0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Çocuklar Için Hikayeler  (Okunma Sayısı 548 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 10 Aralık 2011, 14:05:07 »

Gaddar

   Bir yaz günü çocuklar dere kenarında oynuyorlardı. İçlerinde Gaffar adında biri vardı. Hayvanlara yaptığı işkenceler yüzünden çocuklar ona Gaddar lakabını takmışlardı. Gaffar daha yeni ve canlı bir oyun oynanmasını istiyor; fakat teklif edilen oyunların hiç birini beğenmiyordu.

    Kendisi gibi düşünen iki üç arkadaşını bir köşeye çekti. Onlarla başbaşa vererek konuştuktan sonra, eğlenceli bir oyun bulduklarını söyledi.

   Diğer çocuklar bu yeni oyunu merak ediyorlardı.

   Gaffar ve arkadaşları kasabaya yeni taşındıkları için henüz yüzmeyi bilmeyen Ali'nin yanına sinsice yaklaştılar. Sonra zavallıyı kolundan, bacağından yakalayarak dereye fırlattılar.

   Büyük bir paniğe kapılan Ali, kulaç atmak icin bir iki defa çırpındı; fakat yüzemedi. Suya batıp çıkmaya başla dı. 0 imdat diye bağırıp çırpındıkça Gaffar ve arkadaşları kahkahalarla gülüyorlardı.

   Çocuklardan biri çabucak soyunmaya başladı. Bu Ismail idi. Cesur bir çocuk olduğu için Gaffar'a sadece o karşı koyabilirdi. Ali'ye yapılan fenalığı görür görmez isyan etmişti. Dereye atlamasıyla Ali'yi kenara çıkarması bir iki dakika sürdü.

   Diğer çocuklar İsmail'i kutladılar. Oradan geçmekte olan biri, olup bitenleri görmüştü. İyi giyimli ve güzel yüzlü bu adam Ismail'in başını okşadıktan sonra dedi ki:

   - Yavrum, sen Peygember Efendimizin buyurduğunu yaptın. Allah senden razı olsun. Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

   "MÜ'MİN MÜ'MİNİN KARDEŞİDİR. ONA FENALIK YAPMADIĞI GİBİ, FENALARIN ELİNE DE BIRAKMAZ."

____________________________________________________________________________

 
Sirk

   Küçükken bir gün, sirke bilet almak için babamla birlikte sırada bekliyorduk.

   Sonunda bilet gişesi ile aramızda yalnızca bir aile kalmıştı. Hepsi de 12 yaşından küçük sekiz çocukları vardı. Çok paraları olmadığı belliydi. Giysileri eski ama temizdi ve çok uslulardı.

   İkişer ikişer elele tutuşmuş, anne babalarının arkasında sırada bekliyorlardı. O gece görecekleri palyaçolar, filler ve diğer şeyler hakkında heyecan içinde konuşuyorlardı. Hayatlarında ilk kez sirke gideceklerini anladım. Bu, onların kısa yaşamlarındaki en önemli olaylardan biri olacaktı.

   Sıranın başında anne ve baba kendileriyle gurur duyuyorlardı, kadın eşine, " Sen benim parlak zırhlı şövalyemsin" der gibi bakıyor, adam da "Sen her şeye lâyıksın" der gibi, gülümsüyordu.

   Biletçi kadın, adama kaç bilet istediğini sordu. Adam gururla "Sekiz çocuk iki büyük lütfen," dedi.

   Biletçi biletlerin fiyatını söyleyince, kadın adamın elini bıraktı, başını önüne eğdi. Adamın da dudakları titremeye başlamıştı.

   Biletçiye biraz yaklaşıp sordu: " Ne kadar dediniz?"

   Biletçi fiyatı yineledi.

   Adamın o kadar parası yoktu. Çocuklarına dönüp onlara sirke götürecek kadar parası olmadığını nasıl söyleyebilirdi?

   Olanları gören babam, cebinden 20 liralık bir banknot çıkardı ve parayı yere attı. Aslında hiç zengin sayılmazdık. Neyse, sonra babam eğildi, parayı aldı, adamın omuzuna dokundu ve:

   "Affedersiniz, bu sizden düştü" dedi.

   Adam olanları anladı. Yardım dilenmiyordu, ama parayı ümitsiz, acı ve utanç verici bu koşullar altında kabul etti. Babamın gözlerinin içine baktı, elini iki elinin arasına aldı ve hafifçe sıktı.

   Yanağından bir damla gözyaşı süzülürken, " Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim. Bana ve aileme dünyaları verdiniz," dedi.

   Babamla birlikte arabaya dönüp evimize gittik. O gece sirke gidemedik, ama bunun hiç önemi yoktu.
 
_________________________________________________________________

İhtiyarlık Hastalığı

   İhtiyar adamın biri, hastalanıp yatağa düşer. Çocukları doktor çağırır. Doktor gelir, hastanın şikayetlerini dinler, tansiyonunu, nabzını ölçer, sırtını dinledikten sonra:

   - "Neyiniz var bey amca?" diye sordu. Hasta:

   - "Ah! Sorma evladım, başım ve beynim ağrıyor." Doktor:

   - "Merak etme! Bu ağrılar hep ihtiyarlıktan." Hasta:

   - "Fakat gözümde de bulanma ve kararma var." Doktor

   - "Önemli değil, ihtiyarlıktan." Hasta:

   - "Sırtımda çok şiddetli bir ağrı var." Doktor:

   - "O da ihtiyarlıktan." Hasta:

   - "Doktorcuğum! Ne yersem dokunuyor, hazmedemiyorum." Doktor:

   - "Bak bey amca! Mide hazımsızlığın da ihtiyarlıktan." Hasta:

   - "Oğlum! Rahat nefes alamıyorum, nefesim daralıyor." Doktor:

   - "Bakınız, bu da ihtiyarlıktan. İnsan ihtiyarlayınca, akciğerleri iyi işleyemez olur." deyince hasta iyice kızmış bir vaziyette:

   - "Ey ahmak doktor! Sen ne biçim doktorsun öyle. 'İhtiyarlıktan' demekten başka şey öğrenmedin mi? Tek cevaba saplandın kaldın! Ey cahil! Sen bilmiyor musun ki, Allahü Teâlâ her derdin dermanını da vermiştir. Yazıklar olsun sana. Doktorluğun böyle zayıf olunca, böyle söylüyorsun." deyince, doktor:

   - "Ey yaşı geçmiş, işi bitmiş adam! Bu kızgınlığın ve sinirin de ihtiyarlıktan... Sabrın tükenmiş, bu yüzden hiddetleniyorsun." der.



