0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Fehmi ve Şebisteri'den şem ve pervane hikayeleri  (Okunma Sayısı 1128 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 18 Ağustos 2010, 15:03:19 »

Fehmi ve Şeyh Abdullah-i Şebisteri-i Niyazi'nin Şem'u Pervane Mesnevileri / Mehmet Kanar

Pervane diye bir canlı vardır. ışığa gelir, uçucu bir hayvandır bilirsiniz... Bu canlı mum ışığına gelir her daim...
Nerde bir mum ışığı görünse orda biter bu hayvanat ... Yavaş yavaş mumun ekseni etrafında dönmeye başlar.
Yavaş yavaşda yaklaşır ışığın(mumun) aşkıyla... Artık öyle bir hal alır ki yaklaşa yaklaşa, kanadını yakar. Fakat kanadını yakmak ona zevk verir. azap verir.  Hem azap hem de azap verir... Zira azap hem elem hem mutluluk manasına gelir....
Artık öyle bir an gelir ki kapaklanır mumun üstüne iki kanadıyla birden ve bir buğday tanesi gibi pıt diye düşer yere...
Aşk şehididir o artık... Fakat mumun bundan haberi var mıdır?.. Hayır...  Ama mum da cezasını can ipliğini tüketerek çekecektir... Evet...
Can ipliği yana yana gözyaşları sel olacak, bedeni solacak ve en sonunda maşuka ne oluyorsa ona da o olacak...
Sönüp gidecektir.



1.Bölüm

Bir Gün Pervane Böceği Muma Aşık Olur...

Biri pervaneye şu sözleri söyledi:


Ey ufacık böcek, minicik kanatlı hayvan! Sen kendine lâyık bir dost tut. Öyle bir yola git, öyle bir yol tut ki, biraz olsun başarı umabilesin. Sen kim, mum kim? Sen neredesin, mum sevmek nerede? Semender değilsin. Ateşin etrafında dolaşma. İnsan önce kendini bilmeli, yiğitliğini denemeli, ondan sonra savaşa atılmalı.

Yarasaya baksana! Güneşten saklanıp gizlendiği için gündüzleri ortalarda görünmüyor, geceleri meydana çıkıyor. Demir pençeli kimse ile savaşmak, câhillik, kendini bilmezliktir.
Düşman olduğunu bildiğin birisini dost edinmek akıllıca bir hareket değildir.

Ey pervane! Kimse sana mumun uğrunda nâhak yere ve boşu boşuna öldüğün için iyi ediyorsun demez.
Bir dilenci padişahın kızını isterse, bu saçma bir fikir beslemek, mânasız bir harekette bulunmak demektir. Ensesine tokadı yer.
Bir mecliste mum yandığı vakit, padişahlar bile yüzlerini ona çevirirler. Hâl böyle iken mum hiç sana, senin gibi âşıka yüz verir mi?
Karşısında o kadar padişahlar varken, büyükler dururken senin gibi bir müflise iltifat eder mi hiç ? Ben zannetmem.

Mum herkese nezaket, yumuşaklık, fakat sana kızgınlık gösterir. Çünkü sen zavallısın, biçâresin.

Yüreği yanık pervane ona şu cevabı verdi:

Ey tuhaf adam! Sen bu sözlerinle tuhaf oluyorsun ama iş tuhaf değil. Mum beni yakarmış, yanarmışım. Bunun ne önemi var. Yansam ne olur, kavrulsam ne çıkar. Gönlümde İbrahim'in ateşi var. Nemrud'un ateşi İbrahim'e nasıl bir gülizâr oldu ise, mumun ateşi de benim için bir gülistandır.

Gönül, canânın eteğine çekmez, canânın aşkı canın yakasına yapışır.
Ben kendi isteğimle kendimi ateşe atmıyorum ki! Boynumdaki aşk zinciri beni ateşe sürüklüyor. Mumun ateşine kavuştuğum zaman yanmıyorum ki, o beni uzakta iken yakmıştı.

Yâr, güzellik ve sevilmek icabı istediğini yapar.

Ona: Yapma, etme, günahtır denilmez ki!

Ben, yârimi sevdiğim için onun ayakları altında can vermeye hazırım. Emelim budur, zevkim de bundan ibarettir. Can benim değil mi? Kim buna engel olabilir?

Dost var iken bana varlık yakışmaz. İşte bunun için can veriyorum. İstiyorum ki, yalnız o var olsun.

Yârim güzeldir, beğenilmiştir. İstiyorum ki, ben yanarken çıkardığım alev ona sirayet ederek onun ışığına katılsın, onun ziyasını arttırsın.
Ey bana öğüt veren! Diyorsun ki: Git, kendine göre birisini bul, onu dost edin!
Bu öğüdün bana hiçbir faydası yok. Bana kâr etmez, te�sir etmez. Bilir misin ki, aşığa nasihat etmek akrebin soktuğu kimseye sızlanma, inleme demeye benzer. Sindbad kitabında çok güzel bir nükte vardır. O da şudur:
Aşk ateştir, öğüt yeldir.Yel, ateşi alevlendirir. Bir kaplanı ne kadar dövsen, o nisbette hırçınlaşır, öfkesi şiddetlenir.

Ey nasihatçı! Sen bana fenalık yapıyorsun. İstiyorsun ki, yüzümü ateşli yerden ateşsiz, soğuk yere çevireyim.

Şimdi sıra benim. Ben sana nasihat vereyim de dinle.
Daima kendinden iyisini ara. Kendin gibilerle vakit geçirmek, vaktini zâyi etmektir. Kendi emsalinin peşinden ancak kendini beğenmişler gider. Tehlikeli yerlere ise ancak sarhoşlar gider.

Nitekim ben aşka düştüğüm zaman onun bütün belâlarını da düşündüm. Kelleyi koltuğa aldım da bu yola girdim.

Sadık bir aşık isen elini canımdan çek. Canını vermeye kıymayanlar kendini beğenen korkaklardır ve sevgiliye değil de kendi şahıslarına âşıktırlar.

Bir gün gelecek, nasıl olsa ecel pusu kuracak beni alıp götürecek. Onun için nazlı sevgilim beni öldürsün daha iyi. Onun uğrunda, onun elinde güle oynaya can veririm. Madem ki, ölüm haktır ve alına yazılmıştır, cânan uğrunda, onun elinde ve yanında ölmek daha iyi değil mi?

Bir gün ister istemez öleceksin. Yârin ayağı dibinde can vermek daha iyi değil mi?

Pervâne sâdık bir âşıktır. Tek bir ışık etrafında döner durur ve kendini yok eder. Onun yok oluşu, Vahdet yolundaki dervişin hâline benzer. Işık ilâhî aşk, pervâne ise bu aşk ile yanıp tutuşan ve hatta yokluğa erişen derviş demektir.

"Ey ızdırap, anladım ki her şey seninle
Sen Hakk'a giden yollarda vuslata vesile.."

Devam edecek...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
seriyye
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1307


Allaha teslim olan eşyayı teslim alır.


