0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 3 4 [5] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Şehadet !... ve Şehidlerimiz !...  (Okunma Sayısı 3780 defa)
Aliammar
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 10



« Yanıtla #40 : 05 Ağustos 2011, 17:11:36 »

Allah razi olsun.
Moderatöre Bildir   Logged

MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #41 : 08 Ağustos 2011, 09:23:28 »


Şehid İmam Şeyh İzzeddin El-Kassam


19 Kasım Filistin davasının önemli şahsiyetlerinden ve o topraklarda işgale karşı verilen mücadelenin önderlerinden Şeyh Muhammed İzzettin Kassam’ın şehit edilişinin yıldönümüdür. Biz de bu vesileyle onu yeniden gündeme getirmeyi ve örnek mücadelesinden söz etmeyi uygun gördük. Şeyh İzzettin Kassam, 19 Kasım 1935 tarihinde Filistin’in Batı Yaka bölgesinde yer alan Cenin yakınlarındaki Ya’bed tepelerinde İngiliz işgal güçleri tarafından şehit edildi.

Filistin Direnişinde İzzettin Kassam’ın Yeri

Türkiye’de Filistin davasıyla ilgili kitlesel yaklaşıma sürekli iki önemli hata hâkim olmuştur. Birincisi Filistinlilerin kendi topraklarını sattıkları, ikincisi de Osmanlı’ya ihanet edip İngiliz güçleriyle işbirliği yaptıkları iddiası. Ne yazık ki bu iki hata Türkiye’deki halkın yıllarca Filistin davasına mesafeli durmasına, bu davayı bir Arap – İsrail sorunu olarak görmesine, Mescidi Aksa’yı ve Kudüs’ü unutmasına, bu kutsal mabedin ve mekânın tüm ümmetin koruması gereken bir emanet olduğu gerçeğini gözden uzak tutmasına sebep olmuştur. Bu yanılgı hâlâ toplumun önemli bir kesiminde etkisini sürdürüyor.

Bu iki iddianın her ikisi de hatalıdır ve uluslararası Siyonizmin hizmetindeki medya organlarının Müslüman toplumların Filistin davasına ilgilerini asgari düzeye çekmek amacıyla yoğun bir şekilde işlenmiştir. Biz bu iddiaların yanlışlığını ortaya koyan bilgileri muhtelif araştırmalarımızda ve kitaplarımızda okuyucularımızın dikkatlerine sunmaya çalıştık. (Konuyla ilgili araştırmalarımızı kişisel Web sitemizde yani www.vahdet.com.tr adresinde bulabilirsiniz.)

Burada şunu öncelikle ifade edelim ki Filistin’in 1917′de İngiliz hâkimiyetine geçmesinin sebebi bölge ahalisinin herhangi bir ihaneti ve dış güçlerle işbirliği değil Osmanlı ordusunun Mısır cihetinden baskın düzenleyen İngiliz ordusu karşısında yenilgiye uğramasıdır. Bu yenilgide, 1908′de Sultan II. Abdülhamid’i tahttan indiren İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ihanetçi politikasının ve Filistin’i ikinci plana itmesinin önemli rol oynadığı tahmin ediliyor.

İngiliz işgal güçlerine karşı Osmanlı ordusuna büyük destek veren Filistin halkı, Osmanlı’nın bölgedeki hâkimiyetinin sürdüğü dönemde başlarındaki yönetimi hilafeti temsil eden meşru yönetim olarak kabul ederken İngiliz hâkimiyetini gayri meşru bir işgal olarak görmüştür. Osmanlı hâkimiyetine karşı savaşmayı haram sayan Filistinli ilim adamları da İngiliz işgaline karşı savaşmayı farz kabul etmişlerdir. Bazı ilim adamları da bu vecibeyi yerine getirmek için bizzat kendilerini sorumlu kabul etmiş ve İngiliz işgaline karşı direnişe kendileri öncülük etmişlerdir. Şeyh İzzettin Kassam ve Kudüs Müftüsü Şeyh Emin el-Huseyni de bunların başında zikredilmesi gereken iki önemli isimdir.

Şeyh Emin el-Huseyni kitlesel mücadelenin öncülüğünü yapmış ve bir sivil direniş önderi olarak tanınmıştır. Böyle olmakla birlikte 1936 hareketinden sonra işgal güçleri tarafından ülkesini terk etmeye zorlanmıştır. Şeyh İzzettin Kassam ise silahlı gerilla hareketinin liderliğini yapmış ve şehit edilinceye kadar bu mücadelesini sürdürmüştür.

İzzettin Kassam daha çok silahlı mücadelesiyle ün kazanmış ve o yönüyle tanınmıştır. Ama yukarıda da zikrettiğimiz üzere o aynı zaman önemli bir ilim adamıdır. Filistin’de işgale karşı mücadelenin farziyetine hükmettiğinden ve ilim adamı olmasının kendisine bu görevi ihmal hakkı vermeyeceğini tam aksine bir ilim adamı sıfatıyla öne çıkıp başkalarına da örnek olması gerektiğini düşündüğü için gerilla hareketini başlatmıştır. Filistin direnişinde ona farklılık kazandıran en önemli yönü de bu duyarlılığıdır.

Şeyh İzzettin Kassam’la birlikte mücahit arkadaşlarının da birçoğu şehit edildiğinden dolayı onun şehit edilmesinden sonra hareketi dağıldı. Ama cihad ruhu, direniş anlayışı ve işgale karşı mücadele azmi canlı kaldı.