ÖĞÜTLER:


* Gençlik, kıymeti bilinmesi bir çağ. Geçmiyecek gibi geliyor ama, bir bakıyorsunuz yaşlanılmış.


   Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), kıyamet gününde insanoğlunun hayatından hesabını vermeden bir adım bile atamıyacağı beş konuyu şöyle izah etmiştir:

   - "Ey kulum!

   l- Ömrünü nerede geçirdin?
   2- Gençliğini nerede harcadın?
   3- Malını nerede kazandın?
   4- Malını nereye harcadın?
   5- Sıhhatini nasıl kullandın?"
 
_______________________________________________________________________

Dünyanın 7 Harikası 

   Öğretmen çocuklardan Dünyanın Yedi Harikasını yazmalarını ister.

   Gelen cevaplar şöyledir:

   1- Artemis Tapınağı,

   2- İskenderiye Feneri,

   3- Helyos Heykeli-Rodos,

   4- Babil'in Asma Bahçeleri,

   5- Mausoleum-Bodrum,

   6- Zeus Heykeli-Olimpia,

   7- Piramitler-Mısır...

   Öğrencilerden birisi kağıdını vermekte tereddüt eder ve öğretmene; "Bence Dünyanın 7 Harikası bunlar değil!" der.

   Diğer öğrenciler gülüşür. Öğretmen son derece anlayışlı bir şekilde;

   - "Peki, söyle bakalım senin listende neler var?"

   Önce duraksar ve sonra okumaya başlar çocuk:

   - "Bence Dünyanın 7 Harikası:

   1- Görmek,

   2- Duymak,

   3- Dokunmak,

   4- Tatmak,

   5- Hissetmek,

   6- Gülmek,

   7- Ve Sevmek..."
 
_________________________________________________Devam edecek inş.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #1 : 22 Aralık 2011, 12:35:32 »

Çocuk

   Küçük oğlumuz annesine geldi ve ona kağıdı uzattı. Annesi ellerini önlüğüne kuruladıktan sonra kağıdı okumaya başladı :


Çimleri biçtiğim için. 5 dolar
Bu hafta odamı temizlediğim için. 1 dolar
Alışverişe gittiğim için. 50 sent
Küçük kardeşime baktığım için 25 sent
Çöpü attığım için 1 dolar
İyi bir karne getirdiğim için 5 dolar
Bahçeyi temizlediğim için 2 dolar
________________
Toplam borç : 14 dolar 75 sent


   Annesi umutla kendisine bakan oğlumuza baktı. Eline bir kalem aldı, kağıdın arka yüzünü çevirdi ve şunları yazdı :


Seni dokuz ay karnımda taşıdım : Bedava.
Hasta olduğunda başını bekledim, elimden geleni yaptım, senin için dua ettim : Bedava.
Yıllar boyu değişik nedenlerle senin için gözyaşı döktüm : Bedava.
Senin için geceler boyu kaygı duyup, uykusuz kaldım : Bedava.
Oyuncaklarını topladım, yemeğini hazırladım, giysilerini yıkadım, ütüledim : Bedava yavrum.
Ve bunların hepsini topladığın zaman gerçek sevginin bedelinin olmadığını görürsün : Bedavadır çünkü.

   Oğlumuz annesinin yazdıklarını okuyunca gözleri doldu. Annesine baktı ve "Anneciğim, seni seviyorum." dedi. Sonra annesinin elinden kalemi aldı ve kağıda büyük harflerle şunları yazdı : "HEPSİ ÖDENMİŞTİR."
 
_________________________________________________________

Üç Evlat

   Üç kadın çeşme başında toplanmış konuşuyorlardı.Az ötede ihtiyarın biri oturmuş, kadınların çocuklarını methetmelerini dinliyordu.

   Kadınlardan biri:

   - Benim oğlum öyle marifetlidir ki, hiç kimse bu konuda onunla boy ölçüşemez... Tam bir cambazdır o! İp üzerinde bir yürüse de görseniz.

   Diğer kadın heyecanla atılarak: -Benim oğlumun sesini bilseniz, dedi.Tıpkı bir bülbül gibi şakır.Yeryüzünde hiç kimsenin böyle bir sesi yoktur.Allah vergisi bu...

   Üçüncü kadın susup duruyordu.Diğerleri sordular:

   - Sen çocuğunu niye övmüyorsun? Nesi var ki? -Çocuğumun çok üstün bir tarafı yok ki...Ne diye durup dururken öveyim onu.

   Kadınlar kovalarını doldurup yola koyuldular.İhtiyar adam da peşleri sıra yürümeye başladı.Kadınlar ağır kovaları taşımakta güçlük çektikleri için ara sıra duruyor ve dinleniyorlardı.Sırtları ağrı içindeydi. Bu sırada çocukları onları karşılamaya çıktı.

   Birinci çocuk hemen elleri üzerinde havaya kalkmış, çeşitli marifetler gösteriyordu. Kadınlar gözleri hayretten büyümüş haykırdılar:

   - Aman ne kabiliyetli çocuk!..

