0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız -1  (Okunma Sayısı 475 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 24 Ağustos 2010, 11:50:08 »

BİRBİRİNİZİ SEVMEDİKÇE İMAN ETMİŞ OLAMAZSINIZ-1


Ebû Hureyre radiyAllahu anh’den rivâyet edilmiştir: Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” (Müslim, Tirmizî, İbnu Mâce)

Hadis-i şerif, Resulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in yemini ile başlıyor. Bu, meselenin son derece ehemmiyetli olduğuna işarettir. Zira cennet gibi bir nimet ve serveti kaybedip cehennem gibi müthiş bir azaba düşme tehlikesi vardır işin içinde. Bu ise ebedi hayatın mahvolması; hadd-u hesaba gelmeyen eziyetlerin, işkencelerin, bela ve musibetlerin başa gelmesi ve emsali görülmemiş büyük bir felakettir, helakettir!
İslam, Müslümanların birbirlerini sevmelerine çok ehemmiyet vermiştir. Zira sevgi kalpleri birleştirir; insanlar arasındaki haset, kin, nefret ve düşmanlığı kaldırır; kalpteki tekebbürü, bencilliği ve cimriliği yok eder; Fedakârlığı, dayanışmayı ve yardımlaşmayı pekiştirir. Fertleri birbirlerini seven bir toplum huzur ve güven içindedir ve güçlüdür. Zira birlik ve beraberlik içinde, tek yürek ve tek vücuttur, dolayısıyla dışarıdan gelecek tehlikeleri bertaraf etmede de sevgi ve birliğin güçlü olduğu nisbette başarılı olur.
Müslüman, hem Allah’ın kulu ve yeryüzündeki halifesi, hem de güdümündekilerden sorumlu bir çobandır. Allah Teâlâ’nın dinini, kitabını, Peygamber aleyhissalatu vesselam’ın sünnetini ve kendi inancını korumak ve yeryüzünde yaymakla mükellef ve görevlidir. Aynı şekilde raiyetini, ehl-u iyalını, ırzını, namusunu muhafaza edip gözetmekle de yükümlüdür. Kısacası dünya ve ahirette huzur ve mutluluğu tesis etmeye çalışmakla vazifelendirilmiştir.
Oysa insanoğlunu saptırıp cennetten uzaklaştırmak ve onu cehenneme odun yapmak için durmadan yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmakla meşgul olan şeytan ve yandaşları Müslümanlar için amansız birer düşmandır. İslam’a düşman, Kur’an’a düşmandır. Sünnete düşman, imana düşmandır. Huzura düşman, ırza düşmandır. Hâsılı iyilik namına ne varsa hepsine düşmandır. Tarih boyunca ve günümüzde her şeyi nasıl yakıp yıkıp yok ettiklerini müşahede ettik/ediyoruz. Ve bu düşmanlar sayı ve mühimmat bakımından Müslümanlarla kıyaslanamayacak kadar güçlü ve kuvvetlidir. Aynı zamanda bunlar ferdi değil düzenli ve toplu olarak saldırıyorlar, devlet olarak hatta devletlerden müteşekkil topyekûn birlik halinde saldırıyorlar.
Müslümanların kendilerini koruyup bu vahşi ve serseri düşmanlara karşı gelebilmeleri, hiç şüphesiz birlik olmaları ve Üstad Bediüzzaman hazretlerinin ifadesi ile bir şahs-ı manevi meydana getirmeleri ile mümkündür. (Evet mümkündür! Zira bunun örneklerini Kur’an’da, tarihte ve günümüzde görüyoruz.) Müslümanların birlik olabilmeleri için de birbirlerini sevmeleri gerekir. Birbirlerini sevmeyenler bir araya gelemezler. Gelseler de birbirleri ile boğuşur, kuvvete değil daha büyük zafiyete sebebiyet verirler, birliğe değil daha çok dağınıklık peyda ederler.
Demek birbirini sevmek dünya ve ukbâdaki kurtuluş ve huzurun anahtarıdır. Müslümanların zafer elde etmelerine, kâfir ve zalimlerin de zelil ve rüsvay olmalarına; hakkın batıla galebe çalmasına ve batılın yok olup zail olmasına vesiledir. İnsanın yaratılıp dünyaya gönderilişinin gayesi de bu değil mi?