Bundan dolayıdır ki Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas), askerî kanadını İzzettin Kassam Birlikleri olarak adlandırmıştır. Zaten Filistin’de İslâmî direniş ruhunun yeniden canlanmasında Şeyh İzzettin Kassam’ın geriye bıraktığı mücadele azminin ve İmam Hasan el-Benna’nın gönderdiği mücahitlerin öncü faaliyetlerinin büyük rolü vardır. Filistin İslâmî Direniş Hareketi de bu iki unsurun ittihadıyla ortaya çıkmış bir mücadele oluşumudur. Hamas’ın işgale karşı sürdürdüğü kararlı mücadelede bu ikisinin kazandırdığı ruhun ve azmin büyük rolünün olduğu inkâr edilemez.

Bütün bu sebeplerden dolayı Şeyh İzzettin Kassam, Filistin direnişinin önemli kilometre taşlarındandır. Onun mücadelesi Siyonist işgal devletinin kurulmasından önce, İngiliz işgaline karşı verilmiş bir mücadeledir. Ama bu yönüyle de büyük önem arz etmektedir. Her şeyden önce yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Filistin halkının Siyonist devletin kurulması öncesinde de İngiliz işgaline razı olmadığını, boyun eğmediğini, özgürlük ve bağımsızlık istediğini, işgale boyun eğmeyip İslâmî bir yönetim istediğini gösterir. Bugün Hamas’ın askerî kanadının İzzettin Kassam Birlikleri olarak adlandırılması da Siyonist işgale karşı verilen mücadeleyle İngiliz işgaline karşı verilen mücadelenin birbirinden ayrılamayacağını, birbirinin devamı olduğunu, dolayısıyla bugün Filistin topraklarında sürdürülen özgürlük mücadelesinin Yahudiliğe veya Yahudilere karşı savaş olarak nitelendirilmesinin kesinlikle hatalı olduğunu, bu mücadelenin belli bir dine veya o dinin mensuplarına karşı değil işgale ve işgalcilere karşı olduğunu

gösterir. İşgalciler dün Hıristiyanlık dinine mensuptular, bugün de Yahudiliğe mensuplar. Ama Filistin halkı ikisini de reddetmiş, özgür ve bağımsız bir Filistin için mücadele etmiştir ve etmektedir. Bu mücadelenin Yahudi – Müslüman kavgası olarak lanse edilmesi tamamen yanıltma ve saptırma amaçlıdır. İslâm’ın adaleti kuşatıcıdır. Bu adaletin gölgesinde Hıristiyanlar da Yahudiler de barınabilir. Nitekim bugün Filistin’de yaşayan Hıristiyanlar, İngiliz işgalinden razı olmadıkları gibi günümüzdeki Siyonist işgali de kesin bir şekilde reddediyorlar. O toprakların sahipleri olarak Müslümanlarla birlikte Siyonist işgale karşı durduklarını, İslâm’ın adaletinin ise kendileri için bir güvence olacağını ifade etmekten çekinmiyorlar.

İzzettin Kassam’ın Hayatı

Şeyh Muhammed İzzuddin ibnu Abdülkadir el-Kassam, 1880′de Suriye’nin Lazkiye şehrine bağlı bir sahil ilçesi olan Cebele’de dünyaya geldi. İlköğrenimini doğduğu yerde yaptıktan sonra 1896 yılında Mısır’daki el-Ezher Üniversitesi’nde tahsil görmeye başladı. el-Ezher’de öğrenim gördüğü süre içinde Mısır’daki İslâmi hareketin ileri gelenleriyle ilişkide bulundu. 1906′da buradaki ilmi tahsilini tamamladıktan sonra çeşitli yerlerde davet ve eğitim faaliyetleri yürütmeye başladı. 1909 yılında büyük âlim İzzuddin Tennuhi’nin derslerine ve sohbetlerine katıldı.

Kısa bir müddet Cebele’de ikamet etti. Daha sonra Türkiye’ye geldi. İnsanları hayra yöneltmek için bir sene kadar vaaz ve irşadda bulunup tekrar Cebele’ye döndü. Bu dönemde kısa bir süre Cebele’de Kur’an, tefsir, fıkıh gibi ilimleri okuttu. O sadece ders vermekle yetinmiyor, aynı zamanda gençlerin terbiyesi ile de ilgileniyordu. Hali, tavrı, güzel huyu davetini destekliyordu. Bu itibarla Şeyh İzzetin Kassam o dönemde Suriye’nin maddi ve manevi mimarlarının başında geliyordu.

Şeyh Kassam, davet faaliyetleriyle uğraşırken İtalyanlar Libya’nın Trablusgarb şehrini işgale kalkışmışlar, Ömer Muhtar ve beraberindeki mücahitler de onlara karşı direnişe başlamışlardı. O zaman İzzettin Kassam, Suriye’de Ömer Muhtar ve beraberindeki mücahitler için yardım toplamaya başladı. Topladığı yardım büyük meblağlara ulaştı. Halk yardım kampanyasına bütün imkânlarını seferber ederek katıldı. Şeyh İzzettin Kassam ve yetiştirdiği mücahitler Ömer Muhtar’a yardım için deniz yoluyla Trablusgarb’a ulaşmak üzere İskenderun’a geldi, ancak kırk gün kadar beklemelerine rağmen yola çıkamadılar. O zamanki Suriye hükümeti, mücahitleri geri çağırma emri çıkararak cihada katılmalarını engelledi.

Filistin’de Cihada Hazırlık

Şeyh İzzettin Kassam sömürgeci güçlerin ve onlarla işbirliği içindeki Siyonistlerin Filistin üzerindeki oyunlarının tehlikeli boyutlara geldiğini gördüğünden beraberindeki bazı mücahitlerle birlikte 1921′de Filistin’e gitti.