   İkinci çocuk altın gibi bir sesle öyle güzel şarkılar söyledi ki, kadınlar gözleri yaşlarla dolu hayranlıkla dinlediler onu...

   Üçüncü çocuk koşarak geldi, annesinin elinden kovayı aldı ve eve kadar taşıdı.

   Kadınlar ihtiyara dönüp:

   - Bizim çocuklarımız hakkında ne diyorsun, dediler. İhtiyar şaşkınlıkla:

   - Çocuklarınız mı? Dedi.

   Onları bilmem. Yalnız biri vardı, annesinin elinden kovayı alıp eve taşıdı. Onu çok beğendim...
 
____________________________________________________________________

Çirkin Ses


    Sesi çirkin bir adam vardı. Kâfir ülkesinde açıktan ezan okurdu. Arkadaşları:

   - "Aman sen ne yapıyorsun? Ezan okuma savaş çıkar, düşmanlık uzar" dediler.

   Çirkin sesli müezzin inat etti. Pervasızca o kafir ülkesinde ezan okumaya devam etti.

   Müslümanlar savaş çıkar diye korkarken bir gün kafirin biri elinde değerli elbise ve hediyelerle çıkageldi.

    - "Söyleyin o müezzin nerede? Onun selası ve ezanı bana rahatlık ver di. Bu yüzden ona değerli hediyeler getirdim" diye müezzini sordu.

   - "Yahu! Nasıl olur? Öylesine çirkin bir ses insana hiç rahatlık verir mi?" dediler.

   Kafir:

   - "Benim güzel yüzlü, güzel huylu, akıllı bir kızım var. Çoktandır müslüman olmak istiyordu. Müslümanlık bir türlü kafasından ve kalbinden çıkmıyordu. Bunca papazlar, hıristiyanlar ona dil döktüler ama, he-pisi boşuna. Kızım müslü-manlıkta kararlıydı. Ben de kızım müslüman olacak diye çok üzülüyordum. Ama kabullenmekten başka çarem kalmamıştı. Nihayet bu müezzin bir gün ezan okudu.

   Kızımı bu ses çok etkiledi. Kızım:

   - "Bu çirkin ses nedir? Bunca ömrümde hiçbir kilisede ve manastırda böyle çirkin bir ses bulmadım." dedi, Kızıma:

   - "Bu müslümanları ibadete çağıran ezan sesidir." dediler.

   İnanamadı, başkalarına da sordu. Herkes, "evet, ezandır" deyince inandı. Yüzü sapsarı kesildi. İçindeki müslüman olma hevesi gitti. Ben de bu azaptan kurtuldum. Dün gece korkusuz, rahat bir uyku uyudum. Ezan okuyanın çirkin sesi kızımı müslüman olmaktan kurtardığı için rahatladım. Ezan okuyana güzel hediyeler getirdim. "Nerede o çirkin sesli adam?" diye sordu.

   Ezan okuyanı çağırdılar. Kafir onu görünce sevinçle ona doğru koştu.

   - "Bu hediyemi lütfen kabul buyurun. Beni büyük bir dertten kurtardınız, bana çok büyük iyilikte bulundunuz. Ezanı okumaya lütfen devam edin." dedi.

   ÖĞÜTLER:

   * Güzel ses, Cenâb-ı Allah'ın nimetlerindendir. Bunu yerinde, haram olmayan yerler de kullanmak şükürdür.

 
____________________________________________________________

Ceylan, Kaplumbağa, Fare Ve Karga


   Bir varmış, bir yokmuş; hayvanların mutlu yaşadığı bir ülke varmış. Bu ülkede ceylan, kaplumbağa, karga ve fare bir arada güzel güzel yaşıyormuş. Yurtları uzak, çok uzak bir yerdeymiş. Mutlulukları da bu yüzdenmiş.

   Bir gün ceylan çayırda oynuyormuş, halinden çok mutluymuş. Ancak birdenbire insanoğlunun en iyi dostu olarak bilinen bir köpek çıkmış ortaya . Tabii arkasındanda bir insan gelmiş . Köpek ve adam geyiğin peşinden koşmaya başlamış.Ceylan kaçmış onlar kovalamışlar.

   Bu sırada evde yemek zamanıymış. Sofrayı hazırlayan fare bakmış arkadaşlarından biri eksik. Arkadaşlarına dönerek :

   - Neden ,demiş hep dörtken bu gün üçüz? Ceylan arkadaşımız bizi unuttu mu dersiniz?

   - Unutmaz, demiş kaplumbağa. Mutlaka başı dertte olmalı. Ne olurdu karga gibi kanatlarım olsaydı, uçar dolanırdım çayırları. Ya ceylanın yardımımıza ihtiyacı varsa, ne olduğunu bilmeden onu yargılamak doğru olmaz.

   Karga hak vermiş kaplumbağaya. Kanatlarını çırpıp havalanmış ve ceylanı aramaya başlamış. Birde ne görsün, ceylan ormanda bir tuzağa düşmemiş mi? Ağlardan kurtulmak için çırpınıp duruyor. Karga hemen dostlarına haber vermiş. Üçü düşünüp bir sonuca varmışlar. Biri evi bekliyecek, diğer ikisi ceylanı kurtarmaya gidecekmiş. Tabiki evde kaplumbağa kalmış. Fare ile karga fırlayıp gitmiş. Kaplumbağa kalmış kalmasına ama, aklı hep dostlarındaymış. Sonunda oda çıkmış yola. Bir süre sonra fare ile karga ceylanın yanına gelmiş. Fare ağları kemirmiş. Sonra hepsi oradan ayrılmış.

   Avcı oraya gelip ağları parçalanmış, tuzağıda bomboş görünce küplere binmiş.

   Öfke ile etrafa bakınmış o sıra kaplumbağayı görmüş. Onu çantasına koymuş.

   - Ceylan bir başka güne kalsın. Biz bu akşam kaplumbağa ile yetinelim.