İşte bundan dolayıdır ki hadisi şerifin ifadesi kesin ve sert olmuştur: “Allah’a yemin ederim iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız”. Hadisi şerh eden âlimlerimiz burada “iman etmiş olamazsınız” sözünden kasıt, “kâmil bir iman” olduğunu söylemişler. Evet, Müslümanları sevdirmeyen, Müslümanlara karşı muhabbet ile dolu olmayan, İslam’ın ve Müslümanların zayıf hatta esir düşmelerine ehemmiyet vermeyen iman nasıl bir imandır?
O halde biz Müslümanlar, birbirimizi sevmeye muhtacız. Dünyada huzura erişebilmek için muhtacız. Gaddar düşmanlardan dinimizi, canımızı, malımızı, namusumuzu koruyabilmek/kurtarabilmek için muhtacız. Berzah ve ahiret âlemlerinde ateşten, azaptan ve cehennemden kurtulmak için muhtacız ve kısacası Allah’ın rızasına ve cennetine nail olabilmek için muhtacız. Bu nedenle sevgiyi pekiştirecek ve kin ve nefreti yok edecek vasıtalara sarılmak gerekir. Bunun içindir ki Efendimiz aleyhissalatu vesselam bu hadis-i şerifin sonunda: “Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” buyurmuş.
Başka bir hadis-i şerifte de sevgiyi pekiştirecek bazı vesileleri zikrederek şöyle buyurmuştur: "Musafaha edin (tokalaşın veya birbirinizin hatalarını görmezden gelin) ki aranızdaki düşmanlık kalksın ve hediyeleşin ki birbirinizi sevesiniz ve kalplerinizdeki kin gitsin" (Muvatta)

Peki, nasıl bir sevgiye ihtiyacımız var?
ResulAllah sallAllahu aleyhi ve sellem’den dinleyelim:
"Nu'man bin Beşir radiyAllahu anh’den rivayet edilmiştir. Dedi ki: Resulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Müslümanların birbirlerini sevmelerinde, birbirlerine merhamet etmelerinde ve birbirlerine acımalarındaki misali bir vücudun misali gibidir ki bir azası acıdan dolayı şikayet ettiği zaman bütün ceset uykusuz kalıp ateşinin yükselmesiyle ona yardıma koşar" (Müslim)
"Müslümanlar tek bir kişi gibidirler ki başında ağrı olduğu zaman tüm vücudunun ateşi yükselir ve uykusuz kalır" (Müslim)
"Müslümanlar tek bir kişi gibidirler. Gözü rahatsız olduğu zaman tümü rahatsız olur ve başı rahatsız olduğu zaman tümü rahatsız olur" (Müslim)
"Mü'min, mü'min için bir binanın taşları gibidir; birbirini kuvvetlendiriyorlar" (Müslim)
Enes bin Malik radiyAllahu anh anlatıyor: Peygamber efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: “Biriniz kendisi için istediği bir şeyi kardeşi için de istemedikçe veya komşusuna da söylemedikçe iman etmiş olamaz” (Müslim)
İşte böyle bir sevgi isteniyor bizden.
Allah Teâlâ için birbirlerini sevenlerin değeri
Arşın gölgesinde gölgelenirler:
Ebû Hureyre radiyAllahu anh anlatıyor: Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hiç şüphesiz Allah Teâlâ kıyamet günü: ‘Nerede benim rızam için birbirlerini sevenler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bu günde onları, kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim’ buyurur.” (Müslim, Tirmizî)
Nurdan minberler üzerindedirler:
Muâz radiyAllahu anh, Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi: Allah Teâlâ; ‘Benim rızam uğrunda birbirlerini sevenler için peygamberlerin ve şehidlerin bile imreneceği nurdan minberler vardır’ buyurmuştur” (Tirmizî)
Cennetteki odaları yıldızlar gibi parlıyor:
Ebu Saîd el-Hudri radiyAllahu anh anlatıyor: Resulullah sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Birbirini sevenlerin cennetteki odaları, doğuda veya batıda parlayan yıldızlar gibi görünür. ‘Bunlar kimdir’ denilince ‘Onlar Allah için birbirlerini sevenlerdir’ denilir.” (El-Müsned)
Sevdikleri enbiya ve büyük zatlarla beraberdirler:
Enes bin Malik radiyAllahu anh anlatıyor: “Resulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in ashabının bir şeye sevindiklerini gördüm ki daha önce o kadar sevindiklerini hiç görmedim; Bir adam: ‘Ya ResulAllah kişi, hayırlı bir iş yaptığı için bir adamı sever ancak kendisi o işi yapmaz’ dedi. Resulullah sallAllahu aleyhi ve sellem: ‘Kişi sevdiği ile beraberdir’ buyurdu.” (Ebu Davud)
Allah Teâlâ’nın rızasına nail olurlar:
Ebû îdris el-Hâvlânî anlatıyor: “Dımaşk (Şam Ümeyye) camiine girdim, bir de baktım ki dişleri parlak, güzel yüzlü bir genç ve etrafında insanlar toplanmış, bir şey hakkında ihtilaf edince ona müracaat ediyorlar ve onun sözünü kabul ediyorlardı. Onun kim olduğunu sorduğumda: “Bu, Muaz bin Cebel” dediler. Ertesi gün erkenden (mescide) gittim. Onu bulduğumda benden daha erken gelmiş namaz kılı¬yordu. Namazını bitirinceye kadar onu bekledim. Sonra huzuru¬na gittim, selam verdim ve: ‘VAllahi ben seni Allah rızası için seviyorum’ dedim. ‘VAllahi mi?’ dedi. ‘VAllahi!’ dedim. Tekrar: ‘VAllahi mi?’ dedi. ‘VAllahi!’ dedim Yine: ‘VAllahi mi?’ dedi. ‘VAllahi!’ dedim.