Hayfa’ya yerleşti ve burada hem öğrenci yetiştirmekle, hem de halkı İslâmi yönden şuurlandırmak için vaaz ve irşad çalışmaları yapmakla meşgul olmaya başladı. Vaazlarında genellikle Siyonist tehlike üzerinde duruyor, halkı bu tehlikeye karşı uyanık olmaya çağırıyor ve cihada teşvik ediyordu.

Sadece vaaz ve irşad yoluyla insanları cihada hazırlamakla yetinmeyerek kendisi de bilfiil hazırlıkları başlattı. Bu hazırlık döneminde bir yandan samimi bir şekilde cihada katılacak eleman yetiştiriyor bir yandan da teçhizat ve maddiyat temin etmeye çalışıyordu. İzzettin Kassam, talebelerinden ve halkın içinde kendisine bağlı Müslümanlardan “askeri bir birlik” kurdu. Bu birliğe Şeyh Kassam’ın ismine nispetle “Kassamiler” deniyordu.

Kassamiler Hayfa’da ve Filistin’in kuzeyinde çok başarılı mücadeleler verdiler. Bundan dolayı da Müslümanların nazarında büyük bir şerefleri ve değerleri vardı. İngilizlerin gözlerini korkutmuş ve Siyonist yahudilerin kalplerini titretmişlerdi. İzzettin Kassam’ın mücahitleri, çalışmalarını öyle gizli yürütüyorlardı ki İngilizler ne kadar uğraşsalar da bir türlü izlerini bulamıyordu.

Cihad Fitilinin Ateşlenmesi

1931′e gelindiğinde cihadın fiilen başlatılması için hazırlıklar son merhalesine gelmişti. Bu arada İzzettin Kassam’la, Kudüs’teki Kurtuluş Hareketi arasında irtibat da tamamlanarak güç birliği sağlanmıştı. Halk bir şeyler sezmeye başlıyor, havada gerginliklerin olduğunu anlayarak içten içe olabilecek kıyam için kendini hazırlıyordu.

5 Nisan 1931′de fiilen cihad başlatıldı ve bu tarihte İzzettin Kassam’ın mücahitleri el-Yecur’a düzenledikleri bir saldırıda bazı işgalci İngilizleri ve onlarla işbirliği içindeki üç Siyonisti öldürdüler. Bu olayın arkasından gerek İngiliz işgalcilere ve gerekse onların getirip Filistin topraklarına yerleştirdikleri Siyonist teröristlere karşı çeşitli eylemler gerçekleştirildi.

Şeyh İzzettin Kassam’ın başlattığı bu kıyam, Filistinlilerin İngilizlere karşı başlattığı altıncı kıyam olarak yerini alıyordu.

Şehit Edilmesi

İngiliz işgalciler İzzettin Kassam’ın verdiği cihattan ciddi şekilde rahatsız oluyor; onu ortadan kaldırmak ve birliğini dağıtmak için yoğun çaba harcıyorlardı.

İzzettin Kassam, 1935′te beraberindeki bazı mücahitlerle birlikte silah eğitimi için Cenin yakınlarındaki Ya’bed dağına çıktığı sırada İngiliz işgalcilere casusluk yapan biri tarafından yeri ihbar edildi. İngiliz işgalciler 500 kişilik mücehhez birlikle onu karadan ve havadan muhasaraya aldılar. Kendisine teslim olması çağrısında bulundular. Ancak Kassam ve beraberindekiler işgalcilere teslim olmayı değil karşı koymayı tercih ettiler. Bu kuşatma esnasında Şeyh Kassam’ın beraberinde sadece 14 mücahit bulunuyordu.

Çatışma şafağın sökmesinden önce başlayıp sabahın onuna kadar sürdü. 19 Kasım 1935 tarihinde meydana gelen bu çatışmada Şeyh İzzettin Kassam, Şeyh Yusuf Abdullah, Şeyh Ömer Hasan Sa’di ve Hanefi ismiyle tanınan Mısırlı bir mücahit şehit edilirken diğer mücahitler İngilizlere esir düştüler.

Daha sonra esirler askeri mahkemede yargılanarak iki ile on beş yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldılar. Şeyh Kassam ve arkadaşlarının şehadeti Müslümanları hüzne boğmuştu. Cenaze namazları on binlerce Müslüman tarafından kılınarak “Bacur” şehitliğine defnedildi.

Şehit Kassam’ın cenazesine büyük bir kalabalık katıldı. İngilizler böyle bir kalabalığı o güne kadar hiç görmediklerinden, korkuya kapıldı ve topluluğu dağıtmak istediler. Ancak işgalcilerin bu girişimleri üzerine İngiliz askerleriyle Müslümanlar arasında çatışma çıktı. Bu çatışmada hem Müslümanlardan hem de İngiliz askerlerinden yaralananlar oldu. Şeyh Kassam ve arkadaşlarının yerini ihbar eden casus ise daha sonra mücahitler tarafından öldürüldü.

Şahsiyeti ve Yaşantısı

Şeyh İzzettin Kassam ilmiyle, takvasıyla, cesaretiyle, kararlılığıyla ve İslâmi duyarlılığıyla kendinden sonra gelenlere örnek olmuştur. Çok ibadet ederdi. Namazı cemaatle kılmaya düşkündü. Teheccüt namazına devam ederdi. Namazdan sonra Allah’ı çokça zikreder ve çoğunlukla oruçlu olurdu.

