0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Yalnız Sana kulluk eder ve Sen’den yardım isteriz  (Okunma Sayısı 176 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5919


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« : 15 Şubat 2010, 14:38:17 »

Bu bir dua örneği olmakla birlikte aynı zamanda şirke karşı da bir uyarıdır. Yani Yüce Allah’a kulluk eden bir mümin mutlak manada başka yerlerden medet umamaz ve yardım isteyemez.

Kulluk ve ibadet yalnızca namaz, oruç, zekât gibi ibadetleri eda etmek değil, O’nun hükmüne boyun eğmek, sünnetullahına uyum sağlamak ve o düzeni hiçbir şekilde bozmaya yeltenmemektir. Yani başka bir ifadeyle insana verilen hilafet görevini layık-ı vechiyle yerine getirmektir.

Burada aynı zamanda müminler için çok önemli bir bilgi vardır: Yüce Allah yardım ederse kimsenin yardımına ihtiyacımızın kalmayacağı; yardım etmezse de O’ndan başka herkes birleşse de bunun bir faydasının olamayacağıdır.

Bu ayette dikkatimizi çeken bir diğer husus ise şudur: Ayette “sana kulluk ederim” değil “sana kulluk ederiz” denilmektedir. Yani burada mütekellim cemi sîgası kullanıldığına göre bu gösterir ki, İslamiyet bir ümmet, bir toplum, bir cemaat ve bir millet dinidir. Ferdî esasları ihmal etmemekle birlikte sadece ferdî esaslara dayanan bir din de değildir. İslamiyet “cemaat ruhu”nu canlandırarak fertlerine “biz” duygusunu kazandıran ve temelinde toplumsal bazı hedeflere ulaşmayı da gaye edinen yüce bir dindir.

Milyonlarca Müslüman, günde beş vakit namazlarında defalarca “sana kulluk ederiz” dediklerine göre onları birleştiren ve “biz” yapan en temel ortak nokta da işte burasıdır. “Demek ki sen ve bendeki ortak özelliği bulabilmeliyiz ki bizden söz edebilelim. ‘Biz’den söz edenler bu ortak özelliği de belirtebilirler... Aramızda bu ortak özellik varsa ‘ben’ kuzey kutbunda, ‘sen’ ekvator üzerinde, ‘o’ güney kutbunda olsak bile ‘biz’iz demektir.” (Hatemi, Batılılaşma, İstanbul, 1987, s. 85, 86)

Bizi dosdoğru yola ilet

Bu yol; tüm kutsal kitapların, Kur’an’ın ve peygamberlerin işaret ettiği yoldur. Yasin Suresi 61’de şöyle buyrulur: “Ve bana kulluk ediniz, sırat-ı mustakim budur.” Rabb’imizin izi olmayan hiçbir yol doğru değil, hiçbir sistem de masum değildir.

Bu ayetin meali “Bizi istikamet caddesine hidayet eyle” şeklinde de yapılabilir. Zira birçok meallerde “ihdina” kelimesinin “hidayet” bağlantısı ve “müstekîm” kelimesinin de “istikamet” bağlantısı es geçilmektedir. Said Nursi kısa tefsirinde “hidayet” konusunda şöyle söyler: “En büyük hidayet hicabın (perdenin) kaldırılmasıyla hakkı hak, batılı batıl göstermektir.” (İşaretü’l İcaz, İstanbul, 1998, s.28) Buna göre genellikle “ilet” veya “yönelt” olarak çevrilen “ihdina” kelimesi “hidayet eyleme” yani bir bakıma hak ve batılı ayrıştırma anlamındadır.

İstikamet yoluna hidayet olunmak isteyenler aslında şöyle dua etmiş olurlar: “Rabb’im bana, hakkı ve batılı birbirinden ayırmam için lazım olan doğruluk ölçütünü ver ki ben de dosdoğru yola böylece yönelmiş olayım.” Böyle bir duayı eden kul, iradesini ortaya koymuş ve doğruluk ölçütü üzere dosdoğru bir yolda gidebilmesi için kendisine lazım olan ölçütü Rabb’inden istemiştir. Artık bundan sonrası Rabb’in işidir. Nitekim Yüce Allah, bu doğruluk ölçütünün (hüden) Kur’an olduğunu Bakara Suresi’nin 2. ayetinde açıklamış ve aynı surenin 6. ayetinde de bu ölçüte göre hayatlarını idame edenlerin iki cihanda kurtuluşa ereceğini müjdelemiştir. Evet, Kur’an takva sahipleri için bir yol göstericidir. Fakat şu var ki insan “Dosdoğru yola iletilmek” için, bu hidayet rehberini yaşantısına “yön verici” unsur olarak kabul etmelidir.

