0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: EL-MUKÎT (C.C.)  (Okunma Sayısı 321 defa)
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« : 02 Şubat 2012, 12:33:50 »

Her şeyi lâyıkıyla bilip gözeten ve her şeye kudreti yeten.”

“Azıkları yaratıp bedenlere gönderen.”
 
Mukît, ilim ve kudrete birlikte delalet eden bir ilâhî isimdir. Her muhtacın neye muhtaç olduğunu bilmek ilim ile olur. Bu ihtiyacı yerine getirmek ise kudret gerektirir. Buna göre, bir mahlukun ihtiyacının gözetilmesi ve yerine getirilmesiyle Mukît ismi tecelli eder.

İhtiyaçlar maddî olabileceği gibi manevî de olabilirler. Cahiliye devrinde insanların en büyük ihtiyacı, ‘tevhid inancıydı’. Bundan mahrumiyet, onları putlara tapacak kadar perişan etmişti. Cenâb-ı Hak, o kavme en son ve en büyük Elçisini (asv) göndermek suretiyle, onların bu ihtiyacına en güzel şekilde cevap verdi.

Mukît’in bir başka mânâsı da, “Her muhtaca ihtiyacı kadar rızık veren” şeklindedir. Bu isim, kut ve gıda vermek demek olan ‘ikâte’ fiilinden gelmektedir. Bir canlının yeme, içme, görme, işitme, yürüme gibi her türlü ihtiyacı Rahmân ve Rezzak olan Allah tarafından karşılanıyor.

Her canlıya, kendisine yetecek kadar rızık vermek ‘ikâte’ fiiliyle gerçekleştiriliyor ve bu ilâhî ihsanda Mukît ismi tecelli ediyor.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« Yanıtla #1 : 03 Şubat 2012, 09:15:09 »

Bedenî ve ruhî rızıkları yaratan ve mahlûkatının azığını veren.”

Allahü Teâlâ o kadar cömert, o kadar kerimdir. Dostu­nu mahrum etmediği gibi, düşmanını bile rızıksız bırakmaz. Âlem dolusu halk O'nun kerem sofrasından yiyip içer. Yine diğer canlı varlıkları da rızıklandırmak O'nun şanındandır.

Azız ve Celîl olan Allah, her mahlûk için ne kadar ömür takdir etmişse, ona göre de rızık ve gıda maddesi tayin ve tahsis etmiştir.

Bütün âlem halkı bir araya gelse, benim için tayin edi­len rızkı, benden alıp bir başkasına veremezler. Hiçbir mahlûk yoktur ki, rızkını bitirmeden ölsün.

Âllahü Teâlâ'nın kudreti ne kadar büyük, rahmeti ne kadar geniştir. Zaman mekân boyunca bir nefes ara ver­meden her canlının rızkını yaratmaktadır. Âdem Nebinin nesli dizisi olan insanlara tâ Âdem devrinden beri oluk oluk rızık akmaktadır. İnsanlar çok kere ağızlarına attıkları lokmanın nerelerden kalkıp kendilerine geldiğini düşünmezler. Zaten bunu fikretseler hüsran tarlasına çubuk dikmezler.

İnsan şu koca çınarlara, dal budak salan ağaçlara, upu­zun kavaklara, şekerden tatlı hurmalara bakmaz mı? Çamuru yiyen bu ağaçlar nasıl böyle dağ gibi büyüyorlar? Hurmaya, üzüme, incire, elmaya, armuta bu şekerden tat­lı lezzeti toprak mı vermektedir? Elbette hayır! Aynı toprağa ve aynı yere biber eksen bir başka tat alırsın, kavun eksen bir başka. İşte bütün bunlar Allahü Teâlâ'nın güzel isimlerinin tecellîleridir.

İbret almak için ana rahmindeki ikizler kâfi gelmez mi? Meselâ, dört tane çocuğu birden doğuran anneler vardır. O minik çocuklar, o dar yerde gıdalarını kavgasız, gürültüsüz, rahat ve sükûn içinde alırlar. Herbir çocuk, rableri tarafından kendisi için tayin edilen miktarı emer durur. Hiçbiri ötekinin hakkına tecavüz etmez. Kardeş kardeş dokuz ay o âlemde yaşarlar. Ne var ki, kendilerine dünya kapısı açıldığında kavgalar, gürültüler, didişmeler başlar ve dünyanın nizamı altüst olur...

