0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 3 4 [5] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: MİLLET-İ İBRAHİM  (Okunma Sayısı 2116 defa)
Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #40 : 13 Aralık 2009, 15:59:18 »

Allahu Teala’nın dininin yüceltilmesi ve insanların, şirkin her türünden kurtarılması ancak böyle olur. Uğrunda musibetlere katlanılacak ve kurbanlar verilecek gaye budur. İslam devleti de, bu büyük gayeyi gerçekleştirecek olan vesilelerinden birisidir. Ashab-ı Uhdud kıssasında akıl sahipleri için önemli bir ibret vardır. Zira sadık bir davetçi olan genç, ne bir devlet ne de bir güç oluşturamamıştı. Ancak Tevhid’i son derece açık bir şekilde ortaya koydu, hak olan dine yardım etti ve şehadete nail oldu. Davetçi için en büyük başarı olan bu hedeflere ulaştıktan sonra, öldürülmenin, yakılmanın ve işkencenin hiçbir değeri yoktur. Çünkü onlar şüphesiz üstün gelmiş olanlardır. Ne mutlu onlara...
Böylelikle, “Kendisine çağırmış olduğunuz bu yol, bizi ve planlarımızı deşifre ederek, davetin ve meyvelerinin yok olmasını hızlandırır” şeklindeki sözün cahilce olduğu ve herhangi bir asla dayanmadığı ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu davet, müşrikler istemese de, her dinin üzerine hakim kılınacağı bildirilen Allahu Teala’nın dinidir. Hiç şüphe yok ki bu hakimiyet gerçekleşecektir. Allahu Teala’nın dinine yardım ve onun yücelmesi, asılsız sözler çıkartarak Allah’ın yolundan alıkoyan bu gibi kimselere bağlı değildir. Allahu Teala şöyle buyurur: “Eğer O’ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, sonra da onlar sizin benzerleriniz olmazlar.”[73]
“Ey iman edenler içinizden kim dininden dönerse, Allah, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve şiddetli, kendisinin onları seveceği, onların da kendisini seveceği bir topluluk getirir ki, Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın lütfudur ki, onu dilediği kimseye verir. Allah, lütfu bol olandır, her şeyi en iyi bilendir.”[74]
“Kim yüz çevirirse şüphesiz ki Allah zengindir, hamde layıktır.”[75]
Rasullerin, nebilerin ve onlara iman etmiş olanların davetleri, yukarıda belirtmiş olduğumuz gerçeğe açık bir şekilde tanıklık eder. Onlar insanlar arasında musibetin ve imtihanın en şiddetlisiyle karşılaşmışlardı. Ama bu musibet ve imtihanlar, hiçbir şekilde onların davetlerindeki nura etki etmemişti. Bilakis bunlar, davetlerinin daha çok yayılmasını ve insanların kalplerine ve aralarına nüfuz etmesini sağladı. Hatta günümüzde de, Allah’a davet yolunda gidenlere hidayet veren bir nur olmaya devam etmektedir.
Bu mesele ile ilgili son olarak şunu da söylemek istiyoruz: İnatçı kafirlere düşmanlığı ve onlardan beraati açık bir şekilde ortaya koymak ve zamana göre değişebilen sahte ilahlarını ve batıllarını reddetmeyi ilan etmek, her ne kadar Müslüman davetçinin tutumunda asıl olan bir ilke olsa da, bunu, Müslümanlardan hak üzere bir grup ilan ettiğinde, diğerlerinin üzerinden düştüğü söylenir. Tabi ki bu durumda, müstaz’afların üzerinden düşmesi öncelikle geçerlidir. Ancak burada kastedilen, kalben buğzetme ve düşmanlık besleme değil, bu düşmanlığın açıkça ilan edilmesi meselesidir. Asıl itibari ile düşmanlık, buğz, uzak durma ve reddetme her yerde ve her zaman Müslümanın üzerine vaciptir. Çünkü önceden de belirttiğimiz gibi bunlar, kişinin müslümanlığının yalnız kendisiyle geçerli olacağı “La İlahe İllAllah” kelimesinin gereklerindendir. Enbiyanın davetlerinde temel bir esas olan düşmanlığın açıkça ilan edilmesi uygulamasının, günümüz davet programlarında olduğu gibi, ihmal edilip tümüyle rafa kaldırılması, sonradan ortaya çıkarılmış olan garip bir uygulamadır. Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem takip ettiği yolun dışındaki bir takım yollarla davet eden sözde davetçilerin bu uygulaması, her halukarda takiyye yapmayı din edinmiş, iki yüzlülüğü önemsemeyen, münafıklık yapmaktan hiç çekinmeyen ve beşeri ideolojileri benimsemiş olan parti ve bu partilerin yöntemlerine dayanmaktadır.
Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanların güçsüz olduğu dönemdeki uygulamaları üzerinde dikkatlice düşünen kimse, bu hakikati açıkça görecektir. Fazla ayrıntıya girmeden örnek olarak, Sahih-i Müslim’de bulunan Amr bin Abese es-Sülemi’nin kıssasına bir göz atalım. Kıssadaki konumuzla ilgili bölüm şöyledir: “Dedim ki (yani Amr bin Abese): “Ben sana tabi olmak istiyorum.” Dedi ki (yani Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem): “Bu günlerde sen buna güç yetiremezsin. Benim ve diğer insanların durumunu görüyorsun. Ailene geri dön ve benim güç kazandığımı duyduğunda bana gel.”
Nevevi Rahimehullah bu hadis ile ilgili olarak şöyle der: “Bunun anlamı şudur: “Amr bin Abese dedi ki: “Burada müslümanlığımı ilan etmek ve seninle kalmak üzere sana tabi olmak istiyorum.” Bunun üzerine Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle cevap verdi: “Şu an Müslümanların gücü zayıf olduğu için buna güç yetiremezsin. Kureyş kafirlerinin sana eziyet vermesinden korkuyoruz. Ancak İslam üzere kal ve kavmine geri dönüp, İslam üzere yaşamaya devam et. Benim güç kazandığımı öğrendiğinde de bana gel.” Görüldüğü gibi Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu sahabiye dini ilan etmeme konusunda izin vermiştir. Halbuki o dönemde Allahu Teala’nın dini ve Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem daveti, açık bir şekilde duyulmuş, yayılmış ve tanınıyordu. Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem şu sözü buna delalet eder: “Benim ve diğer insanların durumunu görüyorsun.”
.......
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #41 : 13 Aralık 2009, 16:00:32 »

[52] Ed-Düreru’s-Seniyye, Cihad Bölümü, 681
[53] Ed-Düreru’s-Seniyye, Cihad Bölümü, 842
[54] Mecmuatu’t-Tevhid isimli eserden alıntı.
[55] 4 Nisa/150-151; Ed-Düreru’s-Seniyye’den alıntı.
[56] 9 Tevbe/114
[57] 19 Meryem/43
[58] 19 Meryem/45
[59] 20 Ta-ha/44
[60] 79 Naziat/18-19
[61] 17 İsra/102
[62] 10 Yunus/88
[63] Siyer-i Alami’n-Nubela, 13/582; Camiu Beyani’l-İlm ve Fadlihi, 1/179
[64] Müslim
[65] Yani kim Allahu Teala’nın, kendisinin imanını ve dinini sabitleştirdiğini ve yukarıda geçen amele benzer amellerin imanına zarar veremeyeceğini kabul ederse, Allahu Teala ondan dinini ve imanını alır. Allahu Teala şöyle buyurur: “Artık kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kimin sakındığını daha iyi bilir.” (53 Necm/32) (Yayıncı)
[66] 11 Hud/113
[67] Kendisi Necd bölgesinin davet önderlerindendir.
[68] Ed-Düreru’s-Seniyye, Cihad Bölümü, 161
[69] Mecmuatu’t-Tevhid isimli eserden alıntı.
[70] Müslim ve diğerleri rivayet etmişlerdir.