Suriye’den Filistin’e altı kardeşiyle birlikte gelmişti. Ailesiyle beraber bir evde kalıyor ve beraberce yiyip içiyorlardı. Batı medeniyetinin getirdiği şatafatlı şeylere iltifat etmiyor, bilakis onlardan tiksiniyordu. Evinde çok gerekli ihtiyaç maddelerinden başka bir şey yoktu. Hatta bir halı, bir divan bile bulunmuyordu. İhtiyaçlarını genellikle ucuz ve külfetsiz şeylerden temin etmeye çalışıyor, eline geçen gelirin kalanıyla da cihad için silah alıyordu.

Hem Şeyh İzzettin Kassam’ı hem de onun çağdaşı olan Ömer Muhtar gibi önderleri ölümsüz kılan onların Resulullah ve sahabesinin hayatına benzer bir hayatı tercih edip onlar gibi İslam’ı yaşamak için gayret göstermeleriydi.

Peygamber efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Ümmetimde iki sınıf vardır. Onlar ıslah olduklarında ümmetin tümü ıslah, ifsad olduklarında ümmetin tümü ifsad olur. Bunlar âlimler ve yöneticilerdir.”

Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #42 : 22 Ağustos 2011, 10:15:35 »



Molla Ali Elbahadır

Bir Direnişle Şehadeti Seçti

90`lı yıllarda Bölge`de mürted örgüt dinini öğrenmek isteyen halka kin kustu, onlarca âlim ve imamı şehid etti. Bu imamlardan biri de Molla Ali Elbahadır`dır. 23 Ağustos 1992 yılında PKK tarafından kaçırılarak, şehid edilen Molla Ali`nin hayatını araştırdık. 


90`lı yıllarda Bölge’de mürted örgüt dinini öğrenmek isteyen halka kin kustu, onlarca âlim ve imamı şehid etti. Bu imamlardan biri de Molla Ali Elbahadır’dır. 23 Ağustos 1992 yılında PKK tarafından kaçırılarak, şehid edilen Molla Ali’nin hayatını araştırdık.

Molla Ali Elbahadır Kimdir?


1961 yılında Bingöl’ün Yamaç ilçesinde dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Molla Ali Elbahadır, Diyarbakır İmam Hatip Lisesi’nden mezun olur ve imamlık yapmaya başlar. İlk olarak Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde üç yıl görev yapar. Daha sonra Diyarbakır’ın Eğil ilçesine bağlı Taşdım (Musya) Köyüne, oradan da 1989 yılında Eğil Merkez Fevziye Camii’ne atanır. Şehid Molla Ali’nin 3 oğlu ve bir kız çocuğu vardır. İmam olduğu dönemde yani 23 Ağustos 1992 yılında Bingöl’e taziyeye giderken, Diyarbakır Bingöl karayolu Lice İlçesi (Dêra Raş) mevkiinde, Jandarma Karakolu’nun 500 metre ilerisinde PKK tarafından yolu kesilir, sırf sakallı olduğu için otobüsten indirilerek götürülür. Sonradan imam olduğu öğrenilince, ondan inandığı değerlere küfretmesi istenir ancak Molla Ali, inandığı değerlerden taviz vermez. Bunun üzerine Molla Ali çok ağır işkencelere maruz kalır ve sonunda şehid edilir.

2 Otobüs ve 6 Taksiyle Aramaya Çıktılar

Şehid Molla Ali Elbahadır’ın akrabası, yakın arkadaşı ve komşusu olan Necmettin Alaş, Molla Ali’nin kaçırıldığı duyulduktan sonra yakınları ve sevenleriyle beraber aramaya çıktıklarını söyledi. Diyarbakır Kupik İş Hanından 2 otobüs ve 6 taksi ile saat: 05.00’te yola çıktıklarını anlatan Alaş, Hani, Lice ve Bingöl ayrımına gittiklerini ve bölgeye dağıldıklarını söyledi.

İşkenceye Rağmen İnancından Taviz Vermedi


Alaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizler gruplara ayrıldık ve aramayı başlattık. En azından mübarek naaşını bulmak istiyorduk. Dağ yoluna doğru yüzümüzü çevirdik ve dağ yolunda ilerledik. Yedi kişilik bir grup idi. Biraz yürüdükten sonra önümüze iki PKK’lı çıktı ve silahları bizlere doğrultarak, ‘nereye’ diye sordu. Bizde durumu anlattık ve cenazeyi istediğimizi söyledik. PKK’lılar daha sonra bizleri bir eve götürdü ve telsizle birileriyle konuştu. Bir arkadaşımız ‘Seyda’mızı niye öldürdünüz, ne istediniz?’ diye sorunca PKK’lı şunları söyledi: ‘Sakallı olduğu için aldık ve sonra imam olduğunu öğrendik. Serbest bırakmak şartıyla ondan inandığını inkâr etmesini istedik, yapmadı. Hizbullah’a küfür etmesini istedik; küfür etmedi. İşkence yaptık ama kâr etmedi. Biz de öldürdük’ dedi. O arkadaşımız sinirlendi. Bunun üzerine PKK’lılar tekrar telsizi aldı ve ‘Bunları öldüreyim mi?’ dedi. Ancak telsiz çalışmadı, bunun üzerine bizleri alıp üstlerinin yanına, yani Molla Ali’nin şehid edildiği yere götürdüler.”