Ah insanlar, ah! Hep kendimizi görüyoruz da, asıl görülecek şeyleri unutuyoruz.

Hırsın elini bir kalem gibi kesmek gerek. Hırs ile kim­se bir başkasının rızkını elinden alamaz. Çünkü sebepler rızık yaratmaz, rızkı Allah yaratır ve Allah verir. Sebepler birer yoldan başka nedir ki? Gece gündüz bir nefes dur­madan çırpınan insanlar vardır ki, onlar zenginliğin koku­sunu bile alamaz. Yine nice insanlar da vardır ki, elini sallasa avucuna cevherler dökülür.

Allah (Azze ve Celle), herkese lâyık olduğu şeyi verir. O Alîm'dir, Habîr'dir, Kerîm'dir. Hiçbir şey O'nun dengi ve benzeri değildir. Unutmak, gaflet etmek, uyumak, ha­taya düşmek gibi eksikliklerden münezzehtir. Âlemlerin Rabbidir. Müslümana rızık verip de kâfiri bundan mah­rum etmez.Mustafa Necati Bursalı
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« Yanıtla #2 : 04 Şubat 2012, 09:56:25 »

Mukît : Bütün canlıların gıdasını veren
''Gıdalandıran, besleyen, bakıp gözeten, muktedir olan, her şeyin karşılığını veren, gözetici ve şahit.''
''Herkese uygun olarak gıdalarını yaratan O'dur.''
 Çalışmanın, sebeplere sarılmanın ibadet olduğunu bildiğimiz için çalışacağız, çalışırken Rabbin rızasını isteyeceğiz. Bize uygun gıdamız bizim gölgemiz gibi bizi takip eder. Gölgenin peşinden gidenler sonuna varamadan öldüler.
 Midemizi helal ve temiz gıdayla, aklımızı şeriat ve tabiat ilimleriyle, gönlümüzü Allah sevgisiyle gıdalandıralım.
 Tenbih: Müslüman Allah'tan başka kulların ihtiyaçlarını karşılayan, işlerini düzenleyip yürüten, onlara azık ve rızık veren olmadığını ve en üstün rızkın akıl nimeti olduğunu bilmelidir. Müslüman, gücü yettiğince yakın-uzak ve güçlü zayıf ayrımı yapmaksızın muhtaç insanların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmalıdır. Önce yakınlarını tercih etmeli yoksa başkalarına yönelmelidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: " Azık isteyene vermemek, kişiye günah olarak yeter."
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« Yanıtla #3 : 06 Şubat 2012, 11:13:50 »

Yarattığının gıdasını veren” anlamına gelen “el Mukit” ismi cemili Kur'an-ı Kerim'de bir defa geçer.

“Allah her şeye kadir ve gıda verendir” [Nisa: 4/85.]

Ayetinde, bizlerin ekmek için insanlara boyun eğerek, zillete düşmememiz için yalnız bizim değil, denizdeki balıkların, havadaki kuşların, karadaki hayvanların da gı­dasını Allah'ın verdiğini haber verir ve ekmek için toprağı ekmek gerektiğine işaret eder.

“er-Razzak” ismi şerifinin açıklamasında Zuhruf suresinin 32'nci ayetinde rızkın taksimini Allah'ın yaptı­ğını yazmıştık. “Allah, herkese uygun olarak, gıdalarını kainatın yaratılışında dört günde takdir etti”  ayetinde de herkese uygunluğundan bahsedilmekte. Hamsi balığının gıdasıyla balinanın gıdası, karınca ile filin gıdası hem azlık, hem çokluk yönünden, hem de bünyeye uygunluk yönünden aynı olmadığı açıklanır. “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır”[Necm: 53/39] derken çalışmaya teşvik eder. Ama her çalışanın eşit şekilde kazanmadığı görülmektedir. Biz meşru yol­lardan gıdamızı aramak için çalışırız. Her halükarda Rabbimizden razıyız.