Burada yanlıca Kur’an’a sarılmak da yetmemektedir. Yasin Suresi’nin üç ve dördüncü ayetlerinde “Şüphesiz ki sen resullerdensin, Sırat-ı Müstekîm üzerindesin” buyrulmaktadır. Demek ki Resulullah’ın sünnetine tabî olmak da bir anlamda Sırat-ı Müstekim üzere olmak demektir. Buna göre ancak sünnete ittiba eden İslam âlimlerimiz istikamet ehli olarak kabul edilebilirler. Bu durumda sırat-ı mustekîm de peygamberler ve onların varisleri olan istikamet ehli âlimlerin gittiği yoldur.

“Sırat” kelimesi Arapça’da geniş yolar veya caddeler için kullanılır. İslam’ın sırat-ı mustakimi genişçe bir caddedir. Said-i Nursi’nin de ifade gibi helal dairesi zevke kâfidir. Bazı Modernist Müslümanların bu geniş caddeyi daha da geniş göstermeye çalışmaları ise bir gaflettir. Zira İslam tam manasıyla kâmildir. Yani ne noksan ne de fazladır. Bir takım bahanelerle onu daraltmaya veya genişletmeye çalışmak aslında onun kemalinden şüphe etmek demektir.

Müstekîm kelimesine gelince istikametle alakalıdır. Sosyal, ferdî, ahlakî, siyasî, ticari, iktisadî her yönden dosdoğru bir yaşantı ikame ettirmeye işarettir bir bakıma. Müstekîm kelimesi ile aynı kökten olan Rahman Suresi’ndeki “egîmul vezn” ifadesi ile Kuran bizden ölçtüğümüz her şeyi dosdoğru ölçmemizi istemektedir. “Egîmul vezn”i fiiliyata geçirmek yani her türlü konuda teraziyi dosdoğru tutmak ve dengeli olmak, “sıratal müstakîm”de olmanın da bir gereğidir. Müslüman’ın doğru olması gereken alanlarda kullanılan bu ifade “egîmu’s salah” yani “namazı gereği gibi dosdoğru kılın” ayetinde de kullanılmıştır. Demek ki Müslüman alış verişten ibadete kadar hayatın her alanında bir istikamet adamıdır.

Peki, burada bahsedilen “doğru yol” izafi/göreceli bir yol mudur? Bana göre doğru olan, size göre de doğru mudur? Sizin doğrularınız, benim için yanlış olabilir mi? Hayır! Buradaki doğru yol göreceli bir yol değildir. Net ve kesin çizgilerle belirlenmiş ve ilahi bir kitapla “doğru yol” olarak tescillenmiş bir yoldur. Bunu böyle anlamak zorundayız zira aksi takdirde Rabbimizin herkese göre farklı anlaşılan yani ne idüğü belli olmayan sözde doğruları bize işaret etmiş olması düşünülemez.

Gerçekte yanlış bir şeye insan, “bu bana göre doğrudur” diyebilir, bu onun doğru olduğunu göstermez. Bundan dolayı Yüce Allah’ın olumluladığı yol ancak doğru yol olabilir. “Doğru yol biz bilemeyiz” diye de bir şey yoktur çünkü Yüce Allah “El Hadî” isminin tecellisi ile doğru yolu göstermiştir. O gösterdiğine göre bizim de Kur’an ve sünnet ölçülerine bakarak doğru olanı tesbit etmemiz mümkündür.

Doğru ve yanlışın belirlenmesi bağlamında çıkarılan ne tür bir hüküm varsa bunun ilkesi Cenab-ı Hak’tan gelir. Dekart da bunu böyle anlamış olmalıdır ki şu sözleriyle herhalde bunu anlatmak istemiştir:“...Bizde gerçek ve doğru olan her şeyin olgun ve sonsuz bir varlıktan geldiğini bilmeseydik, fikirlerimiz ne kadar açık ve seçik olsalar da, bize doğru olmak olgunluğuna sahip olduklarını temin edecek hiçbir kanıtımız olmayacaktı.” (Descartes, Metot Üzerine Konuşma, Çev: Mehmet Karasan, Ankara, 1997, s.41)

Doğru yolu göstermek mutlak manada Yüce Allah’a ait bir iştir. “Doğru”nun ve “yanlış”ın tanımlanması, doğru yola iletilmek ve doğrunun gösterilmesi; bütün bunlar Yüce Allah’a aittir. Haşa, böyle olmasaydı, “bizi doğru yola ilet” diye O’na dûa etmemizin de bir anlamı kalmazdı.

Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet! Gazaba uğramışların ve dalalete düşenlerin yoluna değil...

Nisa Suresi’nin 69. ayeti bağlamında nimet verilenler; peygamberler, sıdıklar ve şehitlerdir.

Gazaba uğrayanlar ve dalalete düşenler, klasik tefsirlerimizde bir hadis-i şerife dayanılarak, Yahudi ve Hıristiyanlar olarak tefsir edilmiştir. Nitekim Kur’an, Ehl-i Kitab’ın gazabı gerektiren hallerinin anlatıldığı kıssalar ile doludur. Bu konuda Mehmet Akif Ersoy, kısa tefsirinde, Hz Peygamber’in vahiy almazdan önce de sürekli müşriklerin ve Ehl-i Kitab’ın sapkın anlayışlarını gözlemlediğini ve onları bu batıl anlayışlardan kurtarmak istediğini söylemiştir. (Bkz. Sebilürreşad, VIII, ad.184, s.33, 34) Bu ayetler İslamî çizgiden saparak gazaba müstehak olanlar ve Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeye çalışanlar veya onları dost edinenler için bir uyarı mahiyetindedir.

Gazaba uğramışlar Rahman’ın rahmet yağmurlarına karşı simsiyah gaflet şemsiyelerini açarak Yüce Allah’ın mübarek sevgi ve şefkat yağmurlarından kendilerini mahrum bırakan talihsiz kimselerdir. Bir insanların kendilerine yapıp yapabilecekleri en büyük kötülük, kendilerini ilahi rahmet kanatlarının dışarısına çıkartmalarıdır. Bununla birlikte gazaba uğrayan kimseler Yüce Allah’ın nizamına baş kaldıran kimselerdir. Çünkü Yüce Allah’ın kendisine isyan edenler için bir takım vaitleri söz konusudur.

Fatiha Suresi’nin “Bizi doğru yola ilet” ayetini okuyan insan, hidayete ermek istediği konusundaki isteğini ve azmini ortaya koymuştur. Fakat hidayetin gerçekleşmesi için bir de dalalete düşenlerin yani sapkınların yolundan uzak durmak gerekmektedir. Burada dalalete düşenler bir bakıma Rabb’in doğru yol göstericisini yani “hidayet ölçütü”nü kabul etmeyenler ve de bu doğruluk ölçütüne göre hayatlarına nizam vermeyenlerdir.

İslamiyet’in terbiye sistemini, ahlak ve hukuk kanunlarını -yani hükümlerini- kabul etmeyenlerin tümü veya bunları kısmen kabul edenler, dalalete düşen sapkın kimselerdir. Bunlardan hiç bahsetmeyenler ise İsrailoğulları’nın dinlerini az bir pahaya satan âlimlerine benzerler. Cenab-ı Allah cümlemizi onların şerrinden muhafaza buyursun.


Aydın Başar
araştırmacı yazar
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Ey İnsan! herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Düşünce yazıları/Makaleler Nar-ı Zehra 0 106 Son Mesaj 09 Nisan 2009, 16:44:14
Gönderen: Nar-ı Zehra
Yardım eder misiniz? istek parçaları eneahmet 0 165 Son Mesaj 29 Nisan 2009, 19:03:11
Gönderen: eneahmet
Kekeler Yardım Eder misiniz??? istek parçaları eneahmet 2 247 Son Mesaj 16 Haziran 2009, 10:06:14
Gönderen: Enecundullah
Allah ne zaman yardım eder? Kur'an-ı Kerim Genel MERXAS 0 115 Son Mesaj 08 Temmuz 2009, 08:37:54
Gönderen: MERXAS
Yardım eder misiniz? İstek, Öneri ve Şikayetleriniz Nur_Simaa 2 232 Son Mesaj 08 Ekim 2009, 21:14:49
Gönderen: Nur_Simaa
Sevilmeye layık olan yalnız Allah’tır Serbest Bölüm Mahya 0 110 Son Mesaj 24 Şubat 2010, 16:43:48
Gönderen: Mahya
EL-VEHHÂB (C.C.) Esmâ-ül-Hüsnâ têkoşîn 9 572 Son Mesaj 25 Haziran 2011, 10:45:36
Gönderen: têkoşîn