« Yanıtla #1 : 18 Ağustos 2010, 20:25:05 »

Sen Hakk'a giden yollarda vuslata vesile.."


evet bütün ızdıraplar sevgiliye kavuşmayı hızlandırır;ancak bir tanesi baki kalır ve ebedi sevgiye vesile olur.oda HAK ka giden ızdırap yoludur






                           selam cennet ehline
Moderatöre Bildir   Logged

vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #2 : 19 Ağustos 2010, 08:44:13 »

2.Bölüm

MUM ARAYAN PERVANE BÖCEKLERİ

“Bir gece pervane böcekleri toplanmış, bir mumu nasıl bulabileceklerini tartışıyorlardı. İçlerinden biri dedi ki:

- Hepimiz birden gidip boşuna yorulmayalım. Birmiz gidip mum bulsun, sonra gelip bize haber versin.

Bir pervaneyi seçip gönderdiler. Gönderdikleri pervane böceği uzakta bir köşk, köşkün içinde de apaydın bir mum gördü, döndü geri geldi. Gördüğü, anladığı kadarıyla mumu anlatmaya çalıştı.

O topluluğun içinde yaşlı bir pervane de vardı. Gönderilen pervaneyi kınadı.

- Senin mumdan haberin bile yok, dedi.

İkinci bir pervaneyi gönderdiler. Bu sefer ki , kendini muma şöyle bir attı, sonra etrafında dönüp geri geldi. Mumdan bahsetti,ona nasıl kavuştuğunu anlattı.

Yaşlı pervane onun da sözünü kesti;

- Azizim senin bu anlattığında da mum değil. Sen de öbürüne benziyorsun, anlamadığın şeyi nasıl anlatacaksın?

Son gönderdikleri pervane ise mumu görünce sarhoş oldu adeta. Sevinçle ateşe atıldı, ateş tepeden tırnağa sardı onu. Bütün vücudu kıpkırmız oldu.

Diğerlerini kınayan yaşlı pervane uzaktan mumun bu pervaneyi onurlandırıp kendi rengine boyadığını görünce;

- İşte bu işi yalnız o başardı, dedi. Kim nerden bilsin, mumdan yalnız onun haberi var.

Bu dünyada gerçeği bulan; her şeyden vazgeçen, dünyadan bihaber kişidir. Sen de candan, cisimden uzaklaş ki canana yaklaşasın.”

Böylece cesur pervane kapıldığı ilahi aşkın cazibesiyle fenafillah makamına ulaşır ve benliğini ateşin varlığında eritir. Artık o ateşten gayrı bir şey değildir.

“Alev alev yanan bir ateştir dünya. Her an bir başka bölük halkı yakar. Onun ateşi şiddetlenip alevleri göğe ondan kaçabilirsen yiğitsin., arslansın. Arslanlar gibi cesaretli ol. Yoksa pervane böceği gibi atıl içine, yan gitsin!”
Gerçekten yokluğu, yok olmayı, sevgiliyle vuslatı öyle güzel anlatır ki bu kısacık hikaye, başka söze gerek kalmaz adeta. Bu yüzden tasavvuf edebiyatımızda bu kadar köklü bir yer edinebilmiş, bu yüzden ağızdan ağıza dolaşmıştır yüzyıllarca… Öyle ya, neden kitaptaki sayısız hikayelerden bir diğeri değil de, Pervane’nin hikayesi hep dilimizde? Çünkü öyle kısa ve öz anlatır ki “ilahi kavuşmayı”, öyle güzel bir örnekle akıllara kazır, öyle güzel hikayeleştirir ki her şeyi… Üstelik de herkesin anlayabileceği bir dille yapar bunu. Bu yüzden daha nice yüzyıllar bu hikaye bitmez, bitemez. Her yüzyılın insanları yeni bir şeyler ekler bu hikayenin üzerine, arttıkça artar bu hikaye…

Pervanelerin yüzyıllardır hiç tükenmediği ve hiçbir zaman tükenmeyeceği gibi…

Ateşin hiç sönmediği ve hiçbir zaman sönmeyeceği gibi…

Bu hikaye de tükenmez daha nice yüzyıllar.

Arttıkça artar pervaneler, büyüdükçe büyür bu ateş…

Bir gün her şey yanıp da kül olana dek,

Bir gün her şey “yok” olana dek…

Devam edecek...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #3 : 20 Ağustos 2010, 12:13:49 »

MuM iLe PeRvaNe

3.Bölüm--------------------------------------------------------------------------------

Güze dönen o tatlı yaz gecelerinden gece Pervane isimli bir garip, ahşap ve eski evinin balkonunda uyuyakalmıştı. Ay ise Güneş'i kıskandıracak derece güzeldi, parlaktı ve muhteşemdi. Hani yaz gecelerinde kızıllığıyla Güneş'e, tepsi gibi oluşuyla kendisine benzer ya. Bir o kadarını da siz hayal edin. Ay, işte öyle muhteşem öyle harikuladeydi.

Pervane uzun günün yorgunluğuyla "Biraz sonra kalkarım nasıl olsa." diyerek balkonda kendini uykunun kollarına bırakmıştı. Böyle güzel bir gece olur da rüya görülmez mi? Gününü güzel geçiren rüya ile ödüllendirilmez mi? Ay yüzlüler, güzel insanlara görünmez mi?

İşte böylece Pervane de rüyasında Mum'un o güzel yüzünü görüyordu. Nice ev yakan aşk, ansızın bir gizli ateşi alevlendiriveriyordu, böylece Pervane'nin gönlü ona şevkle aşık, canı ise sadık bir sevgili oluyordu. Evinden fırlamıştı o gece. Aşk ateşi Pervane'nin yüreğinde yer etti. Akıl gönülden çıktı, aşk geldi onun yerine oturdu. Aşk, yüreği yakar, ne söylesem bin mislini yapar.

O karanlık gece, mübarek bir geceydi. Mum'un şevk badesiyle sarhoş olmuş Pervane, Mecnun gibi yollardaydı. Aşktan yüreğine düşen dertle sevgilisini anmaktaydı hep. Kaç saat geçmişti kim bilir? Gamla yüreği solmuş bir halde, hicran yastığına dayanarak yığıldı yere, Pervane. Hali çok kötüydü. Ölü desen ölü değil, diri desen diri değil. Yarı canlı bir haldeydi. Yokluk aleminden bir belirtiydi sanki. Sabah olup da gün ağarınca gözlerini açtı. Başında Meşşate (saç tarayan, süsleyen) isimli halden anlar bir dost buldu. Meşşate Mum'u tanıyordu. Pervane'nin, dostun yüzünü görmek isteyen bir aşık ve garip olduğunu anladı. Pervane:

-"Ey dost! Ey derdimi hakkıyla bilen!" dedi. Ey gözümün nuru, yarimin yüzünü gören! Canım zemanenin sitemiyle mahzun, yüreğim kederden kan damlası. Allah aşkına, o ay yüzlünün yanına git, anlat biçare gönlümün hali*ni."

Meşşate onun perişanlığını, sabırsızlığını görüp gönül derdini anlayınca durumu Mum'a anlatmaya karar verdi.

Velhasıl akşam olunca Meşşate Mum'un yanına gitti. Yeri öpüp saygılarını sundu. "Bir zavallıdan sana haber getirdim." dedi. Adı: Pervane... Gönlünün sırları göz yaşları gibi açığa çıkmış. Zavallı senin yüzünü görmek ister. Lütfet, acı o garibe. Çünkü senin ayrılığından muradına eremeden can vermesi yakındır.

Meşşate bunları anlatınca Mum çok öfkelendi.

- Behey pabuç dilli, sus! "Edebi de unuttun, hayayı da. Ne yüzle anlattın bana bunları." diye onu azarladı. Pervane aşık olma niyazında, Mum ise naz yapma sevdasındaydı. Meşşate üzülerek, yerlere sürünerek dışarı çıktı. Ve olanları Pervane ye anlattı.