   Karga olup bitenleri yukarıdan görmüş. Hemen uçarak olanları ceylana ve fare anlatmış. Üçü hemen bir araya gelip dostlarını nasıl kurtaracaklarını düşünmeye başlamışlar. Sonunda bir yol bulmuşlar. Ceylan, avcının önüne çıkıp kendini göstermiş. Ceylanı karşısında gören avcı hemen onun peşine düşmüş. Avcı kovalıyor, ceylan koşuyormuş. Sonunda avcı yorulup sırtındaki çantayı yere atmış. Farede bunu bekliyormuş. Hemen koşup, çantayı kemirmiş ve dostunu kurtarmış.

   Onlar ermiş muradına, avcı boş dönmüş evine.  

_________________________________________________Devam edecek inş.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #2 : 24 Aralık 2011, 11:01:43 »

İyi İle Kötünün Mücadelesi


   Yaşlı adam kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı.

   Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri köpekti bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli olacakken niye ötekinin de olduğunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine.

   Yaşlı adam, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.

   “Onlar” dedi, “benim için iki simgedir evlat.”

   “Neyin simgesi?” diye sordu çocuk.

   “İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.”

   Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa, kazananı da olmalı diye düşündü ve her çocuğa has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:

   “Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?”

   Bilge adam, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:

   “Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem o!”

_________________________________________________________

Çoban Çocuğu


   Bir zamanlar her soruya insanı şaşırtacak cevaplar veren akıllı bir çoban çocuğu varmış. Şöhreti etrafa öyle yayılmış ki, kral da merak edip çocuğu saraya davet etmiş:

   “Sana üç soru soracağım.” demiş.

   “Birinci sorum şu: Dünyadaki bütün denizlerde kaç damla su vardır?”

   “Haşmetli kralım...Yeryüzündeki bütün ırmakların akışını durdurun bir süre...Ben sayarken yanlış olmasın. Sonra ben size denizlerde kaç damla su olduğunu söyleyeceğim...”

   Bu akıllıca cevaba hayret eden kral ikinci soruyu sormuş:

   “Gökyüzünde kaç yıldız vardır?”

   Çoban çocuğu:

   “Bana büyük bir tabaka kağıt verin.” demiş.

   Kağıt getirilince, üzerine sayılamayacak kadar nokta koymuş.Sonra kağıdı krala uzatarak:

   “Bu kağıdın üzerinde ne kadar nokta varsa gökyüzünde de o kadar yıldız vardır. Sayın inanmazsanız.” demiş.

   Kral son soruyu sormuş:

   “Sonsuzluk nedir?”

   “Bizim köyde bir dağ vardır. Yüksekliği, genişliği, uzunluğu tam bir saat çeker. Oraya yüzyılda bir kuş gelir ve gagasını bir kayaya sürter. Bütün dağ yok oluncaya kadar, sonsuzluğun yalnız bir saniyesi geçmiş olur.Gerisini siz hesaplayın...”

   Çocuğun zekasına hayran kalan kral:

   “Sen bütün sorduklarıma bir bilgin gibi cevap verdin. Şimdiden sonra benim sarayımda oturacak ve öz oğlummuş gibi saygı göreceksin.” demiş.

_____________________________________________________

Küçük Beyaz Bulut


   Küçük beyaz bulut dağların üzerinde gülümsedi. Armut ağacının gölgesinde yatmakta olan Hasan, gözlerini küçük beyaz buluttan ayırmadan kardeşi Esma’ya seslendi:

   - "Esma bak, buluta bak buluta."

   Esma, buluta baktığında; onun, küçük, tekerlekli bir bisiklete benzediğini şaşarak izledi.

   - "Benim de öyle bir bisikletim olacak." dedi Hasan.

   - "Benim de uzun saçlı, kocaman bir bebeğim olur mu?" diye düşündü Esma. Küçük beyaz bulut, o anda upuzun saçlı kocaman bir bebek oluverdi. Esma’nın minicik beyninde büyüdükçe büyüdü, kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Alır mıydı babası?

   - "Yağmur yağar, iyi ürün alırsak alacağım demişti..." Ama alır mıydı?

   Elindeki çapayı cılız pamuk saplarının dibinde birkaç defa gezdiren Cemal doğruldu, belini tutarak. Yüzünü armut ağacına çevirdiğinde; çocuklarının gökyüzünü izlediklerini gözledi. Küçük beyaz bir buluttu gözledikleri. Bu mevsimde bir pamuk yumağı gibi gökyüzünde belirir, sonra yitip giderlerdi. Ne gölge verirler, ne de yağmur olup bereket sunarlardı. Yarı eğildi, çapayı yavaşça kaldırıp, ümitsizce indirdi susuzluktan çatlamış kuru toprağa. Birkaç güne kalmaz bu pamuklar kuruyup giderlerdi...

   Hacer, kovanın ipini saldıkça saldı kuyuya. Yetmedi ip, eğilip uzandı kuyunun taşına, kolunu uzatabildiği kadar uzattı. Güç bela doldurabildi kovayı. Nereye gitmişti bu sular? Akarsular kurumuş, kuyularda su bitmişti...

   Hasan, tekrar bulutu göstererek:

   - "Esma bak, dedi. Şimdi de kamyon oldu.".

   Hafiften gülümsedi çocuklara küçük beyaz bulut, sonra kendisini belli belirsiz esen rüzgara bıraktı. Dede oldu, koyun oldu, uçurtma, tren, umut oldu, umutsuzluk oldu. Kendisine katılmak isteyen su tanecilerinden özenle uzaklaştı. Büyük kara bulutlara hiç yaklaşmadı.

   Kaç zaman geçmişti hatırlayamadı, tekrar rastladığında başı öne eğilmiş, gözleri dolmuştu Hasan’ın. Cemal, tarlanın bir köşesinde acı acı çekiyordu sigarasını. İçinde Hasan’a vurduğu tokadın burukluğu...

