Filanın yüzüsuyu hürmetine demek; aynı zamanda, istekte bulunduğunuz zata baskı uyguladığınız manasına gelir ki, siz aslında şöyle demek istiyorsunuz: "Ben filan büyük insanın tavsiyesi ile geliyorum Benim ricamı herhangi aracısız bir insanın ricası gibi düşünerek geri çevirmemelisiniz" Eğer bu tarz dua bu söylediğim anlama gelmiyorsa, ne anlama geldiğini bana da öğretin Böylece içimdeki sıkıntıdan kurtulacağım için memnun olurum Fakat eğer bu tarz duanın anlamı gerçekten benim anladığım şekildeyse, o zaman Allah Teala'nın kamil sıfatları hakkında doğu bilgiye sahip bir şahsın böyle bir dua tarzını hayal edebileceğini bile düşünemiyorum Fıkıh alimleri bu dua tarzının, bu gibi mahzurlarını dikkate alarak, mekruh olduğu kanaatine varmışlardır Nitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

"Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir"


Seyyid Ebu'l âla el-MEVDUDÎ - "Mesail ve Resail

 
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #5 : 06 Temmuz 2011, 19:03:06 »

Rabıtayla ne kastedildiğini kendi kaynaklarından öğrenelim:

Rabıta bir müridin, mürşid-i kamilinin ruhaniyetiyle beraber, suretini kalp gözünen önüne getirerek hayal etmesi ve kalbiyle ondan yardım istemesinden ibarettir. (Ruhu'l Furkan, c.II, s.64)


Rabıtanın en üstün derecesi, iki gözün arasında olan hayal hazinesi ile mürşidin ruhaniyetinin yüzüne hatta iki gözünün arasına bakmaktır. Zira orası feyiz kaynağıdır. Ondan sonra mürşide karşı kendini alçaltarak, son derece tevazu ile yalvarmak ve onu Mevlâ ile kendi arana vesile kılmak üzere, mürşidin ruhaniyetinin hayal hazinesine girip oradan kalbine ve derinliklerine yavaş yavaş indiğini düşünüp, senin de peşinden yavaş yavaş oraya aktığını ve indiğini hayal ederek, şeyhini kendi nefsinden geçinceye kadar hayal gözünden kaybetmemektir. (Ruhu'l Furkan,c.II, s.79)


Kendi açıklamalarındanda anlaşıldığı üzere rabıta, müridin mürşidini yani Allah-u teala'nın velisi olarak kabul ettiği kişinin simasını, her zaman zihninde, hayalinde canlandırması, onu anması, zikretmesi, ihtiyaç anında ondan medet umması, duasında yani ibadetinde Allah-u teala'yla arasında aracı kılmasıdır. Bu apaçık bir şirktir.

Bu uygulama aynen Mekke müşriklerinin yaptıkları uygulamaya benzer.

Nitekim müşrikler; "Bu heykeller Nebilerin ve Salih kimselerin sembolleridir. Bunlar Allah'la bizim aramızda bir vasıtadırlar, bu vasıtalarla biz Allah'a yaklaşıyoruz" diyorlardı.

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"İyi bil ki, halis din yalnız Allah'ındır. O'ndan başka dost edinen kimseler: Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye tapıyoruz derler... (Zümer:3)


Görüldüğü üzere müşrikler iyi niyetleriyle Allah-u teala'ya daha çok yaklaşmak için, aracılar kılıyorlardı. Ama bu iyi niyet, onları şirkten kurtaramamıştır. Aslında Rabıta ve benzeri uygulamaların yapılmasında etkili olan tasavvufçularda bulunan "Kutup" ve "Gavs" inancıdır.   

Tasavvufçulara göre Kutup en büyük velidir, bütün Erenlerin başı, Allah'ın izniyle kainatta tasarruf sahibidir. Gavs'sa darda kalındığında sığınılan ve istimlad edilen, yani yardım istenilen Kutuptur. Darda kalan Sulfiler "Yetiş ya Gavs" diye Gavs'a sığınırlar. Onlara göre Gavs istimlad edene yardım elini uzatır.

Tarikatçıların abartıp, ilahlaştırıp Gavs ilan ettikleri kişilerden biri de "Abdulkadir Geylani" dir.

"O Ebu Muhammed Kutbi Rabbani, İnsanların ve cinnilerin rehberi olan Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretleridir. Tam 8 Asır'dan fazladır, insanların sığınağı, darda kalmışların imdadına yetişici olmaya devam etmiştir."


Evet, Yanlış okumadınız, onlara göre Abdulkadir Geylani öldüğü halde tam 8 Asır'dan fazladır, darda kalmışların imdadına yetişici olmaya devam ediyor. Bu nasıl bir inanç? Bu apaçık bir şirktir. İnsanların sığınağı, yardım istiyeceği sadece Allah-u teala'dır, aciz kullar değil.