-"Onun sevgisini çıkar aklından. O bela arayanın aşkından vazgeç, ya da sabret. Senin ondan nasibin de yanmaktır." dedi.

Pervane bunları duyunca toprağa oturup matem tutmaya başladı. Üzüntüsünden başına toprak atıyor, kendini helak ediyordu. Meşşate, onun bu halini görünce yüreği yanmaya başladı. İnlemesine acıdı, çok üzüldü.

-"Ey ayrılık derdiyle ayaklar altına kalmış, kavuşma şarabından bir yudum bile tatmadan inim inim inlemiş, Pervane." dedi." Perişan olan bir sen değilsin. Senin için benim de yüreğim yanıyor. Uğruna başımı koydum. Canana senden yine söz açacağım." dedi.

Pervane'nin kararan gönlünden çıkan kara ah dumanlarıyla gündüz geceye dönünce, gökyüzü yıldız mumlarını yaktı. Meşşate, Mum'un huzuruna çıktı.

-"Ey güzelliğiyle meşhur şah!" dedi. "Aşkta pervane gibisini kimse görmedi. Onu bu hale getiren aşktır. Sevgili, onu bela ile helak etse de belaya katlanan bir bedeni var. Yatarken senden başka hiç rüya görmemiştir, göz yaşından başka su içmemiştir. Elleri hep dua için havada. Beladan başka yok dert ortağı. İşte böyle mahzun ve şeyda olmuş. Senin gibi bir ay yüzlünün ayrılığından bu garip ve günahsız aşık ölürse yazık olur." dedi. Misal olsun diye de şu hikayeciği anlattı:

Günün birinde bir adam İbrahim Halil'in konuğu olur. Konuğu der ki:" Bir oğlun var, kur*ban et." Hemen hançeri alır eline. Bir eliyle de tutar oğlunun kolunu, İbrahim. Ama onun sarı benzine bakar, yüreği yanar. Bunun üzerine oğlu :" Baba, kes başımı. Hiç doğmamış say beni." der. Sabrın yolu budur işte. Dostluğun şartı candan vazgeçmektir. Pervane de canana kavuşmak ümidiyle canından geçti.

Bu hikayeyi dinleyince Mum'un yüreği sızladı. Bu gece nefesin yürek eritiyor Meşşate. " dedi. O gece Mum'un içini bir sıcaklık bastı. Aşk çerağını yaktı. Aşkında sadık olan, sevgiliyi kendine aşık etmez miydi?

Mum yanıp yakıla ağlıyor, gözyaşları eteklerine kadar süzülüyordu. "Onu bana getir, Meşşate." dedi. Meşşate Pervane'ye koştu. " Pervane, sana kavuşma haberi getirdim." dedi. "O sana aşık, sen ona. Peki söyle bakalım maşuk nerede? " dedi. "Aşkta aynı renge giren iki kişi vuslata nail olur. yarin seni kavuşmaya davet etti." dedi.

Pervane bunları duyunca gözlerinin yaşı arttı. " Senin müjdenle canlandım." dedi. "Bir yarım canım kaldı. Onu da sana vermek isterdim; ama ne yapayım ki yare canımdan başka verecek bir şeyim kalmadı."

Akşam oldu. Pervane şevkle yürüdü, eşiğe bastı. Altın şamdanlar altında Mum beyaz giysilere bürünmüştü. Göz göze gelince, aşık ile maşuk ağlamaya başladılar. Pervane yürekten bir ah çekerek dönmeye başladı. O gümüş tenli ile kucaklaşınca yaralı yüreği tutuştu. Sersemleşip toprağa düştü. Gözü, gönlü canandaydı canı olduğu sürece. Sonunda acısından başını yere koydu ve vücudundaki yangınla can verdi.

Pervane şevk ile canını verdikten sonra Mum o üzüntü içinde yakasını, bağrını parçaladı. Sevgi ateşi, içinde alevlendi. Kederinden can ipi tutuştu. Gönül ateşi yakasından taştı. Yüreğinden ateşler yağdıran bir ah çekti.

Seher vaktine kadar içindeki ateşle eridi eridi... Pervane'yi kucağına aldı ve yüzünü onun yüzüne koydu. Sonunda muradını alamayan Pervane ile Mum birleşti. Kederden yüreği yanan Mum da yarinin vuslatına erdi. Maşuk ölürdü de aşık sağ mı kalırdı?..

__________________
Devam edecek...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #4 : 21 Ağustos 2010, 08:49:15 »

PeRvaNe'nin Mum ile söyleşisi

4.Bölüm_____________________________



Çok iyi hatırlıyorum. Bir gece uyuyamadım. Gözüme uyku girmedi. Pervanenin, muma şu sözleri söylediğini işittim.

Ey sevgilim! Hadi ben aşığım, yansam da yeridir. Peki ya sen neden yanıyor, niçin ağlıyorsun?

Ey benim biçare aşığım! Benim yanmama, ağlamama sebep nedir bilir misin?

Benim tatlı balım vardı. Beni ondan ayırdılar. Şirin’im haksızlıkla elimden alindi. İste Ferhad gibi tepemden ateş çıkıyor. Gece meclisi aydınlatan ışığıma bakma. İçimi yakan ateşe bak.

Mum, hem bu sözleri söylüyor, hem de sararmış yanağından sel gibi gözyaşı dökülüyordu.

Mum, sözüne devamla pervaneye dedi ki:

Ey pervane! Ey aşk iddiacısı! Aşk, senin için değil. Seninki bir kuru iddiadan ibaret. Sende ne sabır var, ne metanet ve tahammül.

Sen azıcık bir ışık ve ateş gördün mü, hemen yanıyorsun. Ben ise tamamıyla yanıncaya kadar dikilip duruyor, dayanıyorum. Aşk ateşi senin yalnız kanadını, benim ise vücudumu, baştan aşağı yakar.

Sadi de mum gibidir. Dışı parlaktır, ama içi yanmıştır.

Artık gece bitiyor, sabah oluyordu. Peri yüzlü bir hizmetçi gelip mumu söndürdü.

Zavallı mum, dumanı tepesinden çıkarken:

Aşkın sonu budur işte, dedi ve can verdi.

Aşıklığın ne demek olmak istersen anlatayım: Ölmek suretiyle yanmaktan kurtulmak...

Sevgilisi eliyle öldürülen aşığın mezarına gidip de ağlama, bilakis sevinerek şöyle de:

Ne mutlu ona! Sevgilisinin makbulü olduğu için sevgili onu öldürmüştür.

Aşık isen bu dertten kurtulmaya çalışma: yalnız Sadi gibi garazsız, ivazsız aşık ol.

Aşık bir fedai demektir. Nasıl ki, bir fedai gayesine varmadıkça emeline erişmedikçe başına taş ve ok yağsa meydandan çekilmezse, aşık da öyledir.

Ben sana denize açılma demiyorum. Açılacak olursan tufana bile katlan, diyorum.

"Bostan ve Gülistan" dan..