Bunun üzerine abamdan tuttu, beni yanına çekti ve dedi ki: ‘Sana müjdeler olsun: Ben Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in ‘Allah Teâlâ buyuruyor ki: Benim rızam için birbirini seven, be-nim rızam için bir arada oturan, benim rızam için birbirini ziyaret eden ve kendilerini benim rızama adayan kimsele¬re benim muhabbetim hak olmuştur’ buyurduğunu duydum.” (Taberani)
Hadisten Öğrendiklerimiz
-İmansız cennete girilmez.
-Birbirlerini sevmeyenler gerçek manada iman etmiş sayılmazlar. Çünkü iman sevgiden doğar, sevgi ile kemâl bulur.
-Selâmlaşmak müminler arasındaki sevgi bağlarının kuvvetlenmesine vesîledir.
-Mü’minlerin birbirlerini sevmemeleri, iman zayıflığının işaretidir.
-Kıyametin dehşetli havasından kurtulmanın yolu, sevdiğini Allah için sevmektir.
-Dünyada Allah rızâsı için birbirini sevenler âhirette rızâ-ı ilâhîye kavuşmak suretiyle sevineceklerdir.
-Allah tarafından sevilmeyi isteyen, mü’min kardeşlerini Allah için sevmelidir.
-İslâm toplumu, birbirlerini Allah rızâsı için seven mü’minler toplumudur.
Allah’ım! Mü’minlerin kalplerini birbirine ısındır, aralarını ıslah et ve onları düşmanlarına karşı muzaffer eyle!
AMİN!
 
M.A Kudus Yalcın (inzar Dergisi 61. Sayı)
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #1 : 24 Ağustos 2010, 11:50:39 »

Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız-2


Ebû Hureyre radiyAllahu anh’den, Resulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Adamın biri, bir başka köydeki (din) kardeşini ziyâret etmek için yola çıktı. Allah Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir meleği görevlendirdi. Adam meleğin yanına gelince, melek:
- Nereye gidiyorsun? dedi. Adam,
- Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim var, onu ziyarete gidiyorum, cevabını verdi. Melek:
- O adamdan elde etmek istediğin bir menfaatin mi var? dedi. Adam:
- Yok, hayır, ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyâretine gidiyorum, dedi. Bunun üzerine melek:
- Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim, dedi.” (Müslim)
Burada bir kez daha tesbit ediyoruz ki, ilk insanlardan beri birbirini sevenler Allah’ın rızâ ve hoşnudluğunu kazanmışlardır. Demek ki bu konuda değişmeyen bir sünnetullah söz konusudur. O halde Cenâb-ı Hakk’ın bu değişmeyen kanunundan faydalanarak birbirini Allah için sevmek gerekmektedir.
Hadîs-i şerîf, sevdiği din kardeşini iyi bir niyetle ziyâret etmenin, Allah’ın rızâsını kazanmaya vesile olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Olayda dikkat çeken yön, din kardeşini ziyârete giden kişi ile bir meleğin yolda karşılaşıp konuşmalarıdır. Olay, çok tabiî bir zeminde ve pek sade şekilde cereyan etmektedir. Yolda karşılaştığı bir insan, kendisine nereye gittiğini soruyor. Ziyâretçi de nereye niçin gittiğini söylüyor. Ancak “o zatın yanında herhangi bir menfaatin mi var” yani gerçekten ziyaret için mi yoksa ticaret için mi gidiyorsun sorusu, farklı bir durumun söz konusu olduğu izlenimini veriyor. Dostunu ziyârete giden insan, saf ve samimi bir niyetle hareket ettiği için bu sorunun altında başka bir maksat aramıyor. Açıkça ve çok sade biçimde “ticaret için değil, ziyâret için gidiyorum. Çünkü ben onu gerçekten Allah rızası için seviyorum” cevabını veriyor. Onun bu samimi halini tesbit eden melek, ona dünyaların en büyük müjdesini vermekte gecikmiyor: “Sen o dostunu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor, senden razıdır.”