   Küçük beyaz bulut bisiklet oldu, uzun saçlı kocaman bir bebek oldu, kamyon oldu ama ne Hasan’ın, ne de Esma’nın öne eğilmiş başlarını yukarıya kaldıramadı.

   İki damla yaş süzüldü Esma’nın gözlerinden, içinde uzun saçlı kocaman bir bebek olan, iki damla yaş ıslattı toprağı.

   Küçük beyaz bulut, birden bire karardı, ağladıkça ağladı... Bereket oldu.

________________________________________________________________

Dövüşçü Aslanla Yaban Domuzu
 

   Bir yaz günü aslan su içip serinlemek amacıyla bir su başına gelmiş. O sırada yabandomuzu da suya eğiliyormuş. Aslan:

   - Çekil bakalım da suyumuzdan içelim, " demiş.

   - Ne demek çekil?, demiş yabandomuzu. Biz hayvan değilmiyiz? Bizde su içmez miyiz? Amma şey asıl sen çekil!

   - "Sen çekil, hayır sen çekil..." derken işi dövüşe çevirmişler. Nasıl bir dövüş? Kıyasıya, kırasına, ölürüp ölmecesine! Kan ter içinde kalmışlar. Ayrılıp bir solukluk dinlenmede ne görsünler? Tepedeki ağaçlara akbabalarla kara kargalar konmuşlar:

   - "Aman birbirlerini hemen öldürseler de leşleri bize kalsa..." diye bekleşmiyorlar mı?

   Hem aslanda hem yabandomuzunda şafak sökmüş:

   - "Aman, kavgayı dövüşü boş verelim! Eski dostluğumuza dönelim. Bu akbabalarla kara kargalara yem olmayalım, iyisi budur..."Demişler, yollarına gitmişler.

   * ( Dövüşüp sövüşmek iyi mi? Barış içinde yaşamak varken üstelik... Dövüşenler için son her zaman kötüye varır, bir kazanç getirmez. )
 
_________________________________________________Devam edecek inş.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #3 : 07 Ocak 2012, 11:16:32 »

Kusurlu Adaylar

Aslan mı ölmüş, yoksa ortalıktan kaybolmuş da bir yerlere mi gitmiş? Belli değil. Yanlız hayvanlar toplanmışlar; Kendimize yeni bir baş, bir yönetici seçelim demişler.

Deve ile fil adaylıklarını koymuş. Ama maymun ordu bozanya, hemen atılmış:

-Onlar kim, yönetici olmak kim? demiş."Herkesi kendinize mi güldüreceksiniz?

Deve dediğin kızgınlık nedir bilmez. Kötülük işleyenleri hep hoş görür. Fil desen bir domuz yavrusu görmeye... Koca gövdesine bakmadan fellik fellik kaçacak delik arar. İkisi de baş olmaz." demiş.

* (İşte böyle... Kimsenin aklına düşüne gelmeyen bir küçük neden, bazen kişilerin yolunda engeller, alıkoyar. ) 

_____________________________________________________________________

Seksene Varırdım


   Bir mecliste işret müptelalarından birine içkinin kötülüklerinden, özellikle insanın ömrünü azaltacağından bahsedilir, içkiden vazgeçmesi istenir.

   Ayyaş "Ben küçük yaşımdan beri içerim. Hamd olsun vücudum sapa sağlamdır. Yaşımda altmışı geçiyor. Eğer dediğiniz gibi içki ömrü azaltmış olsaydı bu kadar yaşamazdım."

   Orada bulunan ahmağın biri demiş ki:

   "Ne biliyorsun birader! İçki içmemiş olsaydın şimdiye kadar altmışı değil, yetmişi geçer, seksene varırdın"
 
________________________________________________________________________

Çoban Ve Kurt


   Dağlardaki koyun sürülerinden birine aç bir kurt dadanmış. Çoban ne yapsa ne etse bu kurtla başa çıkamayacağını anlayınca sonunda çareyi bir çoban köpeği edinmekte bulmuş.

   Çoban köpeği gerçekten de kurda karşı yaman direniyormuş. Ama koyunların sayısı çok olduğundan kurt, bir o yandan bir bu yandan sürüye yaklaşıyor ve çoban köpeğinin bütün dikkatine rağmen sürüden koyun çalmayı beceriyormuş.Köpeğin canına tak etmiş kurdun oyunları. Uyuyamaz, dinlenemez olmuş. Sahibine karşı yüzünü kara çıkarmak da istemiyormuş.Sonunda köpek dayanamamış ve kurdu ininde bir gün ziyaret etmiş:

   "Kurt kardeş" demiş. "Tamam, seni anlıyorum, senin de karnın acıkıyor ve sana yiyecek veren bir sahibin de olmadığından bir yerden yiyecek bir şeyler bulmak zorundasın.Ama sana bu yakışır mı? Kocaman kurtsun, kendinden küçüklerle uğraşıyorsun. Onları tuzağa düşürüyor, yakaladığını çalıp götürüyorsun. Oysa senin gibi böyle güçlü kuvvetli bir hayvan hep kendi gibi büyüklerle boy ölçüşmeli! Aslanla, kaplanla savaşmalı!

   Masum koyunları ve körpe kuzuları değil, yaban öküzlerini, zebraları avlamalı".

   "Benim sevgili arkadaşım" demiş kurt., "Biz senle uzaktan kuzen sayılırız. Ama dünyalarımız farklı. Sen kendinden güçlü birinin hizmetine girmiş ve bütün dünyayı onun gözünden görür olmuşsun.

   Ben ise bağımsız yaşarım. Hayatımı sürdürmek için önüme çıkan bütün fırsatları değerlendiririm.

   Avımı yakalarken de ayırım yapmam. Hangisi kolaysa onu avlarım. Ancak böyle yaşayabilirim.