Devam edecek...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #5 : 22 Ağustos 2010, 10:58:32 »

5.Bölüm _________

Aşkı ile Pervane


Aşığın kemendini çözecek olan görmek ve görülmektir yani fark edilmektir. Bu arayışta aşığı hüzün hiç yalnız bırakmaz. Şem ile pervanenin aşkı da bu fark edilme ile başlar. Şem bu fark etme ile yanmaya, Pervane ise aşkından divane dönmeye başlar. Çünkü Pervanenin yanması için önce Şem’in yanması gerekir. Işık olmak için önce ateş olmak gerekir. Sevilmek için sevmek, sevmek için ise gayret gerekir. Şem hüzünle titreyen alev, Pervane karanlıklar içinde üzgün yolcu. Belki de gecenin içinde kalan ve kaçmaya çalışan bir şafak.. Ama her şeyden önce cezbe halinde bir aşık. Yitik iken bulunmuş, suskun iken çağlamış, yolcu iken dinlenmiş bir garip… Şem karanlıkları aydınlatmak isteyen bir maşuk. Pervane hayran, Şem hayal… Pervane yanmaya hazır, Şem erimeye gönüllü… Şem’in şulesi Pervane’nin kalbinin sızısı, Şem yanmanın sevdalısı. Aşığın yolculuğu ıstırapsız, kalbi sızısız olmaz. Aşığa gücünü veren bu yakıcı sızıdır. Pervane’yi kanatlarını hiç durmadan çırpmaya sevk eden de ıstırabıdır. Aşık, aşık olma halini sever ama bunu da belli etmeye çalışmazsa aşkın lezzetine varamaz. Pervane aşkından dönüp dursa da Şem’ine kavuşmadan, ona aşkını haykırmadan rahat edemez. Pervane Şem’ine kavuşunca kendini unutur, benliğini yitirir. Uçmayı yanmak için yapar hale gelir. Yanmıyorsa uçmuyorum sanır. Pervane Şem’in aşkından dermanı kalmayana kadar döner. Öğüt vermek isteyenlere aldırmaz. Çünkü aşk ateştir, öğüt ise yeldir. Yel ise ateşin şarını kuvvetlendirir. Pervane yılmayan bir aşıktır. O’nun yok oluşu Vahdet yolundaki dervişin hali gibidir. Vahdette kesret, kesrette vahdeti bulan derviş.. Vahdet mutlak gerçek, kesret ise hayalden öte değildir. Pervane Şem’e niyaz eder, O ise sadece naz eder önce. Sonra Pervane’nin aşkına sırt çeviremez ve hem yakar hem yanar.

Şem Pervane’ye sorar: “Buralara nerden geldin?”, “Benim buradan başka bir yerim olmadı ki hiç” der Pervane. Şem “Aşıklığı kimden öğrendin böyle” diye sorar. “O öğrenilmez ki, bir tohum gibi kalptedir, sevgilinin yağmuruyla belli olur ve bir sarmaşık gibi bütün varlığı kuşatır” diye cevap verir. Şem “meyvesi nedir onun” diye sorar. “Dert, kanlı gözyaşları, cihandan, candan kopmuş varlık ve sevgiliye adanmış bir can” diye cevap verir Pervane. Şem son olarak “Ben ki cihanın Şem’iyim, nasıl olur da zavallı bir Pervane’den ayrılınca cihan bana dar gelir? Nasıl olur da perişan bir Pervane ayaklarıma kapandı diye nefeslerim kesilir? Pervane bu soruya “Senin canın saf bir ayna olmalı. Benim halimi görüyor olmalısın. Zira canıma cihan da sensin nefes de. Aşkında sadık olana sevgili yabancı kalmaz. Aşık zavallı bir Pervane, sevgili cihanın Şem’i olsa bile”. Şem ise artık “Madem bendeki yangını bana hissettirebildin, maden gönlün gönül aynama yansıdı, artık hicran kapısı kapansın sana. Dilediğin zaman gel, ateşime Pervane ol” der (Münire Daniş, Şem ile Pervane, Timaş Yayınları, İstanbul 2005, s. 70-71).

Şem ile Pervane kavuşunca birlikte kendilerinden geçtiler. Pervane, Şem’in alevinde kendinden geçmiş bir şekilde dönmeye başladı. Git gide ateşe yaklaştı, ateşin bağrında alevden bir katre oluncaya dek döndü. İki varlık bir oldu. İki ruh tek kalp oldu. Pervane Şem’in şarında yok olup gitti. Şem ise kendinden geçmiş halde ateşiyle yanar, erir ve kendini tüketir. Şem’in alevinden son olarak mor bir katre görünür ve Şem tükenir. Cemil Meriç “Yıldız olmak kolay değil. Işık saçmak için yanmak gerekir.” diyor. Şem, Pervanesi için hem yanmış hem yakmıştır. Pervane ise Şem’i için hem dönmüş hem yanmıştır. İki varlık bir olmuş ve birbirlerinde ebedi aşka ulaşmışlardır. Nabi (1642-1712) “Bende yok sabru sükun, sende vefadan zerre, İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kerre” derken adını oluşturan iki olumsuzluk ekinden hareketle “iki yoktan ne çıkar” diye soruyordu. İki yoktan varlık çıkar. Varlığa varlığını aşk verir.

“Canı kim cananı için sevse cananın sever, Canı için kim ki cananın sever canın sever” (Fuzuli)”. Bir şiirinde geçen bu ifade ile Fuzuli kendi canı ile cananı (sevgiliyi) bir tutuyor ve sevgiliyi canını sevmek için bir sebep olarak görüyor.

Pervane olup dönebilmek için en az kırk gün olgunlaşmak gerekir. Olgunlaştıktan sonra ise aşkın ateşine dayanma gücü fazla değildir artık. Aşkın sureti ateş, sırrı ise yanmaktır. Sırra vakıf olmak ise aşkın nihayete ermesidir.

Mevlana, “Işığa pervane olmayanın aşkından şüphe edilir. Pervane, mumun aşkıyla muma öyle yaklaşır ki kanatları mumun aleviyle tutuşur da farkında olmaz. Aşkı saklamak, pervanenin mum ışığına duyduğu aşkı kadar imkansızdır” der.

Aşkı anlatmakta söz kifayetsiz kalır. Gerçek susmada gizlidir der, Mevlana. Susmak umut, susmak varlık. Mecnun Leyla’ya mektup yazmak istedi. Kalemi eline alıp şu beyti yazdı: ‘Hayalin gözümde, adın ağzımda, yadın kalbimde. Ben nereye yazayım?’ Senin hayalin gözlerimde yerleşmiş, adın dilimden düşmüyor, yadın canımın içinde yer etmiş, o halde mektubu kime yazayım? Sen ki bu yerlerde gezip dolaşıyordun. Kalemi kırıp, kağıdı yırttı

(Mevlana, Fihi Ma Fih, Ataç Yayınları, 2007, s.198)

Devam edecek...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #6 : 23 Ağustos 2010, 09:36:59 »

