0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: YALNIZ HAKİKAT KONUŞUYOR / Muhammed Şakir (inzar Dergisi 69. Sayı)  (Okunma Sayısı 177 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 04 Temmuz 2010, 17:31:59 »

YALNIZ HAKİKAT KONUŞUYOR

“Risale-i Nur’da isbat edilmiştir ki, bazen zulüm içinde adalet tecelli eder. Yani, insan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme maruz kalır, başına bir felaket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakıa adaletin tecellisine bir vesile olur. Kader-i ilahi başka bir sebepten dolayı cezaya mahkûmiyete istihkak kesbetmiş olan o kimseyi bu defa bir zalim eliyle cezaya çarptırır, felakete düşürür. Bu, adalet-i ilahinin bir nevi tecellisidir.

Şimdi düşünüyorum. Yirmi sekiz senedir vilayet vilayet, kasaba kasaba dolaştırılıyorum. Mahkemeden mahkemeye sürükleniyorum. Bana bu zalimane işkenceleri yapanların bana atfettikleri suç nedir? Dini siyasete alet yapmak mı? Fakat bunu niçin tahakkuk ettiremiyorlar? Çünkü hakikat-ı halde böyle bir şey yoktur.

Bir mahkeme aylarca, senelerce suç bulup da beni mahkûm etmeye çalışıyor. O bırakıyor; diğer bir mahkeme aynı meseleden dolayı beni tekrar muhakeme altına alıyor. Bir müddet de o uğraşıyor, beni tazyik ediyor, türlü türlü işkencelere maruz kılıyor. O da netice elde edemiyor, bırakıyor. Bu defa bir üçüncüsü yakama yapışıyor. Böylece musibetten musibete, felaketten felakete sürüklenip gidiyorum. Yirmi sekiz sene ömrüm böyle geçti.

Onlar bu ithamı kasten mi yaptılar, yoksa bir vehme mi kapıldılar? İster kasıt olsun, ister vehim olsun, ben böyle bir suçla münasebet ve alakam olmadığını kemal-i kat’iyetle yakinen ve vicdanen biliyorum. Dini siyasete alet edecek bir adam olmadığımı bütün insaf dünyası da biliyor. Hatta beni bu suçla itham edenler de biliyorlar. O halde neden bana bu zulmü yapmakta ısrar edip durdular? Neden ben suçsuz ve masum olduğum halde böyle devamlı bir zulme, muannid bir işkenceye maruz kaldım? Neden bu musibetten kurtulamadım? Bu ahval adalet-i ilahiyeye muhalif düşmez mi?

Bir çeyrek asırdır bu suallerin cevaplarını bulamıyordum. Bana zulüm ve işkence yaptıklarının hakiki sebebini şimdi anladım. Ben kemal-i teessürle söylüyorum ki, benim suçum, hizmet-i Kur’aniyemi maddi ve manevi terakkiyatıma, kemalatıma alet yapmakmış.

Şimdi bunu anlıyorum, hissediyorum, Allah’a binlerle şükrediyorum ki, uzun seneler ihtiyarım haricinde olarak hizmet-i imaniyemi maddi ve manevi kemalat ve terakkiyatıma ve azaptan ve cehennemden kurtulmama ve hatta saadet-i ebeddiyeme vesile yapmaklığıma yahut her hangi bir maksada alet yapmaklığıma manevi gayet kuvvetli mânialar beni men ediyordu… Herkesin hoşlandığı manevi makamatı ve uhrevi saadetleri amal-i saliha ile kazanmak ve bu yola müteveccih olmak hem meşru hakkı olduğu, hem de hiç kimseye hiçbir zararı bulunmadığı halde ben ruhen ve kalben menediliyordum. Rızayı ilahiden başka fıtri vazife-i ilmiyenin sevkiyle, yalnız ve yalnız imana hizmet hususu bana gösterildi.