   Benim dostum düşmanım bellidir. Koyunlar, benim can düşmanları olduğumu iyi bilirler. Ama senin sahibin ne yapıyor? Onların dostu gibi görünüyor. Onları koruyor, hatta sen gibi akılsız kuzenlerimi de yanında çalıştırıyor. Ama ne için, sana sorarım?

   O koyunları canı istediğinde kesip yiyebilmek için! Ya da yemeleri için başkalarına satmak için! Gördün mü ya!

   Şimdi hangimiz daha dürüstüz? Ben aç kalınca, saklamadan gizlemeden gider bir tane yakalarım. Senin sahibin ise binlerce koyunu kesip yer.

   O nedenle ben haklıyım. "Bilinen düşman, dost görünen gizli düşmandan daha hayırlıdır!"

   Çoban köpeğinin aklı karışmış bu sözleri duyunca. Gerçekten de kurt kendi açısından haklıymış.

_____________________________________________________________________________

Minik Serçe


   Avcının biri kuş avlamak için bir tuzak kurdu. Tuzağa küçük bir kuş yakalandı. Avcı, minik kuşu eline alınca şaşırdı.

   Çünkü minik kuş konuşuyordu.

   Minik kuş:

   - Ey insan oğlu sen birçok koyunlar, sığırlar, develer yedin. Onların etleriyle bile doymadın benim etimle mi doyacaksın? Ben senin dişinin kavuğunu bile dolduramam.

   Şayet beni bırakacak olursan sana üç öğüt vereceğim. Bunlar sana daha yararlı olabilir. Bu öğütlerden birini elinde ikincisini şu damın üzerinde üçüncüsünü şu dalın üzerinde söyleyeceğim. Bu öğütlerimi tutarsanız ömür boyu mutlu olursun, dedi.

   Avcı bu teklifi beğendi. Zaten eti olmayan bu küçük kuşla nasıl doyacaktı ki? Kuşun öğüdü belki işe yarayabilirdi. Avcı:

   - Peki, Söyle bakalım, dedi.

   Minik kuş:

   - Elindeyken vereceğim öğüt şudur: Olmayacak bir şeye sakın inanma.

   Kuş, Bu birinci öğüdünden sonra avcının elinden karşıdaki damın üzerine kondu.

   - İkinci öğüdüm: Elinden kaçırdığın fırsatlara hiçbir zaman üzülme.

   Kuş, şöyle devam etmiş: Akılsız insanoğlu, eğer beni kesmiş olsaydın kursağımda iki yüz elli gram ağırlığında bir inci bulacaktın. O inci seni de, çocuklarınıda zengin ederdi. O inci senindi ama kısmetin değilmiş. Öyle bir inci kaçırdın ki dünyada eşi benzeri yoktu, dedi.

   Avcı, bunu duyunca:"Eyvah! Ben kendi elimle kendime yazık etti. Elimdeki talih kuşunu kaçırdım. Ah benim akılsız kafam" diye üzülmeye saçını başını yolmaya başladı.

   Kuş avcının bu halini görünce:

   - Be aptal adam! Biraz önce ben sana ne öğüt verdim mi? Şu haline bak. İnci elinden gittiyse ne üzülüyorsun? Ben sana "Elinden kaçırdığın fırsata hiçbir zaman üzülme" demedim mi? Sözümü anlamadın mı?

   Sonra sana "olmayacak bir söze sakın inanma" diye ilk öğüdümü verdim. İkinciyi duyunca aklın başından gitti. Benim iki yüzelli gram gelmiyeceğimi bildiğin halde nasıl içimde iki yüz elli gram inci bulunabilir? dedi.

   Avcı, kuşun uyarısını dinleyince, aklı başına geldi.

   - Haydi güzel kuş! Şu üçüncü öğüdünü de söyle, öyle git, dedi.

   Minik kuş dalın üzerine kondu ve alaycı bir şekilde:

   - Hayret doğrusu! İlk iki öğüdümü çok iyi tuttunda üçüncüsünü mü tutacaksın? dedi .ve göğün maviliklerine doğru uçtu. 
 
_________________________________________________________________________-

Çoban Ve Kral
 

   Bir kral, çayırları kaplayan bir sürü görür. Çobanın akıllı bakımıyla iyi otlayan, sağlam ve her yıl gelir sağlayan koyunlarla dolu... Hoşuna gider kralın, bu becerikli çoban... "Sen" der, "insanları da yönetirsin... Kuzuları bırak burada.... Gel insanların başına,baş yargıç yapıyorum seni... İşte bizim çoban sarayda adalet terazisi de yanında... Oysa, tüm gördüğü hayatı boyunca,bir keşiş sürüsü, köpekler, kurtlar ve hepsi bu kadar... Sağduyusu var ya, gerisi de sonradan gelir ... Kısacası, çoban yeni işini iyi becerir.

   Komşusu keşiş koşar gider yanına, Aman" der; "Bir düş mü bu gördüklerim . Sen, seçkin biri!... Sen, büyükler arasında!... Ama krallardan sakın, iyilikler kaygandır, aldatabilir ve en kötüsü pahalıya patlar sana.... Böyle yanlışların sonunda çok büyük dertler getirir başına... Bunları bilmediğinden ötürü, çekici geliyor saray sana, dostum, çok dikkatli davran."

   Çoban güler, kesiş devam eder: "Bak, saray seni şimdiden sersemletmiş, masaldaki kör adama benzetmiş:

   Yolda giderken körün eline değer, Soğuktan donmuş bir yılan... Körde onu değnek sanarak alır; Kendininki kuşağından düşmüş meğer!... Kör, Rabbine şükürler eder... Bir yenisini buldum diye....Sokaktan geçenlerden biri bağırır :

   - "Onu ne tutuyorsun elinde!.. Çabuk o kötü, sinsi hayvanı at... Fırlat elindeki yılanı fırlat!"