Herhalde en büyük ticaret bu olsa gerektir. Ziyaretin ticârete dönüşmesi deyince böylesini anlamak ve aramak gerekir.
Aslında bir insanın bir dostunu ziyaret etmesi, dışarıdan bakıldığında, hasret giderip biraz sohbet etmek ve gönül eğlendirmekten ibaret gibi görünür. Yeme-içme, hal-hatır sorma ağırlıklı bir ziyaretin, Allah’ın sevgi ve rızasını kazanmaya vesile olacak nesi vardır, gibi bir sual akla gelebilir. Allah için sevdiği bir dostunun gönlünü hoş etmek maksadıyla köyünden kentinden kalkıp bir başka köye veya kente gitmek, her şeyden önce Allah sevgisiyle hareket etmek demektir. Bu ise, âdetlerin ibadete dönüşmesini sağlayan güzel bir niyetin ürünü ve sonucudur. Günümüzde maddî bir çıkarı olmadan yerinden kıpırdamayan, başkası için bir adım bile atmayan insanların çoğaldığını hepimiz bilmekte ve görmekteyiz. Böylesi bir ortamda, sırf sevdiği için bir arkadaşını ziyarete gitmek, İslâm’ın aradığı beşerî ilişkileri canlandırmada cihad anlamına gelir. Çünkü bu, bir Müslüman’ın gönlünü hoş etme gayesine yönelik karşılıksız bir davranıştır. Bir başka hadîs-i şerîfe göre, olgun bir imanın varlığını gösteren bir davranıştır.
Yaşlı bir hoca efendinin ziyâretine gittiğimizde söylediği şu sözleri hiç unutamadık: “Güzel dinimizin sıla-i rahim üzerinde niçin bu kadar çok durduğunun hikmetini şimdi anlıyorum evladım. İnsan, arayıp soranı kalmayınca, ziyaretin ne demek olduğunu anlıyormuş. Bir kişinin gelip selâm vermesinin, ziyaret etmesinin ne demek olduğunu benim kadar kimse bilemez.” (Dar-ul Kitap Ans.)
Enes bin Mâlik radiyAllahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını alır: Allah ve Resulünü, (bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek, sevdiği kişiyi sadece Allah için sevmek, Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî)
Allah Teâlâ için birbirini sevenlerin bu sevgiyi birbirlerine bildirmeleri sünnettir. Mikdam bin Ma’dikerib radiyAllahu anh’den Resulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Biriniz bir (din) kardeşini sevdiği zaman bunu ona bildirsin” (Tirmizi) Zira bu, karşı tarafın da sevgisini celb eder, aralarındaki sevgi bağını güçlendirir ve samimiyetlerini artırır, hayırlı işlerde beraber hareket etmelerini ve daha çok başarı elde etmelerini sağlar. Aynı zamanda manevi yönden de ilerlerler ve Allah Teâlâ katında sevilirler. Bunun neticesinde de yaptıkları işler bereketli olur ve Allah Teâlâ’nın rızasına nail olurlar.
Bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi Ebû İdris el-Havlânî rahimehullah Dımaşk mescidine girp Muâz İbn-i Cebel radıyAllahu anh’ı görür, ertesi gün erkenden mescide koşup onu bulur, selam verir ve “Allah’a yemin ederim ki ben seni Allah için seviyorum” der. O da bunun üzerine şöyle der: “Kutlarım seni. Zira ben Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim: “Allah Teâlâ, ‘Sırf benim için birbirini seven, benim rızâm için toplanan, benim rızâm uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızâm için sadaka verip iyilik edenler, benim sevgimi hakederler’ buyurmuştur.”der. (Muvatta)
Yine Enes bin Mâlik radiyAllahu anh şöyle dedi: Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bir adam vardı. Bir başka şahıs ona uğrayıp geçti. Arkasından, Hz. Peygamber’in huzurundaki kimse:
- Ey Allahın Resûlü! Ben bu kişiyi gerçekten seviyorum, dedi. Peygamber aleyhissalâtü ve’s-selâm:
- Peki, sevdiğini ona bildirdin mi? buyurdu. Adam:
- Hayır, dedi. Hz. Peygamber:
- Ona bildir, buyurdu.