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Müşriklere de ki: Allah'tan başka ilah zannettiğiniz şeyleri çağırın. Onlar, zararı sizden ne uzaklaştırabilirler, ne de değiştirebilirler. Onların yalvardıkları da, Rablerine hangisi daha yakın olacak diye vesile ararlar, Onun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur." (İsra: 56-57)

"O Gavs-ul Azam'dır. Ona bu ismi Cenabı Hak ihsan etmiştir. Bu cihanın güneşi, sevgiler hazinesi, taaaa arştan haber veren Geylani türbesidir. Feyiz şualarıyla ölü kalpler dirilten, bu binlerce velinin gönüller kubbesidir. Dilden dile dolaşan, kaf dağlarını aşan, çaresiz kalmışların gerçek mürebbisidir. İlmiyle, kemaliyle bizlere yol gösteren iman, islam ve dinin sarsılmaz kalesidir."


Bir insanın nasıl ilahlaştırıldığını ve türbesinin nasıl tapınak haline getirildiğini okudunuz. Onun Gavsul Azam olduğu, türbesininde taaaaa arştan haber verdiği inancı aynen Mekke Müşriklerinin inançlarına benzer.

Mekkeli Müşrikler Kâbe'yi tavaf ederken şöyle derlerdi:

"Emret Allah'ım. Senin hiçbir ortağın yoktur, yanlız bir ortağın vardır ki, onunda bütün yetkilerinin de sahibi sensin."

Müşriklerin kafası çok karışık olur, o ortağın ve tüm yetkilerinin sahibide Allah-u teala'dır demekle kendilerini kurtaracaklarını sanarlar. Kutup, Gavs gibi adlarla andıkları kişilere olağanüstü yetkiler yakıştıran kişilerde öyledir. Onlarda bu yetkiyi Allah-u teala'nın verdiğini söyleyince işin içinden sıyrılacaklarını sanarlar, bu onların gerçekte Allah-u teala'yı isimve sıfatlarıyla birlemediklerini gösterir.

Bunlar Allah-u teala'yı hakkıyla bilmedikleri için, yaptıkları şirkleri haklı göstermek için Allah'ı haşa dünya hükümdarlarına, yani kullara benzetirler. Oysa Allah-u teala onların bu benzetmelerinden münezzehtir.


Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

"...Onun bezeri olan hiçbir şey yoktur.O, herşeyi işitir ve görür." (Şûrâ: 11)

Hükümdarlarla vatandaşları arasındaki aracılar gibi, Allah (c.c) ile kulları arasında aracılar olduğunu kabul ediyorsanız; nasıl ki vatandaşlar ya direkt olarak ihtiyaçlarını hükümdara aktarmayı saygıya aykırı gördüklerinden ya da aracıların, hükümdara kendileri için daha yararlı olur düşüncesiyle ihtiyaçlarını aracılara arzedin aracılar da bunları hükümdara iletiyorsa, Allah'la (c.c) kulları arasındaki aracıların da, kulların ihtiyaçlarını Allah'a (c.c) ilettiklerini, Allah'ın (c.c)'da ancak onların aracılığıyla kullarını hidayete erdirdiğini ve onlara rızık verdiğini; halkın, ihtiyaçlarını bu aracılardan isteyip onların da bunları Allah'tan (c.c) istediklerini söylüyorsanız, bunu söyleyen, kafir ve müşriktir.

(İbn Teymiyye-Tevessül s.160,161)

İşte bu şekilde vasıtalara gerek yoktur. Çünkü Allah (c.c) kuluna herkesten ve herşeyden yakındır.

Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

"Kullarım sana Beni sorarlarsa, şüphesiz ki Ben onlara çok yakınım. Dua edenin duasını, Bana dua ettiği zaman kabul ederim. O halde onlarda Benim davetime uysunlar ve Bana inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olsunlar. (Bakara: 186)


Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

"Her işinde yalnız Rabbine yönel, isteyeceğini O'ndan iste." (İnşirah: 8 )

 

Râbıtanın şartları ondur:

1. İnâbeli olmak:

Yani bir Nakşibendî şeyhine bağlanmak ve mürit sıfatını kazanmak.

Nakşibendî Tarikatı, örgütlenmeye en çok önem veren bir mistik akımdır. Tarih boyunca kaydettiği gelişmesini ve yaygınlaşmasını sıkı ve disiplinli örgütlenmeye borçludur. Tarikatın ilk ve en önemli kuralı şeyhe mal ve canla teslim olmak emir ve talimatını kayıtsız, şartsız ve itirazsız şekilde yerine getirmektir. Bunu peşin olarak kabul etmeyen zaten bu tarikata alınmaz. Bu örgüte mürid sıfatıyla giren her kes sıkı bir şekilde izlenir. Davranışlarında tarikat kurallarına aykırı en ufak bir hareket tespit edilirse (uzaklaştırılmasından zarar gelmeyeceğine inanıldığı taktirde) tard edilir, aksi halde başka şekilde kullanılır!