Rus Bağı…


Mübarek naaşını gördüğünde şok geçirdiğini belirten Alaş, bunun tek adı vahşet olduğunu söyledi. Alaş, “Şehid Molla Ali’nin elleri Rus bağı dedikleri şekilde bağlanmıştı. Çok ağır işkence yapmışlardı, kolları kırılmıştı ve vücudun her tarafında mermi izleri vardı. Çok yakın mesafeden ateş edilmişti, bir mermi sağ gözüne isabet etmiş ve başının arka tarafından çıkmıştı, bir kuşun da kalbinin üstüne… Kanlar içinde her tarafı şişmiş öylece yatıyordu. Hemen şehidin naaşını aldık ve Diyarbakır’a getirdik. Akşam olmuştu, şehidin naaşını Dicle Üniversitesi’nin morguna kaldırdık, savcı geldi ve daha sonra otopsiye aldılar. Sabah ise şehidimizi alarak, Ali Pınar mezarlığında defnettik. Cenaze törenine binlerce seveni katılmıştı, tekbirler yeri-göğü inletiyordu” diye konuştu.

İrşad Çalışmaları…


Şehid Molla Ali’nin irşad çalışmalarına çok önem verdiğini belirten Alaş, gittiği her yerde İslam’ı anlattığını ifade ederek şöyle konuştu: “Molla Ali, köy köy gezip İslam’ı anlatırdı. Birçok zaman yanındaydım. Bir gün Lice’ye gittik, orada inşaatlarda çalışmaya gelen 15 inşaat işçisiyle sohbet etti. Bölge halkı Molla Ali’yi çok sever, sayardı. Bu yüzden sözü geçerdi. Onun boş zamanı yoktu, sürekli insanlara nasihatler ederdi. Bir gün birisi Molla Ali’ye bir soru sordu. Hocam herkes ölülerine şehid diyor, şehid kimdir? dedi. Seyda ise ‘Allah ve Resulüne iman eden ve bunun için mücadele ederken ruhunu rabbine teslim edenlere şehid denir. Nitekim Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerimde; ‘Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, bilakis onlar diridirler, fakat siz anlayamazsınız’ diyor.”

Hz. Bilal Gibi Yaşadı


Molla Ali’nin en çok Hz. Bilal-i Habeşi’yi anlattığını belirten Alaş, “Bölgede ve özelikle 92 yılında PKK var gücüyle dindarlara saldırdığı için Molla Ali, sürekli Hz. Bilal-i Habeşi’nin çektiği sıkıntıları anlatırdı. Bu dönemde herkesin Bilal gibi cesur ve inandığından asla taviz vermemesi gerektiğini anlatırdı. Şimdi düşünüyorum da Molla Ali de Hz. Bilal gibi inancından taviz vermedi ve şehid oldu. İşkence altında bile inkârı asla düşünmedi. Bilal gibi cesur idi” dedi.

İlim Okuyun ve Okuduğunuzu Yaşayın


Gerek akrabaları ve komşuları olsun veya Eğil halkı olsun Molla Ali’yi çok sevdiklerini anlatan Alaş, küçük ile küçük, genç ile genç, büyük ile büyük, yaşlı ile yaşlı olduğunu söyledi. Şehid Molla Ali’nin İslam’ı anlatan ve yaşayan biri olduğunu anlatan Alaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Molla Ali, Peygamberimizin ahlakıyla ahlaklanmıştı. Bu yüzden onu kıskanırdım. Toplumun İslam’ı yaşayabilmeleri için elinden gelen gayreti gösteriyordu. Boş zamanlarında sürekli çocuklara Kur’an-ı Kerim dersi verirdi ve bizlere şu tavsiyede bulunurdu: "İlim okuyun ve okuduğunuzu yaşayın." Kendisi de hem ilim okur, hem de yaşardı…"

Gece Namazı Zafer Getirir

Şehid Molla Ali’nin oğlu Abdullah Elbahadır ise babasının şehadeti çok arzuladığını söyledi. Elbahadır, “Annem `neden bu kadar şehid olmak istiyorsun, hem sen ölürsen bize kim bakacak `diyordu. Babam ise `eğer ben bir gün şehid olursam arkamda 3 mücahit bırakıyorum` dedi. Babam çok şefkatli ve merhametli idi, namazına çok düşkün idi. Gece namazlarına kalkar, sabah namazında da camiye giderdi. Babam gece namazlarının zafer getireceğine inanıyordu. 90’lı yıllarda ortam gergin olduğu için annem babama ‘sabah namazına gitme!’ diyordu; babam ise `eğer ben camiye gitmesem bunun hesabını yarın Allah’a nasıl vereceğim` derdi. Bir babanın evladına verebileceği en güzel hediye şehadettir derdi, kendisi de en çok arzuladığına kavuştu. Bizler babamı kaybettik, ama bu bizim için kayıp değildir. Babamın şehadetiyle birçok insan gaflet uykusundan uyandı” diye konuştu.

Çok Zeki, Çevik ve Atılgandı


Şehid Molla Ali Elbahadır’ın abisi Fahrettin Elbahadır ise kardeşinin asla bir cahiliye hayat yaşamadığını, ömrünün İslam ile geçtiğini ve bu yolda şehid olduğunu söyledi. Küçük iken çok zeki olduğunu söyleyen Fahrettin Bey, özelikle Kur’an-ı Kerim`i kısa bir sürede bitirdiğini ve okula gittikten sonra da sürekli 100 puan aldığını söyledi. Çevik, atılgan ve gözünün gördüğü hiçbir şeyden korkmayan bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Fahrettin Bey, çevredekilerin zekâsına hayran olduklarını söyledi. Fahrettin Bey, “Kardeşim küçüklükten beri güzel ahlaklı, kimseyi incitmeyen veya incitmeyi istemeyen birisiidi. Değişik medreselerde ilim okudu, çocukları çok sever, onlara İslam’ı anlatırdı” dedi.