[71] 109 Kafirun/6
[72] 2 Bakara/251
[73] 47 Muhammed/38
[74] 5 Maide/54
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #42 : 19 Aralık 2009, 11:26:24 »

Bu örneklerden biri de, Ebu Zer’in Müslüman oluşu ile ilgili olarak Sahih-i Buhari de geçen kıssadır. Kıssadaki konumuzla ilgili bölüm, Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Zer’e söylemiş olduğu şu sözdür: “Ey Ebu Zer! Bu işi gizle ve memleketine dön. Bizim güç kazandığımız sana ulaştığında bize gel.” Buna rağmen Ebu Zer, Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem kafirlere karşı takınmış olduğu tavra ve izlemiş olduğu yola uymak maksadı ile kafirlerin arasında Müslümanlığını ilan etti. Hadiste belirtildiği gibi ağır bir saldırıya uğramasına, ancak yine de bu ilanını tekrarlamaya devam etmesine rağmen Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem onun yapmış olduğu bu işi eleştirmemiş, ona olan desteğini kesmemiş ve ona, günümüzün davetçilerinin söylemiş oldukları şu sözü söylememiştir: “Kendisine çağırmış olduğun bu yol, bizi ve planlarımızı deşifre ederek, davetin ve meyvelerinin yok olmasını hızlandırır.” Şüphesiz Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem, böyle bir sözü söylemekten münezzehtir. O, davet konusunda, kıyamet gününe kadar tüm insanlar için bir örnektir. Müslümanlardan bazı müstaz’afların gizlenmeleri ile dinin izhar edilip ilan edilmesi meseleleri birbirinden farklı şeylerdir. Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem daveti açık idi. Herkes, O’nun davetinin temel ilkesinin ve ekseninin; tağutları reddetmek ve kapsamış olduğu bütün çeşitleriyle ibadeti yalnızca Allahu Teala’ya has kılmak olduğunu biliyordu. Aslında müstaz’afların gizlenmeye ve hicrete ihtiyaç duymalarının ve işkenceye maruz kalmalarının tek nedeni, davetin ve temel ilkesinin açık ve yayılmış olmasıydı. Belki de günümüzde bazı insanlarda var olan iki yüzlülüğün birazı onlarda bulunsaydı tüm bunlara maruz kalmazlardı. Ancak biz onları, bundan tenzih ederiz.
Bu ayrıntı anlaşılırsa, din aşikar olduğunda ve davetin temel ilkesi yayıldığında, kafirleri aldatmanın ve savaş esnasında Müslümanlardan bir grubun onların safları arasında gizlenmelerinin de caiz olduğu anlaşılmış olur. İşte bu şartlar altında, Kab bin Eşraf ve benzerlerine düzenlenen suikast hadisesi ile delil getirilmesi doğru olur. Yoksa birçok kişinin, davet ve dine destek olma bahanesiyle, tağutların ordusunda ömürlerini zayi etmeleri, dini karıştırmak ve Tevhid’i toprağa gömmekten başka bir şey değildir. Bu tür yollar batının en uç noktasında, Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem daveti ve uygulaması ise doğunun en uç noktasındadır.
İşte İbrahim Milleti, kendisinde dostlardan ayrılmanın ve ilişkilerin kesilmesinin bulunduğu tek doğru davet yoludur. Resmi kurum ve makamlardan uzak durmadan, şirk yönetimlerine buğzetmeden, sarayları, eşleri ve rahatı kaybetmeden Allah’ın dinini hakim kılmayı isteyen kimselerin savunduğu diğer eğri yollar, metodlar ve sapık yöntemler, asla İbrahim Milleti’nden değildir. Bu tür yolların taraftarları, kendilerinin peygamberler ve selefin yolu üzere olduklarını iddia etseler de durum değişmez. Onların ne halde olduklarını bilmekteyiz. Münafıklara, zalimlere ve hatta Allah’a ve Rasülü’ne karşı düşman olan kafirlere bile nasıl güler yüzle davrandıklarını gördük. Bu güler yüzün nedeni, onları dine davet etmek ve hidayet bulmalarını istemek değildir. Bilakis onlara dalkavukluk yapmak ve batıllarını onaylamak için onlarla otururlar, onlar için alkış tutarlar ve onlar, İslam ve Müslümanlara karşı savaş açtıkları halde[76], “Sayın Kral”, “İmanlı Başbakan” veya “Mü’minlerin Emiri” gibi ünvanlarla hitap edip onları yüceltirler. Evet, Allah’a yemin olsun ki onlardan birinin sabah evinden çıkıp, sineğin kanadından daha değersiz bir dünya metaı karşılığında nasıl dinini satmış olarak akşam evine geri döndüğünü, Tevhid’i araştırıp ve bazen de Tevhid dersi verip, sonra da içerdiği küfür kanunlarıyla birlikte anayasaya bağlı kalacağına dair nasıl yemin ettiğini, beşeri kanunların tarafsızlığına nasıl şehadet ettiğini, zalimlerin kalabalığını nasıl artırdığını gözlerimizle gördük. Halbuki onlar, zalimlere meyletmeyi, onların bir takım batıllarına itaat etmeyi ve razı olmayı yasaklayan Allah’ın ayetlerini sürekli olarak okumaktadırlar. Bu ayetlerden bazıları şunlardır: “Zulmedenlere meyletmeyin. Aksi halde size ateş dokunur. Zaten sizin Allah’tan başka yardımcınız yoktur. Sonra size yardım da olunmaz.”[77]