Adam derhal kalkıp o şahsın arkasından yetişti ve:
- Ben seni Allah için seviyorum, dedi. O da:
- Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin, karşılığını verdi. (Ebû Dâvûd)
Görüldüğü gibi bir Müslüman bir başka Müslüman’ı Allah için sevdiği zaman, onu kendisine bildirmesi, Hz. Peygamber’in tavsiye ettiği bir muâşeret kuralıdır.
Bu hadis-i şerif, ayrıca, bir Müslüman kardeşi tarafından sevildiğini öğrenen kimsenin ona ne cevap vereceği sorusuna cevap niteliğini de taşımaktadır. Böylece meseleyi tam bir bütünlüğe kavuşturmakta ve bizi aydınlatmaktadır.
Hadîs-i şerîfteki olay çok açıktır. Ancak iki noktaya dikkat çekmek uygun olacaktır. Birincisi, Hz. Peygamber’in “Sevdiğini ona bildir” tavsiyesi üzerine, sahâbînin hemen kalkıp sevdiği şahsın peşinden koşması, yani Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem’in tavsiyesine anında uyması, “Daha sonra bildiririm” gibi bir düşünceye kapılmamasıdır ki, sahâbe-i kirâmın sünnet karşısındaki genel tavrı bu idi. Onlar Hz. Peygamber’in tavsiyelerine hemen uyarlardı. Sünnete tereddüt göstermeden uymak, onların erişilemez meziyyetlerinin başında gelirdi. Allah hepsinden râzı olsun.
İkincisi, “Ben seni Allah için seviyorum” diyen sahâbîye, “Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin” diye karşılık verilmesidir.
Memnûniyeti çeşitli cevaplarla dile getirmenin mümkün olduğu bir yerde verilen bu cevap, derin bir İslâmî bilincin ifâdesi olarak dikkat çekmektedir. Bu bilinç, Allah için sevene, ancak Allah’ın onu sevmesi temennisiyle karşılık verilebileceği düşüncesidir. Bu dua, hem bu cevabı verenin çok memnun olduğunu gösterir, hem de sevgisine böyle bir dua ile mukâbele edilen insanı son derece memnun eder ve aralarındaki sevginin daha da artmasını sağlar.
Hadiste her ne kadar açıkça belirtilmiyorsa da, Hz. Peygamber’in, o zâtın verdiği karşılığı beğendiği ve onayladığı anlaşılmaktadır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Allah için sevmek, dostları Allah için ziyaret etmek büyük fazilettir.
2. Allah’ın rızasını kazanmak, günlük işler ve beşeri ilişkilerle de mümkündür. Yeter ki niyet güzel olsun.
3. Allah tarafından sevilmeyi isteyen, mü’min kardeşlerini Allah için sevmelidir.
4. Gerçek sevgi Allah için olan sevgidir.
5. Allah için birbirini sevenlerin bu sevgiyi bildirmeleri sünnettir.
6. Hz. Peygamber hem fiilî sünneti hem de sözlü tavsiyeleriyle bu konuya verdiği önemi göstermiştir.
Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalplerimizi Müslümanların sevgisi ile doldur!
Amin!
 
A.Kuddus Yalçın (inzar Dergisi 62. Sayı)
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Ey iman edenler! Kur'an-ı Kerim Genel ömerhattab 1 353 Son Mesaj 27 Ağustos 2007, 22:39:56
Gönderen: __elizan__
iman İslami Hayat Tarzı MERXAS 0 144 Son Mesaj 25 Şubat 2008, 15:43:21
Gönderen: MERXAS
Meleklere iman İslami Hayat Tarzı arab 1 193 Son Mesaj 17 Şubat 2009, 22:02:53
Gönderen: arab
Pazarlıksız iman Düşünce yazıları/Makaleler seriyye 1 133 Son Mesaj 28 Haziran 2009, 22:56:54
Gönderen: vuslat
Pazarlıksız iman:ibrahimi iman Tevhid Ve Akaid hamza01 0 114 Son Mesaj 05 Ekim 2009, 16:10:18
Gönderen: hamza01
sıkı tutun bırakmayın birbirinizi.! İslami Hayat Tarzı _uMuT_ 0 221 Son Mesaj 15 Kasım 2009, 15:56:01
Gönderen: _uMuT_
gıybet nedir? ne zaman gıybet etmiş oluruz? Risale-i Nur'dan Damlalar şura@ 1 206 Son Mesaj 16 Şubat 2010, 12:22:00
Gönderen: cürmümile