Görevini Yaptığı İçin PKK Tarafından Tehdit Edildi


Diyarbakır İmam Hatip Lisesinden mezun olduktan sonra imam olduğunu ve ilk olarak Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı bir köye atandığını ifade eden Fahrettin Bey, abdest almayı dahi bilmeyen köylülere namaz kılmayı, Kur’an-ı Kerim`i öğrettiğini söyledi. Daha sonra kardeşinin Diyarbakır’ın Eğil ilçesine tayin edildiğini belirten Fahrettin Bey, imam olduğu camide Molla Ali`nin çocuklara Kur’an dersi vermeye başladığını söyledi. Fahrettin Bey, “Kardeşim artık vaktinin büyük bölümünü camide, çocuklara Kur’an dersi vermekle geçiriyordu. Kısa bir sürede yüzlerce öğrencisi oldu, tabi bu mürted örgütün zoruna gitti. İlk olarak birini yolladılar ve daha sonra bizzat kendileri kardeşimin yanına giderek, tehdit ettiler. Çocuklara Kur’an-ı Kerim dersinin verilmesinden oldukça rahatsız olmuşlardı. Kardeşim ise tehdit eden PKK’lılara nasihatler ederdi. Gittikleri yolun yanlış yol olduğunu söylüyordu.”
 

Şehid Olacağını Biliyordu


Kardeşinin şehid olmadan 3 gün önce Diyarbakır’a geldiğini belirten Fahrettin Bey, tüm akrabalarını gezerek şehid olacağını ve halellik dilediğini söyledi. Fahrettin Bey, “Son günlerinde çok dalgın idi ve sürekli şehid olacağını ifade ediyordu. 3 gün sonra bir yakınımız vefat etti ve o da taziyesine gitmek için köye gidecekti, ancak yolu kesildi, işkenceler edildi ve şehid edildi. Allah şehadetini kabul etsin. Benim kardeşim cahiliye bir hayat yaşamadı” diye konuştu.

Şehidin Bazı Tavsiyeleri…

Fahrettin Bey, son olarak kardeşinin dilenden aklında kalan bazı tavsiyeleri bizimle paylaştı: Molla Ali, örneğin bir çay bahçesine oturduğu zaman hemen İslam’ı anlatmaya başlardı, bazıları onun sözünü keserdi. Kardeşim ise boş sözlerden Allah’a sığınmasını isterdi. Onun dilenden boş bir söz çıkmazdı ve herkesin boş işlerden yüz çevirmelerini isterdi. İslam için başınız bile gitse asla taviz vermeyin, derdi. Dininize sahip çıkın ve çokça çalışın. Namazını dost doğru kılın ve elinizden geldiği kadar teheccüt namazını kılın. Gecenin karanlığında dua edin, derdi. Molla Ali, bir İslam davetçisinin yapması gereken her şeyi yapardı ve çokça dua ederdi.
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #43 : 28 Ocak 2012, 23:13:37 »

Şehid Hacı Adem

Hacı Adem, ibadetlerine düşkün, pazartesi ve perşembe oruçlarını tutan, teheccüd namazı kılan, komşuları tarafından sevilen, kimseyi incitmeyen, insanların kendisinden hep iyilik gördüğü, fakir ve yetimlere şefkat elini uzatan zamanın velisiydi
Hacı Adem Akın, 1930 yılında Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Xane (Arı köy)’de dünyaya geldi. Hacı Adem, üç erkek ve bir kız kardeşinin en büyüğüdür. 16-17 yaşlarına gelince babası vefat etti, bunun üzerine ailenin yükü omuzlarına bindi. Bir süre sonra kız kardeşi vefat etti. Kendisi babasının vefatından iki sene önce dayısının kızı Cemile ile evlenmişti. Kardeşleri Sadık ve Hamit’i zor şartlar altında evlendirdikten sonra askere gitti. Hacı Adem,  köydeki bir takım husumetlerden dolayı 1975 yılında beş çocuğuyla Mardin’in Kızıltepe ilçesine yerleşti. Mahalle arasında açtığı bakkaliye dükkanı ile geçimini sağlamaya çalışan Hacı Adem, zaman zaman mevsimlik işçi olarak Batı taraflarına gidip geldi. 1986 yılında çok arzuladığı hac vazifesini icra etti.

EŞİ CEMİLE TEYZE’NİN DİLİNDEN
Allah’a şükür ben eşimden hep iyilik ve şefkat gördüm. Eşim helal rızık peşinde koşardı. İslam’ı dert edinen şuurlu Müslümanları tanıdıktan sonra daha fazla ibadetlerine önem verdi. Artık sünnet oruçlarını kaçırmaz, az uyur ve hep Müslümanlara dua ederdi. Elhamdülillah benim eşim Allah için vuruldu ve ben ondan razıyım, Rabbim de ondan razı olsun inşAllah.

OĞLU SELİM’İN DİLİNDEN
Babama köy muhtarlığı teklif edildi lakin kendisi sorumluluk ve hassasiyet gerektiği için bu işi kabul etmedi. Babam, köyde ve köyde veya arasında bir kavga veya bir tartışma olduğu zaman hemen aralarına girip onları barıştırma adına yemek yapıp davet ederdi. Köylüler ve civardakiler onu sever ve saygı gösterirlerdi. Yanına gelen fakir ve dilencileri akşamleyin evine misafir ederdi. Meyve aldığı zaman mahalledeki çocuklara dağıtıp öyle eve gelirdi. Kendisine, “Baba! Sen bize meyve almamış mıydın” diye sorduğumuzda şöyle cevap verirdi; “Oğlum! Mahalledeki çocuklar önüme geldiler,dayanamadım onlara dağıttım.”