“O, size Kitap’da şunu indirdi: Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz vakit onlar başka bir söze dalıncaya kadar yanlarında oturmayın. Çünkü o zaman siz de onlar gibi olursunuz.”[78]
Şeyh Süleyman bin Abdullah, bu ayet ile ilgili olarak şöyle der: “Ayet, zahiri anlamına göre değerlendirilir. Buna göre, Allahu Teala’nın ayetlerinin inkar edildiği ve alay edildiğini işittiği halde, ikrah altında olmaksızın, onların söylediklerini reddetmeksizin veya onların meclislerinden ayrılmaksızın kafirlerle birlikte oturmaya devam eden kişi, onların işlediği fiili işlemese dahi aynen onlar gibi kafir olur. Zira bu, küfre rızayı içerir; küfre rıza ise küfürdür. Alimler, herhangi bir günahtan razı olan kişinin, aynen o günahı işleyen gibi olduğu konusunda bu ayetler ile delil getirmişlerdir. Kişi, kalben bundan hoşlanmadığını iddia etse dahi bu kabul edilmez; çünkü hüküm zahire göre verilir. Küfrü izhar eden kişi, kafir olur.”[79]
Yine onlar şu ayeti okuyorlar: “Ayetlerimiz hakkında (ileri geri konuşmaya) dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar kendilerinden uzak ol (meclislerini terket).”[80] Hasan el-Basri şöyle der: “İster Allah’ın ayetleri hakkında ileri geri konuşsunlar, ister konuşmasınlar; onlarla oturmak caiz değildir. Allahu Teala’nın şu sözü buna delildir: “Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra (hemen kalk) o zalimler topluluğu ile oturma.”[81] ........
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #43 : 28 Aralık 2009, 09:42:54 »

Yine onlar şu ayeti okuyorlar: “Eğer seni sebatkar kılmasaydık, gerçekten, neredeyse onlara birazcık meyledecektin. Ama o zaman, hiç şüphesiz sana hayatın ve ölümün sıkıntılarını kat kat tattırırdık; sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.”[82] Şeyh Süleyman bin Abdullah şöyle der: “Bu hitap yaratılmışların en şereflisine -Allah’ın salat ve selamı onun üzerine olsun- yönelik ise, acaba onun dışındakilerin durumu nasıl olur?”[83] 
Yine onlar Allahu Teala’nın, mü’minlerin niteliklerini belirttiği şu ayetleri de okuyorlar: “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.”[84]
“Onlar ki, yalan şahitlik etmezler, boş şeylere rastladıklarında da şereflice yüz çevirip geçerler.”[85] 
Kendileri hakkında konuştuğumuz bu kişiler, selefin yolunu takip ettiklerini söylemektedirler. Halbuki selef, sadece zulüm ve haksızlığın var olduğu dönemlerde değil, şeriata bağlı ve hidayet üzere olan yöneticilerin var olduğu dönemde bile yönetimin kapılarından ve makamlarından kaçınıyordu. Allah’a yemin olsun ki, küfür meclislerine katılma konusunda bu kimselerin boyunlarına kılıç koyulmadı ve ayaklarından da asılmadılar. Bilakis onlar bunu isteyerek yaptılar ve karşılığında kendilerine yüklü miktarda mallar ve diplomatik dokunulmazlıklar bahşedildi. Nefislerin hevasından ve basiretin kaybolmasından Allahu Teala’ya sığınırız. Keşke bunu itiraf edip de “Biz bunu dünyaya olan hırsımızdan dolayı yaptık” deselerdi. Halbuki bunu, davetin maslahatı ve dine yardım amacıyla yaptıklarını söylüyorlar. Ey zavallılar, kiminle alay ediyorsunuz? Bizim gibi acizlerle mi? Şüphesiz biz ve bizim gibiler, size zarar veya fayda verme gücüne sahip değiliz. Yoksa sizler, gökyüzünü ve yeryüzünü egemenliği altında tutan, kendisine hiçbir şeyin gizli olmadığı ve gizlediklerini bilen Allah ile mi alay ediyorsunuz?