Çünkü şimdi bu zamanda hiçbir şeye alet ve tabi olmayan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-i imaniyeyi fıtri ubudiyetle, bilmeyenlere ve bilmek ihtiyacında olanlara tesirli bir surette bildirmek; bu keşmekeş dünyasında imanı kurtaracak ve muannidlere kat’i kanaat verecek bir tarzda, yani hiçbir şeye alet olmayacak bir tarzda, bir Kur’an dersi vermek lazımdır ki, küfr-ü mutlakı ve mütemerrid ve inatçı dalaleti kırsın, herkese kat’i kanaat verebilsin. Bu kanaat de bu zamanda, bu şerait (şartlar) dâhilinde, dinin hiçbir şahsi, uhrevi ve dünyevi, maddi ve manevi bir şeye alet edilmediğini bilmekle husule gelebilir…
Allah’a binlerce şükürler olsun ki, yirmi sekiz senedir dini siyasete alet ithamı altında kader-i ilahi, ihtiyarım haricinde dini hiçbir şahsi şeye alet etmemek için beşerin zalimane eliyle mahz-ı adalet olarak beni tokatlıyor, ikaz ediyor; ‘sakın’ diyor, ‘iman hakikatini kendi şahsına alet yapma, ta ki, imana muhtaç olanlar anlasınlar ki, yalnız hakikat konuşuyor. Nefsin evhamı, şeytanın desiseleri kalmasın, sussun.”
“İşte, Nur Risalelerinin büyük denizlerin büyük dalgaları gibi gönüller üzerinde husule getirdiği heyecanın, kalplerde ve ruhlarda yaptığı tesirin sırrı budur…”
Hakikatin bize bakan tarafı
Okuduğumuz parça Üstad Bediüzzaman’a ait bir mektuptur…
Emirdağı’ndayken yazmış ve şu an Emirdağ Lahikası isimli eserinde bulunuyor.
Mektupta anlaşılmayacak bir husus yoktur... Son derece açık bir mektuptur. Böyle olduğu için ayrıca şerhini yapmaya ihtiyaç duymadım…
Üstad, İslam davasına hizmet yolunda başından geçenlere değinmiş ve adeta özetlemiş durumda. Ancak bunları hikâye olarak anlatmıyor. Bilakis, ilahi adalet cihetiyle tahlil ediyor, maruz kaldıklarından dolayı kendini sorguya tabi tutuyor, değerlendirmelerde bulunuyor ve böylece bir sonuca ulaşmak istiyor. Kendi başına gelenleri tahlil edip değerlendirirken bir bakıma bizim bugün maruz kaldığımız imtihanlarımıza da güzel bir tercüman oluyor. Mektubu başa almamın asıl nedeni de budur. Mektubu kendi yaşadıklarımızdan yola çıkarak okursak, daha dokunaklı dersler çıkarabileceğiz diye düşünüyorum.
Risale-i Nur’da meşhur bir tespit var. Buna göre bir insan bazen alakası olmadığı bir sebepten dolayı haksızlığa, zulme maruz kalabiliyor. Bundan dolayı o insana yapılmış olan, zulümdür. Çünkü masum olduğu bir sebepten dolayı zulme maruz kalmıştır. Ama ilahi kader aynı sebepte adalet etmiştir. Başka bir nedenle cezaya müstahak o insana icabında bir zalimin eliyle hükmünü tahakkuk ettirmiştir. Beşerin yaptığı zulümde ilahi adalet tecelli etmiştir…
İşte Üstad bu prensipten yola çıkarak maruz kaldığı haksızlıkların tahlilini yapmıştır. Aynı prensibi esas alarak bir de kendimizi gözden geçirebiliriz pekâlâ, geçirmeliyiz de…
Mesela “ben” diyor “Allah yolunda, O’nun rızasını kazanmak için insanların ıslah ve hidayetine vesile olmak için, dahası Rabbime karşı olan mesuliyetimi yerine getirebilmek için bütün iyi niyetimle, bütün gücümle ve bütün zamanımla çalışıp çabalıyorken, maruz kaldığım bunca haksızlık, zulüm ve işkencelerin manası nedir? ‘Neden ben suçsuz ve masum olduğum halde böyle devamlı bir zulme, muannid (inatçı) bir işkenceye maruz kalıyorum? Neden bu musibetten kurtulamadım? Bu ahval adalet-i ilahiyeye muhalif düşmez mi?”
“Çeyrek asırdır” diyor, “bu suallerin cevaplarını bulamıyordum. Bana zulüm ve işkence yaptıklarının hakiki sebebini şimdi anladım” dedikten sonra şöyle diyor: “Ben kemal-i teessürle söylüyorum ki; benim suçum, hizmet-i Kur’aniyemi maddi ve manevi terekkiyatıma, kemalatıma alet yapmakmış.”
Başka bir ifadeyle şunu diyor Üstad: Kur’an-ı Kerim’in tefsiri olan Risale-i Nur’la yaptığım İslami ve imani hizmetimde ben değil, yalnız ve yalnız hakikat konuşsun diye, sırf bu nedenle, ilahi kader, beni musibetlerle pişirip olgunlaştırmaya, arındırmaya ve istikamet üzeri yürümeme yardımcı olmuştur. Bir muallim gibi bela ve musibetleri başıma gözetleyici ve denetleyici ve yönlendirici kılmıştır. Sürgün ve zindanlar hizmetimde samimiyet ve ihlâsı muhafaza etmem için adeta üstadım olmuştur. Kader-i ilahinin sevk ve ilahi adaletin tecellisi ile yirmi sekiz sene boyunca yaşadığım acı ve ıstıraplar, davama daha bir ihlâsla sarılmama ve daha deruni duygularla ilahi rızayı taleb etmeme vesile olmuştur.
Şimdi “Yirmi sekiz senedir dini siyasete alet ithamı altında, kader-i ilahi istediğim ve iradem dışında, dini hiçbir şahsi şeye alet etmemek için beşerin zalimane eliyle mahz-ı adalet olarak beni tokatlıyor, ikaz ediyor; ‘sakın’ diyor, ‘iman hakikatini kendi şahsına alet yapma ta ki, imana muhtaç olanlar anlasınlar ki, yalnız hakikat konuşuyor…”
Kendimize dönüyoruz. Çeyrek asrı aşkın bir zamandır Üstad’ın işaret ettiği bela ve musibetlerle imtihan oluyoruz. Yirmi senedir şehadetler, muhaceratlar, sürgünler ve zindanlar kapımızın önünde, bizimle beraber yatıp kalkıyor. Yüzlerce Müslümanın şehadeti ve bir o kadarın hicreti.. Binlercesinin zindan ve işkencelerle imtihan olması, buna bağlı olarak binlerce ailenin büyük sıkıntılarla hemhal olması, çoluk-çocuklarımızın yetim kalması… Ve sıkıntıların hala bütün yoğunluğuyla devam ediyor olması… Bütün bunlar, evet, bütün bunlar asla zararımıza değildir.
İlahi kader büyük bir maharetle bizi sınıyor, bizi arındırıyor ve bizi istikamet yolunda olgunlaştırıyor. İhlâsımızın tam ve kâmil olmasını istiyor. İlahi rızanın dışında hiçbir şeye gözlerimizi dikmememizi istiyor. İşte bugün Peygamber Sevdalıları olan İslam davetçilerinin “büyük denizlerin büyük dalgaları gibi gönüller üzerinde husule getirdiği heyecanın, kalplerde ve ruhlarda yaptığı tesirin sırrı budur…”
Öyle ise, her birimiz birer Said olarak şunu kalbimizin en içli yerinde ve bütün ihlâsımızla haykıralım: madem hakikat nuru, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said feda olsun, bin Ali feda olsun, bin Muhammed feda olsun, bin Hüseyin, bin Selahaddin feda olsun…
Allah’a emanet olunuz… 
Muhammed Şakir (inzar Dergisi 69. Sayı)
 