Mahallede kimsenin bakmadığı bir yetim çocuk vardı, babam ona bakıp sahip çıkardı. Tüm çocuklar büyük küçük herkes ona baba derdi. Kendi çocuklarına karşı çok şefkatli ve merhametliydi. Akrabalar arasında herhangi birisi hastalandığı zaman hemen onun ziyaretine giderdi. O her zaman pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı. Hemen hemen her gece teheccüd namazına kalkardı. Bazen gecenin yarısında kalktığım zaman bakıyordum babam namazdadır ve o kadar ağlıyordu ki sanki bir ölünün arkasından ağlıyor gibiydi. Gece namazlarında çok dua ediyordu.

YEĞENİ ABDULKADİR DAĞLI’NIN DİLİNDEN 
Dayım Hacı Adem, Köyde herkes tarafından çok sevilirdi. İki kişi kavga etse mutlaka onları barıştırırdı yoksa rahat etmezdi. Dayım Hacı Adem, akrabalarına şefkat ve sevgisi çoktu, akrabalarından her hangi birisi hastalanır veya sıkıntıya düşse bütün imkanlarını seferber ederdi. Dayım, şahsına yapılan hakareti affederdi. Onun hayâsı, terbiyesi, ahlakı, huyu Hz.Osman’ın hayatına benzerdi. Dayım, bütün dünya Müslümanlarına dua ederdi.

YEĞENİ FESİH DAĞLI’NIN DİLİNDEN
Dayım Hacı Adem, şehid olmadan önce bir dükkan açmıştı. Şehid olacağı gün evden ayrılınca ailesine; bu gün dükkanı açıp bir daha açmayacağını söyledi, sanki şehid olacağını biliyordu. O gün oruçluydu ve kanlı elbiseleriyle şahadet şerbetini içerek Rabbine kavuştu.

Dayım Hacı Adem, dindar insanlarla oturup kalkar, İslami sohbetlere katılırdı. Bu yaşantısı mürted örgütün zoruna gitti ve örgüt tarafından tehdit edildi ama o bu tehditlere aldırış etmedi, İslami kimliğinden taviz vermedi. Örgüt tarafından takibe alındı ve nihayetinde 3 Ocak  1993’te dükkândan eve dönüşü sırasında Perşembe günü oruçlu iken PKK’nin iki kurşunuyla başından vurularak şehit edildi. Şehit olduğu gün onu tanıyan bütün Kızıltepeliler o akşam babaları gibi sevdikleri Hacı Adem için yas tutup ağladı. Allahu Teala onun şehadetini kabul etsin ve bizleri onun şefaatinden mahrum etmesin, amin.       

OĞLU EMİN AKIN’IN DİLİNDEN
Rahmetli babam küçüklüğünden beri İslami duyarlılığı ve hassasiyetiyle bilinen adil ve hiç kimseyi incitmeyen kişiliğiyle biliniyordu. Gençliğini köyde geçirdikten sonra Kızıltepe’ye yerleşmiş, daha sonraları ailesini alarak yıllarca Batı illerinde orman işlerinde helâl rızık kazanma peşine düştü. Babam bütün çocuklarına yedi yaşından itibaren namaz kılmayı ve temel dini bilgileri öğretti. Kendimi bildim bileli hep sünnet oruçlarını tutuyor ve gece namazlarını kılıyordu. Bize güzel örnek oluyordu.

Babamın başka bir özelliği de fakirlere düşkünlüğü ile biliniyordu. Sokaklarda bulduğu fakirleri eve getirerek onlara yiyecek, giyecek verip akşam da onları misafir ederdi. Hatta hiç unutmuyorum, bir gün sokakta bulduğu bir fakiri evimize getirmişti. Fakir adam babama, “ben hastayım” demişti. Babam da ona ilaç getirip sabaha kadar başında beklemişti.

Babam çarşıdan eve gelince cebinde bolca bozuk para bulundurur önüne gelen çocuklara para verirdi. Bütün çocuklar ona “baba” diyorlardı. Bu yönleriyle bütün mahallenin gönlünü almıştı. Hatta çevremizdeki PKK’lılar dâhi onu çok seviyorlardı. Şehit edildiği gün birçok PKK’lı evimize gelerek “babamızı şehit ettiler” dediler.

Babamın başka bir yönü de komşularla olan ilişkileriydi. Komşuları bir emanet olarak görür onlara kendi evine baktığı gibi bakardı. Muhakkak akşam yemeklerini onlarla paylaşırdı.  Kısacası bir şehitte bulunan bütün özellikler ondaydı.             
Her gün evden çıkınca sanki geri gelmeyecek şekilde çıkıyordu. Bazen vedalaşıyordu bazen de buruk olarak ayrılıyordu. Şehit olacağı gün de sanki kendisine ayan olmuştu.

YAKIN DOSTU DAVUT ASLAN’IN DİLİNDEN
Şehid; dürüst, ahlâklı, hiç kimseyi kırmayan, karıncanın dahi ondan rahatsız olamadığı bir ahlâka sahipti. Misafirperverdi. Her zaman insanlar arasında sulhu isteyen birisiydi.

Hatta bir seferinde şöyle demişti:
“İnsanlar bana ateş etseler de vurulmasam da onlara diyeceğim sadece; “haydi gidin gidin” olacaktır” demişti.
Şehid her zaman Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutardı. Ayrıca şehid olacağı gün de oruçluydu. İftar için kendisine altı pide ekmeği almıştı. Aldığı pide ekmekleriyle orucunu açacaktı (şehid düştüğünde, pide ekmekleri kanlar içindeydi). Rezzak olan Allah onun şehadetle orucunu açmasını diledi ve şehadet şerbetiyle orucunu açtı. Rabbimiz bizi onun şefaatinden mahrum etmesin.