Kendilerine muhalif olanları veya bu yaptıkları konusunda kendilerini eleştirenleri, dar düşünmek ve tecrübesizlikle, davet konusunda hikmetsizlik ve meyveleri toplamada acelecilikle, vakıa ve Allahu Teala’nın kevni sünnetleri konusunda basiretsizlikle ve siyaset konusunda bilgisizlikle suçlamaktadırlar. Halbuki bu zavallılar bu niteliklerle sadece belli bir kesimi suçlamış olmayıp, aynı zamanda tüm Rasüllerin dinini ve İbrahim Milleti’ni de bu niteliklerle suçlamış olduklarının farkında bile değillerdir. Çünkü Rasullerin ve İbrahim Milleti’nin en önemli meselesi, Allah’ın düşmanlarından açıkça uzak olmak, onları ve onların yollarını reddetmek ve kafir sistemlerine karşı düşmanlığı ve nefreti ortaya koymaktır. Bununla birlikte Allahu Teala, İbrahim ve onunla birlikte olan mü’minleri temize çıkarmış ve bize, onlara uymamızı emretmiştir. Allahu Teala şöyle buyurur: “İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a iman edinceye kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.”[86]
“İşlerinden doğru olarak kendini Allah’a veren ve İbrahim’in, Allah’ı bir tanıyan dinine tabi olan kimseden dince daha güzel kim vardır? Allah İbrahim’i (kendine) dost edinmişti.”[87] Allahu Teala, İbrahim’i akılsızlıktan tenzih edip, doğru yolu bulmakla nitelemiştir.
Allahu Teala şöyle buyurur: “Andolsun biz daha önce İbrahim'e de hidayet, dürüstlük ve ilim gücü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.”[88] Önceden de belirttiğimiz gibi Allahu Teala, İbrahim Milleti’nden ancak sefihlerin yüz çevireceğini beyan etmiştir. Sefih olan kişi ise, hikmeti, kavramların açıklığını, yöntemin doğruluğunu ve yolun düzgünlüğünü nereden bilsin?ünlem
..........
Moderatöre Bildir   Logged

Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #44 : 12 Ocak 2010, 13:04:58 »

İKİNCİ BÖLÜM
Allah bizleri ve seni, dosdoğru olan yolunda sabit kılsın. Bil ki İbrahim Milleti’nin küfür ehline ve onların ilahlarına karşı ilanını ve icrasını zaruri gördüğü, 'safları ayırma ve düşmanlık besleme' hususu, birçok zorluğu beraberinde getirmektedir.
Hiç kimse bu yolun güllerle ve reyhanlarla süslenmiş, rahatlık ve sükunetle dolu olduğunu sanmasın. Aksine bu yol zorluklar ve belalarla doludur. Fakat yolun sonunda misk, rahatlık, reyhan ve razı olmuş bir Rabbe ulaşmak vardır. Bizler kendi nefsimiz ve Müslümanlar için bela temenni etmiyoruz. Lakin, bela ve imtihan Aziz ve Celil olan Allah’ın bu yoldaki yasasıdır. Öyle ki onunla temizi pisten ayırır. İşte bu yol, heva ve saltanat ehlinin asla razı olmadığı yoldur. Çünkü bu yol, onların vakıalarına açık bir savaş başlatmakta, ibadet ettikleri batıllarından ve şirklerinden net bir ayrılışı öngörmektedir.