6.Bölüm______________________

O AY YÜZLÜNÜN GÜL BAHÇESİNE GELİŞİ VE FIRTINA DOLAYISIYLA ÇADIRA GİRİŞİ

Şem zümrüt rengi giysisiyle bir servi gibi salınarak bahçeye girdi. Eğlence mevsimiydi ve bahâr havası vardı. Yağmur bahçenin yüzündeki tozları yıkamıştı. Rüzgâr çimenlerin hizmetkârı olmuş, çimen ipek yaygısını yaymıştı. Çimenler yeşermiş, bulut inci yağdırmıştı. Kumrunun nâlesi ile bülbülün figânı yükseliyordu. Her bir yanda bülbüller coşku içindeydi. Gülde onlara kulağını çevirmişti.
Ülker yıldızı lâcivert gökyüzü içinde nasıl görünüyorsa, yasemen başakları da çimenler arasından kendini gösteriyordu. Nergis çiçeği çimenliğe göz, zambak goncası da sürmedân olmuştu.
Yasemen goncası ortaya çıkmış, sürmedân olmak istiyordu sanki. Bulut sedefi kalkıp gelmiş, menekşenin kulağına inciler dökmüştü.
Bahçeyi parlatan Şem her bir yandan dünyayı aydınlatmıştı. Nazlanarak gül dalı gibi dört bir yana doğru başını sallamaya başlamıştı. Servi onun boyuna hayrandı. Ona duyduğu özlemle başı dönüyordu.
Gece bitip de gün başlayınca nergis tatlı uykusundan uyandı. Gonca utangaçlığından başını önüne eğmişti.
Nergisin gözü ona hayrandı. Şebnemin gözlerinden yaşlar akıyordu.
Lâle goncası onun yüzünü görünce, gönlünden âh dumanları yükselmişti. O ay yüzlü dolaşıp dururken ansızın sert bir rüzgâr çıktı. Sağdan soldan eserek yeri göğü toz içinde bıraktı. Tozdan bahçe karardı, nergisin gözü görmez oldu. Fırtınanı şiddetinden yeşillikler toz toprak altında kaldı.
Gülün harmanı ile sümbül kâkülü rüzgârdan dağıldı. O parlak ay fırtına yüzünden ayağını eteğine, başını cebine sakladı.
O peri yüzlünün sığınacak bir otağı vardı. Fırtınadan perişân olunca otağına koştu.
Kâfur da rüzgâr hızıyla yanına koşup yere halı serdi, Şem’in tahtını kurdu.
O ay yüzlü otağına girince aya benzeyen yanağı ortaya çıktı.
Anber güzel kokular çıkarsın diye derhal buhurdana bir parça ûd koydu.

PERVÂNENİN O AY YÜZLÜYE ÂŞIK OLMASI

Bu hikâyeyi nakledenin dili mum gibi inciler saçmaya başladı ve dedi ki:
Şam’da vefâlı, meşakkatler içinde yaşayan Pervâne adında bir derviş vardı.
Ar gamından ve şöhretten kurtulmuş, aşk yoluna baş koymuştu. Cânı, gönlü aşk gamıyla yoğrulmuş, aşk mâtemiyle gömleği yırtılmıştı.
Aşk gönlünü âteşe verdi mi, serkeş âteşten yüz çevirmezdi. Aşk yolunda kendini cân-u gönülden yakıcı âteşe atardı. Kalbi kırıktı ve yüz çeşit üzüntüye mübtelâ olmuştu. Dünyânın gamıyla ayaklar altında kalmış, kanadı kırık kuşa dönmüştü. Dertli gönlü ve parçalanmış göğsüyle yerlerde sürünüyordu. Gönlünden gelen âhlar aya kadar yükselmiş, gönül yangınından çıkan dumanla gece kapkara kesilmişti. Yabancılarla konuşmaktan elini eteğini çekmiş sûfi gibi ayaklarını eteğine çekmişti. Halktan o kadar cefâ görmüştü ki, gündüzleri halkın gözünden saklanır olmuştu.

Beyit
“Cünûn feyziyle azâd olmuşam kayd-ı alâyıkdan
Kemâl ü fazl terki rütbe-i fazl u kemâlimdir.” Fuzûlî

Bir gece kimsesizlik ve yalnızlıktan dolayı yüreğinde sabır kalmadı. Evini kafes gibi hissedince kuş gibi kafesten uçtu. İçinde huzur yoktu, muzdaripti ve ne yapacağını bilmiyordu. Yüreğinde, kendisini takatsiz bırakan gizli bir âteş vardı. Ne kendine hâkim olabiliyor, ne bir yerde durabiliyordu.
Nice ev yakan aşk, ansızın gizli âteşi alevlendiriverir. Onun alevleri ay harmanına varır da kimsenin rûhu duymaz. Bu haldeyken ne birini görür, ne hayâli canlanır gözünde. Ne onun yanında mâşuktan vardır bir eser, ne kulağına gelmiştir ondan bir haber. Âteşin varlığından, âteşin ortasında yanarken haberdâr olur.
Sözün kısası, Pervâne ızdırabından oldu o gece dîvane. Şevk âteşiyle içinden bir duman yükseldi. Ama görünüşte maksûdun kıblesine yönelmişti. Aradığının nerede olduğunu bilmeden sağa sola koşturuyordu.
Ansızın çok uzaklardan Tûr âteşi gibi bir nûr ilişti gözüne. Işığa doğru gitti; bir otağ gördü. Feleğin mumu orada bir ay gibiydi. Benzeri görülmedik, çelik direkli bir otağdı bu. Bezi parlak ipektendi. Şem’in ışığı vuruyordu ona. Güneş ışınlarının gökyüzünden, ay ışığının felek fânusundan geçmesi gibi Şem’in ışıkları da otağın bezinden geçiyordu.
Pervâne uzaktan ışığı görünce yüreği çarpmaya başladı. Aşk âteşi yüreğinde yer etti. Cân tüketen bu aşk alevlenip onun sabır harmanını bir anda yaktı.
Akıl gönülden çıktı, aşk geldi, onun yerine oturdu.
Aşk nerede ışık saçarsa, kendisi dışındakileri süsleyip aydınlatır. Aşk, yüreği, cânı yakar. Ne söylesem bin mislini yapar.

Beyit
“Virdükçe pend perçemine bend olurdu dil
Çeksün belâyı kaydını şimdi cezâsıdır.” Nevres-i Cedîd
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #7 : 24 Ağustos 2010, 11:54:32 »

7.Bölüm_______________

GÖNLÜ YANIK PERVÂNENİN İNLEMESİ VE O AY YÜZLÜNÜN BUNDAN HABERDÂR OLMASI ÜZERİNE ANBERİ ONA GÖNDERMESİ


Pervâne ızdıraplar içinde bir giriş yolu bulmak için otağın etrafında dönmeye başladı. Hiçbir yerden girilecek bir yol bulamayınca, yüreğinden çıkan âhlar aya kadar yükseldi. Cân yakıcı iniltisiyle meclisi aydınlatan Şem hakkında konuşmaya başladı.
“Gönül harmanını âteşe verdin. Âh âteşimden gâfil olma sakın!
Ey serkeş! Yüzünün ışığından gönlüme bir âteş düştü. Ne zaman kadar şu otağın dışında kalacağım? Senin cemâlini görmezsem ben, ne ölüyüm, ne diri.
Ey ay yüzlü! Kaldır yüzünden şu perdeyi de bir güzel yanayım sende.”
Çok ağladı, feryâd etti. Sonunda gönül âteşinden bitkin düştü. Aşk elemi ve hicran mihneti sabrı gönülden, aklı cânından aldı götürdü. Feryâdları aya varıyordu.
Sonunda o ay yüzlü güzel onun halinden haberdar oldu.
Arbere döndü:”Şu inleyen zavallıya git. Söyle ona. De ki:Ey âvâre, ey evsiz barksız şaşkın! Benim aşkım harman yakan ir âteştir. Hem cân tüketir, hem beden yakar. Atma kendini bu kor âteşe. Semender olsan yok faydası. Aşk âteşi onu da yakar, kül eder. Sen benim vuslatımı hayal edersin. Yazık! Ne imkânsız fikirlerin var senin! Ey zavallı! Vuslattan bahsetme. Sinek, ankânın vuslatına erebilir mi hiç? Kor âteşe benzeyen yüzümden binlercesi yandı. Parlak yüzümün güneşinden güneş bile saklanır gökyüzünde. Sen bir yarasasın. Yarasalarda çıkmaz güneşe.”