2. Abdestli olmak:

Bu şart râbıtaya, İslâm'a ait bir uygulama süsü vermek için öngörülmüştür. Çünkü ileride de görüleceği üzere râbıtanın kaynağı İslâm değildir.


3. Kapıyı kitlemek:

İslâm'da ibadetin gizli yapılmaması gerekir. Özellikle eğitici etki yapacağından farzların açık şekilde yapılması zorunludur. Çünkü İslâm bir cami ve mezarlık dini değildir. Sosyal ve toplumsal disiplinlere sahip bir yaşam ve yönetim biçimidir. Cami pencerelerine buzlu cam takılmasından amaç, içerideki görüntüyü gizlemek değil, tam tersine dışarıdaki görüntünün içeriye yansımasına ve namazdakilerin dikkatini dağıtmasına engel olmaktır.
Dolayısıyla rabıta yaparken tarikatçıların kapıyı kilitlemesi, Tarikat liderlerinin vaktiyle bir takım gizli ve tehlikeli amaçlar güttüğünü, bu maksatlarla yapılan toplantılara ibadet süsü verdiklerini akla getirmektedir.


4. Ortamı karartmak.

Gerek rabıta sırasında, gerekse Hatm-i Khuwajegân ve teveccüh ayinleri sırasında ışıkların söndürülmesi olayı da yine yukarıdaki noktayı hatırlatmaktadır.


5. Ters teverruk oturuşu ile oturmak.

Bu oturuş şekli, Buduzm'in teorisyenlerinden Rahip Patanjali'nin Sutralar adlı kitabında yoga için ön gördüğü oturuş biçimlerinden adapte edilmiştir. Meselenin içyüzünü gizlemek için biraz değiştirilmiştir.


6. Gözleri yummak.

Gözleri yummak da yine Budizm'in yogasından alınmıştır. Amaç şeyhin silueti üzerinde zihni yoğunlaştırmaktır.


7. Nefesi kontrol altına almak.

Bu kural da yine yogadan alınmıştır. Bundun maksat, konsantrasyonu sağlamaktır.


8. Sabit ve hareketsiz durmak.

Aynı şekilde bu kural da yine yogadan alınmadır. Konsantrasyonu kolaylaştırmak içindir.


9. Mürşidin şeklini zihinde canlandırmak.

Bu da yogadan alınmıştır. Şartlı refleks eğitimine yönelik bir uygulamadır.


10. Mürşidin rûhâniyetinden yardım dilemek.

 

Râbıta-Meditasyon-Yoga:

Rabıtayı, kısa da olsa yukarıda tanımlamıştık. Meditasyon sözcüğü ise Avrupa kaynaklıdır ve "bilinçli düşünme" anlamına gelmektedir. Yoga'ya gelince bu terim, Budizm'le ilgili kaynaklarda «Allah'la birleşme amacına yönelik bir zihinsel eğitim» olarak tanımlanmıştır. Bu üç terim arasındaki ilgiler araştırıldığında rabıtanın yoga'dan ilham alınarak düzenlenmiş bir meditasyon biçimi olduğu anlaşılmaktadır.

Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
öLümü İsteMek...!! Düşünce yazıları/Makaleler lebbeyk 2 486 Son Mesaj 16 Şubat 2008, 12:01:10
Gönderen: MERXAS
yardim Allah rizasi icin yapamiyorum... İstek, Öneri ve Şikayetleriniz yasli_genc 2 361 Son Mesaj 04 Eylül 2008, 17:32:04
Gönderen: yasli_genc
YALNIZ Allah İÇİN OLMAK İslami Hayat Tarzı MERXAS 0 155 Son Mesaj 17 Kasım 2008, 14:53:03
Gönderen: MERXAS
İstenen Bir Kızı İstemek Doğru Mu? İslami Hayat Tarzı arzu.. 0 174 Son Mesaj 17 Temmuz 2009, 17:33:09
Gönderen: arzu..
YALNIZ Allah'TAN YARDIM İSTEMEK VE RABITA Hadis-i Şerifler hamza01 4 355 Son Mesaj 15 Nisan 2010, 21:10:53
Gönderen: cürmümile
YARDIM!! Allah RIZASI İÇİN YARDIM Türkçe Eserler khomeini 0 198 Son Mesaj 26 Mart 2010, 22:10:14
Gönderen: khomeini
Allah'tan Hayırlı Olanı İstemek İslami Hayat Tarzı vuslat 1 394 Son Mesaj 18 Şubat 2011, 16:01:56
Gönderen: _uMuT_