Bu yolun dışındaki yollara gelince, takipçilerinin bolluk içinde yaşayan, sırtını dünyaya dayamış kişiler olduklarını görürsün. Üzerlerinde imtihandan, beladan hiçbir eser yoktur. Çünkü insanlar dinlerine göre, imanları miktarınca imtihan edilirler ve belalara maruz kalırlar. İnsanlar arasında imtihanı en çetin olanlar nebilerdir. Sonra, onlar gibi olanlar, sonra onlar gibi olanlar gelir ve bu böyle devam eder.[89] İbrahim Milleti’nin bağlıları, insanlar içerisinde en çetin imtihanlara maruz kalanlardır. Çünkü onlar, Allah’a davette nebilerin metodunu takip ederler. Tıpkı Varaka bin Nevfel’in Nebi'ye SallAllahu Aleyhi ve Sellem söylediği şu sözü gibi: “Senin getirdiğin şeyi kim getirmişse muhakkak hor görülmüş ve belalara maruz kalmıştır.”[90] Bir de günümüzde, Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem davet ettiği şeye davet ettiğini ve onun takip ettiği yolu takip ettiğini, onun metoduyla hareket ettiğini zannedenlere bakın! Batıl ehlinden ve sultanlardan hiçbir düşmanlık görmemekte, onların arasında mutmain ve huzurlu bir hayat sürmektedirler. Peşine düştükleri hevalarından ve kendi görüşlerini beğenmelerinden ötürü veya Müslümanların aleyhinde yöneticiler için casusluk ve gözcülük yapmaları ile elde edebilecekleri bir dünyalık nedeniyle onların, ya yoldan sapmış bir şekilde, Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem getirdiğiyle alakası olmayan bir davetle ve eğri yollarla ortaya çıktıklarını ya da iddialarında yalancı olup ehil olmadıkları bir işe kalkıştıklarını görürsün.
Varaka’nın Nebi’ye SallAllahu Aleyhi ve Sellem söylemiş olduğu bu söz, sahabeler Nebi’ye SallAllahu Aleyhi ve Sellem bey’at ederken, içlerinde yerleşik olan bir gerçekti. Zira, Es’ad bin Zürare RadıyAllahu Anhu onlara şöyle diyordu: “Ey Yesribliler, iyi düşünün! O’nun, yurdundan çıkarılması bugün Araplar arasında bir ayrılığa sebep olacaktır. En hayırlılarınız öldürülecektir. Muhakkak kılıçlar peş peşe size vuracaktır. Şimdi, sizler ya tüm bunlara sabredeceksiniz, O’nu yanınıza alacaksınız ve ecriniz Allah’a ait olacaktır. Ya da, nefislerinize bir zarar gelmesi korkusuyla O’nu bırakacaksınız. Bunu açıklığa kavuşturun ki O’nun da Allah katında sizden yana bir mazereti bulunsun.”[91]
Bu durumu iyice düşünmek gerekir. Zira bizler, günümüzde bu konuyu idrak etmeye büyük ihtiyaç duymaktayız. Bu öyle bir dönemdir ki, önüne gelen herkes dava ve davetçi diye ortaya atılmaktadır.
Vicdanına bir dön ve onu tart! Nefsine bu yolu teklif et ve ona olan tepkisini iyice ölç! Eğer başına gelecek musibetlere sabreden kavimden olmaya meyilli ise bu yola hakkını vererek tabi ol ve karşılaşacağın musibetlere karşı ayağını sağlamlaştırması için Allahu Teala’ya dua et... Eğer nefsine gelecek zarardan çekiniyor, nefsinde bu şekilde bir kıyam ve mücadeleye yetecek kudreti hissetmiyorsan davetçi gibi davranmayı bırak... Evine gir, kapıları kapat... Kendi işlerinle uğraş, umumun işlerini bir kenara bırak... Veya sana ait koyun sürüsüyle dağlardan bir dağa çekil... Allah’a yemin olsun ki bu, Es’ad bin Zürare’nin RadıyAllahu Anhu dediği gibi, Allah katında mazeretinin kabul edilmesi için daha uygun bir davranıştır. Evet bunu yapman, İbrahim Milleti’ne güç yetiremediğin için tağutlara karşı yumuşak davranmandan, onlara ve onların batıllarına düşmanlığı açığa vurmayarak, eğri yollarla davet işine kalkışmandan ve Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem uygulaması dışındaki bir uygulamayla yol almaya çalışarak kendinle ve insanlarla alay etmenden mazaret bakımından daha geçerlidir.