Beyit
“Tîğ-i cevr ile dimişsin ki helâk eyleyeyim
Kıyma Aşkî di kulundur dilek ey yâr dilek” Aşkî


ANBERİN PERVÂNENİN YANINA GİDİP MESELEYİ ANLATMASI CİĞERİ YANAN PERVÂNENİN AĞLAYIP İNLEMESİ VE ANBERİN ONUN HALİNE ACIMASI

Anber Pervânenin yanına gidince o perişân mecnûnun gönlündeki yangınla, boğazlanmış tavuk gibi çırpındığını gördü. Meseleyi ona anlatınca, Pervâne içindeki yangınla fırlayıp Anberin etrafında dönmeye başladı. Gönül yangısıyla Anbere döndü: “Yolunun toprağı Huten miski. Gölgen eksik olmasın başımdan. Cân tüketen sıkıntıdan ölmüştüm. Senin kokunla dirildim ben. Merhamet et bana. Güçsüzüm ben. Onun aydınlığından bitkinim ben. Onun yanına gittiğinde söyle ben garipten ona, de ki: Ey ay yüzlü! Senin yanağın ışık bulutudur. Harmanıma âteş düşürdün. Sen benim içimdeki yangını bilirsin. Varılamaz senin yanına. Senin yurdundan uzaklaşmak da güç. Sana âşina olacak gücüm yok. Senden ayrılacak takatim yok.
Güneş bile onun yanağının parlaklığı karşısında utancından doğamaz. Onun her zerre karşısında başını eğmeyeceğinden hiç kuşku yok. Buna karşı, gökteki güneş hiçbir zaman bir zerreden bile yüz çevirmez. Acaba bir zerre gibi senin yüzünü görmek için kanat çırpacağım an gelecek mi? Vefâdarlık hatırı için, bir an için yüzünden örtüyü kaldırsan ne olur?”

BEYİT
”Düşmezdik ol gülün heves-i reng-i bûyine
Bizi hâre ilişdiren bûy-i vefasıdır” Nevres-i Cedîd

Pervâne halini baştan başa anlatınca, Anberin yüreğine âteş düştü. Onun göğsündeki hicran yarasına gördü, perişân haline içi yandı. Pervâneye dedi ki:
“Sus, gidiyorum işte o serkeşin yanına. Halini anlatacağım ona. Belki içindeki yangından dolayı acır sana.”


ANBERİN ŞEM’İN YANINA GİTMESİ VE O KARA GÖNÜLLÜ PERVÂNEYE DİKKAT ÇEKMESİ

Beyit
“Bîganelikten özge gönül gördüğün nedir?
Göster o bî-vefâyı kimin âşinasıdır?” Nevres-i Cedîd

Anber, yüreği âteş içinde o ay yüzlünün yanına gitti. Dedi ki: “Şu derviş senin verdiğin mihnetlerden yandı. Âteş düşürdün onun cânına. Bir an bile sâkin olamıyor. Cânından bir şey kalmadı neredeyse. Ne zamana dek onu hicran âteşiyle yakacaksın? Göster güzel yüzünü ona, yada tümüyle yak onu.”
O ay yüzlü nazla Anbere dedi: “Aşk işi yanıp erimedir. Aşk her an bir âteş yakar. O âteşte gönlünü kaptırmış olan yanar. Mahveder düştüğü kimseyi. Aşkın yanında kin kılıcı vardır. Âşıklara ezâ etmek için tutar elinde. Kinle başlarını düşürür serkeşlerin. Halkın ocağını söndürür. Âşıklık yolunda murâd azdır. Âşıkların sevinci gamladır. Âşıklarda sevinç umudu olmaz. Âşıklık murâdsızlıktan başka bir şey olamaz. Aşk yolunda sadık ise, söyle ona, gitsin, aşk mâtemiyle cân versin. Ayrılık derdini çekmeyen âşık vuslat mumunu nasıl yakar?”

BEYİT
“Ey cân! Bir dil ki esir-i gam-ı hicrân olmaz
Şayeste-i vasl-ı cânân olmaz!”

Anber dedi ki:”Ey dünyayı aydınlatan güzel! Daha fazla ayrılık âteşiyle yakma. Bir defacık örtüyü yüzünden çeksen, râzı buna.”

Beyit

“Umarsın birnüvâziş açtığı bin zahm içün ammâ
Bu insaniyyet ey dil, gamze-i cânâneden gelmez” Nâbi-i Pîr


Bu şekilde Pervânenin perişân halinden yüzlerce şey anlattı.
Sonunda Şem’in gönlü onun afsunuyla yumuşadı. Anber ona anlattıkça, o hüzünlü âşığa gönlü meyleder oldu.

Beyit
“Şûz-i dilden bîhaber sanmayın cânâneyi
Mum gibi arzular o şûle-i sûzâneyi
Aşk odu evvel düşer mâşuka sonra âşıka
Şemi gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi”

O ay yüzlü güzel emir verdi ve otağın perdesini çektiler.
Hiçbir şeyden haberi olmayan Pervâne Şem’in yanağını görünce kendinden geçti. Yüreği muhabbet âteşiyle coştu. Yürekten bir âh çekip bayıldı.
Şem, gönlünü yitiren âşığın halini görünce onun sevgisi yüreğine yerleşti. Acı ile içi yandı ve ona doğru ilerledi. Gözlerinden sıcak yaşlar döktü. Ağlayarak yanına gitti.
Onun yangınıyla yüreği bîtap düşünce gitti eve. Koydu başını, uyudu.
Pervâne baygın bir haldeydi ve yüreği aşk âteşiyle kaynıyordu.
Gökyüzünün kâfûrî mumu olan güneş doğana kadar baygın kaldı.

Beyit
“Öyle sermestem ki hiç idrâd etmezem dünyâ nedir?
Men kimim, sâki olan kimdir, mey-ü sahbâ nedir?” Fûzulî

Devam edecek...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #8 : 25 Ağustos 2010, 11:21:42 »