Zikrederken Rabbin rızasını arayacağız, fikrederken Rabbin rızasını arayacağız. Boğulmakta olan bir karın­cayı kurtarırken, Rabbin rızasını isteyeceğiz. Bir hastaya yardım ederken, bir acı doyururken, bir ağaca su verirken Rabbin rızasını isteyeceğiz. Rabbin rızası için yapacağız.

Rızkımızı kazanırken bu yolda yorulurken ekmek peşinde koşmuyoruz. Çalışmanın, sebeplere sarılmanın ibadet olduğunu bildiğimiz için çalışacağız, çalışırken Rabbin rızasını isteyeceğiz.

Bize uygun gıdamız, bizim gölgemiz gibi bizi takip eder. Gölgenin peşinden gidenler sonuna varamadan öl­düler.

Sarraf, balıkçıya: “Oltanda ne çıkarsa ağırlığınca altın vereceğim” demiş. Balıkçı bir çekmiş yuvarlak bir halka çıkmış. Teraziye koymuşlar, karşısına bir kilo, on kilo, yüz kilo altın koymuşlar, halka ağır gelmiş. Ele alınca elli gram gelmeyen halka, altınla tartılırken dükkanın bütün altınlarından ağır gelmiş. Hikaye bu ya altıncıların pirine sormuşlar. O da o halkayı terazinin bir kefesine koymuş, öbür kefesine de bir avuç toprak koymuş denge sağlanmış.

Altıncıların piri: “Bu halka çok hırslı bir adamın göz kemiği! Buna dünyayı verseniz doymaz. Ancak bir avuç toprak doyurur” demiş.

Midemizi helal ve temiz gıdayla, aklımızı şeriat ve tabiat ilimleriyle, gönlümüzü Allah sevgisiyle gıdalandıralım.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« Yanıtla #4 : 07 Şubat 2012, 09:37:18 »

Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, bilip gücü yeten ve koruyan,her yaratılmışın azığını veren.
"Allah her şeyin karşılığını vericidir."
El-Mukît, beden ve ruhların gıdasını yaratan ve bunları beden ve ruhlara ulaştıran demektir. Bütün rızıkları veren Allah'tır.
Peygamber (s.a.v.)'e her türlü rızıklar sunulmuş, ancak O, ölümsüz olan diriyi zikrederek:
"Beni yedi­ren ve içiren Rabbimin yanında kalacağım" buyur­muştur.
Ezherî diyor ki:
"el-Mukît" Kureyş lehçesinde "muktedir" manası­na gelmektedir. Nitekim Cenab-ı Hakk'ın şu sözü bu­nu teyid etmektedir.
"Allah her şeye muktedirdir (mutlak kadirdir)."
El-Mukît  Kur'ân-ı Kerim'de bir yerde zikredil­miştir.
"Kim iyi bir işe vesile olursa bu iyilikten onun da bir nasibi olur. Kim bir kötü işe aracı olur­sa bu kötülüğün vebalinde mutlaka ona da bir pay vardır. Allah her şeyin karşılığını verendir."
Allah Tealâ şöyle buyurur:
"Allah her şeyin karşılığını verendir."