Onların çoğu kez, sapmalarını ve kaypak yollarını görüp bundan dolayı da kendilerinden ve Nebevi metod üzere olmayan yollarından yüz çevirenlerle alay ettiklerini gördük. Kendilerinden uzaklaşan insanlarla alay edip, onları dünyaya bağlılık ve Allah’ın dinine davette kusur etmekle suçlamaktadırlar. Acaba insanları, hakkında kusur etmekle suçladıkları bu davet hangi davettir? Zalimlerin gücünü artıran vazifelerden olan orduya, polis teşkilatına ve millet meclislerine katılmayı kapsayan daveti mi kastediyorsunuz? Yoksa hiçbir şekilde hak dini ortaya koymadığınız ve Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem uygulamasından uzak olan yöntemlere başvurduğunuz daveti mi kastediyorsunuz?
Bu kişiler, İmam Ahmed, Tirmizi ve diğerlerinin rivayet ettikleri şu hadisi delil olarak kullanmaktadırlar: “İnsanların arasına karışıp onların eziyetlerine sabreden bir mü’min, onlara karışmayıp, ezalarına katlanmayandan daha hayırlıdır.” Biz diyoruz ki: Eğer bu hadis doğuda ise, sizler de ondan batı kadar uzaktasınız. İnsanların arasına karışma kendi görüşlerinize, heva ve heveslerinize, bid’atten ibaret olan davetinize göre değil, Nebi’nin SallAllahu Aleyhi ve Sellem yöntemine uygun olarak yapılmalıdır. Eğer sizler gerçekten Nebi’nin yöntemine uygun olarak insanların arasına karışmışsanız, Nebi’ye uğramış olan ezanın bir kısmının size de uğramış olması gerekmez mi? Halbuki fısk, fücur ve isyan ehline düşmanlık göstermeyenlere, onların şirklerinden ve sistemlerinden uzak olduğunu ilan etmeyenlere hangi eza dokunacaktır ki? Bilakis yumuşak söz, hikmet, güzel öğüt, insanları dinden soğutmamak ve davetin maslahatı gibi bir takım meseleleri kendi hevalarına göre yorumlayarak, fısk, fücur ve isyan ehli ile oturup, onların batıllarını onaylıyor, yüzlerine karşı gülüyor ve onlar, Allah’ın hududlarını ihlal ettiklerinde, bir an dahi olsun onlara karşı sert davranmamakta, böylece dini, hikmet adını verdikleri yıkıcı unsurlarla kısım kısım yıkmaktadırlar.
..........
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Hz. İBRÂHİM (a.s.) Peygamberlerin Hayatı MuSLiM 0 192 Son Mesaj 30 Ekim 2008, 14:45:37
Gönderen: MuSLiM
ULUS MU MİLLET Mİ? Düşünce yazıları/Makaleler vuslat 1 175 Son Mesaj 01 Aralık 2008, 20:03:50
Gönderen: muhammed-i dava
İBRAHİM-İ DURUŞ. Kendi kalemizinden yazılarınız selvi 3 397 Son Mesaj 17 Mart 2009, 23:50:21
Gönderen: hamne
NEYİ KAZANDINIZ LANET OLASI!.. / İBRAHİM KARAGÜL (ALINTI MAKALE) Filistin Özel kuranehli 3 162 Son Mesaj 22 Ocak 2009, 23:20:05
Gönderen: harras
MUSTAFA EY MİLLET EY MİLLET Ezgi ve ilahiler by siirtli 0 240 Son Mesaj 18 Ekim 2009, 08:37:52
Gönderen: by siirtli
DÜNYADA SADECE İKİ MİLLET VE İKİ CEPHE VARDIR Tevhid Ve Akaid hamza01 0 101 Son Mesaj 18 Ekim 2009, 11:26:06
Gönderen: hamza01
İBRAHİM BİN ETHEM HZ. İLAHİ AŞK FİLİMİ WMW FORMATINDA İNDİR Flim - Tiyatro - Etkinlik Görüntüleri yanardağ55 0 603 Son Mesaj 01 Haziran 2011, 23:15:16
Gönderen: yanardağ55