8.Bölüm_____________

O AY YÜZLÜNÜN GÜL BAHÇESİNE GELİŞİ VE FIRTINA DOLAYISIYLA ÇADIRA GİRİŞİ

Şem zümrüt rengi giysisiyle bir servi gibi salınarak bahçeye girdi. Eğlence mevsimiydi ve bahâr havası vardı. Yağmur bahçenin yüzündeki tozları yıkamıştı. Rüzgâr çimenlerin hizmetkârı olmuş, çimen ipek yaygısını yaymıştı. Çimenler yeşermiş, bulut inci yağdırmıştı. Kumrunun nâlesi ile bülbülün figânı yükseliyordu. Her bir yanda bülbüller coşku içindeydi. Gülde onlara kulağını çevirmişti.
Ülker yıldızı lâcivert gökyüzü içinde nasıl görünüyorsa, yasemen başakları da çimenler arasından kendini gösteriyordu. Nergis çiçeği çimenliğe göz, zambak goncası da sürmedân olmuştu.
Yasemen goncası ortaya çıkmış, sürmedân olmak istiyordu sanki. Bulut sedefi kalkıp gelmiş, menekşenin kulağına inciler dökmüştü.
Bahçeyi parlatan Şem her bir yandan dünyayı aydınlatmıştı. Nazlanarak gül dalı gibi dört bir yana doğru başını sallamaya başlamıştı. Servi onun boyuna hayrandı. Ona duyduğu özlemle başı dönüyordu.
Gece bitip de gün başlayınca nergis tatlı uykusundan uyandı. Gonca utangaçlığından başını önüne eğmişti.
Nergisin gözü ona hayrandı. Şebnemin gözlerinden yaşlar akıyordu.
Lâle goncası onun yüzünü görünce, gönlünden âh dumanları yükselmişti. O ay yüzlü dolaşıp dururken ansızın sert bir rüzgâr çıktı. Sağdan soldan eserek yeri göğü toz içinde bıraktı. Tozdan bahçe karardı, nergisin gözü görmez oldu. Fırtınanı şiddetinden yeşillikler toz toprak altında kaldı.
Gülün harmanı ile sümbül kâkülü rüzgârdan dağıldı. O parlak ay fırtına yüzünden ayağını eteğine, başını cebine sakladı.
O peri yüzlünün sığınacak bir otağı vardı. Fırtınadan perişân olunca otağına koştu.
Kâfur da rüzgâr hızıyla yanına koşup yere halı serdi, Şem’in tahtını kurdu.
O ay yüzlü otağına girince aya benzeyen yanağı ortaya çıktı.
Anber güzel kokular çıkarsın diye derhal buhurdana bir parça ûd koydu.

PERVÂNENİN O AY YÜZLÜYE ÂŞIK OLMASI

Bu hikâyeyi nakledenin dili mum gibi inciler saçmaya başladı ve dedi ki:
Şam’da vefâlı, meşakkatler içinde yaşayan Pervâne adında bir derviş vardı.
Ar gamından ve şöhretten kurtulmuş, aşk yoluna baş koymuştu. Cânı, gönlü aşk gamıyla yoğrulmuş, aşk mâtemiyle gömleği yırtılmıştı.
Aşk gönlünü âteşe verdi mi, serkeş âteşten yüz çevirmezdi. Aşk yolunda kendini cân-u gönülden yakıcı âteşe atardı. Kalbi kırıktı ve yüz çeşit üzüntüye mübtelâ olmuştu. Dünyânın gamıyla ayaklar altında kalmış, kanadı kırık kuşa dönmüştü. Dertli gönlü ve parçalanmış göğsüyle yerlerde sürünüyordu. Gönlünden gelen âhlar aya kadar yükselmiş, gönül yangınından çıkan dumanla gece kapkara kesilmişti. Yabancılarla konuşmaktan elini eteğini çekmiş sûfi gibi ayaklarını eteğine çekmişti. Halktan o kadar cefâ görmüştü ki, gündüzleri halkın gözünden saklanır olmuştu.

Beyit
“Cünûn feyziyle azâd olmuşam kayd-ı alâyıkdan
Kemâl ü fazl terki rütbe-i fazl u kemâlimdir.” Fuzûlî

Bir gece kimsesizlik ve yalnızlıktan dolayı yüreğinde sabır kalmadı. Evini kafes gibi hissedince kuş gibi kafesten uçtu. İçinde huzur yoktu, muzdaripti ve ne yapacağını bilmiyordu. Yüreğinde, kendisini takatsiz bırakan gizli bir âteş vardı. Ne kendine hâkim olabiliyor, ne bir yerde durabiliyordu.
Nice ev yakan aşk, ansızın gizli âteşi alevlendiriverir. Onun alevleri ay harmanına varır da kimsenin rûhu duymaz. Bu haldeyken ne birini görür, ne hayâli canlanır gözünde. Ne onun yanında mâşuktan vardır bir eser, ne kulağına gelmiştir ondan bir haber. Âteşin varlığından, âteşin ortasında yanarken haberdâr olur.
Sözün kısası, Pervâne ızdırabından oldu o gece dîvane. Şevk âteşiyle içinden bir duman yükseldi. Ama görünüşte maksûdun kıblesine yönelmişti. Aradığının nerede olduğunu bilmeden sağa sola koşturuyordu.
Ansızın çok uzaklardan Tûr âteşi gibi bir nûr ilişti gözüne. Işığa doğru gitti; bir otağ gördü. Feleğin mumu orada bir ay gibiydi. Benzeri görülmedik, çelik direkli bir otağdı bu. Bezi parlak ipektendi. Şem’in ışığı vuruyordu ona. Güneş ışınlarının gökyüzünden, ay ışığının felek fânusundan geçmesi gibi Şem’in ışıkları da otağın bezinden geçiyordu.
Pervâne uzaktan ışığı görünce yüreği çarpmaya başladı. Aşk âteşi yüreğinde yer etti. Cân tüketen bu aşk alevlenip onun sabır harmanını bir anda yaktı.
Akıl gönülden çıktı, aşk geldi, onun yerine oturdu.
Aşk nerede ışık saçarsa, kendisi dışındakileri süsleyip aydınlatır. Aşk, yüreği, cânı yakar. Ne söylesem bin mislini yapar.

Beyit
“Virdükçe pend perçemine bend olurdu dil
Çeksün belâyı kaydını şimdi cezâsıdır.” Nevres-i Cedîd

__________________
Devam edecek...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #9 : 26 Ağustos 2010, 10:38:50 »

9.Bölüm___________

GÖNLÜ YANIK PERVÂNENİN İNLEMESİ VE O AY YÜZLÜNÜN BUNDAN HABERDÂR OLMASI ÜZERİNE ANBERİ ONA GÖNDERMESİ


Pervâne ızdıraplar içinde bir giriş yolu bulmak için otağın etrafında dönmeye başladı. Hiçbir yerden girilecek bir yol bulamayınca, yüreğinden çıkan âhlar aya kadar yükseldi. Cân yakıcı iniltisiyle meclisi aydınlatan Şem hakkında konuşmaya başladı.
“Gönül harmanını âteşe verdin. Âh âteşimden gâfil olma sakın!
Ey serkeş! Yüzünün ışığından gönlüme bir âteş düştü. Ne zaman kadar şu otağın dışında kalacağım? Senin cemâlini görmezsem ben, ne ölüyüm, ne diri.
Ey ay yüzlü! Kaldır yüzünden şu perdeyi de bir güzel yanayım sende.”

Çok ağladı, feryâd etti. Sonunda gönül âteşinden bitkin düştü. Aşk elemi ve hicran mihneti sabrı gönülden, aklı cânından aldı götürdü. Feryâdları aya varıyordu.
Sonunda o ay yüzlü güzel onun halinden haberdar oldu.

Arbere döndü:”Şu inleyen zavallıya git. Söyle ona. De ki:Ey âvâre, ey evsiz barksız şaşkın! Benim aşkım harman yakan ir âteştir. Hem cân tüketir, hem beden yakar. Atma kendini bu kor âteşe. Semender olsan yok faydası. Aşk âteşi onu da yakar, kül eder. Sen benim vuslatımı hayal edersin. Yazık! Ne imkânsız fikirlerin var senin!
Ey zavallı! Vuslattan bahsetme.
Sinek, ankânın vuslatına erebilir mi hiç?
Kor âteşe benzeyen yüzümden binlercesi yandı. Parlak yüzümün güneşinden güneş bile saklanır gökyüzünde. Sen bir yarasasın. Yarasalarda çıkmaz güneşe.”