KARDEŞİ HACI HAMİD AKIN’IN DİLİNDEN
Abim Hacı Adem, biz daha Xane köyünde iken babam vefat ettiğinden babalık sorumluluğunu üstlenmişti. Bize çok iyi ve şefkatli davranıyordu. Abim köyde herkes tarafından seviliyordu. Abim adeta meleklerin ahlakına sahipti. Zararsız ve herkese hayır duasında bulunan birisiydi. Biz Kızıltepe’ye geldikten sonra bile bütün ailevi kararları ona danışmadan almazdık. Şehid oluncaya kadar ben bir kardeş olarak hep abimden razıydım. Şehid olduktan sonra bile akrabalar ve köylüler hem şaşırıp hem üzülmüşlerdi. Çünkü Hacı Adem bir karıncayı bile incitemez iken nasıl mermiyle şehid edilirdi.

YENGESİ FATMA HANIM’IN DİLİNDEN
Hacı Adem, bana ve aileme karşı oldukça babacan davranırdı. Biz ondan hep iyilik görürdük. Asla katı ve kaba değildi. Ona ne kadar haksızlık yapılsa da o hep affederdi.

TORUNU ABDULLAH AKIN’IN DİLİNDEN
Şehadet günü ve şahadet anını anlatayım. 03.01.1993 Pazartesi günü dedem her zamanki gibi oruçluydu. Zaten dedem haftanın pazartesi ve perşembe günleri oruçlu geçirirdi. Bunu bir vird hâline getirmişti. Sabah erkenden dükkânı açmıştı. Ben de okuldan geldim. Zaten her gün dükkâna gidip ona yardım ederdim. Yine öyle bir gün akşam ezanına yarım saat kala dükkânı kapatıp bizim ev komşumuz aynı zamanda dedemin beraber hacca gittiği arkadaşı “Hacı Hatip’ i ziyaret edelim” dedi. Hacı Hatip’ i ziyaret ettikten sonra ben, dedem ve Hacı Hatip beraberce eve doğru yürüyorduk. Eve 500 metre kala mürted örgüt elemanı dedeme iki el ateş edip kaçtı. Baktığımda dedem yerdeydi ve kanlar içerisindeydi. Ben dedemin üzerine kapanıp ağlamaya başlamıştım ve dedemin kanı üzerime sıçramıştı. O zamanlar 9 yaşında olduğum için şok geçirdim ne yapacağımı bilmiyordum. Dedem oruçlu bir şekilde ruhunu Rahman’a teslim etmişti. Dedemin başını kaldırdığımda yüzünde bir gülümseme ifadesi vardı, dedem gülümsüyordu. Yüce Allah şehadetini kabul etsin, bizi şehitlerin şefaatinden mahrum eylemesin.



Şehid Heci Adem
Ey ixtiyârê xwedyê ğiret u şerefê
Ey Heci Adem xwedyê wan muye vek berfê
Şehidi li wan muyê tey sipi pirozbê
Me soze bi wan muwara na hêlin wê heyfê
Li ber neyarê İslamê te kişand xiret
Bi wê ixtiyariyê li ber wan nekir minnet
Hetta şehid buyî li Kiziltepe bi ‘izzet
Me soze em vê dünyê li düjmin bikin wek şevê
Heci Adem bi dinê Xwuda ra sadık bu
Bi hizba Xweda ra heval u muwafık bu   
İnsanek hekkî ji şehidyera aşik bu
Rojeki ji xayina nekir e tirs u xewf ê
Bira  xayin bi zanibin ümmeta Muhammed
Da’va İslam u Qur’an ê bernadin bi ebed
Vê tebliğ u cihad kin hetta biminin yek fert
Ji kafir u xayina ra na hêlin ve keyfê   
Bi mêr u jin u zarok u kal u ciwana
Mizgin disa seri hildane Müslümana
Li kafira teng kirine ‘erd u asimana
Teqandin hebana wayi püf dayi ji puffê   

Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
Sayfa: 1 ... 3 4 [5] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
ŞEHADET... Resimler ve flashlar isimsiz12 2 221 Son Mesaj 08 Nisan 2009, 21:53:30
Gönderen: isimsiz12
şehadet Resimler ve flashlar isimsiz12 2 263 Son Mesaj 18 Nisan 2009, 21:44:51
Gönderen: isimsiz12
tek yol şehadet Resimler ve flashlar isimsiz12 5 344 Son Mesaj 13 Mayıs 2009, 21:19:24
Gönderen: isimsiz12
GEL ŞEHADET CAN ŞEHADET = beni anlatan çok sevdiğim bir nesheed -VİDEO- Türkçe Eserler ramazan u. 1 748 Son Mesaj 06 Ağustos 2009, 20:19:20
Gönderen: ramazan u.
Munacaat-ı Şehadet(Şehadet Duası) Dua penceresi Mahya 2 272 Son Mesaj 05 Ocak 2010, 22:46:45
Gönderen: mizgina_islam_
Şehadet, Şehadet Özlenen Duygusun.. Şiir Pınarı MUHACİR 3 384 Son Mesaj 17 Şubat 2011, 09:13:25
Gönderen: yas gülü
TAŞINDI: Şehadet !... ve Şehidlerimiz !... Serbest Bölüm têkoşîn 0 113 Son Mesaj 08 Temmuz 2011, 12:44:48
Gönderen: têkoşîn