   "Bu değnek!" der kör adam...."Yılandır diyorum sana!" der diğeri ... "Yalan söylemekten ne çıkarım olabilir?... Bu hazineyi saklayacak mısın?"... "Niçin saklamayayım?... Değneğimi yitirmiştim, buldum yenisini... Kıskanıyorsun kuşkusuz beni."

   Kör, inanmaz söylenenlere... Bu yüzden de hayatını kaybeder ... Ölüp gider:

   Çünkü kendine gelen yılan, efendisini sokar kolundan...Sana gelince:

   Önceden söylemek isterim ki, başına daha kötü şeyler gelecek.

   "Ölümden başka ne olur ki?" der bizimki, Keşiş:

   - "Bin bir iğrenç şey" der uzağı görerek...Dediği de çıkar, yanılmaz...Kötü saray adamları, türlü dolambaçlı yollarla, kuşku uyandırırlar... Kralda yargıcın iyi niyeti ve değeri hakkında... Hileli oyunlara da başvurarak, ceza verdiği adamları ayaklandırırlar,

   - "Sırtımızdan geçinip köşkler, saraylar yaptı bu yargıç kendine" derler. Kral, denetlemek ister bu büyük zenginliği:

   Görür sonunda yargıcın yoksulluğunu : Ve anlar söylenenlerin dedikodu olduğunu... Bu kez, "Paralarını" derler, Değerli taşlara yatırdı, koca bir çantası var, dolu içi... On sürgüyle kilitli"

   Yargıç, kendi eliyle açar çantasını, Şaşkına döner yalan makinaları. Lime lime eşyalar çıkar ortaya: Bir çoban gocuğu ve takke, Bir değnek, bir heybe ve yanılmıyorsam, bir de kaval...

   - "Tatlı hazinelerim" der adam, candan dostlarım,kıskançlık ve yalan giremez aramıza.Bu zengin saraydan birlikte ayrılalım, bir düşten çıkar gibi"

   Kralım, bağışlayın bu konuşmamı; tırmanırken tepeye, düşeceğimi bilmez değildim, çok hoşuma gitti, geri dönemedim. Ama söyleyin bana:

   Bu kadarcık yükselme tutkusu çok mudur bir insana?
 
_________________________________________________Devam edecek inş.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #4 : 13 Ocak 2012, 14:18:51 »

Tilki Ve Keklik

   Bir tilki av için dolaşırken bir keklik görür ve karşısına geçip durur. Kekliği hayranlıkla seyre dalar. Tilkinin bu halini gören keklik:

   - Hey can dostu , ne gördün de böyle hayran bakarsın? Der. Tilki:

   - Ey güzeller şahı, şu senin şehla gözlerine yandım ve yaman bakışlarına kandım. , Çok güzelsin. Allah güzelliğini bağışlasın. Acaba gözlerini yumunca da böyle açık olduğu gibi güzel ve tatlı mısın? Lütfedip bir defa da öyle görünerek bir an da öyle seyrettirseniz. Keklik:

   - N’olacak! Deyip gafletle gözlerini yumar. Tilkinin, gözlerini seyredeceğini umar. Tilkinin maksadı onu avlamaktı, hemen şahin gibi sıçrayıp kekliği kavrar.

   Keklik neye uğradığını anlar. Sabredip bir kurtuluş yolu düşünmeye başlar. Tilkiye:

   - Ey bilgili avcı ve sihirli oyuncu! Sana yüzlerce aferin ve binlerce övgü. Bravo! Haberin olsun ki, ben şahlar lokması ve padişahlar yemeğiyim. Fakat Hak Teala beni sana kısmet etti. Evvela bu bu nimete şükret. Sonra iştahla ve huzurla ye, der. Tilki:

   - Evet, doğru olanı budur, deyip şükretmek için ağzını açar. Keklik hemen tilkinin ağzından kurtulup uçar. Tilkinin keyfi kaçıp:

   - Lanet olsun , nimeti yemeden şükredene! der. Keklik de:

   - Lanet olsun, uykusu gelmeden yumana! diye karşılık verir.
 
_______________________________________________________________________

Ormancı Ve Ayı  

   Ormanda bir ayıyı büyük bir boğa yılanı yakalar ve belinden sararak sıkıştırmaya başlar. Ayı can havliyle kıvranırken, o sırada ormandan geçen bir adam, ayının bu halini görür ve kılıcını çekerek yılanı ikiye böler. Ayı da ölümden kurtulur.

   Ayı artık adamın peşini bırakmaz. Kendisine yapılan iyiliğe karşılık, onunla dost olmak ve hizmetinde bulunmak ister. Adam ayının peşini bırakması için ne kadar uğraşsa da, ayı gitmez ve adamın evinin kapısının önünde bekler.

   Konu-komşu adama: - "Yahu, ayının dostluğuna güven olmaz. Ahmağın dostluğu düşmanlıktan beterdir, ayıya güvenme, defet gitsin" derlerse de adam;

   - "Beni kıskanıyorlar, ayı gibi güçlü kuvvetli bir yardımcım var, çekemiyorlar" diye söylenenlere aldırmaz.

   Adam bir gün ayı ile birlikte ormana odun kesmeye gider. Bir süre çalışırlar. Adam biraz dinlenmek için bir ağacın gölgesine uzanır. Ayı da başucunda bekçilik eder.

   Bu sırada bir sinek adamın yüzüne konar. Ayı, efendisine iyilik olsun diye sineği kovalar. Fakat sinek tekrar kalktığı yere konar. Ayı yine kovalar. Sinek havada bir daire çizdikten sonra yine adamın yüzüne konduğunda, ayı büsbütün sinirlenir. Değirmen taşı gibi kocaman bir kaya parçasını yüklendiği gibi adamın yüzünde duran sineğe fırlatır. Sinek ölmüştür ama, adamla birlikte...