Beyit
“Tîğ-i cevr ile dimişsin ki helâk eyleyeyim
Kıyma Aşkî di kulundur dilek ey yâr dilek” Aşkî



ANBERİN PERVÂNENİN YANINA GİDİP MESELEYİ ANLATMASI CİĞERİ YANAN PERVÂNENİN AĞLAYIP İNLEMESİ VE ANBERİN ONUN HALİNE ACIMASI

Anber Pervânenin yanına gidince o perişân mecnûnun gönlündeki yangınla, boğazlanmış tavuk gibi çırpındığını gördü. Meseleyi ona anlatınca, Pervâne içindeki yangınla fırlayıp Anberin etrafında dönmeye başladı.
Gönül yangısıyla Anbere döndü: “Yolunun toprağı Huten miski. Gölgen eksik olmasın başımdan. Cân tüketen sıkıntıdan ölmüştüm. Senin kokunla dirildim ben. Merhamet et bana. Güçsüzüm ben. Onun aydınlığından bitkinim ben. Onun yanına gittiğinde söyle ben garipten ona, de ki: Ey ay yüzlü! Senin yanağın ışık bulutudur. Harmanıma âteş düşürdün. Sen benim içimdeki yangını bilirsin. Varılamaz senin yanına. Senin yurdundan uzaklaşmak da güç. Sana âşina olacak gücüm yok. Senden ayrılacak takatim yok.
Güneş bile onun yanağının parlaklığı karşısında utancından doğamaz. Onun her zerre karşısında başını eğmeyeceğinden hiç kuşku yok. Buna karşı, gökteki güneş hiçbir zaman bir zerreden bile yüz çevirmez. Acaba bir zerre gibi senin yüzünü görmek için kanat çırpacağım an gelecek mi? Vefâdarlık hatırı için, bir an için yüzünden örtüyü kaldırsan ne olur?”

BEYİT
”Düşmezdik ol gülün heves-i reng-i bûyine
Bizi hâre ilişdiren bûy-i vefasıdır” Nevres-i Cedîd


Pervâne halini baştan başa anlatınca, Anberin yüreğine âteş düştü. Onun göğsündeki hicran yarasına gördü, perişân haline içi yandı. Pervâneye dedi ki:
“Sus, gidiyorum işte o serkeşin yanına. Halini anlatacağım ona. Belki içindeki yangından dolayı acır sana.”


ANBERİN ŞEM’İN YANINA GİTMESİ VE O KARA GÖNÜLLÜ PERVÂNEYE DİKKAT ÇEKMESİ

Beyit
“Bîganelikten özge gönül gördüğün nedir?
Göster o bî-vefâyı kimin âşinasıdır?” Nevres-i Cedîd


Anber, yüreği âteş içinde o ay yüzlünün yanına gitti. Dedi ki: “Şu derviş senin verdiğin mihnetlerden yandı. Âteş düşürdün onun cânına. Bir an bile sâkin olamıyor. Cânından bir şey kalmadı neredeyse. Ne zamana dek onu hicran âteşiyle yakacaksın? Göster güzel yüzünü ona, yada tümüyle yak onu.”
O ay yüzlü nazla Anbere dedi: “Aşk işi yanıp erimedir. Aşk her an bir âteş yakar. O âteşte gönlünü kaptırmış olan yanar. Mahveder düştüğü kimseyi. Aşkın yanında kin kılıcı vardır. Âşıklara ezâ etmek için tutar elinde. Kinle başlarını düşürür serkeşlerin. Halkın ocağını söndürür. Âşıklık yolunda murâd azdır. Âşıkların sevinci gamladır. Âşıklarda sevinç umudu olmaz. Âşıklık murâdsızlıktan başka bir şey olamaz. Aşk yolunda sadık ise, söyle ona, gitsin, aşk mâtemiyle cân versin. Ayrılık derdini çekmeyen âşık vuslat mumunu nasıl yakar?”

BEYİT
“Ey cân! Bir dil ki esir-i gam-ı hicrân olmaz
Şayeste-i vasl-ı cânân olmaz!”


Anber dedi ki:”Ey dünyayı aydınlatan güzel! Daha fazla ayrılık âteşiyle yakma. Bir defacık örtüyü yüzünden çeksen, râzı buna.”

Beyit

“Umarsın birnüvâziş açtığı bin zahm içün ammâ
Bu insaniyyet ey dil, gamze-i cânâneden gelmez” Nâbi-i Pîr



Bu şekilde Pervânenin perişân halinden yüzlerce şey anlattı.
Sonunda Şem’in gönlü onun afsunuyla yumuşadı. Anber ona anlattıkça, o hüzünlü âşığa gönlü meyleder oldu.

Beyit
“Şûz-i dilden bîhaber sanmayın cânâneyi
Mum gibi arzular o şûle-i sûzâneyi
Aşk odu evvel düşer mâşuka sonra âşıka
Şemi gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi”

O ay yüzlü güzel emir verdi ve otağın perdesini çektiler.
Hiçbir şeyden haberi olmayan Pervâne Şem’in yanağını görünce kendinden geçti. Yüreği muhabbet âteşiyle coştu. Yürekten bir âh çekip bayıldı.
Şem, gönlünü yitiren âşığın halini görünce onun sevgisi yüreğine yerleşti. Acı ile içi yandı ve ona doğru ilerledi. Gözlerinden sıcak yaşlar döktü. Ağlayarak yanına gitti.
Onun yangınıyla yüreği bîtap düşünce gitti eve. Koydu başını, uyudu.
Pervâne baygın bir haldeydi ve yüreği aşk âteşiyle kaynıyordu.
Gökyüzünün kâfûrî mumu olan güneş doğana kadar baygın kaldı.

Beyit
“Öyle sermestem ki hiç idrâd etmezem dünyâ nedir?
Men kimim, sâki olan kimdir, mey-ü sahbâ nedir?”
Fûzulî

Devam edecek...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Sayfa: [1] 2 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
...ve ateşi görmüş pervane gibi dönüverdim Şiir Pınarı vuslat 1 276 Son Mesaj 03 Ekim 2007, 23:32:17
Gönderen: diyar2
ŞEM İLE PERVÂNE (ŞEYH ABDULLAH-I ŞEBİSTERî-İ NİYÂZî) Şiir Pınarı mariye 0 92 Son Mesaj 05 Nisan 2009, 20:10:12
Gönderen: mariye
Namaz Hikayeleri..! Mümin'in Miracı: Namaz « 1 2 3 » Mahya 28 1118 Son Mesaj 22 Haziran 2011, 15:01:58
Gönderen: bymusab
Şem û Pervane (Mum İle Kelebek) Şiir Pınarı vuslat 1 355 Son Mesaj 09 Aralık 2009, 23:09:02
Gönderen: _uMuT_
Furkan Savaşın'dan Kahramanlık Hikayeleri Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 116 Son Mesaj 29 Aralık 2009, 07:35:05
Gönderen: musabbinumeyr29
pervane kurabiye (resimli :) Yemek Tarifleri « 1 2 » kördüğüm 17 1498 Son Mesaj 06 Ağustos 2010, 17:27:22
Gönderen: Suanur
ünlü deyimlerin hikayeleri... Öykü - Hikaye ve Kıssalar kördüğüm 6 870 Son Mesaj 07 Haziran 2011, 20:33:06
Gönderen: cebelinur