el-Mukît, bütün varlıklara gıdalanacakları şeyleri ve rızıklarını ulaştıran ve onları hikmeti ve hamdine uygun olarak dilediği şekilde sarfedendir.
er-Râğıb el-Esfehâni der ki: Kişiyi hayatta tutan gıdaya "el-kût" denir, çoğulu "akuvât" gelir. Allah Tealâ âyette buyurur ki:
"Allah orada takdir etti."
"Gıda ile doyurdu, yedirdi" anlamında "kâtehû" denilir. "Yiyecek verdi, gıda verdi" anlamında da "ekâtehû" denilir. Hadis-i şerifte:
"Ehl-i iyâlinin nafakasını boşa vermesi kişiye günah olarak yeter" buyurulur. Ayet-i kerimede:
"Allah her şeyin karşılığını verendir" buyurulurken "Mukît" kelimesi kullanılır. Bu kelime için "muktedir",    "şahit" anlamları verilmiştir. Gerçek anlamı "koruyup gözeten, besleyip ayakta tutan" demektir.
el-Kâmusu’l-Mukît'te el-Mukît şöyle izah edilir: "el-Mukît: Bir şeyi koruyan, gözeten, muktedir demektir. Herkese rızkını veren de böyledir."
İbnu Abbas (r.a.) ayeti kerimedeki "Mukît" kelimesini "Muktedir" "cezalandıran" diye tefsir etti. Mücahid bu kelime için "şâhid", Katade hafız/koruyucu anlamını verdi. Bu kelime "her canlının gıdasını ona ulaştıran" diye de tefsir edildi. Bu kelime için "her insana çalışması kadar rızık veren" denildi.
İsm-i şerîf (ikâte) dendir. îkâte, gıda vermek demektir. Mahlûk, yaşamak için gıdaya muhtaçtır, Allahu teâlâ, her mahlûk için ne kadar yaşama müddeti ta'yîn etmişse, ona göre de gıda maddesi ta'yin ve tahsîs etmiştir. Hiç bir mahlûk ken­disi için ta'yîn edilen gıdayı bitirmeden ölmez ve hiçbiri baş­kalarına ait gıdadan bir zerre alamaz. Allah her şeyin miktarını ve ölçüsünü ta'yîn etmiş ve ta'yîn ettiği gibi de yaratıp ulaş­tırmakta bulunmuştur. Yerden biten şeylere bak! O kara top­raktan nasıl gıdâlanıyorlar ve bu sayede nasıl yapraklar, çiçek­ler, meyvalar meydana geliyor.
Ana rahmindeki ikizleri düşün! Gıdalarını göbeklerinden nasıl çekiyorlar, orada sulh ve selâmetle rahat ve sükûn içinde nasıl yaşıyorlar. Herbiri, Allah tarafından kendisi için ta'yîn ve sevk edilen ve kandan ibaret bulunan azığını kavgasız, fü­tursuz alıp duruyorlar. Fakat ne yazık ki, dünyâya geldikten sonra birçokları bu sulh ve selâmeti bozuyorlar ve meselâ bâzı kardeşler arasında olduğu gibi mal ve mîras yüzünden birbirle­rine öldürmeğe kalkışıyorlar. Acaba Allahu teâlâ bunların rızklarını unuttu mu? Yoksa dünyâya çıktıktan sonra, "Allah rızkınızı, gıdanızı kendiniz te'mîn edin, ben karışmam" mı? dedi. Allah Alîm’dir, Habîr'dir, unutmak, gaflet etmek, hatâya düşmek gibi eksikliklerden münezzehtir. Kayyûm'dur, Müheymîn'dir, Rabbü'l-Alemîn'dir. Kulunu görüp gözetmesini bir lâhza kesmez. Meselâ, insan henüz çalışamaz ve istemesi­ni bilmezken, onun gıdasını, onu hiçbir sebep ile mükellef tutmadan verir. Fakat vaktaki çalışır, ister ve arar bir çağa ge­lince, onun gıdasını da bir takım sebepler ve vâsıtalar içinde sevkeder. Bunda büyük hikmetler vardır. Yoksa vâsıtaya, se­bebe ihtiyâcı yoktur. Allah insanlar için geçim sebebleri ya­ratmış ve maîşetini te'min etmek için herkesi bir sebep ucuna yapışmakla mükellef tutmuştur. Ancak bu sebeplerin meşru' olması şarttır. Gayr-i meşrû’ sebeplerle rızk aranmasını ha­ram kılmıştır ve sonra herkese kendi kıymetini ve verilen emirler karşısındaki sadâkat derecesini bildirmek için serbest bırakmıştır, herkes muhayyerdir, isterse rızkını meşru' yol­lardan arar, dilerse gayr-i meşru yollara sapar, fakat şunu bil­mek gerektir ki, meşru’ yollara kanâat edenin gıdası noksan kalmış, gayr-i meşrû' yollara düşenin gıdası çoğalmış değil­dir. Herkes Allah tarafından ta'yîn edilen tahsisatını alır. Bir miligram fazla veya eksik olmaz. 
Farzedelim, birisi fazla hırsla başkalarına âit olan parayı eline geçirebilir, fakat Allah öyle hâdiseler yaratır ki, hırs ile eline geçirdiği bu parayı, ayağı ile sahibine götürmeğe mecbûr olur. Neticede hem beyhude yere yorulmuş, hem de bedava başkalarına bekçilik etmiş olur.
Sebepler rızk yaratmaz, rızk vermez, rızkı Allah yaratır ve Allah verir. Sebepler birer yoldan başka birşey değildir. Söz temsili, her insana mahsus bir boru... her borunun içi sahibi­ne âit gıda maddeleri ile dolu... Gıda maddelerinin arkasında ölüm vardır. Arkadan, ölümün tazyîki ile, borunun ağzından gıda maddeleri akmaktadır. Gıda bitmeden ölüm gelemez, çün­kü önü tıkalıdır. Gıda tükenince de ölümle karşılaşacağı mu­hakkaktır, işte sebepler, bu borular gibi birer yoldan ibarettir. Eğer sebepler insana rızk vermiş olsaydı, en kuvvetli kazanç sebebi akıl olduğu için, akıllıların çok zengin, ahmakların çok fakir olması icâbederdi. Halbuki nice ahmakların merzûk, nice akıllıların mahrum olduğu görülüp duran hâdiselerden­dir.
Şu Halde Kula Gereken:
Mahlûkâtın rızklarını, ancak Allah'ın yaratıp ulaştırdığı­na inanmış olan bir kul, rızk hususunda O'nun va'dine güve­nir. Rızkını elde etmek için meşru' sebeplerin dışına çık­maz. Vakar ve haysiyetini ayaklar altına almaz, yüreğini de yalan, hile, ihtiras ve tabasbusla kirletmez. Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« Yanıtla #5 : 08 Şubat 2012, 10:42:51 »

Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, her şeyi koruyan!

Kur'ân-ı Kerîm'de sadece: “Kim iyi bir işe vesile olursa, bu iyilikten onun da bir nasibi olur. Kim bir kö­tülüğe aracı olursa bu kötülüğün vebalinde mutlaka ona da bir pay vardır. Allah her şeyin karşılığını verici­dir” mealindeki âyette geçen “el-Mukît” ismi için, konuyla ilgili kaynaklarda genellikle “el-Muktedir” ve “el-Hafız” gibi karşılıklar verilmektedir. Her ne ka­dar bu ismin geçtiği yukarıda meali verilen âyet-i kerîmenin muhtevasıyla bağlantı kurmak oldukça güç gözüküyorsa da, el-Mukît'e verilen anlamların en ilgi çekici olana, bu ismin “kut” (besin, gıda, azık) köküyle bağ­lantısı bulunduğunu belirten anlam olsa gerektir.  Bu durumda “el-Mukıt” “canlıların hayatını gıdalandırma ve beslenme kanunları yoluyla sürdüren, onların hayat ve varlıklarını bu yolla koruyan” anlamına gel­mektedir. Nitekim bu ismi ilk defe “el-Mümidd” şeklin­de açıklayanca Halimi'ye göre Allah'ın bu ismi, bünyenin canlılığını ve yenilenmesini sağlayan “besin ve gıda” anlamındaki “kut” kelimesiyle bağlantılıdır. Zira Allah, bütün canlı varlıkların bedenlerindeki hücre yenilen­mesini, dolayısıyla varlığın devamını, beslenme kanunlarına bağlamıştır. Binaenaleyh Allah Teâlâ kullarının rızık ve gıdalarını mütekeffil ve mukîttir.Metin Yurdagür
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« Yanıtla #6 : 09 Şubat 2012, 12:30:57 »

Her yaratılmışın ruh ve beden gıdalarını veren manasına gelir.

Allah-u Teala yarattığı her varlığın özelliğine göre onları gıdalandırmakta, yaşamlarına göre birtakım sebepler vasıta­sı ile şekil vermektedir. İnsanın tabi ihtiyaçları, diğer varlıklar­dan farklı, bitkiler, hayvanlarınki ise tamamen değişiktir. Rız­kı veren Allahtır. Sebebler nzıkın yollarıdır ama burada ilahi sırlar gözümüzü kamaştırmakta insanların zenginliklerinin sebeplerini bir yere kadar izah edebilmekteyiz. Çalışmak yer altı ve üstü zenginliklerin ortaya çıkartılmasına gayret göster­mek rızık kapısını açar. Maddi çalışmalar kadar manevi ça­balarda bizleri yola getirir ve insan olduğumuzu hatırlatır. İs­lam toplumlarında bu gün manevi eğitimin çok iyi bir durum­da olduğunu söylememiz mümkün değildir. Din eğitiminden anlaşılan belirli genel geçer ibadetlerin sadece görünen yan­ları üzerinde durup inceliklerine nüfuz edilmemek biçiminde kendini göstermekte.