_________________________________________________________________________

Fitneci Aslan
 

   Aç aslan bir çayırdaki üç ineği gözüne kesmiş: kesmiş ya, üçünden korkmuş.

   - "Ben birini parçalarken öbür ikisi bir olur, hakkımdan gelirler sonra." Diye düşünmüş."En iyisi," demiş, "Bunları ben birbirlerinden ayırayım, teker teker paralayayım. Daha kolay olur benim için."

   Öyle yapmış aralarına girip fitneyi sokmuş, her birini öbüründen ayırmış. Sonra teker teker tenhada kıstırıp paralamış, yemiş.

   (Birlik güçlülük verir. Bir olundu mu düşmanlar çekinir, sokulmaz. Akıllı kişi dediğin, dostlarının, akıl yoldaşlarının yanından ayrılmaz, kopmaz hiç. Güvenli olur.)

__________________________________________________________________

Kurnaz Tilki


   Aslan, kurt ve tilki, üçü birlikte avlanmak için ormana gitmişlerdi. Aslında aslan'ın dengi olmayan tilki ve kurtla arkadaşlık etmesi doğru değildi. Ama ediyordu işte!

   Üç kişi olunca bir başkan gerekiyordu. O da elbette kendisiydi. Üçü beraber bir yaban sığırı, bir keçi ve iri bir tavşan avladılar. Avları güzel gitmişti. Avlarını sürükleye sürükleye bir mağaraya getirmişlerdi. Çok da acıkmışlardı.

   Sofraya oturdular.

   Avlarını taksim etmeyi başkan olan aslanın yapması gerekirdi. Fakat aslan sınamak için kurda dönerek:

   - "Söyle bakalım, benim tecrübeli dostum. Şu hayvanları aramızda taksim ette, senin cevherin niyetin ortaya çıksın." dedi.

   Kurt hemen atıldı:

   - "Memnuniyetle sultanım. Yaban sığırı senin payındır. O büyüktür, sen de büyük ve gövdelisin. O sana layıktır. Keçi benim hissemdir. Tilkiye de şu semiz tavşan düşmektedir." dedi.

   Aslan, onun bu haddini bilmezliğine, kendini ilk fırsatta öne çıkaran tavrına çok kızdı. Kendi gibi emsalsiz bir aslan karşısında benlik davası gütmesine son derece hiddetlendi.

   Aslan:

   - "Sen kim oluyorsun budala! Unutma ki, ormanlar kralı aslanım. Ben varken sana pay ayırmak düşer mi? Bunu hak ettin" diyerek kurda yaklaşıp öyle bir pençe vurdu ki, kurt kan-revan içinde yere yıkıldı.

   Aslan bir yerde iki başkan olmaz, düşüncesiyle kurdun kafasını kopardı.

   Ondan sonra korkudan tir tir titreyen tilkiye dönerek:

   - "Ne bakınıp duruyorsun orada! Haydi şimdi de sen pay et bakalım şu avdan." dedi.

   Tilki son derece tevazu ve alçak gönüllülük içinde:

   - "Ey büyük sultanım! Pay etmek benim haddim değil ama, mademki emrettiniz söyli-yeyim. Şu büyük sığır kuşluk yemeğiniz olsun. Keçi ise nefis bir öğle yemeği, tavşan da sultanımızın gece çerezi olsun." dedi.

   Aslan, tilkinin bu pay taksiminden pek hoşlanmıştı.

   - "İşte adil paylaşma... Böyle bir taksimi nerden öğrendin sen?' diye tilkiye sordu.

   Tilki boyun bükerek, yerde cansız yatan kurda bir göz attı.

   Sonra:

   - "Şu haddini bilmez kurdun halinden ve başına gelenden öğrendim sultanım." dedi.

   Bunun üzerine aslan tilkiye:

   - "Madem ki sen kendine pay ayırmayıp benim büyüklüğümü takdir ettin. Ben de sana büyüklüğümü göstereyim. Var git, bu avların üçü de senin olsun, afiyetle ye" diyerek bütün avları tilkiye bağışladı.

   Tilki o zaman, aslan iyi ki av taksimini kurddan sonra bana emretti. Ya önce bana em-retseydi, benim halim nice olurdu? diye haline şükretti.

   ÖĞÜTLER:

     * Arkadaşlarımızı iyi seçmeliyiz,

     * İnsan için en lazım olan şey, haddini bilmesi ve ona göre hareket etmesidir.

     * Akıllı insan, olaylardan ibret almasını bilendir,

     * Bizden önce gelen milletlerin başına gelenlerden ibret almalıyız.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Çocuklar için ingilizce 2.0 English/İngilizce vuslat 0 318 Son Mesaj 15 Nisan 2009, 20:57:56
Gönderen: vuslat
Tavşan İle Çekirge (çocuklar için hikaye) Çocuk İlahileri vuslat 0 235 Son Mesaj 01 Haziran 2009, 22:49:18
Gönderen: vuslat
Dede İle Torun (çocuklar için sesli hikaye) Çocuk İlahileri vuslat 0 258 Son Mesaj 01 Haziran 2009, 22:54:12
Gönderen: vuslat
Gururlu Kaplumbağa (çocuklar için sesli hikaye) Çocuk İlahileri vuslat 0 289 Son Mesaj 01 Haziran 2009, 22:56:00
Gönderen: vuslat
Çocuklar için bant tiyortraları indir Çocuk Hikayeleri KeRvAnCaN 0 208 Son Mesaj 29 Mart 2010, 13:36:16
Gönderen: KeRvAnCaN
MİNUSCULE KARINCALAR çocuk Video ve Klipleri Âl-i İmran 1 453 Son Mesaj 10 Aralık 2011, 16:36:40
Gönderen: Âl-i İmran
Çocuklar için Eğitici oyunlar / online Çocuk için Oyun ve Resimler azadî 0 183 Son Mesaj 08 Ağustos 2011, 10:20:59
Gönderen: azadî