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
HOŞ GELDİN YA ŞEHRİ RAMAZAN! A.Ğafur Batmaz (inzar Dergisi 36. Sayı) Ramazan-ı Şerif vuslat 0 126 Son Mesaj 23 Eylül 2007, 19:50:55
Gönderen: vuslat
RİSALE-İ NUR’DAN VECİZELER (inzar Dergisi 42. Sayı) Risale-i Nur'dan Damlalar vuslat 0 344 Son Mesaj 20 Mart 2008, 23:42:01
Gönderen: vuslat
Sorularla Fıkıh (inzar Dergisi 57. Sayı) Kitap-kaset ve Dergi kuranehli 0 756 Son Mesaj 29 Haziran 2009, 11:15:12
Gönderen: kuranehli
inzar dergisi 63. sayı baş yazısı. Düşünce yazıları/Makaleler 3RK4N 0 176 Son Mesaj 05 Aralık 2009, 11:37:53
Gönderen: 3RK4N
YALNIZ HAKİKAT KONUŞUYOR-Muhammed ŞAKİR Risale-i Nur'dan Damlalar muhammedî 1 312 Son Mesaj 16 Ekim 2010, 14:42:30
Gönderen: siyahi
köklüdeğişim dergisi 74. Sayı Takdim Kitap-kaset ve Dergi suatt 0 339 Son Mesaj 21 Kasım 2010, 21:31:49
Gönderen: suatt
inzar dergisi çizimlerim :) Resimler ve flashlar « 1 2 » muhammedisevda 16 987 Son Mesaj 13 Aralık 2010, 00:09:11
Gönderen: muhammedisevda