"Kim güze! bir şefaatle şefaatte bulunursa, ondan kendisi­ne bir sevab vardır. Kim de kötü bir şefaatle şefaate bulunur­sa ondan kendisine bir günah vardır. Allah her şeye hakkıyla Kadir ve Nazırdır."

Rızık endişesini çözmek bilgiyle mümkün değildir. Bilgi maddi açlıkları doyurmaz! Yüzyıllarca insanı en zayıf yerin­den yakalayanlar bunda rızık meselesini çok iyi kullanmışlar, açlık, sefalet ile binlerce insanı yola getirmişlerdir.

Gerçek manada rızık Allah'a aittir, o dünyaya getirdiği her varlığın rızkını da vermekte ve bunu devamlı yapmaktadır.Ali Büyükçapar
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« Yanıtla #7 : 10 Şubat 2012, 08:45:41 »

Bunun manası; azıkları yaratıp beden ve kalplere gönderen demektir. Bedenlere gönderilen azıklar, yemek içmek gibi azık­lardır, kalbe ulaştırılan azık ise marifettir. Bu itibarla El Mukit, Er'Rezzak mânasında olmuş oluyor. Ancak şu farkla:

O, bundan daha ahastır (Daha özellik ifade etmektedir. Çünkü rızık, azık olanı da olmayanı da içine almaktadır.

Azık, bedenin kıvamını (ayakta durmasını) sağlayan şey demektir...

Bu kelimenin bir şeyi istilâ etmesi ve ona gücü yetmesi an­lamına gelmesi, istilânın da ancak kudret ve ilimle tamamlanması meselesine gelince, buna Cenabı Hakkın şu ayeti delâlet etmiş­tir: Allah her şeye, hakkıyla kadir ve nazırdır..
Görülüyor ki, bu kelime, kadir (her şeye gücü yeten) mâna­sına gelmektedir..
Bu ise hem ilme ve hem kudrete racidir.
Cenab-ı Hakk'ın bununla vasf edilmesi, yalnız kudretle veya da yalnız ilim ile vasf edilmesinden etem (daha tamamlayıcıdır.. Çünkü bu kelime, her iki mânanın bir araya gelmesini göstermek­tedir. Bu itibarla bu isim, eş anlam ifade eden isimlerden olma­mıştır.İmam-ı Gazali
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3576



WWW
« Yanıtla #8 : 11 Şubat 2012, 09:10:21 »

Anlamı: Bütün canlıların gıdalarını, azık­larını üzerine olan.
Açıklaması: Mukit, "kût" kökünden gelmek­tedir, "kût" ise, canlıyı hayatta tutan gıdaya, azığa denir. Mukit, bütün canlıların gıdalarını, azık­larını üzerine olan, onlara ulaştıran... Azık, rızıktan daha özel bir isimdir. Rızık, maddî ve manevî nimetleri içine alır. Azık ise, bedenin ayakta durmasmı sağlayan yiyecek demektir.

Mukit, bedene medet veren "kût”tan gelmek­tedir. Allah, canlıların bedenlerini, vakit vakit çözülen ve gidenlerin yerini yeni unsurların al­masıyla yenilenen bir nizama tabi olarak ya­ratmıştır. İrade ettiği belirli bir vakte kadar, be­denin varlıkta durmasını, devamlı surette yeni­lemekle, Allah canlılara mukit sıfatıyla yardım etmektedir. Günümüz biyolojisi de bunu kabûl etmektedir.

Mukit ismine bunun dışında değişik anlam verenler de olmuştur: Her şeyin tedbir ve idare­sini üzerine alan, gözeten, kuşatan gibi.
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: